Borçlar Hukuku › Başlık 21 / 54
Aşırı İfa Güçlüğü ve Uyarlama
4 Hâkimlik 1 HMGS Sorusu
Hızlı özet
Önceki başlıkta edimin imkânsızlaşması incelendi. Bu başlığın konusu daha ince bir hâldir: edim mümkündür, ama sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan olağanüstü bir durum yüzünden borçludan ifanın istenmesi artık dürüstlüğe aykırı düşmektedir.
Çerçeve
- Uyarlamanın Dört Koşulu
- Öngörülemezlik Ölçütü
- Borcun İfa Edilmiş Olmasının Etkisi
- Hâkimden Uyarlama İsteme ve Dönme
- Yabancı Para Borçlarında Uyarlama
Tanımlar ve Şartlar
- Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum ortaya çıkmalıdır.
- Bu durum borçludan kaynaklanmayan bir sebeple doğmuş olmalıdır.
- Durum, sözleşmenin yapıldığı sıradaki olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmiş olmalıdır.
- Borçlu borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olmalıdır.
- Belirli bir alanda olağan kabul edilen dalgalanmalar öngörülemez değildir; enflasyonun bilindiği bir ekonomide fiyat artışının kendisi tek başına yetmez.
- Riski sözleşmeyle üstlenen taraf sonradan uyarlama isteyemez; sözleşmede kur farkını üstlenen tarafın durumu böyledir.
- Spekülatif nitelikteki sözleşmelerde dalgalanma sözleşmenin konusudur ve öngörülemezlikten söz edilemez.
- Öncelikle hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteyebilir.
- Uyarlama mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönebilir.
Kurallar
- Kurumun arkasındaki fikir işlem temelinin çökmesidir: taraflar sözleşmeyi belirli bir olgular düzenine dayanarak kurar; o düzen tanınmaz hâle geldiğinde sözleşmeyi aynen uygulamak tarafların iradesini gerçekleştirmek değil, ona aykırı düşmek olur. Uyarlama bu yüzden sözleşmeye bağlılığın karşıtı değil, dürüstlük kuralıyla sınırlanmış bir görünümüdür (TMK m. 2).
- Kanunun kullandığı ölçütlerin hepsi ağır sözcüklerdir — "olağanüstü", "öngörülmesi de beklenmeyen", "dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede". Bu ağırlık bilinçlidir: uyarlama dar bir istisnadır ve sıradan bir maliyet artışı için açılmaz.
- Saklı tutma beyanı ifa anında ve karşı tarafa yöneltilerek yapılır; açık olması aranmaz, ödeme dekontuna düşülen bir kayıt ya da teslim tutanağına yazılan bir cümle yeterlidir. İfadan sonra gönderilen yazı geç kalmıştır ve hakkı kurtarmaz.
- Hâkim edimi yeniden dengeler: bedeli artırabilir, vadeyi uzatabilir, edimin kapsamını değiştirebilir. Tarafların yerine geçip yeni bir sözleşme kuramaz; amaç bozulan dengeyi makul bir noktaya getirmektir, borçluyu bütünüyle zarardan kurtarmak değil.
Sınav Notu
- Dört koşul: öngörülemeyen olağanüstü durum, durumun borçludan kaynaklanmaması, ifanın istenmesinin dürüstlüğe aykırı düşecek derecede ağırlaşması, borcun henüz ifa edilmemiş ya da haklar saklı tutularak ifa edilmiş olması (TBK m. 138).
- Öngörülemezlik iki katmanlıdır: fiilen öngörmemek ve öngörmesinin de beklenmemesi. Riski sözleşmeyle üstlenen taraf uyarlama isteyemez.
- İhtirazi kayıt koymadan ifa eden borçlu uyarlama isteyemez — en çok hak kaybettiren koşul budur.
- İmkânlar sıralıdır: uyarlama önce, dönme ancak uyarlama mümkün değilse. Koşul maddi bir koşuldur — kanun, dönmeden önce açılıp reddedilmiş bir uyarlama davası aramaz (TBK m. 138).
