EduMiXX Hukuk HMGS

Borçlar Hukuku › Başlık 17 / 54

Borca Aykırılık ve Tazminat

15 Hâkimlik 1 HMGS Sorusu

Hızlı özet

Borç ifa edilmezse ne olur? Bu başlık, borca aykırılığın genel rejimini kurar: hangi hâllerde aykırılık vardır, kusur nasıl ispatlanır, hangi zarar istenir ve borçlu sorumluluğunu ne ölçüde sınırlayabilir.

Çerçeve

  • Borca Aykırılığın Görünüm Biçimleri
  • Kusur Karinesi ve Kurtuluş Kanıtı
  • Müspet Zarar ile Menfi Zarar Ayrımı
  • İki Zarar Türünün Hesaplanması
  • Yardımcı Kişinin Fiilinden Sorumluluk
  • Sorumsuzluk Anlaşmalarının Sınırı
  • Sonraki İmkânsızlık ve Sonuçları

Tanımlar ve Şartlar

  • İfa imkânsızlığı — edim artık yerine getirilemez hâle gelmiştir.
  • Temerrüt — edim mümkündür ama zamanında yerine getirilmemiştir.
  • Kötü ifa — edim yerine getirilmiştir ama gereği gibi değildir; eksik, ayıplı veya yan yükümlülüklere aykırı biçimde.
  • Alacaklı temerrüdü, ifa engelinin alacaklı tarafında doğduğu hâldir ve kendi rejimine tabidir.
  • Aşırı ifa güçlüğü, edim mümkün olmakla birlikte sonradan öngörülemeyen olağanüstü bir durumla katlanılamaz hâle geldiği hâldir; sonucu tazminat değil uyarlamadır.
  • edimin değeri ve ifa edilmediği için kaçırılan kâr;
  • yerine ikame edim sağlanmışsa aradaki fiyat farkı;
  • gecikmeden doğan kayıplar ve bu yüzden üçüncü kişilere ödenen cezai şartlar.
  • sözleşme için yapılan görüşme, inceleme ve noter giderleri;
  • sözleşmeye güvenilerek yapılan hazırlık harcamaları;
  • bu sözleşme yüzünden kaçırılan başka bir sözleşme fırsatı.
  • Burada kurtuluş kanıtı yoktur. Borçlu yardımcısını özenle seçtiğini, denetlediğini ispat ederek kurtulamaz; sorumluluğu sözleşmeden doğar.
  • Aranan, yardımcının kusurlu olması değil, davranışının borçlunun kendi davranışı olsaydı borca aykırılık oluşturacak nitelikte bulunmasıdır.
  • Borçlunun ağır kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma.
  • Borçlunun alacaklıyla hizmet sözleşmesinden kaynaklanan herhangi bir borç sebebiyle sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yaptığı her türlü anlaşma.
  • Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat ancak izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun hafif kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma.

Kurallar

  • Kanun borçlunun kusurunu karine olarak kabul eder: borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur (TBK m. 112).
  • Borçlu genel olarak her türlü kusurdan sorumludur; sorumluluğun kapsamı işin özel niteliğine göre belirlenir ve iş özellikle borçlu için bir yarar sağlamıyorsa sorumluluk daha hafif olarak değerlendirilir (TBK m. 114).
  • Kanun bunun sorumluluk sonucunu açıkça gösterir: borçlu, borcun ifasını veya bir borç ilişkisinden doğan hakkın kullanılmasını birlikte yaşadığı kişiler ya da yanında çalışanlar gibi yardımcılarına kanuna uygun surette bırakmış olsa bile, onların işi yürüttükleri sırada diğer tarafa verdikleri zararı gidermekle yükümlüdür (TBK m. 116).
  • Bunun tek istisnası uzmanlık alanıdır — uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat ancak kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, bu yöndeki anlaşma kesin olarak hükümsüzdür (TBK m. 116).
  • Kanun üç yasak koyar ve üçünün yaptırımı da kesin hükümsüzlüktür (TBK m. 115):

