Borçlar Hukuku › Başlık 6 / 54
İrade Bozuklukları
23 Hâkimlik 2 HMGS Sorusu
Hızlı özet
Önceki başlık sözleşmenin içeriğine bakıyordu; bu başlık iradenin kendisine bakar. Bir sözleşme içeriği bakımından kusursuz olabilir, ama taraflardan biri yanılarak, aldatılarak ya da korkutularak bağlanmışsa hukuk düzeni bu bağlanmayı ayakta tutmaz.
Çerçeve
- Yanılma ve Esaslı Yanılma Ölçütü
- Açıklamada Yanılma Hâlleri
- Saikte Yanılma ve Temel Yanılması
- İletmede Yanılma
- Aldatma ve Üçüncü Kişinin Aldatması
- Korkutma ve Ağırlık Ölçütü
- İptal Hakkı: Bir Yıllık Süre ve Onama
- İptalin Sonuçları ve Tazminat
Tanımlar ve Şartlar
- Sözleşmenin niteliğinde yanılma — kurulmasını istediği sözleşmeden başka bir sözleşme için irade açıklamak; kiralamak isterken satış beyanında bulunmak gibi.
- Konuda yanılma — istediğinden başka bir konu için irade açıklamak; A parselini almak isterken B parseli için beyanda bulunmak.
- Şahısta yanılma — istediği kişiden başkasına irade açıklamak; şahsın niteliğinde yanılma — belirli nitelikleri dikkate alınan kişi yerine başkası için irade açıklamak.
- Miktarda yanılma — gerçekte üstlenmek istediğinden önemli ölçüde fazla bir edim ya da istediğinden önemli ölçüde az bir karşı edim için irade açıklamak.
Kurallar
- İrade bozukluklarının ortak sonucu kesin hükümsüzlük değildir: kanun, sakat iradeli tarafın sözleşmeyle bağlı olmadığını söyler (TBK m. 30, 36, 37) ve bir yıl içinde bağlı olmadığını bildirmez ya da verdiğini geri istemezse sözleşmeyi onamış sayar (TBK m. 39).
- Sözleşme kurulurken esaslı yanılmaya düşen taraf sözleşme ile bağlı olmaz (TBK m. 30).
- Kanun, esaslı sayılan yanılma hâllerini örnekleyerek sayar; maddenin "özellikle" sözcüğüyle başlaması sayımın sınırlayıcı olmadığını gösterir (TBK m. 31).
- Kanun bir hâli ayrıca dışarıda bırakır: basit hesap yanlışlıkları sözleşmenin geçerliliğini etkilemez, bunların düzeltilmesiyle yetinilir (TBK m. 31).
- Saik, kişiyi sözleşme yapmaya iten sebeptir ve kural olarak sözleşmenin dışında kalır: saikte yanılma esaslı yanılma sayılmaz (TBK m. 32).
- Sözleşmenin kurulmasına yönelik iradenin haberci veya çevirmen gibi bir aracı ya da bir araç tarafından yanlış iletilmiş olması hâlinde de yanılma hükümleri uygulanır (TBK m. 33).
- Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile sözleşmeyle bağlı değildir (TBK m. 36).
- Aldatma üçüncü kişiden gelmişse kanun ayrı bir denge kurar: aldatılan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde sözleşmeyle bağlı değildir (TBK m. 36).
- Taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa sözleşmeyle bağlı değildir (TBK m. 37).
- Korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı ise korkutma gerçekleşmiş sayılır (TBK m. 38).
- Ancak hakkını kullanacağını açıklayan kişi, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamışsa korkutmanın varlığı kabul edilir (TBK m. 38).
- Yanılan, yanıldığını dürüstlük kurallarına aykırı olarak ileri süremez; özellikle diğer taraf, sözleşmenin yanılanın kastettiği anlamda kurulmasına razı olduğunu bildirirse sözleşme bu anlamda kurulmuş sayılır (TBK m. 34).
- Hâkim, hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda ifadan beklenen yararı aşmamak kaydıyla daha fazla tazminata hükmedebilir (TBK m. 35).
- Son bir kural, aldatma ve korkutmayı yanılmadan ayırır: aldatma veya korkutma sebebiyle bağlayıcılığı olmayan bir sözleşmenin onanmış sayılması, tazminat hakkını ortadan kaldırmaz (TBK m. 39).
