EduMiXX Hukuk HMGS

Borçlar Hukuku › Başlık 6 / 54

İrade Bozuklukları

23 Hâkimlik 2 HMGS Sorusu

Hızlı özet

Önceki başlık sözleşmenin içeriğine bakıyordu; bu başlık iradenin kendisine bakar. Bir sözleşme içeriği bakımından kusursuz olabilir, ama taraflardan biri yanılarak, aldatılarak ya da korkutularak bağlanmışsa hukuk düzeni bu bağlanmayı ayakta tutmaz.

Çerçeve

  • Yanılma ve Esaslı Yanılma Ölçütü
  • Açıklamada Yanılma Hâlleri
  • Saikte Yanılma ve Temel Yanılması
  • İletmede Yanılma
  • Aldatma ve Üçüncü Kişinin Aldatması
  • Korkutma ve Ağırlık Ölçütü
  • İptal Hakkı: Bir Yıllık Süre ve Onama
  • İptalin Sonuçları ve Tazminat

Tanımlar ve Şartlar

  • Sözleşmenin niteliğinde yanılma — kurulmasını istediği sözleşmeden başka bir sözleşme için irade açıklamak; kiralamak isterken satış beyanında bulunmak gibi.
  • Konuda yanılma — istediğinden başka bir konu için irade açıklamak; A parselini almak isterken B parseli için beyanda bulunmak.
  • Şahısta yanılma — istediği kişiden başkasına irade açıklamak; şahsın niteliğinde yanılma — belirli nitelikleri dikkate alınan kişi yerine başkası için irade açıklamak.
  • Miktarda yanılma — gerçekte üstlenmek istediğinden önemli ölçüde fazla bir edim ya da istediğinden önemli ölçüde az bir karşı edim için irade açıklamak.

Kurallar

  • İrade bozukluklarının ortak sonucu kesin hükümsüzlük değildir: kanun, sakat iradeli tarafın sözleşmeyle bağlı olmadığını söyler (TBK m. 30, 36, 37) ve bir yıl içinde bağlı olmadığını bildirmez ya da verdiğini geri istemezse sözleşmeyi onamış sayar (TBK m. 39).
  • Sözleşme kurulurken esaslı yanılmaya düşen taraf sözleşme ile bağlı olmaz (TBK m. 30).
  • Kanun, esaslı sayılan yanılma hâllerini örnekleyerek sayar; maddenin "özellikle" sözcüğüyle başlaması sayımın sınırlayıcı olmadığını gösterir (TBK m. 31).
  • Kanun bir hâli ayrıca dışarıda bırakır: basit hesap yanlışlıkları sözleşmenin geçerliliğini etkilemez, bunların düzeltilmesiyle yetinilir (TBK m. 31).
  • Saik, kişiyi sözleşme yapmaya iten sebeptir ve kural olarak sözleşmenin dışında kalır: saikte yanılma esaslı yanılma sayılmaz (TBK m. 32).
  • Sözleşmenin kurulmasına yönelik iradenin haberci veya çevirmen gibi bir aracı ya da bir araç tarafından yanlış iletilmiş olması hâlinde de yanılma hükümleri uygulanır (TBK m. 33).
  • Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile sözleşmeyle bağlı değildir (TBK m. 36).
  • Aldatma üçüncü kişiden gelmişse kanun ayrı bir denge kurar: aldatılan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde sözleşmeyle bağlı değildir (TBK m. 36).
  • Taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa sözleşmeyle bağlı değildir (TBK m. 37).
  • Korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı ise korkutma gerçekleşmiş sayılır (TBK m. 38).
  • Ancak hakkını kullanacağını açıklayan kişi, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamışsa korkutmanın varlığı kabul edilir (TBK m. 38).
  • Yanılan, yanıldığını dürüstlük kurallarına aykırı olarak ileri süremez; özellikle diğer taraf, sözleşmenin yanılanın kastettiği anlamda kurulmasına razı olduğunu bildirirse sözleşme bu anlamda kurulmuş sayılır (TBK m. 34).
  • Hâkim, hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda ifadan beklenen yararı aşmamak kaydıyla daha fazla tazminata hükmedebilir (TBK m. 35).
  • Son bir kural, aldatma ve korkutmayı yanılmadan ayırır: aldatma veya korkutma sebebiyle bağlayıcılığı olmayan bir sözleşmenin onanmış sayılması, tazminat hakkını ortadan kaldırmaz (TBK m. 39).

Karşılaştırma

Hata neredeEsaslı mıDayanak
Açıklamada yanılmairadenin açıklanmasındakanunun saydığı hâllerde doğrudan esaslıTBK m. 31
Saikte yanılmairadenin oluşumundakural olarak esaslı değil, üç şartla esaslıTBK m. 32
İletmede yanılmabeyanın iletilmesindeyanılma hükümleri uygulanırTBK m. 33

Sınav Notu

  • Yanılmada korunan, iradenin kendisi değil oluşum sürecidir; iptal bir savunma değil haktır ve yalnız sakat iradeli taraf kullanabilir. Aldatılan aynı zamanda yanılmış sayılır; iki sebep yarıştığında zarar gören dilediğine dayanır ve aldatma daha geniş korur, çünkü orada esaslılık aranmaz.
  • Yanılma türlerini ayıran ölçüt hatanın nerede doğduğudur: açıklamada, saikte ya da iletmede.
  • Haberci başkasının iradesini taşır, temsilci kendi iradesini açıklar; temsilcinin yanılmasında ölçüt temsilcinin iradesidir.
  • Yanılmada uygunsuzluk istenmeden doğar; muvazaada bilerek ve isteyerek yaratılır. "Bilerek ve isteyerek" sözcüğü muvazaayı işaret eder.
  • TBK m. 31'deki sayım örnekleyicidir ("özellikle"). Beş hâl: nitelikte, konuda, şahısta, şahsın niteliğinde, miktarda yanılma.
  • Basit hesap yanlışlığı sözleşmeyi etkilemez, yalnız düzeltilir (TBK m. 31).
  • Yanlış kişiye vekâlet verme açıklamada yanılmadır ve doğrudan esaslıdır; saikte yanılma değildir.
  • Saikte yanılma esaslı değildir. İstisna üç şartla: saikin temel sayılması, bunun dürüstlük kurallarına uygun olması, karşı tarafça bilinebilir olması (TBK m. 32).
  • Aldatmada yanılmanın esaslı olması aranmaz (TBK m. 36). Susma, açıklama yükümlülüğü varsa aldatma sayılır.
  • Üçüncü kişinin aldatmasında karşı tarafın bilmesi veya bilecek durumda olması aranır; üçüncü kişinin korkutmasında aranmaz — bu iki maddenin en sık sorulan farkıdır (TBK m. 36 / m. 37).
  • Üçüncü kişi korkutmuş ve karşı taraf iyiniyetliyse, korkutulan hakkaniyet gerektiriyorsa tazminat öder ama sözleşmeyle bağlı kalmaz.
  • Korkutmanın koşulları: kendisine veya yakınına yönelik, ağır ve yakın zarar tehlikesi ve inanmakta haklı olma (TBK m. 38).
  • Hakkın kullanılacağı korkutması kural olarak korkutma değildir; aşırı menfaat sağlanmışsa korkutma sayılır.
  • Süre bir yıl, hak düşürücüdür; içinde bağlı olmadığını bildirmeyen veya verdiğini geri istemeyen taraf sözleşmeyi onamış sayılır. Başlangıç: yanılma ve aldatmada öğrenme, korkutmada etkinin kalkması (TBK m. 39).
  • Yanılan kusurluysa menfi zararı öder; diğer taraf yanılmayı biliyor veya bilmesi gerekiyorsa tazminat istenemez (TBK m. 35).
  • Aldatma ve korkutmada onama tazminat hakkını düşürmez (TBK m. 39); yanılmada böyle bir kural yoktur.