Sınav Notu

  • Borca aykırılığın üç görünümü: imkânsızlık, temerrüt, kötü ifa. Kanunun genel hükmü üçünü de kapsar (TBK m. 112).
  • Kusur karinesi borca aykırılığa özgüdür: alacaklı kusuru ispatlamaz, borçlu hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispatlar. Haksız fiilde düzen terstir.
  • Borçlu her türlü kusurdan sorumludur; iş borçluya yarar sağlamıyorsa sorumluluk daha hafif değerlendirilir (TBK m. 114).
  • Haksız fiil hükümleri kıyasen borca aykırılığa da uygulanır — tazminatın belirlenmesi ve indirim sebepleri bu yolla gelir.
  • Ölçüt tek cümledir: sözleşme ayaktaysa müspet, ortadan kalkmışsa menfi zarar. İkisi birlikte istenemez.
  • Yapma borcunda alacaklı masrafı borçluya ait olmak üzere başkasına yaptırma izni ister; yapmama borcunda aykırı durumun ortadan kaldırılmasını isteyebilir (TBK m. 113).
  • Yardımcı kişinin fiilinden sorumlulukta kurtuluş kanıtı yoktur ve yardımcının kusuru aranmaz (TBK m. 116) — adam çalıştıranın sorumluluğundan iki temel farkı budur.
  • Yardımcı kişi sorumluluğu anlaşmayla kaldırılabilir; tek istisna izne bağlı uzmanlık faaliyetleridir.
  • Sorumsuzluk anlaşmasında üç kesin hükümsüzlük: ağır kusur, hizmet sözleşmesinden doğan her türlü borç, izne bağlı uzmanlık faaliyetinde hafif kusur (TBK m. 115).
  • Yasak önceden yapılan anlaşmalar içindir; zarar doğduktan sonra ibra geçerlidir. Hafif kusurda sorumsuzluk kural olarak geçerlidir.
  • Başlangıçtaki objektif imkânsızlık sözleşmeyi kesin hükümsüz kılar; sonraki imkânsızlık borcu sona erdirir ya da tazminata dönüştürür.
  • Sonuç borcunda belirli bir sonuç, özen borcunda sonuca yönelik çaba taahhüt edilir; eser sözleşmesi birinciye, vekâlet ikinciye örnektir ve ispat yükü buna göre değişir.
  • Borca aykırılıktan doğan tazminat kural olarak on yıllık genel zamanaşımına tabidir; aynı olay iki sorumluluğu birden doğuruyorsa sözleşmeye dayanmak süre bakımından elverişlidir.
  • Üçlüye öğretide iki hâl eklenir: alacaklı temerrüdü ve aşırı ifa güçlüğü; ikincisinin sonucu tazminat değil uyarlamadır.

Borç ifa edilmezse ne olur? Bu başlık, borca aykırılığın genel rejimini kurar: hangi hâllerde aykırılık vardır, kusur nasıl ispatlanır, hangi zarar istenir ve borçlu sorumluluğunu ne ölçüde sınırlayabilir.

A. Borca Aykırılığın Görünüm Biçimleri

Kanunun genel hükmü tek cümledir: borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür (TBK m. 112). Cümledeki "hiç veya gereği gibi" ifadesi üç görünüm biçimini kapsar:

  • İfa imkânsızlığı — edim artık yerine getirilemez hâle gelmiştir.
  • Temerrüt — edim mümkündür ama zamanında yerine getirilmemiştir.
  • Kötü ifa — edim yerine getirilmiştir ama gereği gibi değildir; eksik, ayıplı veya yan yükümlülüklere aykırı biçimde.

Bu üçlüye öğretide iki hâl daha eklenir:

  • Alacaklı temerrüdü, ifa engelinin alacaklı tarafında doğduğu hâldir ve kendi rejimine tabidir.
  • Aşırı ifa güçlüğü, edim mümkün olmakla birlikte sonradan öngörülemeyen olağanüstü bir durumla katlanılamaz hâle geldiği hâldir; sonucu tazminat değil uyarlamadır.

Bir de yan yükümlülüklerin ihlali vardır: edim tam olarak yerine getirilmiş ama koruma veya bilgilendirme yükümlülüğü çiğnenmişse, ortada kötü ifadan ayrı bir aykırılık bulunur.

Yapma ve yapmama borçları için ayrıca özel imkânlar tanınmıştır (TBK m. 113). Yapma borcu ifa edilmezse alacaklı, masrafı borçluya ait olmak üzere edimin kendisi veya başkası tarafından ifasına izin verilmesini isteyebilir; her türlü giderim isteme hakkı saklıdır. Yapmama borcuna aykırı davranan borçlu doğan zararı gidermekle yükümlüdür; alacaklı ayrıca borca aykırı durumun ortadan kaldırılmasını veya bu konuda masrafı borçluya ait olmak üzere kendisinin yetkili kılınmasını isteyebilir.

B. Kusur Karinesi ve Kurtuluş Kanıtı

Haksız fiilde kusuru zarar gören ispatlar; borca aykırılıkta ise düzen terstir. Kanun borçlunun kusurunu karine olarak kabul eder: borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur (TBK m. 112). Alacaklı yalnız borcun varlığını ve ifa edilmediğini gösterir; kusursuzluğunu borçlu ispatlar.

Sorumluluğun ölçüsü de gösterilmiştir. Borçlu genel olarak her türlü kusurdan sorumludur; sorumluluğun kapsamı işin özel niteliğine göre belirlenir ve iş özellikle borçlu için bir yarar sağlamıyorsa sorumluluk daha hafif olarak değerlendirilir (TBK m. 114). Karşılıksız bir iyilik olarak üstlenilen işte özen ölçütü, ücret karşılığı yapılan işe göre yumuşar.