- Sürekli edimli sözleşmede dönme yerine fesih kullanılır; fesih ileriye, dönme geçmişe etkilidir.
- Kanun yabancı para cinsinden kurulmuş borçları da maddenin kapsamına almıştır (TBK m. 138); buna karşılık kurun olağan seyri içinde oynaması öngörülemez kabul edilmez.
- Aşırı yararlanma ile karıştırılmaz: aşırı yararlanmada dengesizlik kuruluş anında vardır ve sonucu iptal veya denkleştirmedir; aşırı ifa güçlüğünde dengesizlik sonradan doğar ve sonucu uyarlamadır.
- Kısmen ifa edilmiş sözleşmelerde uyarlama henüz ifa edilmemiş kısım için istenir; ifa edilmiş kısım ancak haklar saklı tutularak ifa edilmişse uyarlamaya açıktır (TBK m. 138). Kayıtsız ifa edilen dönemler kapanır.
- Uyarlama kural olarak hâkimden, dava yoluyla istenir. Taraflar kendi aralarında anlaşıp sözleşmeyi yeni koşullara uydurabilirse hâkime hiç gidilmez; orada yapılan bir değiştirme sözleşmesidir ve dayanağı bu hüküm değil sözleşme özgürlüğüdür.
Önceki başlıkta edimin imkânsızlaşması incelendi. Bu başlığın konusu daha ince bir hâldir: edim mümkündür, ama sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan olağanüstü bir durum yüzünden borçludan ifanın istenmesi artık dürüstlüğe aykırı düşmektedir. Kanun burada sözleşmeyi ne aynen ayakta tutar ne de kendiliğinden ortadan kaldırır; uyarlama yolunu açar.
A. Uyarlamanın Dört Koşulu
Kanunun tek fıkrada topladığı koşullar şunlardır (TBK m. 138):
- Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum ortaya çıkmalıdır.
- Bu durum borçludan kaynaklanmayan bir sebeple doğmuş olmalıdır.
- Durum, sözleşmenin yapıldığı sıradaki olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmiş olmalıdır.
- Borçlu borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olmalıdır.
Dördü birlikte aranır. Kanunun kullandığı ölçütlerin hepsi ağır sözcüklerdir: "olağanüstü", "öngörülmesi de beklenmeyen", "dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede". Bu ağırlık bilinçlidir — uyarlama, sözleşmeye bağlılık ilkesinin dar bir istisnasıdır ve sıradan bir maliyet artışı için açılmaz.
Kurumun arkasındaki fikir işlem temelinin çökmesidir. Taraflar sözleşmeyi kurarken belirli bir olgular düzenine dayanır; o düzen sarsılmazsa sözleşmeye bağlılık esastır. Ancak düzen tanınmaz hâle geldiğinde, sözleşmeyi aynen uygulamak tarafların iradesini gerçekleştirmek değil, ona aykırı davranmak olur. Uyarlama bu yüzden sözleşmeye bağlılığın karşıtı değil, dürüstlük kuralıyla sınırlanmış bir görünümüdür.
Kurum kanuna girmeden önce de uygulanıyordu; mahkemeler dayanağı doğrudan dürüstlük kuralında (TMK m. 2) buluyordu. Kanunun onu ayrı bir maddeye bağlaması, koşulları belirsizlikten çıkarmış ve uygulamayı öngörülebilir kılmıştır.
B. Öngörülemezlik Ölçütü
Koşulların en çok tartışılanı öngörülemezliktir ve iki katmanı vardır: taraflar durumu fiilen öngörmemiş olmalı ve ayrıca ondan öngörmeleri de beklenmemelidir. İkinci katman nesneldir; basiretli bir tarafın hesaba katması gereken riskler öngörülemez sayılmaz.