Karşılaştırma
| Hata nerede | Esaslı mı | Dayanak | |
|---|---|---|---|
| Açıklamada yanılma | iradenin açıklanmasında | kanunun saydığı hâllerde doğrudan esaslı | TBK m. 31 |
| Saikte yanılma | iradenin oluşumunda | kural olarak esaslı değil, üç şartla esaslı | TBK m. 32 |
| İletmede yanılma | beyanın iletilmesinde | yanılma hükümleri uygulanır | TBK m. 33 |
Sınav Notu
- Yanılmada korunan, iradenin kendisi değil oluşum sürecidir; iptal bir savunma değil haktır ve yalnız sakat iradeli taraf kullanabilir. Aldatılan aynı zamanda yanılmış sayılır; iki sebep yarıştığında zarar gören dilediğine dayanır ve aldatma daha geniş korur, çünkü orada esaslılık aranmaz.
- Yanılma türlerini ayıran ölçüt hatanın nerede doğduğudur: açıklamada, saikte ya da iletmede.
- Haberci başkasının iradesini taşır, temsilci kendi iradesini açıklar; temsilcinin yanılmasında ölçüt temsilcinin iradesidir.
- Yanılmada uygunsuzluk istenmeden doğar; muvazaada bilerek ve isteyerek yaratılır. "Bilerek ve isteyerek" sözcüğü muvazaayı işaret eder.
- TBK m. 31'deki sayım örnekleyicidir ("özellikle"). Beş hâl: nitelikte, konuda, şahısta, şahsın niteliğinde, miktarda yanılma.
- Basit hesap yanlışlığı sözleşmeyi etkilemez, yalnız düzeltilir (TBK m. 31).
- Yanlış kişiye vekâlet verme açıklamada yanılmadır ve doğrudan esaslıdır; saikte yanılma değildir.
- Saikte yanılma esaslı değildir. İstisna üç şartla: saikin temel sayılması, bunun dürüstlük kurallarına uygun olması, karşı tarafça bilinebilir olması (TBK m. 32).
- Aldatmada yanılmanın esaslı olması aranmaz (TBK m. 36). Susma, açıklama yükümlülüğü varsa aldatma sayılır.
- Üçüncü kişinin aldatmasında karşı tarafın bilmesi veya bilecek durumda olması aranır; üçüncü kişinin korkutmasında aranmaz — bu iki maddenin en sık sorulan farkıdır (TBK m. 36 / m. 37).
- Üçüncü kişi korkutmuş ve karşı taraf iyiniyetliyse, korkutulan hakkaniyet gerektiriyorsa tazminat öder ama sözleşmeyle bağlı kalmaz.
- Korkutmanın koşulları: kendisine veya yakınına yönelik, ağır ve yakın zarar tehlikesi ve inanmakta haklı olma (TBK m. 38).
- Hakkın kullanılacağı korkutması kural olarak korkutma değildir; aşırı menfaat sağlanmışsa korkutma sayılır.
- Süre bir yıl, hak düşürücüdür; içinde bağlı olmadığını bildirmeyen veya verdiğini geri istemeyen taraf sözleşmeyi onamış sayılır. Başlangıç: yanılma ve aldatmada öğrenme, korkutmada etkinin kalkması (TBK m. 39).
- Yanılan kusurluysa menfi zararı öder; diğer taraf yanılmayı biliyor veya bilmesi gerekiyorsa tazminat istenemez (TBK m. 35).
- Aldatma ve korkutmada onama tazminat hakkını düşürmez (TBK m. 39); yanılmada böyle bir kural yoktur.
Önceki başlık sözleşmenin içeriğine bakıyordu; bu başlık iradenin kendisine bakar. Bir sözleşme içeriği bakımından kusursuz olabilir, ama taraflardan biri yanılarak, aldatılarak ya da korkutularak bağlanmışsa hukuk düzeni bu bağlanmayı ayakta tutmaz. İrade bozukluklarının ortak sonucu kesin hükümsüzlük değildir: kanun, sakat iradeli tarafın sözleşmeyle bağlı olmadığını söyler (TBK m. 30, 36, 37) ve bir yıl içinde bağlı olmadığını bildirmez ya da verdiğini geri istemezse sözleşmeyi onamış sayar (TBK m. 39). Bunun hukuki niteliği öğretide iptal edilebilirlik ve tek taraflı bağlamazlık görüşleriyle açıklanır.