Önceki başlık sözleşmenin içeriğine bakıyordu; bu başlık iradenin kendisine bakar. Bir sözleşme içeriği bakımından kusursuz olabilir, ama taraflardan biri yanılarak, aldatılarak ya da korkutularak bağlanmışsa hukuk düzeni bu bağlanmayı ayakta tutmaz. İrade bozukluklarının ortak sonucu kesin hükümsüzlük değildir: kanun, sakat iradeli tarafın sözleşmeyle bağlı olmadığını söyler (TBK m. 30, 36, 37) ve bir yıl içinde bağlı olmadığını bildirmez ya da verdiğini geri istemezse sözleşmeyi onamış sayar (TBK m. 39). Bunun hukuki niteliği öğretide iptal edilebilirlik ve tek taraflı bağlamazlık görüşleriyle açıklanır.

A. Yanılma ve Esaslı Yanılma Ölçütü

Sözleşme kurulurken esaslı yanılmaya düşen taraf sözleşme ile bağlı olmaz (TBK m. 30). Hükmün iki yarısı da önemlidir: yanılma sözleşmeyi kendiliğinden ortadan kaldırmaz, yalnız yanılanı bağlılıktan kurtarma imkânı verir; ve her yanılma değil, yalnız esaslı olanı bu sonucu doğurur.

Yanılma, kişinin iradesi ile açıkladığı beyan arasındaki, ya da iradesini oluştururken dayandığı tasavvur ile gerçeklik arasındaki uygunsuzluktur. Bu uygunsuzluk istemeden doğar. Muvazaada da irade ile beyan birbirini tutmaz, ama orada uygunsuzluk taraflarca bilerek ve isteyerek yaratılmıştır. Sınav iki kavramı yan yana koyup "bilerek ve isteyerek meydana getirilen uygunsuzluk" diye sorduğunda beklenen cevap muvazaadır, yanılma değil.

Esaslılık ölçütü hem öznel hem nesnel yönü olan bir ölçüttür. Yanılan, gerçeği bilseydi o sözleşmeyi hiç yapmayacak ya da bu içerikle yapmayacak olmalıdır; ayrıca aynı durumdaki dürüst bir kişinin de böyle davranacağı kabul edilebilmelidir. Yalnız birinin gerçekleşmesi yetmez.

Üç irade bozukluğunun ortak noktası, sözleşmenin görünüşte kusursuz kurulmuş olmasıdır. Kanun bu hâllerde iradeyi değil, iradenin oluştuğu süreci korur ve korumayı yalnız sakat iradeli tarafa tanır; karşı taraf sözleşmenin ayakta kalmasını isteyemeyeceği gibi, kendisi de iptal edemez. Yanılmada tek istisna kanunda yazılıdır: diğer taraf sözleşmenin yanılanın kastettiği anlamda kurulmasına razı olduğunu bildirirse sözleşme o anlamda kurulmuş sayılır ve yanılan bu sebebe dayanamaz (TBK m. 34/2). Bu yüzden irade bozukluğu bir savunma değil, bir haktır ve kullanılıp kullanılmaması korunan tarafın kararına bırakılmıştır.

Yanılma ile aldatma arasındaki ilişki de buradan kurulur: aldatılan kişi aynı zamanda yanılmış durumdadır, ama aldatma hükümlerine dayanmak ona daha geniş bir koruma sağlar, çünkü orada yanılmanın esaslı olması aranmaz. İki sebep yarıştığında zarar gören dilediğine dayanabilir.

B. Açıklamada Yanılma Hâlleri

Kanun, esaslı sayılan yanılma hâllerini örnekleyerek sayar; maddenin "özellikle" sözcüğüyle başlaması sayımın sınırlayıcı olmadığını gösterir (TBK m. 31). Beş hâl şunlardır:

  • Sözleşmenin niteliğinde yanılma — kurulmasını istediği sözleşmeden başka bir sözleşme için irade açıklamak; kiralamak isterken satış beyanında bulunmak gibi.
  • Konuda yanılma — istediğinden başka bir konu için irade açıklamak; A parselini almak isterken B parseli için beyanda bulunmak.
  • Şahısta yanılma — sözleşme yapmak istediği kişiden başkasına irade açıklamak.
  • Şahsın niteliğinde yanılma — belirli nitelikleri dikkate alınan bir kişi yerine başkası için irade açıklamak.
  • Miktarda yanılma — gerçekte üstlenmek istediğinden önemli ölçüde fazla bir edim ya da istediğinden önemli ölçüde az bir karşı edim için irade açıklamak.

Şahısta yanılmanın her zaman esaslı olmadığı düşünülmemelidir; kanun bunu doğrudan esaslı saymıştır. Avukat (B) ile vekâlet kurmak isterken sehven avukat (C)'ye vekâlet veren kişinin durumu buna girer ve yanılma açıklamada yanılmadır — saikte yanılma değil, çünkü hata iradenin oluşumunda değil, açıklanmasındadır.

