EduMiXX Hukuk HMGS

Borçlar Hukuku › Başlık 5 / 54

Sözleşmenin İçeriği ve Geçersizlik

21 Hâkimlik 2 HMGS Sorusu

Hızlı özet

Sözleşme usulünce kurulmuş olabilir ve yine de hüküm doğurmayabilir. Kurulma aşaması irade açıklamalarının uyuşmasına bakar; bu başlık ise bir adım sonrasını sorar: sözleşmenin içeriği hukuk düzeninin izin verdiği sınırlar içinde mi?

Çerçeve

  • İçerik Serbestisi ve Sınırları
  • Kesin Hükümsüzlük Sebepleri
  • Kısmi Kesin Hükümsüzlük
  • Kesin Hükümsüzlüğün İleri Sürülmesi ve Sonuçları
  • Tahvil: Geçersiz İşlemin Çevrilmesi
  • Yokluk, Askıda Hükümsüzlük ve İptal Edilebilirlik Ayrımı
  • Muvazaa ve Türleri
  • Muvazaanın İspatı ve Üçüncü Kişilere Etkisi

Tanımlar ve Şartlar

  • Sözleşme özgürlüğünün görünümleri — yapma ve yapmama, karşı tarafı seçme, tip (kanundaki türleri kullanma, birleştirme ya da yeni tür yaratma), içerik, şekil ve kurulmuş sözleşmeyi değiştirme veya sona erdirme özgürlüğü.
  • Emredici hükme aykırılık — tarafların aksini kararlaştıramayacağı bir kuralın çiğnenmesi. Yedek hükme aykırılık yaptırımsızdır; ayrım hükmün amacına bakılarak yapılır.
  • Ahlaka aykırılık genel ahlak anlayışıyla bağdaşmayan edimleri, kamu düzenine aykırılık toplumun temel düzenini sarsan içerikleri kapsar.
  • Kişilik haklarına aykırılık — kimse özgürlüklerini hukuka veya ahlaka aykırı olarak sınırlayamaz. Tam ehliyetsizin işleminde dayanak Borçlar Kanunu değil TMK'dır; geçerlilik şekline uyulmadan kurulan sözleşme hüküm doğurmaz (TBK m. 12).
  • Kesin hükümsüz sözleşme baştan itibaren hiçbir sonuç doğurmaz; sonradan geçersiz hâle gelmez, hiç geçerli olmamıştır.
  • Mutlak muvazaa — görünürdeki işlemin arkasında hiçbir işlem yoktur; taraflar aslında hiçbir şey yapmak istememiştir. Alacaklılardan mal kaçırmak için yapılan görünürdeki satış böyledir. Görünürdeki işlem kesin hükümsüzdür.
  • Nispi muvazaa — görünürdeki işlemin arkasında gerçekten istenen bir gizli işlem vardır. Burada görünürdeki işlem hükümsüzdür, gizli işlem ise kendi geçerlilik şartlarını taşıyorsa ayakta kalır.

Kurallar

  • Taraflar bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler (TBK m. 26).
  • Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür (TBK m. 27).
  • Edimin bir kısmı imkânsızsa kısmi imkânsızlık söz konusudur ve kısmi hükümsüzlük kuralı işler: sözleşme mümkün olan kısım bakımından ayakta kalır; ancak hükümsüz kısım olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa tamamı kesin hükümsüz olur (TBK m. 27/2).
  • Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın gerçek ve ortak iradeleri esas alınır (TBK m. 19).

Karşılaştırma

Ne zamanKim ileri sürerSonradan düzelir mi
Yoklukkurucu unsur eksikhâkim resen · herkeshayır, işlem hiç doğmamıştır
Kesin hükümsüzlükTBK m. 27'deki sebepler, ehliyetsizlik, şekle aykırılıkhâkim resen · ilgili herkeshayır, icazet düzeltmez
Askıda hükümsüzlüksınırlı ehliyetsizin izinsiz işlemiilgililerevet, onayla geçerli olur
İptal edilebilirlikirade bozukluğu, aşırı yararlanmayalnız korunan tarafiptal edilmezse geçerli kalır