A. Yanılma ve Esaslı Yanılma Ölçütü
Sözleşme kurulurken esaslı yanılmaya düşen taraf sözleşme ile bağlı olmaz (TBK m. 30). Hükmün iki yarısı da önemlidir: yanılma sözleşmeyi kendiliğinden ortadan kaldırmaz, yalnız yanılanı bağlılıktan kurtarma imkânı verir; ve her yanılma değil, yalnız esaslı olanı bu sonucu doğurur.
Yanılma, kişinin iradesi ile açıkladığı beyan arasındaki, ya da iradesini oluştururken dayandığı tasavvur ile gerçeklik arasındaki uygunsuzluktur. Bu uygunsuzluk istemeden doğar. Muvazaada da irade ile beyan birbirini tutmaz, ama orada uygunsuzluk taraflarca bilerek ve isteyerek yaratılmıştır. Sınav iki kavramı yan yana koyup "bilerek ve isteyerek meydana getirilen uygunsuzluk" diye sorduğunda beklenen cevap muvazaadır, yanılma değil.
Esaslılık ölçütü hem öznel hem nesnel yönü olan bir ölçüttür. Yanılan, gerçeği bilseydi o sözleşmeyi hiç yapmayacak ya da bu içerikle yapmayacak olmalıdır; ayrıca aynı durumdaki dürüst bir kişinin de böyle davranacağı kabul edilebilmelidir. Yalnız birinin gerçekleşmesi yetmez.
Üç irade bozukluğunun ortak noktası, sözleşmenin görünüşte kusursuz kurulmuş olmasıdır. Kanun bu hâllerde iradeyi değil, iradenin oluştuğu süreci korur ve korumayı yalnız sakat iradeli tarafa tanır; karşı taraf sözleşmenin ayakta kalmasını isteyemeyeceği gibi, kendisi de iptal edemez. Yanılmada tek istisna kanunda yazılıdır: diğer taraf sözleşmenin yanılanın kastettiği anlamda kurulmasına razı olduğunu bildirirse sözleşme o anlamda kurulmuş sayılır ve yanılan bu sebebe dayanamaz (TBK m. 34/2). Bu yüzden irade bozukluğu bir savunma değil, bir haktır ve kullanılıp kullanılmaması korunan tarafın kararına bırakılmıştır.
Yanılma ile aldatma arasındaki ilişki de buradan kurulur: aldatılan kişi aynı zamanda yanılmış durumdadır, ama aldatma hükümlerine dayanmak ona daha geniş bir koruma sağlar, çünkü orada yanılmanın esaslı olması aranmaz. İki sebep yarıştığında zarar gören dilediğine dayanabilir.
B. Açıklamada Yanılma Hâlleri
Kanun, esaslı sayılan yanılma hâllerini örnekleyerek sayar; maddenin "özellikle" sözcüğüyle başlaması sayımın sınırlayıcı olmadığını gösterir (TBK m. 31). Beş hâl şunlardır:
- Sözleşmenin niteliğinde yanılma — kurulmasını istediği sözleşmeden başka bir sözleşme için irade açıklamak; kiralamak isterken satış beyanında bulunmak gibi.
- Konuda yanılma — istediğinden başka bir konu için irade açıklamak; A parselini almak isterken B parseli için beyanda bulunmak.
- Şahısta yanılma — sözleşme yapmak istediği kişiden başkasına irade açıklamak.
- Şahsın niteliğinde yanılma — belirli nitelikleri dikkate alınan bir kişi yerine başkası için irade açıklamak.
- Miktarda yanılma — gerçekte üstlenmek istediğinden önemli ölçüde fazla bir edim ya da istediğinden önemli ölçüde az bir karşı edim için irade açıklamak.
Şahısta yanılmanın her zaman esaslı olmadığı düşünülmemelidir; kanun bunu doğrudan esaslı saymıştır. Avukat (B) ile vekâlet kurmak isterken sehven avukat (C)'ye vekâlet veren kişinin durumu buna girer ve yanılma açıklamada yanılmadır — saikte yanılma değil, çünkü hata iradenin oluşumunda değil, açıklanmasındadır.
Kanun bir hâli ayrıca dışarıda bırakır: basit hesap yanlışlıkları sözleşmenin geçerliliğini etkilemez, bunların düzeltilmesiyle yetinilir (TBK m. 31). Toplama hatasıyla yanlış yazılmış bir rakam sözleşmeyi iptal ettirmez, düzeltilir.