Bu ölçüt uygulamada birkaç sonuç doğurur:
- Belirli bir alanda olağan kabul edilen dalgalanmalar öngörülemez değildir; enflasyonun bilindiği bir ekonomide fiyat artışının kendisi tek başına yetmez.
- Riski sözleşmeyle üstlenen taraf sonradan uyarlama isteyemez; sözleşmede kur farkını üstlenen tarafın durumu böyledir.
- Spekülatif nitelikteki sözleşmelerde dalgalanma sözleşmenin konusudur ve öngörülemezlikten söz edilemez.
Üçüncü koşuldaki "dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede" ölçütü de niceliksel bir eşik değil, işlem temelinin çökmesi fikrine dayanır: edim ile karşı edim arasındaki denge, tarafların sözleşmeyi kurarken dayandığı temeli anlamsız kılacak ölçüde bozulmuş olmalıdır.
C. Borcun İfa Edilmiş Olmasının Etkisi
Dördüncü koşul pratikte en çok hak kaybettiren koşuldur. Borcunu ihtirazi kayıt koymadan ifa eden borçlu uyarlama isteyemez; kanun ifayı, güçlüğe rağmen borca bağlı kalma iradesi olarak yorumlar.
Bu yüzden aşırı güçlükle karşılaşan borçlunun izlemesi gereken yol açıktır: ifadan kaçınmak riskliyse, haklarını saklı tutarak ifa etmek ve uyarlama talebini ayrıca ileri sürmek. Saklı tutma beyanı ifa anında ve karşı tarafa yöneltilerek yapılır.
Kısmen ifa edilmiş sözleşmelerde uyarlama, henüz ifa edilmemiş kısım bakımından istenebilir. İfa edilmiş kısım bakımından ise kanun bir kapı bırakır: borçlu ifa ederken aşırı güçlükten doğan haklarını saklı tuttuğunu belirtmişse, o kısım da uyarlamaya açık kalır. Kayıtsız ifa edilen dönemler kapanmış sayılır; kapatan ifanın kendisi değil, kaydın konulmamış olmasıdır.
Saklı tutma beyanının biçimi de önemlidir. Beyanın açık olması aranmaz, ama ifa anında ve karşı tarafın anlayabileceği biçimde yapılmalıdır; ödeme dekontuna düşülen bir kayıt ya da teslim tutanağına yazılan bir cümle yeterlidir. Buna karşılık ifadan sonra gönderilen bir yazı geç kalmıştır ve hakkı kurtarmaz.
Alacaklının tutumu da sonucu etkileyebilir. Taraflar güçlük ortaya çıktıktan sonra yeni bir ödeme planı üzerinde anlaşırlarsa ortada uyarlama değil, iradi bir sözleşme değişikliği vardır ve hâkime gitmeye gerek kalmaz. Uygulamada uyarlama davalarının çoğu, tarafların anlaşamadığı hâllerde açılır.
D. Hâkimden Uyarlama İsteme ve Dönme
Koşullar gerçekleştiğinde borçlunun elinde sıralı iki imkân vardır:
- Öncelikle hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteyebilir.
- Uyarlama mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönebilir.
Sıra bağlayıcıdır ve kanunun tercihi sözleşmeyi ayakta tutmaktan yanadır: uyarlama önce gelir, dönme ancak uyarlama mümkün değilse gündeme gelir. Ölçüt uyarlamanın mümkün olup olmadığıdır; kanun, dönmeyi önceden açılıp reddedilmiş bir uyarlama davası koşuluna bağlamaz. Uyarlamanın mümkün olduğu bir olayda doğrudan yapılan dönme beyanı sonuç doğurmaz.
Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. Sebep teknik ve tanıdıktır: dönme geçmişe, fesih ileriye etkilidir ve ifasına başlanmış sürekli bir ilişkide geçmişi geri sarmak anlamsızdır.
Uyarlama talebi dava yoluyla ileri sürülür ve hâkim edimi yeniden dengeler; bedeli artırabilir, vadeyi uzatabilir, edimin kapsamını değiştirebilir. Hâkim tarafların yerine geçip yeni bir sözleşme kuramaz, yalnız bozulan dengeyi onarır.