Sınav Notu

  • Bir hükmün emredici mi yedek mi olduğu metninden değil amacından anlaşılır: kamu düzenini, ahlakı, kişilik haklarını ve zayıf tarafı koruyan hükümler emredicidir.
  • Ahlaka aykırılık tarafların değil, toplumun genel anlayışına göre ölçülür; süresiz ve sınırsız rekabet yasağı ise kişilik haklarına aykırılıktan düşer (TMK m. 23). Edimin bir kısmı imkânsızsa kısmi imkânsızlık vardır ve sözleşme mümkün olan kısım bakımından ayakta kalabilir.
  • Hükümsüzlük davası tespit davasıdır; mahkeme kararı kurucu değil açıklayıcıdır — sözleşmeyi ortadan kaldırmaz, hiç doğmamış olduğunu saptar. Sürekli borç ilişkilerinde ise hükümsüzlük kural olarak ileriye etkili sonuç doğurur; geçmiş dönem fiilî ilişki sayılarak tasfiye edilir, çünkü harcanmış emek geri verilemez.
  • İnançlı işlemde taraflar sonucu gerçekten ister, irade ile beyan arasında uygunsuzluk yoktur ve işlem geçerlidir; muvazaada sonuç istenmez. Ayırt edici soru hep aynıdır: taraflar görünürdeki işlemin sonucunu gerçekten istiyor mu?
  • Muvazaa ile tasarrufun iptali ayrıdır: birincisinde işlem hiç gerçek değildir ve süresizdir, ikincisinde işlem gerçektir ve süreye bağlıdır.
  • Kanunda düzenlenmiş sözleşmeleri birleştirme veya yeni tür yaratma imkânı tip özgürlüğüdür; içerik özgürlüğüyle karıştırılmaz.
  • Kesin hükümsüzlük sebepleri (TBK m. 27): emredici hüküm, ahlak, kamu düzeni, kişilik hakları, konunun imkânsızlığı. Ayrıca ehliyetsizlik ve şekle aykırılık.
  • İmkânsızlık başlangıçta, objektif ve sürekli olmalıdır. Sübjektif imkânsızlık sözleşmeyi geçersiz kılmaz, borca aykırılık doğurur.
  • Kural kısmi hükümsüzlüktür; tamamı ancak o hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa düşer (TBK m. 27). Ölçüt tarafların varsayımsal iradesidir ve "açıkça anlaşılma" düzeyinde arandığı için istisna dardır.
  • Değiştirilmiş kısmi hükümsüzlük: aşırı ceza koşulu ve rekabet yasağı düşürülmez, azami sınıra indirilir.
  • Kesin hükümsüzlükte hâkim resen gözetir, herkes ileri sürer, icazet düzeltmez, süre işlemez. İptal edilebilirlikte dördü de tersidir: yalnız korunan taraf ileri sürer, hak düşürücü süre işler ve süre geçerse sözleşme kesinleşir. Bu karşılaştırma sınavda doğrudan sorulur.
  • Askıda hükümsüzlük: sınırlı ehliyetsizin izinsiz işlemi — onayla baştan itibaren geçerli, retle kesin hükümsüz olur.
  • Tahvil: hükümsüz işlem, başka bir işlemin bütün geçerlilik şartlarını taşıyor ve taraflar bilselerdi onu yapacak idiyse o işlem olarak ayakta kalır. Kanunda düzenlenmemiştir; dayanağı tarafların farazi iradesidir. Ders kitabı örneği, bono sayılmayan belgenin adi borç senedi olarak hüküm doğurmasıdır.
  • Muvazaada uygunsuzluk bilerek ve isteyerek yaratılır; yanılmada istenmeden doğar. Ayırt edici sözcük budur.
  • Mutlak muvazaada arkada işlem yoktur; nispi muvazaada gizli işlem kendi şartlarını taşıyorsa geçerlidir. Nispi muvazaa nitelikte, bedelde ve tarafta görülür.
  • Muvazaayı taraflar yazılı delille, üçüncü kişiler her türlü delille ispat eder.
  • Borçlu, yazılı borç tanımasına güvenen iyiniyetli üçüncü kişiye karşı muvazaa savunması yapamaz (TBK m. 19).

Sözleşme usulünce kurulmuş olabilir ve yine de hüküm doğurmayabilir. Kurulma aşaması irade açıklamalarının uyuşmasına bakar; bu başlık ise bir adım sonrasını sorar: sözleşmenin içeriği hukuk düzeninin izin verdiği sınırlar içinde mi? Sınır aşıldığında hukuk düzeninin verdiği tepki her olayda aynı ağırlıkta değildir ve ayrımları bilmek sınavın doğrudan ölçtüğü konudur.

A. İçerik Serbestisi ve Sınırları

Taraflar bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler (TBK m. 26). Hüküm hem özgürlüğü tanır hem sınırını gösterir; ikisi aynı cümlededir.

Sözleşme özgürlüğü tek bir yetki değil, birkaç yetkinin toplamıdır:

  • Sözleşme yapma ve yapmama özgürlüğü.
  • Karşı tarafı seçme özgürlüğü.
  • Tip özgürlüğü — kanunda düzenlenmiş sözleşmeleri kullanma, unsurlarını birleştirme ya da tümüyle yeni bir sözleşme türü yaratma imkânı.
  • İçerik özgürlüğü — hak ve borçları kanunun izin verdiği ölçüde belirleme.
  • Şekil özgürlüğü ve kurulmuş sözleşmeyi değiştirme veya sona erdirme özgürlüğü.

Sınav bu listeyi tanımdan ayırt ettirerek sorar: kanundaki sözleşmeleri birleştirme ya da yeni bir tür kurma imkânı tip özgürlüğüdür, içerik özgürlüğü değil.

Özgürlüğün sınırını çizen asıl kavram emredici hükümtür. Bir hükmün emredici mi yedek mi olduğu metninden her zaman anlaşılmaz; belirleyici olan hükmün amacıdır. Kamu düzenini, genel ahlakı, kişilik haklarını koruyan ve zayıf tarafı gözeten düzenlemeler kural olarak emredicidir. Yalnız tarafların menfaatini dengeleyen, aksinin kararlaştırılması kimseyi zarara sokmayan hükümler ise yedektir ve sözleşmeyle bertaraf edilebilir. Ayrımın pratik değeri şuradadır: emredici kurala aykırı kayıt baştan itibaren sonuç doğurmaz ve hâkim bunu kendiliğinden gözetir, yedek kurala aykırılıksa hiçbir yaptırım doğurmaz.

B. Kesin Hükümsüzlük Sebepleri

Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür (TBK m. 27). Beş sebep sayılmıştır ve her biri ayrı ayrı yeterlidir:

  • Emredici hükme aykırılık — tarafların aksini kararlaştıramayacağı bir kuralın çiğnenmesi. Yedek hükme aykırılık yaptırımsızdır; ayrım hükmün amacına bakılarak yapılır.
  • Ahlaka aykırılık — genel ahlak anlayışıyla bağdaşmayan edimler.
  • Kamu düzenine aykırılık — toplumun temel düzenini sarsan içerikler.
  • Kişilik haklarına aykırılık — kimse özgürlüklerini hukuka veya ahlaka aykırı olarak sınırlayamaz; aşırı bağlanma doğuran kayıtlar bu sebeple düşer.
  • Konunun imkânsızlığı — sözleşmenin konusu başlangıçtan itibaren, objektif ve sürekli olarak imkânsızsa sözleşme kesin hükümsüzdür.

Son sebebin sınırı dikkatle çizilir. İmkânsızlık objektif olmalıdır: edim herkes için imkânsız olmalı, yalnız borçlu için değil. Borçlunun kendi elindeki bir engel sübjektif imkânsızlıktır ve sözleşmeyi geçersiz kılmaz; sonuç geçersizlik değil, borca aykırılık ve tazminattır. İmkânsızlık ayrıca başlangıçta bulunmalıdır; sözleşme kurulduktan sonra ortaya çıkan imkânsızlık geçersizlik değil, borcun sona ermesi meselesidir.