Kanun bir hâli ayrıca dışarıda bırakır: basit hesap yanlışlıkları sözleşmenin geçerliliğini etkilemez, bunların düzeltilmesiyle yetinilir (TBK m. 31). Toplama hatasıyla yanlış yazılmış bir rakam sözleşmeyi iptal ettirmez, düzeltilir.

C. Saikte Yanılma ve Temel Yanılması

Saik, kişiyi sözleşme yapmaya iten sebeptir ve kural olarak sözleşmenin dışında kalır: saikte yanılma esaslı yanılma sayılmaz (TBK m. 32). Kural böyledir, çünkü herkesin kendi beklentisinin gerçekleşmemesi karşı tarafa yüklenemez.

Kanun kuralın tek istisnasını temel yanılması adıyla düzenler ve üç şartı birlikte arar:

  • Yanılan, yanıldığı saiki sözleşmenin temeli saymış olmalıdır.
  • Bu sayma, iş ilişkilerinde geçerli dürüstlük kurallarına uygun olmalıdır.
  • Bu durum karşı tarafça da bilinebilir olmalıdır.

Üçüncü şart ayrımın kilididir: saik ancak karşı tarafın görebileceği biçimde sözleşmeye yansıdığında korunur; kişinin içinde tuttuğu beklenti hiçbir zaman esaslı yanılma doğurmaz. Nişanlanacağı düşüncesiyle çeyiz alan, nişan bozulunca sözleşmeden dönmek isteyen kişinin durumu buradan çözülür: yanılma saiktedir ve ancak üç şart birlikte gerçekleşirse esaslı sayılır. Süre bakımından da özel bir kural yoktur; iptal hakkı genel bir yıllık süreye tabidir.

D. İletmede Yanılma

Sözleşmenin kurulmasına yönelik iradenin haberci veya çevirmen gibi bir aracı ya da bir araç tarafından yanlış iletilmiş olması hâlinde de yanılma hükümleri uygulanır (TBK m. 33).

Burada beyan sahibinin iradesi ile beyanı arasında bir uygunsuzluk yoktur; uygunsuzluk iletim sırasında doğar. Kanun sonucu yanılmaya bağlayarak beyan sahibini korur. Aracı ile temsilciyi karıştırmamak gerekir: haberci başkasının hazır iradesini taşır, temsilci kendi iradesini açıklar. Temsilcinin yanılması hâlinde ölçüt temsilcinin iradesidir ve konu temsil hükümlerine göre çözülür.

Üç yanılma türünü ayıran ölçüt, hatanın nerede doğduğudur:

Hata neredeEsaslı mıDayanak
Açıklamada yanılmairadenin açıklanmasındakanunun saydığı hâllerde doğrudan esaslıTBK m. 31
Saikte yanılmairadenin oluşumundakural olarak esaslı değil, üç şartla esaslıTBK m. 32
İletmede yanılmabeyanın iletilmesindeyanılma hükümleri uygulanırTBK m. 33

E. Aldatma ve Üçüncü Kişinin Aldatması

Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile sözleşmeyle bağlı değildir (TBK m. 36). Vurgulanan yer sınavın ölçtüğü yerdir: aldatmada esaslılık aranmaz, çünkü korunan menfaat yalnız iradenin sağlığı değil, karşı tarafın dürüstlüğüdür.

Aldatmanın gerçekleşmesi için aldatıcı bir davranış, aldatma kastı ve bu davranış ile sözleşmenin kurulması arasında nedensellik bağı gerekir. Aldatıcı davranış aktif bir yanıltma olabileceği gibi susma da olabilir; susmanın aldatma sayılması için açıklama yükümlülüğünün bulunması, yani dürüstlük kuralının o bilginin verilmesini gerektirmesi aranır.

Aldatma üçüncü kişiden gelmişse kanun ayrı bir denge kurar: aldatılan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde sözleşmeyle bağlı değildir (TBK m. 36). Karşı taraf iyiniyetliyse sözleşme ayakta kalır ve aldatılan yalnız aldatan üçüncü kişiye karşı haksız fiil hükümlerine başvurabilir.

Aldatma aynı zamanda bir haksız fiildir. Bu yüzden aldatılan, sözleşmeyi iptal etmekle yetinmek zorunda değildir; sözleşmeyi ayakta tutup uğradığı zararı haksız fiil hükümlerine göre de isteyebilir. İki yol birbirini dışlamaz ve zamanaşımı süreleri de ayrıdır: iptal hakkı bir yıllık hak düşürücü süreye tabiyken, haksız fiil tazminatı kendi süresine tabidir.

Satım sözleşmelerinde aldatma çoğu zaman ayıptan sorumluluk hükümleriyle de yarışır. Satıcının ayıbı gizlemesi hem aldatma hem ayıptan sorumluluk doğurur; alıcı hangisine dayanacağını seçer ve aldatmaya dayanmanın üstünlüğü, ayıp bildirimine ilişkin kısa sürelerin burada işlememesidir.

F. Korkutma ve Ağırlık Ölçütü

Taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa sözleşmeyle bağlı değildir (TBK m. 37). Korkutmanın aldatmadan en çarpıcı farkı buradadır: üçüncü kişinin korkutmasında karşı tarafın bilip bilmediği aranmaz; korkutulan her hâlde bağlılıktan kurtulur.

Denge başka bir yerde kurulur. Korkutan bir üçüncü kişiyse ve diğer taraf korkutmayı bilmiyor veya bilecek durumda değilse, sözleşmeyle bağlı kalmak istemeyen korkutulan, hakkaniyet gerektiriyorsa diğer tarafa tazminat ödemekle yükümlü olur. Yani iyiniyetli karşı taraf sözleşmeyle değil, tazminatla korunur.

Korkutmanın koşulları ayrıca gösterilmiştir. Korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı ise korkutma gerçekleşmiş sayılır (TBK m. 38). Dört öge birlikte aranır: tehlike ağır olmalı, yakın olmalı, korkutulanın kendisine ya da yakınına yönelmeli ve inanç haklı sayılabilmelidir. Tehdidin yöneldiği değer kişilik hakkı olabileceği gibi malvarlığı da olabilir.