Özen ölçütü nesneldir ve borçlunun mesleğine göre yükselir. Uzmanlık gerektiren bir işi üstlenen kişi, o mesleğin gerektirdiği bilgi ve dikkatle sorumlu tutulur; "bu işi bilmiyordum" savunması kusuru kaldırmaz, aksine üstlenmekteki kusuru gösterir.

Sorumluluğun kapsamı bakımından da bir ayrım vardır. Sonuç borcunda borçlu belirli bir sonucu taahhüt eder ve sonuç doğmazsa aykırılık karinesi doğar; özen borcunda taahhüt edilen sonuç değil, o sonuca yönelik özenli çabadır. Eser sözleşmesi birinciye, vekâlet ikinciye örnektir ve ispat yükü buna göre değişir.

Kanun ayrıca bir köprü kurar: haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler, kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanır (TBK m. 114). Tazminatın belirlenmesi, indirim sebepleri ve müterafik kusura ilişkin kurallar bu yolla borca aykırılıkta da işler.

C. Müspet Zarar ile Menfi Zarar Ayrımı

Borca aykırılıkta istenecek zararın hangi türde olduğu, sözleşmenin ayakta kalıp kalmadığına bakılarak belirlenir. Ölçüt tek cümlede özetlenir: sözleşme ayaktaysa müspet, ortadan kalkmışsa menfi zarar istenir.

Müspet zarar, borç gereği gibi ifa edilseydi alacaklının malvarlığının göstereceği durum ile şimdiki durumu arasındaki farktır. Sözleşmenin ifa edilmemesinden doğan zarardır ve alacaklının sözleşmeden bekleyeceği yararı kapsar.

Menfi zarar ise sözleşme hiç kurulmasaydı alacaklının uğramayacağı zarardır. Sözleşmenin geçersizliğinden ya da sonradan ortadan kalkmasından doğar.

Sınav bu ayrımı hemen her yıl sorar ve kestirme ölçüt şudur: sözleşme geçerli ve ayakta ise (aynen ifa, gecikme, kötü ifa hâlleri) müspet zarar; sözleşme geçersizse ya da iptal, dönme, icazet verilmemesi gibi bir sebeple ortadan kalkmışsa menfi zarar istenir.

D. İki Zarar Türünün Hesaplanması

Hesap kalemleri de birbirinden ayrılır ve karıştırılmamalıdır.

Müspet zararın kalemleri, ifanın sağlayacağı yararın karşılığıdır:

  • edimin değeri ve ifa edilmediği için kaçırılan kâr;
  • yerine ikame edim sağlanmışsa aradaki fiyat farkı;
  • gecikmeden doğan kayıplar ve bu yüzden üçüncü kişilere ödenen cezai şartlar.

Menfi zararın kalemleri ise sözleşmeye güvenmenin bedelidir:

  • sözleşme için yapılan görüşme, inceleme ve noter giderleri;
  • sözleşmeye güvenilerek yapılan hazırlık harcamaları;
  • bu sözleşme yüzünden kaçırılan başka bir sözleşme fırsatı.

İki türün büyüklüğü arasında zorunlu bir ilişki yoktur. Menfi zarar çoğu zaman daha küçüktür, ama kaçırılan fırsat büyükse müspet zararı aşabilir. Bu yüzden öğretide menfi zararın müspet zararla sınırlı olup olmadığı tartışılır; baskın görüş, menfi zararın müspet zararı aşamayacağı yönündedir.

Borca aykırılıktan doğan tazminat isteminin zamanaşımı da ayrıca belirlenir. Sözleşmeden doğan alacaklar kural olarak on yıllık genel süreye tabidir; tazminat istemi asıl alacağın yerine geçtiği için kural olarak aynı süreyi izler. Haksız fiil zamanaşımından farkı budur ve alacaklı için genellikle daha elverişlidir — aynı olay her iki sorumluluğu birden doğuruyorsa, sözleşmeye dayanmak süre bakımından avantaj sağlar.

Tazminatın belirlenmesinde haksız fiil hükümleri kıyasen uygulandığı için, alacaklının müterafik kusuru ve zararı azaltma külfeti burada da işler. Ayıplı ifayı fark ettiği hâlde kullanmayı sürdüren ve zararı büyüten alacaklı, büyüyen kısmı isteyemez.

Bir noktaya daha dikkat edilmelidir: alacaklı iki zararı birlikte isteyemez, çünkü biri sözleşmenin ayakta olmasını, öteki ortadan kalkmasını varsayar. Seçim alacaklınındır ve yaptığı seçimle bağlıdır.