Kanunun TBK m. 27'de saymadığı iki sebep daha kesin hükümsüzlük doğurur ve dayanakları ayrıdır:

  • Tam ehliyetsizin yaptığı işlem — dayanağı Borçlar Kanunu değil, ehliyete ilişkin TMK hükümleridir.
  • Geçerlilik şekline aykırılık — öngörülen şekle uyulmaksızın kurulan sözleşmeler hüküm doğurmaz (TBK m. 12).

Sebeplerin içeriği de sınırları belli kavramlardır. Ahlaka aykırılık tarafların şahsi değerlendirmesine değil, toplumda genel kabul gören dürüstlük ve namus anlayışına göre belirlenir; aşırı bağlanma doğuran ya da bir kimsenin ekonomik geleceğini bütünüyle ipotek eden sözleşmeler bu ölçütle düşer. Kişilik haklarına aykırılık bakımından dayanak Medeni Kanun'dur: kimse özgürlüklerinden vazgeçemez ve onları hukuka ya da ahlaka aykırı olarak sınırlayamaz (TMK m. 23); süresiz ve konu bakımından sınırsız rekabet yasakları bu sebeple geçersiz sayılır.

İmkânsızlıkta bir ayrım daha vardır. Edimin bir kısmı imkânsızsa kısmi imkânsızlık söz konusudur ve kısmi hükümsüzlük kuralı işler: sözleşme mümkün olan kısım bakımından ayakta kalır; ancak hükümsüz kısım olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa tamamı kesin hükümsüz olur (TBK m. 27/2).

C. Kısmi Kesin Hükümsüzlük

Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur (TBK m. 27).

Kuralın işleyişi iki adımlıdır: önce sakat kayıt ayıklanır, sonra sözleşmenin geri kalanının tek başına ayakta durup duramayacağı araştırılır. Ölçüt tarafların varsayımsal iradesidir — bu kayıt olmasaydı bu sözleşmeyi yine yapar mıydılar? Ölçüt "açıkça anlaşılma" düzeyinde arandığı için kural kısmi, istisna tam hükümsüzlüktür.

Uygulamada üçüncü bir ihtimal daha işler: değiştirilmiş kısmi hükümsüzlük. Burada sakat kayıt bütünüyle düşmez, kanunun izin verdiği azami sınıra indirilir. Aşırı ceza koşulunun hâkim tarafından indirilmesi ve rekabet yasağının süre, yer ve konu bakımından daraltılması bu yolun tipik örnekleridir. Kayıt tümüyle düşseydi korunmak istenen taraf çoğu zaman daha kötü duruma düşerdi.

Genel işlem koşullarında kanun bu kuralın istisnasını getirmiştir: yazılmamış sayılan koşullar dışındaki hükümler geçerliliğini korur ve düzenleyen, o koşullar olmasaydı sözleşmeyi yapmayacağını ileri süremez (TBK m. 22).

D. Kesin Hükümsüzlüğün İleri Sürülmesi ve Sonuçları

Kesin hükümsüzlük en ağır yaptırımdır ve rejimi baştan sona bu ağırlığa göre kurulmuştur:

  • Sözleşme baştan itibaren hiçbir sonuç doğurmaz; sonradan geçersiz hâle gelmez, hiç geçerli olmamıştır.
  • Hâkim hükümsüzlüğü kendiliğinden gözetir; bir savunma olarak ileri sürülmesi gerekmez.
  • Hukuki yararı bulunan herkes ileri sürebilir; taraf olmak şart değildir.
  • Sonradan verilen icazetle geçerli hâle gelmez; sözleşmenin yeniden ve hukuka uygun biçimde kurulması gerekir.
  • İleri sürme hakkı zamanaşımına veya hak düşürücü süreye bağlı değildir.

Hükümsüz sözleşme uyarınca yapılan kazandırmalar sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri istenir. Tek sınır dürüstlük kuralıdır: hükümsüzlüğü ileri sürmek somut olayda hakkın açıkça kötüye kullanılması sayılıyorsa bu savunma dinlenmez (TMK m. 2).

Hükümsüzlük mahkemeden istenirken açılan dava bir tespit davasıdır; hüküm sözleşmeyi ortadan kaldırmaz, zaten hiç doğmamış olduğunu saptar. Bu yüzden mahkeme kararı kurucu değil, açıklayıcıdır.

Kuralın uygulamada yumuşadığı bir alan sürekli borç ilişkileridir. Hizmet, kira ve ortaklık gibi bir süre boyunca işlemiş ilişkilerde geçmişe etkili iade çoğu zaman mümkün değildir; işçinin harcadığı emek geri verilemez. Bu ilişkilerde geçmiş dönemin tasfiyesi öğretide tartışmalıdır: yaygın görüş, iadesi mümkün olmayan geçmiş edimler yönünden taraflar arasında fiilî bir ilişki bulunduğunu kabul edip hükümsüzlüğü ileriye etkili sayar. Bu sonuç TBK m. 27'de açık bir kural olarak yazmaz.

E. Tahvil: Geçersiz İşlemin Çevrilmesi

Tahvil, kesin hükümsüz bir işlemin, aynı amaca yakın başka bir hukuki işlem olarak ayakta tutulmasıdır. Kanunda ayrı bir maddeyle düzenlenmemiştir; öğreti ve uygulama tarafların farazi iradesinden hareketle kabul eder.

Üç şartın birlikte gerçekleşmesi aranır:

  • Yapılan işlem kesin hükümsüz olmalıdır.
  • Hükümsüz işlem, başka bir işlemin bütün geçerlilik şartlarını taşımalıdır.
  • Taraflar, yaptıkları işlemin hükümsüz olacağını bilselerdi o diğer işlemi yapacak oldukları kabul edilebilmelidir.

Ders kitabı örneği kambiyo senetlerindedir: geçerlilik şartlarını taşımadığı için bono sayılmayan bir belge, adi borç senedinin şartlarını taşıyorsa adi borç senedi olarak hüküm doğurur. Tahvil geçersizliği ortadan kaldırmaz; yalnız tarafların amacına en yakın geçerli sonucu korur ve bu yönüyle kısmi hükümsüzlükle aynı düşünceye dayanır.