Kanun bir sınır hâlini de düzenler. Sahip olunan bir hakkı ya da kanunun tanıdığı bir yetkiyi kullanacağını söylemek kural olarak korkutma değildir; alacaklının "ödemezsen icraya veririm" demesi meşru bir uyarıdır, çünkü tehdit edilen sonuç hukukun zaten izin verdiği sonuçtur. Ancak hakkını kullanacağını açıklayan kişi, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamışsa korkutmanın varlığı kabul edilir (TBK m. 38). Ölçüt hakkın kullanılması değil, o hakkın baskı aracına çevrilerek orantısız bir kazanç elde edilmesidir.

G. İptal Hakkı: Bir Yıllık Süre ve Onama

Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse sözleşmeyi onamış sayılır (TBK m. 39).

Sürenin başlangıcı sebebe göre değişir ve sınav tam bu noktayı sorar: yanılma ve aldatmada öğrenme, korkutmada etkinin kalkması esastır. Süre hak düşürücüdür; durmaz, kesilmez ve hâkim tarafından resen gözetilir.

İptal hakkı bozucu yenilik doğuran bir haktır. Tek taraflı ve varması gerekli bir beyanla kullanılır; dava açmak şart değildir, verilen şeyin geri istenmesi de iptal iradesini gösteren bir davranış sayılır. Süre içinde kullanılmazsa sözleşme kesinleşir ve artık iptal edilemez. Bu yüzden irade bozukluğunun yaptırımı kesin hükümsüzlük değil, iptal edilebilirliktir: sözleşme geçerli doğar, geçerli kalır ve ancak iptalle ortadan kalkar.

Beyan şekle bağlı değildir; sözleşme resmî şekilde yapılmış olsa bile iptal beyanı sözlü olarak yapılabilir. Beyanın açık olması da şart değildir, iptal iradesini kuşkuya yer bırakmadan gösteren bir davranış yeterlidir; verilenin geri istenmesi kanunda bu anlamda sayılmıştır.

İptal kural olarak sözleşmenin tamamına yönelir. Ancak yanılma sözleşmenin yalnız bir bölümüne ilişkinse ve sözleşme kalan kısmıyla ayakta durabiliyorsa kısmi iptal kabul edilir; burada da ölçüt tarafların varsayımsal iradesidir.

H. İptalin Sonuçları ve Tazminat

İptal beyanı sözleşmeyi geçmişe etkili olarak ortadan kaldırır; taraflar birbirlerine verdiklerini sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade eder.

Kanun iptal edenin de sınırsız olmadığını gösterir. Yanılan, yanıldığını dürüstlük kurallarına aykırı olarak ileri süremez; özellikle diğer taraf, sözleşmenin yanılanın kastettiği anlamda kurulmasına razı olduğunu bildirirse sözleşme bu anlamda kurulmuş sayılır (TBK m. 34). Karşı tarafın bu beyanı iptal hakkını düşürür; yanılan artık asıl istediğini elde etmiştir.

Tazminat rejimi de kurulmuştur, ama yalnız yanılma için: yanılan, yanılmasında kusurluysa karşı tarafın zararını üstlenir — kural aldatılan ya da korkutulan tarafa genellenmez; ödenecek olan, karşı tarafın sözleşmenin ayakta kalacağına güvenerek katlandığı menfi zarardır — boşa giden masraflar ve kaçırılan başka fırsatlar gibi. Ancak diğer taraf yanılmayı biliyor veya bilmesi gerekiyorsa tazminat istenemez. Hâkim, hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda ifadan beklenen yararı aşmamak kaydıyla daha fazla tazminata hükmedebilir (TBK m. 35).

Son bir kural, aldatma ve korkutmayı yanılmadan ayırır: aldatma veya korkutma sebebiyle bağlayıcılığı olmayan bir sözleşmenin onanmış sayılması, tazminat hakkını ortadan kaldırmaz (TBK m. 39). Yani aldatılan kişi süreyi kaçırıp sözleşmeyi onamış sayılsa bile aldatandan zararını isteyebilir. Yanılma bakımından böyle bir hüküm yoktur. Ayrımın sebebi aldatma ve korkutmanın hukuka aykırı bir davranışa dayanmasıdır; bu davranış her zaman karşı taraftan gelmez — aldatma ve korkutma üçüncü kişiden de gelebilir (TBK m. 36/2, m. 37).

İptali dönme ile karıştırmamak gerekir. İptal, sözleşmenin kuruluşundaki bir sakatlığa dayanır ve sözleşmeyi baştan itibaren ortadan kaldırır. Dönme ise geçerli kurulmuş bir sözleşmede sonradan ortaya çıkan bir sebebe, tipik olarak borca aykırılığa dayanır. İkisinin sebebi, süresi ve sonucu ayrıdır; sınav bu iki kavramı aynı şıkta karşılaştırarak sorar.

Örnek olay

(T), bir galeriden ikinci el otomobil almak istemektedir. Galerici (U), aracın hiç kaza kaydı bulunmadığını söylemiş, gerçekte aracın ağır hasar kaydı olduğunu bilmesine karşın bunu saklamıştır. (T) aracı 900.000 TL'ye satın almıştır. Sözleşme sırasında (T), aslında 900.000 değil 90.000 TL'lik bir bedel yazdırmak istediğini, rakamı sözleşmeye sehven fazladan bir sıfırla geçirdiğini de iddia etmektedir. Ayrıca satıştan iki gün sonra (U)'nun tanıdığı (V), (T)'ye telefon ederek sözleşmeden dönmeye kalkışırsa iş yerini bastıracağını ve ailesine zarar vereceğini söylemiş, (T) bu tehdit altında aracı devraldığına dair bir tutanak imzalamıştır. (T) hasar kaydını on dört ay sonra bir serviste öğrenmiş, (V)'nin tehdidinin etkisi ise iki ay içinde geçmiştir.

Değerlendirme: Hasar kaydı bakımından ortada aldatma vardır. (U) gerçeğe aykırı beyanda bulunmuş, üstelik bildiği bir hasarı gizlemiştir; satıcının aracın ağır hasar kaydını bildirmesi dürüstlük kuralının gerektirdiği bir açıklamadır, dolayısıyla susma da tek başına aldatma sayılırdı. Aldatmada yanılmanın esaslı olması aranmaz (TBK m. 36); (T) doğrudan sözleşmeyle bağlı olmaktan kurtulur. Ne var ki iptal hakkı bir yıllık hak düşürücü süreye tabidir ve süre aldatmanın öğrenildiği andan işler (TBK m. 39). (T) hasar kaydını on dört ay sonra öğrendiğine göre süre henüz dolmamıştır; öğrenmeden itibaren bir yılı vardır. Bedelin ödenmiş ve aracın devralınmış olması tek başına onama sayılmaz, çünkü onama için aldatmanın bilinmesi gerekir.