C. Saikte Yanılma ve Temel Yanılması
Saik, kişiyi sözleşme yapmaya iten sebeptir ve kural olarak sözleşmenin dışında kalır: saikte yanılma esaslı yanılma sayılmaz (TBK m. 32). Kural böyledir, çünkü herkesin kendi beklentisinin gerçekleşmemesi karşı tarafa yüklenemez.
Kanun kuralın tek istisnasını temel yanılması adıyla düzenler ve üç şartı birlikte arar:
- Yanılan, yanıldığı saiki sözleşmenin temeli saymış olmalıdır.
- Bu sayma, iş ilişkilerinde geçerli dürüstlük kurallarına uygun olmalıdır.
- Bu durum karşı tarafça da bilinebilir olmalıdır.
Üçüncü şart ayrımın kilididir: saik ancak karşı tarafın görebileceği biçimde sözleşmeye yansıdığında korunur; kişinin içinde tuttuğu beklenti hiçbir zaman esaslı yanılma doğurmaz. Nişanlanacağı düşüncesiyle çeyiz alan, nişan bozulunca sözleşmeden dönmek isteyen kişinin durumu buradan çözülür: yanılma saiktedir ve ancak üç şart birlikte gerçekleşirse esaslı sayılır. Süre bakımından da özel bir kural yoktur; iptal hakkı genel bir yıllık süreye tabidir.
D. İletmede Yanılma
Sözleşmenin kurulmasına yönelik iradenin haberci veya çevirmen gibi bir aracı ya da bir araç tarafından yanlış iletilmiş olması hâlinde de yanılma hükümleri uygulanır (TBK m. 33).
Burada beyan sahibinin iradesi ile beyanı arasında bir uygunsuzluk yoktur; uygunsuzluk iletim sırasında doğar. Kanun sonucu yanılmaya bağlayarak beyan sahibini korur. Aracı ile temsilciyi karıştırmamak gerekir: haberci başkasının hazır iradesini taşır, temsilci kendi iradesini açıklar. Temsilcinin yanılması hâlinde ölçüt temsilcinin iradesidir ve konu temsil hükümlerine göre çözülür.
Üç yanılma türünü ayıran ölçüt, hatanın nerede doğduğudur:
| Hata nerede | Esaslı mı | Dayanak | |
|---|---|---|---|
| Açıklamada yanılma | iradenin açıklanmasında | kanunun saydığı hâllerde doğrudan esaslı | TBK m. 31 |
| Saikte yanılma | iradenin oluşumunda | kural olarak esaslı değil, üç şartla esaslı | TBK m. 32 |
| İletmede yanılma | beyanın iletilmesinde | yanılma hükümleri uygulanır | TBK m. 33 |
E. Aldatma ve Üçüncü Kişinin Aldatması
Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile sözleşmeyle bağlı değildir (TBK m. 36). Vurgulanan yer sınavın ölçtüğü yerdir: aldatmada esaslılık aranmaz, çünkü korunan menfaat yalnız iradenin sağlığı değil, karşı tarafın dürüstlüğüdür.
Aldatmanın gerçekleşmesi için aldatıcı bir davranış, aldatma kastı ve bu davranış ile sözleşmenin kurulması arasında nedensellik bağı gerekir. Aldatıcı davranış aktif bir yanıltma olabileceği gibi susma da olabilir; susmanın aldatma sayılması için açıklama yükümlülüğünün bulunması, yani dürüstlük kuralının o bilginin verilmesini gerektirmesi aranır.
Aldatma üçüncü kişiden gelmişse kanun ayrı bir denge kurar: aldatılan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde sözleşmeyle bağlı değildir (TBK m. 36). Karşı taraf iyiniyetliyse sözleşme ayakta kalır ve aldatılan yalnız aldatan üçüncü kişiye karşı haksız fiil hükümlerine başvurabilir.
Aldatma aynı zamanda bir haksız fiildir. Bu yüzden aldatılan, sözleşmeyi iptal etmekle yetinmek zorunda değildir; sözleşmeyi ayakta tutup uğradığı zararı haksız fiil hükümlerine göre de isteyebilir. İki yol birbirini dışlamaz ve zamanaşımı süreleri de ayrıdır: iptal hakkı bir yıllık hak düşürücü süreye tabiyken, haksız fiil tazminatı kendi süresine tabidir.