F. Yokluk, Askıda Hükümsüzlük ve İptal Edilebilirlik Ayrımı

Geçersizlik tek bir ağırlıkta değildir. Ayrımın ölçütü şudur: eksiklik işlemin doğmasını mı engellemiştir, doğmuş bir işlemin geçerliliğini mi etkilemektedir, yoksa geçerli bir işlem yalnız iptal edilebilir hâlde midir?

Ne zamanKim ileri sürerSonradan düzelir mi
Yoklukkurucu unsur eksikhâkim resen · herkeshayır, işlem hiç doğmamıştır
Kesin hükümsüzlükTBK m. 27'deki sebepler, ehliyetsizlik, şekle aykırılıkhâkim resen · ilgili herkeshayır, icazet düzeltmez
Askıda hükümsüzlüksınırlı ehliyetsizin izinsiz işlemiilgililerevet, onayla geçerli olur
İptal edilebilirlikirade bozukluğu, aşırı yararlanmayalnız korunan tarafiptal edilmezse geçerli kalır

Askıda hükümsüzlük, ayırt etme gücüne sahip küçüğün veya kısıtlının yasal temsilcisinin rızası olmadan yaptığı işlemin, rızanın verileceği ana kadar bulunduğu hâldir. İşlem ne geçerli ne geçersizdir; onay verilirse baştan itibaren geçerli sayılır, onay reddedilirse kesin hükümsüz hâle gelir.

İptal edilebilirlik ise bunlardan bütünüyle ayrıdır: sözleşme geçerli olarak doğar ve iptal beyanına kadar bütün sonuçlarını doğurur. Yalnız korunan taraf iptal edebilir, süre hak düşürücü niteliktedir ve süre geçerse sözleşme kesinleşir. Sınav en çok bu ikisini karşılaştırır — kesin hükümsüzlükte süre yoktur ve herkes ileri sürebilir, iptal edilebilirlikte süre vardır ve yalnız bir taraf ileri sürebilir.

G. Muvazaa ve Türleri

Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın gerçek ve ortak iradeleri esas alınır (TBK m. 19). Hüküm yalnız nitelendirmeye değil, yoruma da uygulanır. Muvazaanın kanuni dayanağı budur.

Muvazaa, iki tarafın el birliğiyle sahte bir görünüş yaratmasıdır: dışarıya bir işlem gösterilir, oysa taraflar o işlemin sonuçlarını istememektedir ve bunu aralarında kararlaştırmışlardır. Sahte görünüşün hedefi üçüncü kişilerdir — alacaklılar, mirasçılar, vergi idaresi. Yanılmadan ayrıldığı nokta tam buradadır: yanılmada irade ile beyan arasındaki uygunsuzluk istenmeden doğar, muvazaada bilerek ve isteyerek yaratılır.

Dört unsur aranır: görünürdeki işlem, tarafların bunun gerçek olmadığı konusundaki muvazaa anlaşması, gerçek iradeye uymama ve üçüncü kişileri aldatma amacı.

Muvazaa ikiye ayrılır:

  • Mutlak muvazaa — görünürdeki işlemin arkasında hiçbir işlem yoktur; taraflar aslında hiçbir şey yapmak istememiştir. Alacaklılardan mal kaçırmak için yapılan görünürdeki satış böyledir. Görünürdeki işlem kesin hükümsüzdür.
  • Nispi muvazaa — görünürdeki işlemin arkasında gerçekten istenen bir gizli işlem vardır. Burada görünürdeki işlem hükümsüzdür, gizli işlem ise kendi geçerlilik şartlarını taşıyorsa ayakta kalır.

Nispi muvazaa üç biçimde görülür: işlemin niteliğinde (bağış yapılmak istenirken satış gösterilmesi), bedelinde (satış bedelinin düşük veya yüksek gösterilmesi) ve tarafında (işlemin gerçek tarafı yerine bir başkasının, yani nam-ı müstearın gösterilmesi).

Miras hukukunda sık karşılaşılan biçim, mirasbırakanın mirasçılarından mal kaçırmak için bağışı satış gibi göstermesidir. Burada görünürdeki satış muvazaa sebebiyle, gizli bağış ise taşınmazda aranan resmî şekle uyulmadığı için hükümsüz olur; sonuç, iki işlemin de ayakta kalmamasıdır.

Muvazaa, kendisine benzeyen iki kurumla karıştırılır. İnançlı işlemde taraflar işlemi gerçekten istemektedir; mülkiyet gerçekten devredilir, yalnız devralan onu belirli bir amaçla kullanıp geri vermeyi taahhüt eder. Burada irade ile beyan arasında uygunsuzluk bulunmadığı için muvazaa yoktur ve işlem geçerlidir. Nam-ı müstear ise nispi muvazaanın tarafta görülen biçimidir: işlemin görünürdeki tarafı ile gerçek tarafı farklıdır ve taraflar bunu bilerek yapmıştır.

Ayrım ölçütü hep aynıdır: taraflar görünürdeki işlemin sonuçlarını gerçekten istiyor mu? İstiyorlarsa inançlı işlem, istemiyorlarsa muvazaa vardır.

H. Muvazaanın İspatı ve Üçüncü Kişilere Etkisi

Muvazaa kesin hükümsüzlük doğurduğu için rejimi de ona bağlıdır: hâkim resen gözetir, hukuki yararı olan herkes ileri sürebilir ve ileri sürme hakkı süreye bağlı değildir.

İspat bakımından ikili bir ayrım vardır. Sözleşmenin tarafları muvazaayı kural olarak yazılı delille, yani muvazaa anlaşmasını gösteren bir belgeyle ispat eder. Üçüncü kişiler ise muvazaa anlaşmasının içinde yer almadıkları için her türlü delille, tanık dâhil ispat edebilir.