Bedelin fazladan bir sıfırla yazılması iddiası farklı bir kurala girer. Bu bir basit hesap yanlışlığı değil, üstlenilen edimin miktarında açıklama yanılmasıdır ve kanun gerçekte istenenden önemli ölçüde fazla bir edim için irade açıklamayı doğrudan esaslı yanılma sayar (TBK m. 31). Buna karşılık iddianın kabulü ispata bağlıdır ve olayda aracın piyasa değeri belirleyici olacaktır: 90.000 TL'lik bir bedel aracın değeriyle bağdaşmıyorsa yanılma değil, sonradan üretilmiş bir savunma söz konusudur. Kaldı ki (U) sözleşmenin (T)'nin kastettiği anlamda, yani 90.000 TL üzerinden kurulmasına razı olduğunu bildirseydi sözleşme bu anlamda kurulmuş sayılır ve (T)'nin bu sebebe dayanan iptal hakkı düşerdi (TBK m. 34).

(V)'nin tehdidi bakımından sonuç en nettir. Tehdit üçüncü kişiden gelmektedir, ama korkutmada üçüncü kişinin korkutması hâlinde karşı tarafın bilip bilmediği aranmaz; korkutulan her hâlde sözleşmeyle bağlı olmaz (TBK m. 37). Tehdit (T)'nin kendisinin ve ailesinin kişilik haklarına yönelik, ağır ve yakın bir zarar tehlikesi doğurmakta ve (T)'nin buna inanmakta haklı olduğu kabul edilebilir (TBK m. 38). Ancak burada süre (T)'nin aleyhinedir: korkutmada bir yıllık süre korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan işler ve etki iki ay içinde geçmiştir. Devralma tutanağı bakımından (T), o tarihten itibaren bir yıl içinde bağlı olmadığını bildirmediği sürece bu işlemi onamış sayılır.

(U) korkutmayı bilmiyor ve bilecek durumda değilse, (T) korkutmaya dayanarak bağlılıktan kurtulduğunda hakkaniyet gerektiriyorsa (U)'ya tazminat ödemekle yükümlü olabilir (TBK m. 37). Buna karşılık aldatma bakımından durum tersidir: (T) süreyi kaçırıp sözleşmeyi onamış sayılsaydı bile, onama aldatmadan doğan tazminat hakkını ortadan kaldırmazdı (TBK m. 39) ve (T), (U)'dan zararını isteyebilirdi.

Olayda üç sebep aynı sözleşmede yarışmaz: aldatma ve miktar yanılması satış sözleşmesine, korkutma ise satıştan iki gün sonra imzalatılan devralma tutanağına ilişkindir. Satış bakımından sıra yine de önemlidir. Aldatma karşı tarafın hukuka aykırı davranışına dayanır ve daha güçlü koruma sağlar; yanılmaya dayanmak ise (T)'yi, yanılmasında kusurluysa, hükümsüzlükten doğan zararı gidermekle karşı karşıya bırakabilir (TBK m. 35). Kanun kusur derecesine göre kademeli bir tazminat öngörmez; karşı taraf yanılmayı biliyor ya da bilmesi gerekiyorsa tazminat hiç istenemez. Sebepler yarıştığında zarar gören, sonucu kendisi için en elverişli olana dayanır — sınav bu seçimi "hangi hukuki imkâna başvurabilir" biçiminde sorar.

Bu başlıktan çıkmış sorular

Resmî sınavlarda (HMGS, hâkimlik, KPSS, adli/idari yargı) çıkmış sorular. 12 soru eşleşti, ilk 12 gösteriliyor.