Satım sözleşmelerinde aldatma çoğu zaman ayıptan sorumluluk hükümleriyle de yarışır. Satıcının ayıbı gizlemesi hem aldatma hem ayıptan sorumluluk doğurur; alıcı hangisine dayanacağını seçer ve aldatmaya dayanmanın üstünlüğü, ayıp bildirimine ilişkin kısa sürelerin burada işlememesidir.
F. Korkutma ve Ağırlık Ölçütü
Taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa sözleşmeyle bağlı değildir (TBK m. 37). Korkutmanın aldatmadan en çarpıcı farkı buradadır: üçüncü kişinin korkutmasında karşı tarafın bilip bilmediği aranmaz; korkutulan her hâlde bağlılıktan kurtulur.
Denge başka bir yerde kurulur. Korkutan bir üçüncü kişiyse ve diğer taraf korkutmayı bilmiyor veya bilecek durumda değilse, sözleşmeyle bağlı kalmak istemeyen korkutulan, hakkaniyet gerektiriyorsa diğer tarafa tazminat ödemekle yükümlü olur. Yani iyiniyetli karşı taraf sözleşmeyle değil, tazminatla korunur.
Korkutmanın koşulları ayrıca gösterilmiştir. Korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı ise korkutma gerçekleşmiş sayılır (TBK m. 38). Dört öge birlikte aranır: tehlike ağır olmalı, yakın olmalı, korkutulanın kendisine ya da yakınına yönelmeli ve inanç haklı sayılabilmelidir. Tehdidin yöneldiği değer kişilik hakkı olabileceği gibi malvarlığı da olabilir.
Kanun bir sınır hâlini de düzenler. Sahip olunan bir hakkı ya da kanunun tanıdığı bir yetkiyi kullanacağını söylemek kural olarak korkutma değildir; alacaklının "ödemezsen icraya veririm" demesi meşru bir uyarıdır, çünkü tehdit edilen sonuç hukukun zaten izin verdiği sonuçtur. Ancak hakkını kullanacağını açıklayan kişi, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamışsa korkutmanın varlığı kabul edilir (TBK m. 38). Ölçüt hakkın kullanılması değil, o hakkın baskı aracına çevrilerek orantısız bir kazanç elde edilmesidir.
G. İptal Hakkı: Bir Yıllık Süre ve Onama
Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse sözleşmeyi onamış sayılır (TBK m. 39).
Sürenin başlangıcı sebebe göre değişir ve sınav tam bu noktayı sorar: yanılma ve aldatmada öğrenme, korkutmada etkinin kalkması esastır. Süre hak düşürücüdür; durmaz, kesilmez ve hâkim tarafından resen gözetilir.
İptal hakkı bozucu yenilik doğuran bir haktır. Tek taraflı ve varması gerekli bir beyanla kullanılır; dava açmak şart değildir, verilen şeyin geri istenmesi de iptal iradesini gösteren bir davranış sayılır. Süre içinde kullanılmazsa sözleşme kesinleşir ve artık iptal edilemez. Bu yüzden irade bozukluğunun yaptırımı kesin hükümsüzlük değil, iptal edilebilirliktir: sözleşme geçerli doğar, geçerli kalır ve ancak iptalle ortadan kalkar.
Beyan şekle bağlı değildir; sözleşme resmî şekilde yapılmış olsa bile iptal beyanı sözlü olarak yapılabilir. Beyanın açık olması da şart değildir, iptal iradesini kuşkuya yer bırakmadan gösteren bir davranış yeterlidir; verilenin geri istenmesi kanunda bu anlamda sayılmıştır.
İptal kural olarak sözleşmenin tamamına yönelir. Ancak yanılma sözleşmenin yalnız bir bölümüne ilişkinse ve sözleşme kalan kısmıyla ayakta durabiliyorsa kısmi iptal kabul edilir; burada da ölçüt tarafların varsayımsal iradesidir.
H. İptalin Sonuçları ve Tazminat
İptal beyanı sözleşmeyi geçmişe etkili olarak ortadan kaldırır; taraflar birbirlerine verdiklerini sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade eder.