Kanun bir noktada iyiniyetli üçüncü kişiyi açıkça korur: borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamaz (TBK m. 19). Hüküm, kendi yarattığı görünüşe güvenen kişiye karşı gerçeği ileri sürmeyi yasaklar; kuralın dayanağı güven ilkesidir ve korumadan yararlanmanın şartı üçüncü kişinin iyiniyetli olmasıdır.

Muvazaa davası ile tasarrufun iptali davası da birbirinden ayrılır. Muvazaada işlem hiç gerçek değildir ve mal hiç çıkmamıştır; tasarrufun iptalinde ise işlem gerçektir, yalnız alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla yapıldığı için alacaklıya o mal üzerinde cebrî icra imkânı tanınır. Birincisinde dayanak Borçlar Kanunu, ikincisinde İcra ve İflas Kanunu'dur; birincisi süresizdir, ikincisi süreye bağlıdır.

Örnek olay

(N), üç çocuğundan yalnız (P)'ye mal bırakmak istemektedir. Bunu açıkça yapmak yerine, değeri 8.000.000 TL olan dairesini tapuda (P)'ye 1.000.000 TL bedelle satmış gibi göstermiş, taraflar bedelin hiç ödenmeyeceğini kendi aralarında bir yazıyla kararlaştırmıştır. (N) aynı dönemde işlerinin bozulması üzerine, alacaklısı (R)'den mal kaçırmak amacıyla yazlığını da arkadaşı (S)'ye devretmiş; iki taraf da bu devrin gerçek olmadığı, yazlığın (N)'de kalacağı konusunda anlaşmıştır. (N)'nin ölümünden sonra diğer iki çocuk her iki işlemin de geçersizliğini ileri sürmüştür. Ayrıca (P), daireyi teminat göstererek bankadan kredi almış ve banka tapudaki kayda güvenerek ipotek tesis etmiştir.

Değerlendirme: Daire bakımından ortada nispi muvazaa vardır: taraflar gerçekte bağış yapmak istemiş, görünürde satış göstermişlerdir. Sözleşmenin türü belirlenirken tarafların gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere değil, gerçek ve ortak iradelerine bakılır (TBK m. 19). Görünürdeki satış, gerçek iradeye uymadığı için kesin hükümsüzdür. Gizli işlem olan bağış ise ancak kendi geçerlilik şartlarını taşıyorsa ayakta kalabilir; taşınmaz bağışı resmî şekle tabi olduğu ve taraflar tapuda bağış değil satış gösterdiği için bu şart gerçekleşmemiştir. Sonuç, iki işlemin de hükümsüz olmasıdır.

Yazlık bakımından ise mutlak muvazaa söz konusudur: görünürdeki devrin arkasında istenen hiçbir işlem yoktur, amaç yalnız alacaklıdan mal kaçırmaktır. Görünürdeki devir kesin hükümsüzdür ve yazlık hiç (S)'ye geçmemiştir. Alacaklı (R), muvazaa anlaşmasının tarafı olmadığı için bunu her türlü delille, tanık dâhil ispat edebilir; çocuklar da mirasbırakanın külli halefleri olmakla birlikte muvazaa iddiasında üçüncü kişi konumunda sayılır.

İki iddia da süreye bağlı değildir ve hâkim geçersizliği kendiliğinden gözetir; kesin hükümsüzlüğün rejimi budur.

Bankanın durumu farklıdır. Kanun, kendi yarattığı görünüşe güvenen iyiniyetli üçüncü kişiyi korur; borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek hak kazanmış üçüncü kişiye karşı muvazaa savunmasında bulunamaz (TBK m. 19). Tapu siciline güvenerek ayni hak kazanan iyiniyetli üçüncü kişinin korunması ise TBK m. 19'a değil, TMK m. 1023'teki tapu siciline güven ilkesine dayanır; bankanın ipoteği bu hükme göre değerlendirilir. Banka muvazaayı bilmiyor ve bilecek durumda değilse ipoteği ayakta kalır; mirasçıların talebi taşınmazın iadesine yönelse bile bu yükü ortadan kaldırmaz.

Son olarak, tarafların aralarında imzaladığı "bedel ödenmeyecektir" yazısı muvazaa anlaşmasının kendisidir ve ispat bakımından güçlü bir delildir. Ne var ki bu belgenin zorunlu tek delil olduğu sanılmamalıdır: yazılı delil kuralı sözleşmenin tarafları arasındaki uyuşmazlıkta işler. Daireye ilişkin davayı açacak olan çocuklar, yukarıda belirtildiği gibi muvazaa iddiasında üçüncü kişi konumundadır ve iddialarını her türlü delille, tanık dâhil ispat edebilirler. Belge onların elini güçlendirir, ama bulunmasaydı da yolları kapanmazdı.

Aynı olayda (N) ile (P) daireyi gerçekten devretmek isteseler, ancak (P) daireyi (N) sağ olduğu sürece kullandırmayı ve ölümünde mirasçılara bırakmayı taahhüt etseydi sonuç değişirdi: orada taraflar devrin sonuçlarını gerçekten istediği için muvazaa değil inançlı işlem bulunur ve devir geçerli olurdu. İki olayı ayıran soru hep aynıdır — taraflar görünürdeki işlemin sonucunu gerçekten istiyor mu?

Bu başlıktan çıkmış sorular

Resmî sınavlarda (HMGS, hâkimlik, KPSS, adli/idari yargı) çıkmış sorular. 12 soru eşleşti, ilk 12 gösteriliyor.