Çıkmış soru 1 2025 HMGS
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre sözleşmeden doğan borç ilişkilerinde meydana gelen irade bozukluklarıyla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Sözleşmenin kurulmasına yönelik iradenin haberci gibi bir aracı ya da bir araç tarafından yanlış iletilmiş olması hâlinde yanılma hükümleri uygulanır.
B) Korkutmadan dolayı bağlayıcılığı olmayan bir sözleşmenin onanmış sayılması tazminat hakkını ortadan kaldırır.
C) Yanılmada kusurlu olan taraf, diğer taraf yanılmayı biliyor veya bilmesi gerekiyorsa sözleşmenin hükümsüzlüğünden doğan zararı gidermekle yükümlü değildir.
D) Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa yanılması esaslı olmasa bile sözleşmeyle bağlı değildir.
E) Korkutan bir üçüncü kişi olup da diğer taraf korkutmayı bilmiyorsa veya bilecek durumda değilse sözleşmeyle bağlı kalmak istemeyen korkutulan, hakkaniyet gerektiriyorsa diğer tarafa tazminat ödemekle yükümlüdür.
Cevabı göster
Cevap: B.
Çıkmış soru 2 2025 HMGS
Trafik kazasına karışan otomobilini satmak isteyen A, satım işlemleri sırasında aracın muayenesini yapan B ile önceden anlaşarak aracın kaza geçirmediğini bildiren bir rapor yazması yönünde anlaşır. C ise bu rapora güvenerek 04.02.2025 tarihinde satış sözleşmesi imzalayarak aracı satın alır ve aynı gün aracın mülkiyetini kazanır. C, aracım daha önce kazaya karışmadığı konusunda aldatıldığını 03.06.2025 tarihinde öğrenir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre C, en geç hangi tarihe kadar sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirmez veya ödediği parayı geri istemezse satım sözleşmesini onamış sayılır?
A) 04.08.2025
B) 03.09.2025
C) 03.12.2025
D) 04.02.2026
E) 03.06.2026
Cevabı göster
Cevap: E.
Çıkmış soru 3 Çıkmış soru
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre yanılma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılmayı öğrendiği andan başlayarak kural olarak kaç yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse sözleşmeyi onamış sayılır?
A) 1
B) 2
C) 3
D) 5
E) 10
Cevabı göster
Cevap: A.
Çıkmış soru 4 2025 KPSS
Yanılma, aldatma ve korkutma; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun hangi başlığı altında düzenlenmiştir?
A) Genel işlem koşulları
B) İrade bozuklukları
C) Sözleşmenin içeriği
D) Sözleşmenin kurulması
E) Sözleşmelerin yorumu, muvazaalı işlemler
Cevabı göster
Cevap: B.
Çıkmış soru 5 2024 KPSS
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre korkutulma sonucunda bir sözleşme yapan taraf, hangi süre içinde sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse sözleşmeyi onamış sayılır?
A) Sözleşmenin kurulmasından itibaren 1 yıl
B) Korkutmanın etkisinin ortadan kalkmasından itibaren 1 yıl
C) Sözleşmenin kurulmasından itibaren 2 yıl
D) Korkutmanın etkisinin ortadan kalkmasından itibaren 2 yıl
E) Sözleşmenin kurulmasından itibaren 5 yıl
Cevabı göster
Cevap: B.
Çıkmış soru 6 2008 AVUKATLAR İÇİN ADLİ HAKİMLİK
A'nın maliki olduğu apartmanda biri zemin katta, diğeri onun bir üstünde iki daire boştur. Her iki dairenin de bulunduğu katların dışarıdan girişi vardır. B, A'ya bir mektup yazarak giriş katındaki daireyi aylık 300 TL'ye tutmak istediğini bildirir. A kabul eder. Dairenin teslimi sırasında A, B'ye zemin kattaki daireyi teslim etmek ister. B, bu daireden daha büyük olan, zemin katının üzerindeki dairenin kiralanmış olduğunu iddia eder. Buna göre, aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Sözleşme, konusu imkânsız olduğundan batıldır.
B) A, yanılmaya düştüğü için sözleşmeyi iptal edebilir.
C) B, yanılmaya düştüğü için sözleşmeyi iptal edebilir.
D) Tarafların irade beyanları arasında uyuşma yoktur, sözleşme kurulmamıştır.
E) Güven nazariyesine göre sözleşme A'nın iradesine uygun olarak kurulmuştur.
Cevabı göster
Cevap: D.
Çıkmış soru 7 2023 SAYIŞTAY
Gökçe'nin yanılmasının türü aşağıdakilerden hangisidir? Gökçe'nin evini satmak isteyen yapmış olduğu yanlış açıklama sonucu kiraya veriyor.
A) Temel yanılması
B) Sözleşmenin niteliğinde yanılma
C) Saikte yanılma
D) Sözleşmenin konusunda yanılma
E) Sözleşmenin karşı tarafının niteliğinde yanılma
Cevabı göster
Cevap: B.
Çıkmış soru 8 Çıkmış soru
A, atamasının Tatvan'a yapılacağını zannederek oradan bir ev kiralar ancak A'nın ataması GEMLİK'e yapılır. Buna göre A'nın yanılması aşağıdakilerden hangisini oluşturur?
A) Sözleşmenin konusunda yanılma
B) Karşı tarafın kimliğinde yanılma
C) Sözleşmenin niteliğinde yanılma
D) Saikte yanılma
E) Beyanda yanılma
Cevabı göster
Cevap: D.
Çıkmış soru 9 2022 İCRA MÜDÜRLÜĞÜ
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre;I.saikte yanılma,II.sözleşmenin niteliğinde yanılma,III.sözleşmenin konusunda yanılma hallerinden hangileri kural olarak esaslı yanılma hâli sayılmaz?
A) Yalnız I
B) II ve III
C) I ve II
D) I ve III
E) I, II ve III
Cevabı göster
Cevap: A.
Çıkmış soru 10 2019 KPSS
İki tarafın iradeleri ile beyanları arasında bilerek ve isteyerek meydana getirdikleri uygunsuzluk aşağıdakilerden hangisidir?
A) Muvazaa
B) Aldatma
C) Yanılma
D) Latife beyanı
E) Zihni kayıt
Cevabı göster
Cevap: A.
Çıkmış soru 11 2006 ADLİ HAKİMLİK
İrade bozukluğu nedeniyle iptal hakkı ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Aldatmanın esaslı bir nitelik taşımaması durumunda sözleşmeyi iptal hakkı kullanılamaz.
B) Aldatılan kimse, sözleşmenin iptali için öngörülen 1 yıllık sürenin dolmasından sonra da bu sözleşme gereği yerine getirmekle yükümlü olduğu edimlerin ifasından kaçınabilir.
C) Kendi kusuru ile yanılmaya düşen taraf sözleşmeyi iptal edemez.
D) Zamanaşımını kesen durumlardan birinin mevcudiyeti halinde iptal hakkının kullanılması için öngörülen 1 yıllık süre yeniden işlemeye başlar.
E) Saikte yanılma durumunda sözleşmenin iptali için yanılmanın esaslı olması gerekir; buna karşılık beyanda yanılma hallerinde sözleşmenin iptal edilebilmesi için yanılmanın esaslı olması şart değildir.
Cevabı göster
Cevap: B.
Çıkmış soru 12 2015 İDARİ HAKİMLİK
Aşağıdaki hâllerin hangisinde, sözleşme taraflarından birinin sözleşmeyi iptal hakkından bahsedilemez?
A) Satış sözleşmesinin kurulmasında, alıcının şahısta hataya düşmesi
B) Satış sözleşmesi kurulurken alıcının miktarda hataya düşmesi
C) Satış sözleşmesinin satıcının tehdidin etkisi altında yapılması
D) Satış sözleşmesinde satıcının temerrüde düşmesi
E) Satış sözleşmesinin, satıcının bilgisi dâhilinde üçüncü bir kişinin aldatması sonucu kurulması
Cevabı göster
Cevap: D.

Bu başlığın soruları

Bu başlıktan 9 soru. Şıkları okuyup kendi cevabını verdikten sonra cevabı aç.

Soru 35
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre aşağıdakilerden hangisi açıkça sayılan esaslı yanılma hâllerinden biri değildir?
A) Sözleşmenin niteliğinde yanılma
B) Sözleşmenin konusunda yanılma
C) Sözleşmenin yapıldığı yerde yanılma
D) Sözleşme yapılan şahısta yanılma
E) Üstlenilen edimin miktarında yanılma
Cevabı göster
Cevap: C. Kanun esaslı yanılma hâllerini örnekleyerek sayar ve beş hâli gösterir: sözleşmenin niteliğinde, konusunda, şahısta, şahsın niteliğinde ve miktarda yanılma. Sözleşmenin yapıldığı yerde yanılma bu sayımda yer almaz. Maddenin "özellikle" sözcüğüyle başlaması sayımın sınırlayıcı olmadığını gösterir; ancak sayılan hâller doğrudan esaslı kabul edilir.