Kanun iptal edenin de sınırsız olmadığını gösterir. Yanılan, yanıldığını dürüstlük kurallarına aykırı olarak ileri süremez; özellikle diğer taraf, sözleşmenin yanılanın kastettiği anlamda kurulmasına razı olduğunu bildirirse sözleşme bu anlamda kurulmuş sayılır (TBK m. 34). Karşı tarafın bu beyanı iptal hakkını düşürür; yanılan artık asıl istediğini elde etmiştir.
Tazminat rejimi de kurulmuştur, ama yalnız yanılma için: yanılan, yanılmasında kusurluysa karşı tarafın zararını üstlenir — kural aldatılan ya da korkutulan tarafa genellenmez; ödenecek olan, karşı tarafın sözleşmenin ayakta kalacağına güvenerek katlandığı menfi zarardır — boşa giden masraflar ve kaçırılan başka fırsatlar gibi. Ancak diğer taraf yanılmayı biliyor veya bilmesi gerekiyorsa tazminat istenemez. Hâkim, hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda ifadan beklenen yararı aşmamak kaydıyla daha fazla tazminata hükmedebilir (TBK m. 35).
Son bir kural, aldatma ve korkutmayı yanılmadan ayırır: aldatma veya korkutma sebebiyle bağlayıcılığı olmayan bir sözleşmenin onanmış sayılması, tazminat hakkını ortadan kaldırmaz (TBK m. 39). Yani aldatılan kişi süreyi kaçırıp sözleşmeyi onamış sayılsa bile aldatandan zararını isteyebilir. Yanılma bakımından böyle bir hüküm yoktur. Ayrımın sebebi aldatma ve korkutmanın hukuka aykırı bir davranışa dayanmasıdır; bu davranış her zaman karşı taraftan gelmez — aldatma ve korkutma üçüncü kişiden de gelebilir (TBK m. 36/2, m. 37).
İptali dönme ile karıştırmamak gerekir. İptal, sözleşmenin kuruluşundaki bir sakatlığa dayanır ve sözleşmeyi baştan itibaren ortadan kaldırır. Dönme ise geçerli kurulmuş bir sözleşmede sonradan ortaya çıkan bir sebebe, tipik olarak borca aykırılığa dayanır. İkisinin sebebi, süresi ve sonucu ayrıdır; sınav bu iki kavramı aynı şıkta karşılaştırarak sorar.
Örnek olay
(T), bir galeriden ikinci el otomobil almak istemektedir. Galerici (U), aracın hiç kaza kaydı bulunmadığını söylemiş, gerçekte aracın ağır hasar kaydı olduğunu bilmesine karşın bunu saklamıştır. (T) aracı 900.000 TL'ye satın almıştır. Sözleşme sırasında (T), aslında 900.000 değil 90.000 TL'lik bir bedel yazdırmak istediğini, rakamı sözleşmeye sehven fazladan bir sıfırla geçirdiğini de iddia etmektedir. Ayrıca satıştan iki gün sonra (U)'nun tanıdığı (V), (T)'ye telefon ederek sözleşmeden dönmeye kalkışırsa iş yerini bastıracağını ve ailesine zarar vereceğini söylemiş, (T) bu tehdit altında aracı devraldığına dair bir tutanak imzalamıştır. (T) hasar kaydını on dört ay sonra bir serviste öğrenmiş, (V)'nin tehdidinin etkisi ise iki ay içinde geçmiştir.
Değerlendirme: Hasar kaydı bakımından ortada aldatma vardır. (U) gerçeğe aykırı beyanda bulunmuş, üstelik bildiği bir hasarı gizlemiştir; satıcının aracın ağır hasar kaydını bildirmesi dürüstlük kuralının gerektirdiği bir açıklamadır, dolayısıyla susma da tek başına aldatma sayılırdı. Aldatmada yanılmanın esaslı olması aranmaz (TBK m. 36); (T) doğrudan sözleşmeyle bağlı olmaktan kurtulur. Ne var ki iptal hakkı bir yıllık hak düşürücü süreye tabidir ve süre aldatmanın öğrenildiği andan işler (TBK m. 39). (T) hasar kaydını on dört ay sonra öğrendiğine göre süre henüz dolmamıştır; öğrenmeden itibaren bir yılı vardır. Bedelin ödenmiş ve aracın devralınmış olması tek başına onama sayılmaz, çünkü onama için aldatmanın bilinmesi gerekir.