Çıkmış soru 1 2024 HMGS
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmelere bağlanan hukuki sonuç aşağıdakilerden hangisidir?
A) Kesin hükümsüzlük
B) Yokluk
C) Yazılmamış sayılma
D) Noksanlık
E) İptal edilebilirlik
Cevabı göster
Cevap: A.
Çıkmış soru 2 2026 HMGS
Kesin hükümsüz olan bir sözleşme eğer yakın amaç güden başka bir hukuki işlemin geçerlilik şartlarını taşıyorsa ve tarafların, yaptıkları sözleşmenin kesin hükümsüz olacağını bilmiş olsalardı diğer geçerli işlemi yapacakları kabul edilebiliyorsa kesin hükümsüz sözleşmenin, geçerlilik şartları sağlanmış olan başka bir işlem olarak hüküm doğurması kabul edilmektedir. Türk Borçlar Hukuku'na göre bu işlem aşağıdakilerden hangisinin kapsamında değerlendirilir?
A) Kanuna karşı hile
B) Tahvil
C) Hukuka aykırılığı kaldıran hâl
D) Uyarlama
E) İfa imkânsızlığı
Cevabı göster
Cevap: B.
Çıkmış soru 3 2024 ADLİ HAKİMLİK (ARALIK)
Türk borçlar hukukuna göre muvazaa ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Nispi muvazaa halinde yapılan gizli işlem, kanunun aradığı koşullara uygun olarak yapılsa dahi geçersizdir.
B) Üçüncü kişiler, muvazaayı kural olarak her türlü delille ispat edebilir.
C) Mutlak muvazaa halinde taraflar, gerçekte hiçbir işlem yapmak istememekle birlikte görünürdeki işlemle üçüncü kişileri aldatma kastı taşır.
D) Muvazaada tarafların esas amaç ve niyeti, görünürdeki işlemle üçüncü kişileri aldatmaktır.
E) Borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamaz.
Cevabı göster
Cevap: A.
Çıkmış soru 4 2022 İDARİ HAKİMLİK (KASIM)
Aşağıdakilerin hangisi hak sahibi tarafından ileri sürülmese dahi hâkim tarafından kendiliğinden dikkate alınır?
A) Karşılıklı borç yükleyen sözleşmede ifa talebinde bulunan tarafın kendi borcunu ifa etmiş olması gerektiği
B) Adi kefalette aynı zamanda bir rehin teminatı varsa önce rehnin paraya çevrilmesi gerektiği
C) Adi kefalette asıl borçlu takip edilmeden kefili takip etme imkânının bulunmadığı
D) Sözleşmenin kesin hükümsüz olduğu
E) Alacağın zamanaşımına uğramış olduğu
Cevabı göster
Cevap: D.
Çıkmış soru 5 2012 ADLİ HAKİMLİK
Borçlar hukukunda itiraz ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Davacı veya alacaklının hakkının mevcut olmadığını kanıtlayan bir olaydır.
B) Hakkın doğumuna engel olan itiraz ve hakkı yok eden itiraz olmak üzere ikiye ayrılır.
C) Hâkim tarafından resen dikkate alınır.
D) Menfaati olan herkes tarafından ileri sürülebilir.
E) Bir hakkın kullanılmasını, ileri sürülmesini sürekli veya geçici olarak engeller.
Cevabı göster
Cevap: E.
Çıkmış soru 6 2009 ADLİ HAKİMLİK
Sözleşme serbestisi kapsamına giren aşağıdaki özgürlüklerden hangisi, sözleşme taraflarının kanunda düzenlenen sözleşmeleri veya bunlara ait unsurları bir araya getirmek ya da tamamen yeni sözleşme türleri kurmak imkânına sahip olmalarını sağlar?
A) Sözleşme yapıp yapmama özgürlüğü
B) Sözleşmenin karşı tarafını seçme özgürlüğü
C) Şekil özgürlüğü
D) Sözleşmeyi değiştirme veya ortadan kaldırma özgürlüğü
E) Sözleşmenin tipini (muhtevasını) belirleme özgürlüğü
Cevabı göster
Cevap: E.
Çıkmış soru 7 Çıkmış soru
Tasarruf işlemleri ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Hukuki işlemler, malvarlığına yaptıkları etkiye göre sınıflandırıldığında, bu sınıflandırmada türlerden biri de tasarruf işlemleridir.
B) Hukuki işlemi yapan kişinin malvarlığının pasif kısmını arttıran işlemlere tasarruf işlemi denir.
C) Tasarruf işlemi, işlemi yapan kişiye ait olan bir hakkın varlık veya içeriğini bir başka kişi lehine kesin olarak değiştirir.
D) Tasarrufa elverişli her türlü hak, tasarruf işleminin konusu alabilir.
E) Tasarruf işlemleri, tek taraflı bir hukuki işlem olabileceği gibi, sözleşme niteliğinde de olabilir.
Cevabı göster
Cevap: B.
Çıkmış soru 8 2022 İDARİ HAKİMLİK (KASIM)
Yanılma sebebiyle sözleşmeyi iptal eden taraf, eğer yanılma kendi kusurundan ileri gelmişse sözleşmenin hükümsüzlüğü sebebiyle karşı tarafın uğradığı zararı tazmin etmek zorunda kalabilir. Buna göre söz konusu tazminat aşağıdaki zararlardan hangisini aşamaz?
A) Olumlu zarar
B) Olumsuz zarar
C) Munzam zarar
D) Dolaylı zarar
E) Belirsiz zarar
Cevabı göster
Cevap: A.
Çıkmış soru 9 2008 KPSS
Muvazaayla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Görünürdeki işlem kural olarak hükümsüzdür.
B) Borçlu, yazılı borç tanımasına güvenerek alacağı kazanan üçüncü kişiye; bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamaz.
C) Taraflar muvazaayı yazılı delille ispat edebilirler.
D) Gizli işlem her durumda geçersizdir.
E) Üçüncü kişiler muvazaayı her türlü delille ispat edebilirler.
Cevabı göster
Cevap: D.
Çıkmış soru 10 2020 İCRA MÜDÜRLÜĞÜ
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre konusu başlangıçtan itibaren objektif ve sürekli olarak imkânsız olan sözleşmelere aşağıdaki yaptırımlardan hangisi uygulanır?
A) Yokluk
B) Kesin hükümsüzlük
C) İptal edilebilirlik
D) Askıda geçersizlik
E) Eksiklik
Cevabı göster
Cevap: B.
Çıkmış soru 11 2017 ADLİ HAKİMLİK
Aşağıdakilerden hangisi muvazaanın gerçekleşemeyeceği işlemlerden biridir?
A) Kiracının fesih beyanı
B) Mal rejimi sözleşmesi
C) Miras sözleşmesi
D) Bağışlama
E) Vasiyetname
Cevabı göster
Cevap: E.
Çıkmış soru 12 2008 İDARİ HAKİMLİK
Aşağıdakilerden hangisi hukuki işlemin butlan yaptırımına tabi olmasına neden olmaz?
A) Şekle aykırılık
B) Muvazaa
C) Ehliyetsizlik
D) İrade bozukluğu halleri
E) Başlangıçtaki objektif imkânsızlık
Cevabı göster
Cevap: D.