Şık analizi

A) Kiralamak isterken satış beyanında bulunmak bu hâle girer ve maddede sayılmıştır.
B) Bir parseli almak isterken başka bir parsel için beyanda bulunmak maddede sayılan hâldir.
D) Sözleşme yapmak istediği kişiden başkasına irade açıklamak maddede doğrudan esaslı sayılmıştır.
E) Gerçekte istenenden önemli ölçüde fazla edim için beyanda bulunmak maddede sayılan son hâldir.
Soru 36
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre saikte yanılma ve temel yanılmasıyla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Saikte yanılma kural olarak esaslı yanılma sayılmaz.
B) Yanılanın saiki sözleşmenin temeli sayması istisnanın şartlarındandır.
C) Bu sayma iş ilişkilerinde geçerli dürüstlük kurallarına uygun olmalıdır.
D) Kişinin kendi içinde tuttuğu beklenti de esaslı yanılma doğurur.
E) Durumun karşı tarafça bilinebilir olması ayrıca aranan bir şarttır.
Cevabı göster
Cevap: D. Temel yanılması üç şartı birlikte arar ve üçüncüsü ayrımın kilididir: saik ancak karşı tarafın görebileceği biçimde sözleşmeye yansıdığında korunur. Kişinin içinde tuttuğu beklenti hiçbir zaman esaslı yanılma doğurmaz; bu yüzden D yanlıştır. Kural saikin sözleşmenin dışında kalmasıdır, çünkü herkesin kendi beklentisinin gerçekleşmemesi karşı tarafa yüklenemez.

Şık analizi

A) Kanun saikte yanılmayı kural olarak esaslı saymaz; ifade doğrudur.
B) Saikin sözleşmenin temeli sayılmış olması istisnanın ilk şartıdır; ifade doğrudur.
C) Bu saymanın dürüstlük kurallarına uygun olması ikinci şarttır; ifade doğrudur.
E) Karşı tarafça bilinebilir olma üçüncü şarttır ve istisnayı sınırlar; ifade doğrudur.
Soru 37
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre korkutma sonucu sözleşme yapan taraf, korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak kaç yıl içinde sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirmelidir?
A) Bir ay
B) Üç ay
C) Altı ay
D) Bir yıl
E) Beş yıl
Cevabı göster
Cevap: D. Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse sözleşmeyi onamış sayılır. Süre hak düşürücüdür; durmaz, kesilmez ve hâkim tarafından resen gözetilir.

Şık analizi

A) Bir aylık süre irade bozukluklarında öngörülen bir süre değildir.
B) Üç aylık süre kanunun başka kurumlarında görülür, iptal hakkında değil.
C) Altı aylık süre bu kurumda öngörülmemiş bir süredir.
E) Beş yıllık süre aşırı yararlanmanın azami süresidir, irade bozukluğunun değil.
Soru 38
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre üçüncü kişiden gelen aldatma ve korkutmanın karşılaştırılmasında:I.Üçüncü kişinin aldatmasında karşı tarafın bilmesi veya bilecek durumda olması aranır.II.Üçüncü kişinin korkutmasında karşı tarafın bilip bilmediğine bakılmaz.III.Karşı taraf iyiniyetliyse korkutulan hiçbir hâlde tazminat ödemekle yükümlü olmaz.ifadelerinden hangileri doğrudur?
A) Yalnız I
B) Yalnız III
C) I ve II
D) II ve III
E) I, II ve III
Cevabı göster
Cevap: C. Aldatma üçüncü kişiden gelmişse aldatılan ancak karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde bağlılıktan kurtulur; korkutmada ise bu koşul aranmaz ve korkutulan her hâlde bağlı olmaz. Bu yüzden I ve II doğrudur. Üçüncü ifade yanlıştır: korkutan üçüncü kişiyse ve karşı taraf iyiniyetliyse, korkutulan hakkaniyet gerektiriyorsa tazminat ödemekle yükümlü olur.

Şık analizi

A) Bu seçenek korkutmadaki farkı gözden kaçırır; II de doğru bir ifadedir.
B) Bu seçenek yalnız yanlış olan ifadeyi doğru sayar ve iki gerçek farkı atlar.
D) Bu seçenek doğru olan I'i dışarıda bırakıp yanlış olan III'ü içeri alır.
E) Bu seçenek iyiniyetli karşı tarafın tazminatla korunduğunu hiç dikkate almamış olur.
Soru 39
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre, bir alacaklı borçlusuna "ödemezsen hakkında icra takibi başlatırım" demiş ve bu baskı altında borçludan, borcun üç katı değerindeki taşınmazını devralmıştır. Borçlu sonradan sözleşmeyle bağlı olmadığını ileri sürmektedir. Buna göre bu olayda aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
A) Sahip olunan bir hakkın kullanılacağı bildirimi her hâlde meşru sayılır; burada hiçbir biçimde korkutmadan söz edilemez.
B) Alacaklı borçlunun zor durumundan aşırı bir menfaat sağladığı için bu olayda korkutmanın varlığı kabul edilebilir.
C) Borçlu, bu somut olayda yalnızca aşırı yararlanma hükümlerine dayanabilir; korkutmaya ilişkin hükümlerden ise hiç yararlanamaz.
D) Alacaklının beyanı ağır ve yakın bir zarar tehlikesi doğurmadığından bu olayda hiçbir hukuki sonuç doğurmaz.
E) Korkutma yalnızca kişilik haklarına yönelen tehditlerde söz konusu olabilir; malvarlığına yönelen tehdit yeterli sayılmaz.
Cevabı göster
Cevap: B. Sahip olunan bir hakkı ya da kanunun tanıdığı bir yetkiyi kullanacağını söylemek kural olarak korkutma değildir; alacaklının icra takibi uyarısı meşru sayılır. Ancak hakkını kullanacağını açıklayan kişi, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamışsa korkutmanın varlığı kabul edilir. Ölçüt hakkın kullanılması değil, o hakkın baskı aracına çevrilerek orantısız kazanç elde edilmesidir.