Bedelin fazladan bir sıfırla yazılması iddiası farklı bir kurala girer. Bu bir basit hesap yanlışlığı değil, üstlenilen edimin miktarında açıklama yanılmasıdır ve kanun gerçekte istenenden önemli ölçüde fazla bir edim için irade açıklamayı doğrudan esaslı yanılma sayar (TBK m. 31). Buna karşılık iddianın kabulü ispata bağlıdır ve olayda aracın piyasa değeri belirleyici olacaktır: 90.000 TL'lik bir bedel aracın değeriyle bağdaşmıyorsa yanılma değil, sonradan üretilmiş bir savunma söz konusudur. Kaldı ki (U) sözleşmenin (T)'nin kastettiği anlamda, yani 90.000 TL üzerinden kurulmasına razı olduğunu bildirseydi sözleşme bu anlamda kurulmuş sayılır ve (T)'nin bu sebebe dayanan iptal hakkı düşerdi (TBK m. 34).
(V)'nin tehdidi bakımından sonuç en nettir. Tehdit üçüncü kişiden gelmektedir, ama korkutmada üçüncü kişinin korkutması hâlinde karşı tarafın bilip bilmediği aranmaz; korkutulan her hâlde sözleşmeyle bağlı olmaz (TBK m. 37). Tehdit (T)'nin kendisinin ve ailesinin kişilik haklarına yönelik, ağır ve yakın bir zarar tehlikesi doğurmakta ve (T)'nin buna inanmakta haklı olduğu kabul edilebilir (TBK m. 38). Ancak burada süre (T)'nin aleyhinedir: korkutmada bir yıllık süre korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan işler ve etki iki ay içinde geçmiştir. Devralma tutanağı bakımından (T), o tarihten itibaren bir yıl içinde bağlı olmadığını bildirmediği sürece bu işlemi onamış sayılır.
(U) korkutmayı bilmiyor ve bilecek durumda değilse, (T) korkutmaya dayanarak bağlılıktan kurtulduğunda hakkaniyet gerektiriyorsa (U)'ya tazminat ödemekle yükümlü olabilir (TBK m. 37). Buna karşılık aldatma bakımından durum tersidir: (T) süreyi kaçırıp sözleşmeyi onamış sayılsaydı bile, onama aldatmadan doğan tazminat hakkını ortadan kaldırmazdı (TBK m. 39) ve (T), (U)'dan zararını isteyebilirdi.
Olayda üç sebep aynı sözleşmede yarışmaz: aldatma ve miktar yanılması satış sözleşmesine, korkutma ise satıştan iki gün sonra imzalatılan devralma tutanağına ilişkindir. Satış bakımından sıra yine de önemlidir. Aldatma karşı tarafın hukuka aykırı davranışına dayanır ve daha güçlü koruma sağlar; yanılmaya dayanmak ise (T)'yi, yanılmasında kusurluysa, hükümsüzlükten doğan zararı gidermekle karşı karşıya bırakabilir (TBK m. 35). Kanun kusur derecesine göre kademeli bir tazminat öngörmez; karşı taraf yanılmayı biliyor ya da bilmesi gerekiyorsa tazminat hiç istenemez. Sebepler yarıştığında zarar gören, sonucu kendisi için en elverişli olana dayanır — sınav bu seçimi "hangi hukuki imkâna başvurabilir" biçiminde sorar.
Bu başlıktan çıkmış sorular
Resmî sınavlarda (HMGS, hâkimlik, KPSS, adli/idari yargı) çıkmış sorular. 12 soru eşleşti, ilk 12 gösteriliyor.
Çıkmış soru 1 2025 HMGS
Cevabı göster
Çıkmış soru 2 2025 HMGS
Cevabı göster
Çıkmış soru 3 Çıkmış soru
Cevabı göster
Çıkmış soru 4 2025 KPSS
Cevabı göster
Çıkmış soru 5 2024 KPSS
Cevabı göster
Çıkmış soru 6 2008 AVUKATLAR İÇİN ADLİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 7 2023 SAYIŞTAY
Cevabı göster
Çıkmış soru 8 Çıkmış soru
Cevabı göster
Çıkmış soru 9 2022 İCRA MÜDÜRLÜĞÜ
Cevabı göster
Çıkmış soru 10 2019 KPSS
Cevabı göster
Çıkmış soru 11 2006 ADLİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 12 2015 İDARİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Bu başlığın soruları
Bu başlıktan 9 soru. Şıkları okuyup kendi cevabını verdikten sonra cevabı aç.