Bu başlığın soruları

Bu başlıktan 7 soru. Şıkları okuyup kendi cevabını verdikten sonra cevabı aç.

Soru 28
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre aşağıdakilerden hangisi kesin hükümsüzlük başlığı altında sayılan sebeplerden biri değildir?
A) Kanunun emredici hükümlerine aykırılık
B) Ahlaka veya kamu düzenine aykırılık
C) Kişilik haklarına aykırılık
D) Sözleşme konusunun imkânsız olması
E) Geçerlilik şekline uyulmamış olması
Cevabı göster
Cevap: E. Kanun, kesin hükümsüzlüğü düzenleyen maddede beş sebep sayar: emredici hükme aykırılık, ahlaka aykırılık, kamu düzenine aykırılık, kişilik haklarına aykırılık ve konunun imkânsızlığı. Şekle aykırılık da kesin hükümsüzlük doğurur, ancak dayanağı bu madde değil, şekli düzenleyen ayrı hükümdür. Ehliyetsizlik de aynı biçimde dışarıda kalır ve dayanağını Medeni Kanun'dan alır.

Şık analizi

A) Emredici hükme aykırılık maddede sayılan ilk sebeptir; aranan cevap değildir.
B) Ahlaka ve kamu düzenine aykırılık maddede açıkça sayılmıştır.
C) Kişilik haklarına aykırılık da aynı maddede yer alan sebeplerdendir.
D) Konunun imkânsızlığı maddenin saydığı beşinci sebeptir.
Soru 29
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre sözleşmenin konusunun imkânsızlığıyla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) İmkânsızlık sözleşmenin kurulduğu anda mevcut olmalıdır.
B) İmkânsızlığın objektif olması, edimin herkes için imkânsız olmasını gerektirir.
C) Borçlunun kendi elindeki bir engel sözleşmeyi kesin hükümsüz kılar.
D) Sonradan ortaya çıkan imkânsızlık borcun sona ermesi meselesidir.
E) Edimin bir kısmı imkânsızsa kural olarak kısmi hükümsüzlük işler.
Cevabı göster
Cevap: C. İmkânsızlığın sözleşmeyi kesin hükümsüz kılabilmesi için başlangıçta bulunması, objektif ve sürekli olması gerekir. Borçlunun kendi elindeki bir engel sübjektif imkânsızlıktır ve sözleşmeyi geçersiz kılmaz; sonuç geçersizlik değil, borca aykırılık ve tazminattır. Bu yüzden C yanlıştır.

Şık analizi

A) İmkânsızlık başlangıçta bulunmalıdır; sonradan doğan imkânsızlık başka bir rejime girer.
B) Objektiflik ölçütü edimin herkes bakımından imkânsız olmasını arar.
D) Kurulduktan sonra doğan imkânsızlık geçersizlik değil, borcun sona ermesi sorunudur.
E) Kısmi imkânsızlıkta sözleşme mümkün olan kısım bakımından ayakta kalabilir.
Soru 30
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre, (N) çocuklarından yalnız birine mal bırakmak isteyerek dairesini tapuda düşük bedelle satmış göstermiş, taraflar bedelin hiç ödenmeyeceğini aralarında yazıyla kararlaştırmıştır. Aynı dönemde alacaklısından kaçırmak için yazlığını da arkadaşına devretmiş, iki taraf devrin gerçek olmadığında anlaşmıştır. Buna göre iki işlemin niteliği bakımından aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
A) Dairede nispi, yazlıkta ise mutlak muvazaa vardır; her iki işlemde de görünürdeki işlem kesin olarak hükümsüzdür.
B) Dairede mutlak, yazlıkta ise nispi muvazaa vardır; gizli işlem her ikisinde de geçerli olarak ayakta kalmaktadır.
C) Her iki işlemde de inançlı işlem söz konusudur, çünkü taraflar devrin hukuki sonucunu gerçekten istemişlerdir.
D) Dairedeki gizli bağış, resmî şekle hiç uyulmamış olsa bile geçerli sayılıp hüküm doğurmaya devam eder.
E) Yazlıktaki devir gerçek bir devir olduğu için ancak tasarrufun iptali davası yoluyla iptal edilebilir.
Cevabı göster
Cevap: A. Dairede taraflar gerçekte bağış yapmak istemiş, görünürde satış göstermiştir; bu nispi muvazaadır. Yazlıkta ise görünürdeki devrin arkasında istenen hiçbir işlem yoktur, yani mutlak muvazaa vardır. İkisinde de görünürdeki işlem kesin hükümsüzdür. Dairedeki gizli bağış ise taşınmazda aranan resmî şekle uyulmadığı için ayakta kalamaz.

Şık analizi

B) İki muvazaa türü yer değiştirilmiştir; ayrıca yazlıkta arkada bir gizli işlem bulunmamaktadır.
C) İnançlı işlemde taraflar devrin sonucunu gerçekten ister; burada iki olayda da istememişlerdir.
D) Taşınmaz bağışı resmî şekle tabidir; tapuda satış gösterildiği için bu şart gerçekleşmemiştir.
E) Muvazaalı devirde mal hiç çıkmamıştır; tasarrufun iptali ise gerçek işlemler için öngörülmüştür.
Soru 31
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre kesin hükümsüzlük ile iptal edilebilirliğin karşılaştırılmasında:I.Kesin hükümsüzlüğü hâkim resen gözetir, iptal edilebilirliği yalnız korunan taraf ileri sürer.II.Kesin hükümsüzlükte süre işlemez, iptal edilebilirlikte hak düşürücü süre işler.III.İptal edilebilir sözleşme, iptal beyanına kadar hiçbir sonuç doğurmaz.ifadelerinden hangileri doğrudur?
A) Yalnız I
B) Yalnız III
C) I ve II
D) II ve III
E) I, II ve III
Cevabı göster
Cevap: C. Kesin hükümsüzlükte hâkim resen gözetir, herkes ileri sürebilir, icazet düzeltmez ve süre işlemez; iptal edilebilirlikte dördü de tersidir. Bu yüzden I ve II doğrudur. Üçüncü ifade ise kurumu tersine çevirir: iptal edilebilir sözleşme geçerli olarak doğar ve iptal beyanına kadar bütün sonuçlarını doğurur; süre geçerse sözleşme kesinleşir.