E. Yardımcı Kişinin Fiilinden Sorumluluk

Borçlu borcun ifasını tek başına yerine getirmek zorunda değildir; yardımcı kullanabilir. Kanun bunun sorumluluk sonucunu açıkça gösterir: borçlu, borcun ifasını veya bir borç ilişkisinden doğan hakkın kullanılmasını birlikte yaşadığı kişiler ya da yanında çalışanlar gibi yardımcılarına kanuna uygun surette bırakmış olsa bile, onların işi yürüttükleri sırada diğer tarafa verdikleri zararı gidermekle yükümlüdür (TBK m. 116).

Bu hükmün adam çalıştıranın sorumluluğundan iki önemli farkı vardır:

  • Burada kurtuluş kanıtı yoktur. Borçlu yardımcısını özenle seçtiğini, denetlediğini ispat ederek kurtulamaz; sorumluluğu sözleşmeden doğar.
  • Aranan, yardımcının kusurlu olması değil, davranışının borçlunun kendi davranışı olsaydı borca aykırılık oluşturacak nitelikte bulunmasıdır.

Sorumluluk anlaşmayla sınırlanabilir: yardımcı kişilerin fiilinden doğan sorumluluk, önceden yapılan bir anlaşmayla tamamen veya kısmen kaldırılabilir. Bunun tek istisnası uzmanlık alanıdır — uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat ancak kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, bu yöndeki anlaşma kesin olarak hükümsüzdür (TBK m. 116).

F. Sorumsuzluk Anlaşmalarının Sınırı

Borçlunun kendi fiilinden doğan sorumluluğu sınırlaması ise çok daha dardır. Kanun üç yasak koyar ve üçünün yaptırımı da kesin hükümsüzlüktür (TBK m. 115):

  • Borçlunun ağır kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma.
  • Borçlunun alacaklıyla hizmet sözleşmesinden kaynaklanan herhangi bir borç sebebiyle sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yaptığı her türlü anlaşma.
  • Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat ancak izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun hafif kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma.

İki ayrıntı sınav çıkarır. Birincisi, yasak önceden yapılan anlaşmalara ilişkindir; borç doğduktan ve zarar meydana geldikten sonra alacaklı ibra verebilir. İkincisi, hafif kusur için sorumsuzluk anlaşması kural olarak geçerlidir — yalnız izne bağlı uzmanlık faaliyetlerinde geçersizdir.

Kendi fiili ile yardımcının fiili arasındaki fark da burada belirginleşir: yardımcının fiilinden sorumluluk kural olarak kaldırılabilirken, borçlunun kendi ağır kusurundan sorumluluğu hiçbir hâlde kaldırılamaz.

G. Sonraki İmkânsızlık ve Sonuçları

Borç kurulduktan sonra edim imkânsızlaşırsa sonuç, imkânsızlığın kime yüklenebileceğine göre değişir.

Borçlunun sorumlu olmadığı sonraki imkânsızlıkta borç sona erer; borçlu ifadan kurtulur. Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmede karşı edim de düşer ve alınmışsa sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri verilir.

Borçlunun sorumlu olduğu imkânsızlıkta ise borç aynen ifa olarak sona erer, yerini tazminat borcu alır; alacaklı müspet zararının giderilmesini ister.

İmkânsızlık kısmi olabilir: edimin bir bölümü imkânsızlaşmışsa borç kalan bölüm bakımından devam eder. Alacaklının kalan kısımda menfaati kalmamışsa sözleşmenin tamamı bakımından çözüm aranır.

Başlangıçtaki imkânsızlıkla karıştırılmamalıdır. Başlangıçtaki objektif imkânsızlık sözleşmeyi kesin hükümsüz kılar; sonraki imkânsızlık ise geçerli kurulmuş bir sözleşmede borcu sona erdirir ya da tazminata dönüştürür. İki kurumun sonuçları bütünüyle farklıdır.

Örnek olay

(F), bir düğün organizasyonu için (G) ile sözleşme yapmış; (G) yemek, ses sistemi ve fotoğraf hizmetini üstlenmiştir. Sözleşmeye "(G) ve çalışanlarının her türlü kusurundan doğan sorumluluk kaldırılmıştır" kaydı konulmuştur. Düğün günü (G)'nin yanında çalışan garson, dikkatsizlikle ses sistemini devirmiş ve sistem kullanılamaz hâle gelmiştir; (G) yedek sistem bulundurmadığı için müzik üç saat boyunca çalmamıştır. Ayrıca (G)'nin tuttuğu fotoğrafçı — mesleğini ancak yetkili makamın izniyle yürütebilen bir uzman — kayıtları silmiştir. (F) hem düğünün bozulmasından doğan zararını hem sözleşme için yaptığı hazırlık giderlerini istemektedir.