Şık analizi

A) Kural budur, ama kanun aşırı menfaat sağlanması hâlini açıkça istisna tutmuştur.
C) Aşırı yararlanma ayrı bir kurumdur; olaydaki veriler korkutma hükmünü de işletir.
D) Tehdit edilen sonuç hukuken mümkün olduğu için ölçüt tehlikenin ağırlığı değil, sağlanan menfaattir.
E) Korkutmanın yöneldiği değer kişilik hakkı olabileceği gibi malvarlığı da olabilir.
Soru 40
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre aşağıdakilerden hangisi korkutmanın gerçekleşmesi için aranan koşullardan biri değildir?
A) Zarar tehlikesinin ağır nitelikte olması
B) Zarar tehlikesinin yakın bulunması
C) Tehlikenin korkutulana veya yakınına yönelmesi
D) Korkutulanın tehlikeye inanmakta haklı olması
E) Korkutanın sözleşmenin karşı tarafı olması
Cevabı göster
Cevap: E. Kanun korkutma için dört öge arar: tehlikenin ağır olması, yakın olması, korkutulanın kendisine ya da yakınlarından birine yönelmesi ve korkutulanın buna inanmakta haklı sayılabilmesi. Korkutanın sözleşmenin karşı tarafı olması aranmaz; kanun korkutmanın diğer taraftan ya da üçüncü bir kişiden gelebileceğini açıkça söyler.

Şık analizi

A) Tehlikenin ağır olması dört ögeden biridir; aranan cevap değildir.
B) Tehlikenin yakın olması da kanunun açıkça aradığı ögelerdendir.
C) Tehlikenin korkutulana ya da yakınına yönelmesi kanunda gösterilmiştir.
D) İnanmakta haklı olma ölçütü korkutmayı öznel bir korkudan ayırır.
Soru 41
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre yanılmada tazminat rejimiyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Yanılan, yanılmasında kusurluysa karşı tarafın uğradığı zararı gidermekle yükümlü olur.
B) Ödenecek olan tazminat kural olarak karşı tarafın uğradığı menfi zarardan ibarettir.
C) Diğer taraf yanılmayı biliyor veya bilmesi gerekiyorsa kendisinden tazminat istenemez.
D) Hâkim hakkaniyet gerektiriyorsa ifadan beklenen yararı aşan bir tazminata da hükmedebilir.
E) Bu kural aldatılan ya da korkutulan tarafa genellenebilecek nitelikte bir kural değildir.
Cevabı göster
Cevap: D. Hâkim hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda daha fazla tazminata hükmedebilir; ancak kanun buna açık bir üst sınır koymuştur: hükmedilecek tutar ifadan beklenen yararı aşamaz. "Aşan tazminata hükmedebilir" diyen D bu sınırı ortadan kaldırdığı için yanlıştır.

Şık analizi

A) Kusur koşulu kanunda açıkça aranmıştır; ifade doğrudur.
B) Ödenecek olan, sözleşmenin ayakta kalacağına güvenerek katlanılan menfi zarardır.
C) Karşı taraf yanılmayı biliyor ya da bilmesi gerekiyorsa tazminat isteyemez.
E) Kural yalnız yanılma için kurulmuştur; aldatılan ya da korkutulan tarafa uygulanmaz.
Soru 42
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre iletmede yanılma ile temsil arasındaki ilişki bakımından aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A) Haberci başkasının hazır iradesini taşır, temsilci ise sözleşmede kendi iradesini açıklar.
B) Haberci ile temsilci aynı hukuki konumdadır ve ikisine de aynı hüküm uygulanır.
C) İletmede yanılmada beyan sahibinin iradesiyle beyanı arasında baştan bir uygunsuzluk bulunur.
D) Temsilcinin yanılması hâlinde ölçüt olarak temsil olunanın iradesi esas alınmaktadır.
E) Aracı tarafından yanlış iletilen beyana yanılma hükümleri hiçbir biçimde uygulanmaz.
Cevabı göster
Cevap: A. İradenin haberci, çevirmen gibi bir aracı ya da bir araç tarafından yanlış iletilmesi hâlinde de yanılma hükümleri uygulanır. Haberci başkasının hazır iradesini taşır, temsilci ise kendi iradesini açıklar; bu yüzden temsilcinin yanılmasında ölçüt temsilcinin iradesidir ve konu temsil hükümlerine göre çözülür.

Şık analizi

B) İki konum ayrıdır; birinde irade taşınır, diğerinde kendi iradesi açıklanır.
C) İletmede uygunsuzluk baştan değil, iletim sırasında doğar; beyan sahibi bu yüzden korunur.
D) Temsilcinin yanılmasında ölçüt temsilcinin kendi iradesidir, temsil olunanın değil.
E) Kanun bu hâlde yanılma hükümlerinin uygulanacağını açıkça öngörmüştür.
Soru 43
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre sözleşmenin onanmış sayılması ve iptalin sonuçlarıyla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Aldatma sebebiyle bağlayıcı olmayan bir sözleşmenin sonradan onanmış olması, aldatılan tarafın tazminat isteme hakkını düşürmez.
B) Yanılma bakımından ise tazminat hakkını aynı biçimde saklı tutan benzer bir hüküm kanunda yer almamaktadır.
C) İptal beyanı sözleşmeyi ileriye etkili olarak sona erdirir ve taraflar arasında herhangi bir iade gerekmez.
D) Verilmiş olan şeyin geri istenmesi de iptal iradesini ortaya koyan bir davranış olarak kanunda sayılmıştır.
E) Karşı taraf, sözleşmenin yanılanın kastettiği anlamda kurulmasına razı olduğunu her zaman yanılana bildirebilir.
Cevabı göster
Cevap: C. İptal beyanı sözleşmeyi geçmişe etkili olarak ortadan kaldırır; taraflar birbirlerine verdiklerini sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade eder. "İleriye etkili" diyen ve iadeyi dışlayan C bu yüzden yanlıştır. İptal, kuruluştaki bir sakatlığa dayandığı için sonucu da baştan itibaren doğar; bu yönüyle sonradan doğan sebebe dayanan dönmeden ayrılır.

Şık analizi

A) Kanun aldatma ve korkutmada onamanın tazminat hakkını düşürmediğini açıkça söyler.
B) Yanılma bakımından aynı yönde bir hüküm yoktur; ayrım bilinçlidir.
D) İptal beyanı şekle bağlı değildir; verilenin geri istenmesi kanunda bu anlamda sayılmıştır.
E) Karşı tarafın bu bildirimi sözleşmeyi o anlamda kurar ve yanılanın iptal hakkını düşürür.

← Sözleşmenin İçeriği ve GeçersizlikAşırı Yararlanma →