Şık analizi

A) Bu seçenek, iki kurumun süre bakımından da ayrıldığını gözden kaçırır; II de doğrudur.
B) Bu seçenek iptal edilebilirliği kesin hükümsüzlükle eşitleyen yanlış ifadeyi tek doğru sayar.
D) Bu seçenek doğru olan I'i dışarıda bırakır ve yanlış olan III'ü içeri alır.
E) Bu seçenek iptal edilebilir sözleşmenin geçerli doğduğunu hiç dikkate almamış olur.
Soru 32
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun uygulanmasında tahvil kurumu bakımından aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
A) Tahvil yalnız kambiyo senetlerine özgü bir kurum olup diğer işlemlere uygulanmaz.
B) Tahvil, kanunda ayrı bir maddeyle açıkça düzenlenmiş bir kurum olarak uygulanmaktadır.
C) Tahvil, hükümsüz işlemdeki geçersizlik sebebini bütünüyle ortadan kaldıran bir kurum olarak işler.
D) Tahvil için tarafların gerçek iradelerini açıkça beyan etmiş olmaları ayrıca aranmaktadır.
E) Hükümsüz işlem, başka bir işlemin şartlarını taşıyorsa o işlem olarak ayakta kalabilir.
Cevabı göster
Cevap: E. Tahvil, kesin hükümsüz bir işlemin aynı amaca yakın başka bir işlem olarak ayakta tutulmasıdır. Üç şart aranır: işlem kesin hükümsüz olmalı, başka bir işlemin bütün geçerlilik şartlarını taşımalı ve taraflar hükümsüzlüğü bilselerdi o işlemi yapacak olmalıdır. Kanunda ayrı bir maddeyle düzenlenmemiştir; dayanağı tarafların farazi iradesidir ve geçersizliği ortadan kaldırmaz.

Şık analizi

A) Kambiyo senedi yalnız ders kitabı örneğidir; kurum diğer işlemlere de uygulanır.
B) Tahvil kanunda düzenlenmemiştir; öğreti ve uygulama tarafından kabul edilmiştir.
C) Tahvil geçersizliği kaldırmaz; yalnız amaca en yakın geçerli sonucu korumuş olur.
D) Ölçüt açıklanmış irade değil, tarafların farazi yani varsayılan iradesidir.
Soru 33
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre aşağıdakilerden hangisi muvazaanın varlığı için aranan unsurlardan biri değildir?
A) Tarafların dışarıya karşı görünürdeki bir işlem yapmış olması
B) Görünürdeki işlemin gerçek iradeye uygun düşmemiş olması
C) Tarafların aralarında bir muvazaa anlaşması yapmış olmaları
D) Üçüncü kişileri aldatma amacının bulunmuş olması
E) Görünürdeki işlemin resmî şekilde yapılmış olması
Cevabı göster
Cevap: E. Muvazaada dört unsur aranır: görünürdeki işlem, tarafların bunun gerçek olmadığı konusundaki muvazaa anlaşması, gerçek iradeye uymama ve üçüncü kişileri aldatma amacı. Görünürdeki işlemin resmî şekilde yapılmış olması bir unsur değildir; muvazaa adi yazılı ya da sözlü işlemlerde de kurulabilir.

Şık analizi

A) Görünürdeki işlem muvazaanın ilk unsurudur; dışarıya gösterilen sahte görünüş odur.
B) Gerçek iradeye uymama, muvazaayı yanılmadan ayıran temel unsurlardandır.
C) Muvazaa anlaşması tarafların el birliğini gösteren ikinci unsurdur.
D) Üçüncü kişileri aldatma amacı, kurumun varlık sebebini oluşturan unsurdur.
Soru 34
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre muvazaanın ispatı ve üçüncü kişilere etkisiyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Sözleşmenin tarafları muvazaayı kural olarak yazılı delille ispat etmek zorundadır.
B) Üçüncü kişiler muvazaayı tanık dâhil her türlü delille ispat edebilmektedir.
C) Borçlu, yazılı borç tanımasına güvenen iyiniyetli üçüncü kişiye muvazaa savunmasını ileri süremez.
D) Hâkim muvazaadan doğan hükümsüzlüğü taraflar ileri sürmese de kendiliğinden gözetmek zorundadır.
E) Muvazaayı ileri sürme hakkı kanunda belirli bir hak düşürücü süreye bağlı tutulmuştur.
Cevabı göster
Cevap: E. Muvazaa kesin hükümsüzlük doğurduğu için rejimi de ona bağlıdır: hâkim resen gözetir, hukuki yararı olan herkes ileri sürebilir ve ileri sürme hakkı süreye bağlı değildir. Bu yüzden E yanlıştır. Muvazaa davasını süreye bağlı olan tasarrufun iptali davasından ayıran noktalardan biri de budur.

Şık analizi

A) Taraflar muvazaa anlaşmasının içinde yer aldıkları için kural olarak yazılı delille ispat ederler.
B) Üçüncü kişiler anlaşmanın dışında kaldıkları için her türlü delille ispat edebilirler.
C) Kanun, kendi yarattığı görünüşe güvenen iyiniyetli üçüncü kişiyi açıkça korur.
D) Kesin hükümsüzlüğün rejimi gereği hâkim durumu kendiliğinden gözetir.

← Genel İşlem Koşullarıİrade Bozuklukları →