Değerlendirme: Önce sorumsuzluk kaydının kaderi belirlenir. Kayıt iki ayrı sorumluluğu birden kaldırmayı amaçlamaktadır ve ikisinin rejimi farklıdır. (G)'nin kendi fiilinden doğan sorumluluk bakımından, ağır kusurdan sorumsuzluk anlaşması kesin olarak hükümsüzdür (TBK m. 115); yedek sistem bulundurmamak ve riski hiç karşılamamak somut olayda ağır kusur sayılabilir. Kaydın "her türlü kusur" demesi onu hafif kusur bakımından da kurtarmaz, çünkü hükümsüz olan kısım ayıklanır ve kalan kısım kendi sınırları içinde değerlendirilir.

Yardımcı kişilerin fiilinden doğan sorumluluk bakımından kural terstir: bu sorumluluk önceden yapılan anlaşmayla kaldırılabilir (TBK m. 116). Garson bakımından kayıt kural olarak geçerlidir. Ancak fotoğrafçı, mesleğini ancak izinle yürütebilen bir uzmandır; bu alanda yardımcı kişilerin fiillerinden sorumsuzluk anlaşması kesin olarak hükümsüzdür. Aynı sözleşmedeki tek kayıt, iki yardımcı bakımından iki farklı sonuç doğurur — olayın sınav değeri buradadır.

Sorumluluğun doğması için garsonun ve fotoğrafçının kusurlu olması aranmaz; aranan, davranışlarının (G)'nin kendi davranışı olsaydı borca aykırılık oluşturacak nitelikte bulunmasıdır. (G) ayrıca yardımcılarını özenle seçtiğini ispat ederek kurtulamaz; burada kurtuluş kanıtı yoktur.

Zararın türü bakımından ölçüt sözleşmenin durumudur. (F) sözleşmeyi ayakta tutup gereği gibi ifa edilmemesinden doğan zararını istemektedir; bu müspet zarardır ve düğünün bozulmasından doğan kayıpları kapsar. Hazırlık gideri ise adıyla değil amacıyla sınıflandırılır: sözleşme hiç kurulmasaydı yapılmayacak olan güven gideri menfi zarardır ve sözleşme ayakta tutulurken istenemez; buna karşılık gereği gibi ifa beklentisiyle yapılıp borca aykırılık yüzünden boşa çıkan gider, uygun illiyet bağı varsa müspet zarar kapsamında istenebilir. İki zarar türü birlikte talep edilemez; (F) seçimini yapmak zorundadır.

Son olarak kusur ispatı (F)'nin üzerinde değildir. Borca aykırılıkta kusur karine hâlindedir; (F) yalnız borcun varlığını ve gereği gibi ifa edilmediğini gösterir, (G) kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispatlamak zorundadır (TBK m. 112).

Olayda hizmetin niteliği de sorumluluğun ölçüsünü etkiler. (G) organizasyonu ücret karşılığı üstlenmiştir; iş ona yarar sağladığına göre sorumluluk hafifletilmez (TBK m. 114). Aynı hizmet karşılıksız bir jest olarak üstlenilseydi özen ölçütü yumuşardı.

Yükümlülüğün türü de tartışılır. Ses sisteminin çalışması bir sonuç borcudur: belirli bir sonuç taahhüt edilmiştir ve sonuç doğmadığında aykırılık karinesi işler. Fotoğrafçının en iyi kareleri yakalaması ise bir özen borcudur; ama kayıtların silinmesi özen borcunun en temel gereğinin bile çiğnenmesidir.

Zamanaşımı bakımından (F) lehine bir nokta vardır: borca aykırılıktan doğan tazminat istemi kural olarak on yıllık genel süreye tabidir. Aynı olay yalnız haksız fiil olarak nitelendirilseydi süre iki yıl olurdu; sözleşmeye dayanmak bu yüzden daha elverişlidir.

Bu başlıktan çıkmış sorular

Resmî sınavlarda (HMGS, hâkimlik, KPSS, adli/idari yargı) çıkmış sorular. 12 soru eşleşti, ilk 12 gösteriliyor.