E. Yabancı Para Borçlarında Uyarlama
Kanun maddenin sonuna tek cümlelik ama önemli bir hüküm koymuştur: bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır (TBK m. 138).
Hükmün varlık sebebi, yabancı para borçlarında kur riskinin kime ait olduğu tartışmasıdır. Kanun, yabancı para borçlarını uyarlama dışında bırakmamış, aynı koşullara tabi tutmuştur. Ne var ki koşullar burada da aynen aranır ve özellikle öngörülemezlik ölçütü kur dalgalanmalarında zor karşılanır: kurun oynak olduğu bilinen bir ekonomide olağan dalgalanma öngörülemez sayılmaz.
Uygulamada belirleyici olan, dalgalanmanın olağanüstü sayılıp sayılamayacağı ve tarafın kur riskini sözleşmeyle üstlenip üstlenmediğidir. Yabancı para borcu bilerek seçilmiş ve bu seçimle bir avantaj elde edilmişse, sonradan aleyhe dönen kur için uyarlama istemek dürüstlük kuralına da takılabilir.
Uyarlamanın sonucu da sınırlıdır. Hâkim sözleşmeyi yeni koşullara uyarlar; tarafların hiç kurmadığı bir sözleşmeyi kuramaz, edimi bütünüyle değiştiremez ve riski tek tarafa yükleyemez. Amaç, bozulan dengeyi makul bir noktaya getirmektir, borçluyu bütünüyle zarardan kurtarmak değil. Bu yüzden uyarlama kararlarında maliyet artışının tamamı değil, dürüstlüğe aykırı düşen kısmı karşı tarafa yansıtılır.
Uyarlama isteminin zamanı da sonucu etkiler. Koşullar gerçekleştiği hâlde borçlu uzunca bir süre sessiz kalır ve sözleşmeyi olduğu gibi uygulamayı sürdürürse, bu davranış sözleşmeye bağlı kalma iradesi olarak yorumlanabilir ve sonradan ileri sürülen uyarlama istemi dürüstlük kuralına takılabilir. Bu yüzden borçlunun yapması gereken ilk iş, ifaya devam ederken haklarını saklı tuttuğunu karşı tarafa bildirmektir; kanunun aradığı ihtirazi kayıt işte bu bildirimdir ve biçimi değil varlığı önemlidir.
Örnek olay
(D), bir fabrika için özel üretim makine yaptırmak üzere (E) ile sözleşme kurmuştur; bedel 400.000 avro, teslim on ay sonradır. Sözleşmeden dört ay sonra, makinenin üretiminde kullanılan bir hammaddenin tek üreticisi olan ülkede beklenmedik bir ambargo ilan edilmiş, hammadde fiyatı altı katına çıkmıştır. (E)'nin maliyeti sözleşme bedelinin iki katını aşmıştır. (E) önce hiçbir kayıt koymadan makinenin yarısını üretip teslim etmiş, kalan yarısı için "artık bu bedele yapamam" diyerek doğrudan sözleşmeden döndüğünü bildirmiştir. Sözleşmede kur ve maliyet riskine ilişkin hiçbir kayıt yoktur.
Değerlendirme: Koşullar tek tek denetlenir. Ambargo ve buna bağlı fiyat sıçraması, sözleşmenin yapıldığı sırada öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durumdur; (E)'den kaynaklanmamıştır ve maliyeti sözleşme bedelinin iki katına çıkardığına göre ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede ağırlaştırmıştır (TBK m. 138). İlk üç koşul gerçekleşmiştir.
Dördüncü koşul ise ikiye ayrılır. Teslim edilen yarı bakımından (E) borcunu hiçbir kayıt koymadan ifa etmiştir; kanun ifayı borca bağlı kalma iradesi saydığı için bu kısım bakımından uyarlama isteyemez. Kalan yarı bakımından ise borç henüz ifa edilmemiştir ve koşul gerçekleşmiştir. (E) makinenin yarısını teslim ederken "aşırı ifa güçlüğünden doğan haklarım saklıdır" diye bir kayıt koysaydı, o kısım için de uyarlama isteyebilirdi.