Çıkmış soru 1 2026 HMGS
I.Bir sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin sözleşmelerII.Borçlunun alacaklıyla hizmet sözleşmesinden kaynaklanan herhangi bir borç sebebiyle sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşmalarIII.Kefilin, asıl borç ilişkisinin hükümsüz hâle gelmesinin sebep olduğu zarardan ve ceza koşulundan sorumlu olacağına ilişkin anlaşmalar 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göreyukarıdakilerden hangileri kural olarak "kesin hükümsüzlük" yaptırımına tabidir?
A) Yalnız I
B) Yalnız II
C) Yalnız III
D) I ve III
E) II ve III
Cevabı göster
Cevap: E.
Çıkmış soru 2 2025 KPSS
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre yardımcı kişilerin fiillerinden sorumlulukla ilgiliI.Borçlu, borcun ifasını yardımcılarına kanuna uygun surette bırakmış olsa bile onların işi yürüttükleri sırada diğer tarafa verdikleri zararı kural olarak gidermekle yükümlüdür.II.Önceden yapılan bir anlaşmayla tamamen kaldırılabilir.III.Uzmanlığı gerektiren bir hizmet ancak kanun tarafından verilen izinle yürütülebiliyor olsa bile borçlunun yardımcı kişilerin fiillerinden sorumlu olmayacağına ilişkin anlaşma geçerlidir.ifadelerinden hangileri doğrudur?
A) Yalnız I
B) Yalnız II
C) Yalnız III
D) I ve II
E) II ve III
Cevabı göster
Cevap: D.
Çıkmış soru 3 2014 SAYIŞTAY
Ahmet, satın almayı planladığı evin temizlik ve tadilat işlerinde kullanmak amacıyla Bülent'ten çeşitli boya ve badana malzemeleri satın alır. Taraflar, Ahmet'in 15 Temmuz 2013'te, adresi bildirmesini müteakip, Bülent'in alınanları bildirilen adrese bir gün içinde teslim etmesini kararlaştırır. Ancak 16 Temmuz olduğu hâlde Ahmet, Bülent'e adresi haklı bir sebep olmaksızın bildirmemiştir. Buna göre, aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Bülent, zamanında ifayı gerçekleştirmediği için borçlunun temerrüdüne düşmüştür.
B) Bu olayda, başlangıçtaki imkansızlık söz konusudur.
C) Ahmet, zamanında adresi bildirmediği için alacaklının temerrüdüne düşmüştür.
D) Ahmet, zamanında adresi bildirmediği için sonraki kusurlu ifa imkânsızlığı oluşmuştur.
E) Kusursuz imkânsızlık sebebiyle Bülent'in borcu sona ermiştir.
Cevabı göster
Cevap: C.
Çıkmış soru 4 2013 KPSS
Salim ve Gökhan, 14 Ekim 2012 Pazar günü bir sözleşme yaparak borcun yarım ay sonra ifa edilmesini kararlaştırmışlardır. İfa günü ile ilgili başka bir husus kararlaştırılmamıştır. Buna göre, borcun ifa günü aşağıdakilerden hangisidir?
A) 26 Ekim 2012 Cuma
B) 27 Ekim 2012 Cumartesi
C) 28 Ekim 2012 Pazar
D) 29 Ekim 2012 Pazartesi
E) 30 Ekim 2012 Salı
Cevabı göster
Cevap: E.
Çıkmış soru 5 2025 İYÖS
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre, sözleşmeden doğan borçların ifa edilmemesinin genel sonuçlarıyla ilgili,I.Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse alacaklı, zararının tazminini talep edebilmek için borçlunun kusurunun varlığını ispat etmekle yükümlüdür.II.Sözleşmeden doğan yapma borcu, borçlu tarafından ifa edilmediği takdirde alacaklı, masrafı borçluya ait olmak üzere edimin kendisi veya başkası tarafından ifasına izin verilmesini isteyebilir.III.Alacaklı, borca aykırı durumun ortadan kaldırılmasını veya bu konuda masrafı borçluya ait olmak üzere kendisinin yetkili kılınmasını isteyebilir.ifadelerinden hangileri doğrudur?
A) Yalnız I
B) Yalnız II
C) I ve III
D) II ve III
E) I, II ve III
Cevabı göster
Cevap: D.
Çıkmış soru 6 2006 ADLİ HAKİMLİK
M, antika bir Çin vazosunu 01.02.2005 tarihinde T'ye 20.000 TL karşılığında satar. Sözleşmede vazonun T'ye teslim tarihi 01.03.2005 olarak kararlaştırılmıştır. M, 26.02.2005 tarihinde, teslim tarihinin yaklaşması nedeniyle ifa hazırlıklarına başlar ve vazoyu ambalajlamak isterken dikkatsizliği sonucunda elinden düşürerek parçalanmasına yol açar. Bu olayla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Vazonun teslimi imkânsız olduğu için sözleşme batıldır.
B) Sözleşme geçerli olarak kurulmuştur; ancak vazonun tesliminin imkânsız hale gelmesi nedeniyle sona erer.
C) T, vazonun tesliminin M'nin kusuru yüzünden imkânsızlaşması nedeniyle menfi zararının tazminini talep edebilir.
D) T, M'den müspet zararının tazminini talep edebilir.
E) Olayda teslim için belirli vade kararlaştırıldığından T'nin M'yi temerrüde düşürebilmesi için ihtarda bulunmasına gerek yoktur.
Cevabı göster
Cevap: D.
Çıkmış soru 7 2008 İDARİ HAKİMLİK
Borcun imkânsızlık nedeniyle sona ermesiyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) İmkânsızlık, borç ilişkisinin kurulduğu sırada mevcut olmalıdır.
B) Borcun ifası sonradan ve kusursuz olarak imkânsız hâle gelmiş olmalıdır.
C) Borcun ifasının imkânsız hâle geldiği alacaklıya ihbar edilmiş olmalıdır.
D) Alacaklı, borcun ifası için borçluya bir mehil vermiş olmalıdır.
E) Borcun ifasının imkânsız olduğu sözleşmenin kurulduğu sırada belli olmalıdır.
Cevabı göster
Cevap: B.
Çıkmış soru 8 2019 İDARİ HAKİMLİK
Ozan, 23.12.2019 tarihinde doğum yaparken ölen yarış atı Rüzgâr'ın 17.500 TL'ye satışı konusunda Erdal ile 25.12.2019 tarihinde anlaşmıştır. Buna göre, taraflar arasında yapılan satış sözleşmesinin geçerliliğine ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Sözleşme kesin hükümsüzdür.
B) Sözleşme yok hükmündedir.
C) Erdal, ifa imkânsızlığına dayanarak sözleşmeden dönebilir.
D) Erdal, saik hatasına dayanarak sözleşmenin iptalini isteyebilir.
E) Sözleşme şekil kurallarına uyulmadan yapıldığından kısmen hükümsüzdür.
Cevabı göster
Cevap: A.
Çıkmış soru 9 2014 İDARİ HAKİMLİK
Borçlunun, yardımcı kişinin fiillerinden dolayı akdedeceği sorumsuzluk anlaşmasıyla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Borçlunun sorumsuzluk anlaşması yapabilmesi için, borcun ifasında yardımcı kişi kullanmasının mümkün olması gerekir.
B) Borçlu ve yardımcı kişi arasında sorumsuzluğa ilişkin ve resmi şekilde yapılmış bir anlaşma olması gerekir.
C) Sorumsuzluk anlaşması yardımcı kişinin borca aykırı her türlü kusurlu davranışına ilişkin olabilir.
D) Borçlunun sorumluluğu kanun veya yetkili makamca verilen izne dayalı bir işle ilgili olmamalıdır.
E) Borçlu, imtiyaz suretiyle verilen bir işi yürütmekte ise yardımcı kişilerin fiillerinden dolayı sorumsuzluk anlaşması yapamaz.
Cevabı göster
Cevap: B.
Çıkmış soru 10 2011 İDARİ HAKİMLİK
Edim, borçlu tarafından tam ve gereği gibi yerine getirilmiş olsaydı, alacaklının malvarlığının göstereceği durum ile hâlen gösterdiği durum arasındaki fark, hangi tür zararın varlığını gösterir?
A) Müspet zarar
B) Yoksun kalınan kâr
C) Menfi zarar
D) Karma zarar
E) Manevi zarar
Cevabı göster
Cevap: A.
Çıkmış soru 11 2007 ADLİ HAKİMLİK
A, S'den evindeki televizyonunu satın almış ve taraflar televizyonun 10 Mart günü A'ya teslim edilmesi konusunda anlaşmışlardır. S, 12 Mart günü yapılan milli maçı seyretmek için vade günü televizyonu teslim etmemiştir. 11 Mart günü yan dairede çıkan bir yangın S'nin evine de sıçramış, televizyon kullanılamayacak hale gelmiştir. Bu olayla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) S, sözleşme öncesi müzakereler sırasında televizyonu geç teslim edeceği konusunda A'yı bilgilendirmediği için kusurlu olup A'nın menfi zararlarını ödemek zorundadır.
B) Televizyonun telef olmasında kusuru bulunmadığından S'nin borcu sona erer; ancak hasar sözleşmenin yapılmasıyla A'ya geçtiğinden A semeni ödemek zorundadır.
C) Televizyonun telef olmasında kusuru bulunmadığından S'nin borcu sona erer; fakat temerrüde düşmüş olduğundan A'dan semenin ödenmesini isteyemez.
D) S, hasara katlanır ve borcun ifa edilmemesi nedeniyle A'nın uğradığı zararları ödemek zorunda kalır.
E) Bir cins borcu söz konusu olduğundan, S bu borcunu aynı marka başka televizyonla ifa edebilir.
Cevabı göster
Cevap: D.
Çıkmış soru 12 2008 İDARİ HAKİMLİK
İş sahibi A, müteahhit B'nin sözleşmeyle yapmayı taahhüt ettiği binayı süresinde yapmaması üzerine sözleşmeden dönmüştür. Buna göre, B'nin sorumlu olduğu zarar aşağıdakilerden hangisidir?
A) Aşkın zarar
B) Müspet zarar
C) Normatif zarar
D) Menfi zarar
E) Manevi zarar
Cevabı göster
Cevap: D.