(E)'nin doğrudan dönme bildirimi ise sıra kuralına takılır. Kanun borçluya önce hâkimden uyarlama isteme, ancak bu mümkün olmadığı takdirde dönme hakkı tanır. Belirleyici olan uyarlamanın mümkün olup olmadığıdır; burada mümkündür, çünkü kalan yarı için bedel artırılabilir ya da vade uzatılabilir. (E)'nin dönme beyanı bu hâliyle sonuç doğurmaz; izlemesi gereken yol, kalan yarı bakımından uyarlama davası açmaktır. Hâkim bedeli artırabilir, vadeyi uzatabilir ya da edimin kapsamını değiştirebilir. Uyarlama gerçekten mümkün değilse sonuç bir mahkeme takdiri değildir: kanun dönme hakkını borçluya tanır (TBK m. 138); hâkimin yaptığı, koşulun gerçekleşip gerçekleşmediğini denetlemektir.
Sözleşme bir makine üretimi, yani ani edimli bir eser sözleşmesi olduğuna göre yol dönmedir. Taraflar arasında sürekli bir tedarik ilişkisi kurulmuş olsaydı — her ay belirli miktarda parça teslimi gibi — borçlunun kullanacağı yol dönme değil fesih olurdu ve geçmiş dönemler tasfiye edilmezdi.
Son olarak bedelin avro cinsinden belirlenmiş olması sonucu değiştirmez: kanun uyarlamanın yabancı para borçlarında da uygulanacağını açıkça söyler. Ancak bu olayda uyarlamayı haklı kılan kurun kendisi değil, ambargoya bağlı hammadde şoku olmuştur; olağan bir kur hareketi tek başına öngörülemez sayılmazdı.
Süre bakımından bir nokta daha eklenmelidir. (E) ambargodan sonra hiçbir bildirim yapmadan üretime devam etseydi ve kalan yarıyı da teslim etseydi, uyarlama isteme imkânını bütünüyle yitirirdi; aranan koşul, borcun henüz ifa edilmemiş olması ya da ifa edilirken hakların saklı tutulmasıdır. Buna karşılık (E) teslim tutanağına aşırı ifa güçlüğünden doğan haklarının saklı olduğunu yazdırsaydı, ifa etmiş olmasına rağmen uyarlama davası açabilirdi. Sınavda bu ayrıntı çoğu zaman tek bir ifadeyle verilir: "ihtirazi kayıtla teslim etti" ya da "kayıtsız teslim etti". Cevap bu ifadeye göre değişir.
Uyarlamanın sonucu bakımından da bir sınır hatırlanmalıdır. Hâkim kalan yarı için bedeli artırsa bile artışın tamamını (D)'ye yükleyemez; amaç bozulan dengeyi makul bir noktaya getirmektir, yükleniciyi zarardan bütünüyle kurtarmak değil. Olağanüstü durumun yarattığı riskin bir kısmı, sözleşmeyi kuran taraf olarak (E)'nin üzerinde kalır.
Bu başlıktan çıkmış sorular
Resmî sınavlarda (HMGS, hâkimlik, KPSS, adli/idari yargı) çıkmış sorular. 5 soru eşleşti, ilk 5 gösteriliyor.
Çıkmış soru 1 2026 HMGS
Cevabı göster
Çıkmış soru 2 Çıkmış soru
Cevabı göster
Çıkmış soru 3 2021 AVUKATLAR İÇİN ADLİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 4 2014 İDARİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 5 2004 SAYIŞTAY
Cevabı göster
Bu başlığın soruları
Bu başlıktan 5 soru. Şıkları okuyup kendi cevabını verdikten sonra cevabı aç.