Bu başlığın soruları

Bu başlıktan 5 soru. Şıkları okuyup kendi cevabını verdikten sonra cevabı aç.

Soru 106
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre, kesin hükümsüzlük yaptırımı bakımından borçlunun sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşmaların geçerliliği ve sınırları konusunda aşağıda verilen ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Borçlunun ağır kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan bir anlaşma, kesin hükümsüzlük yaptırımına tabi tutulmuştur.
B) Borçlunun hafif kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma, faaliyetin niteliğine bakılmaksızın her hâlde geçersizdir.
C) Hizmet sözleşmesinden kaynaklanan herhangi bir borç sebebiyle sorumsuzluk kararlaştıran önceden yapılmış her türlü anlaşma hükümsüzdür.
D) İzne bağlı bir uzmanlık faaliyetinde borçlunun hafif kusurundan sorumsuzluğunu öngören önceden yapılmış anlaşma da hükümsüzdür.
E) Yasak yalnız önceden yapılan anlaşmalara ilişkindir; zarar meydana geldikten sonra alacaklının ibra vermesi ise geçerlidir.
Cevabı göster
Cevap: B. Hafif kusur için sorumsuzluk anlaşması kural olarak geçerlidir. Kanun onu yalnız tek bir hâlde kesin hükümsüz sayar: uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat ancak kanun ya da yetkili makamların verdiği izinle yürütülebiliyorsa. B şıkkı bu sınırı kaldırıp yasağı bütün faaliyetlere yaydığı için yanlıştır. Kesin hükümsüz olan üç hâl ağır kusur, hizmet sözleşmesinden doğan her türlü borç ve izne bağlı faaliyette hafif kusurdur.

Şık analizi

A) Ağır kusurdan sorumsuzluk anlaşması kanunun saydığı üç kesin hükümsüzlük hâlinin ilkidir.
C) Hizmet sözleşmesinde sorumsuzluk yasağı "herhangi bir borç" ve "her türlü anlaşma" diyerek en geniş biçimde konulmuştur.
D) İzne bağlı uzmanlık faaliyetinde hafif kusur için bile sorumsuzluk kararlaştırılamaz; üçüncü hâl budur.
E) Yasak önceki anlaşmalar içindir; zarar doğduktan sonra alacaklı dilerse borçluyu ibra edebilir.
Soru 107
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun uygulandığı bir borç ilişkisinde müspet zarar ile menfi zarar ayrımına ilişkin olarak:I.Sözleşme ayakta ise müspet zarar, sözleşme ortadan kalkmışsa menfi zarar istenir ve ikisi birlikte talep edilemez.II.Sözleşme için yapılan görüşme, inceleme ve noter giderleri menfi zararın kalemleri arasında sayılır.III.Menfi zararın müspet zararla sınırlı olup olmadığı öğretide tartışılır; baskın görüş menfi zararın müspet zararı aşamayacağı yönündedir.ifadelerinden hangileri doğrudur?
A) Yalnız I
B) Yalnız II
C) I ve II
D) I ve III
E) I, II ve III
Cevabı göster
Cevap: E. Üç ifade de doğrudur. Zararın türünü belirleyen ölçüt sözleşmenin ayakta olup olmamasıdır ve iki tür birlikte istenemez, çünkü biri sözleşmenin varlığını, öteki yokluğunu varsayar. Görüşme, inceleme ve noter giderleri sözleşmeye güvenmenin bedelidir ve menfi zarara girer. Menfi zararın müspet zararı aşıp aşamayacağı ise öğretide tartışmalıdır; baskın görüş aşamayacağı yönündedir.

Şık analizi

A) Yalnız I'i doğru sayar; menfi zararın kalemleri ve öğretideki tartışma da doğru aktarılmıştır.
B) Yalnız II'yi doğru sayar; oysa müspet ve menfi zararın birlikte istenememesi kurumun temel kuralıdır.
C) III'ü dışarıda bırakır; menfi zararın sınırına ilişkin baskın görüş ifadede doğru verilmiştir.
D) II'yi dışarıda bırakır; görüşme, inceleme ve noter giderleri menfi zararın tipik kalemleridir.
Soru 108
Borca aykırılıkta borçlunun kusuru bakımından kanunun kabul ettiği hukuki kurum aşağıdakilerden hangisidir?
A) Karine
B) İkrar
C) Def'i
D) İtiraz
E) Muvazaa
Cevabı göster
Cevap: A. Borca aykırılıkta kusur karine hâlindedir ve düzen haksız fiildekinin tersidir. Alacaklı yalnız borcun varlığını ve hiç ya da gereği gibi ifa edilmediğini gösterir; borçlu ise kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe sorumlu olur. Kusursuzluğun ispat yükü bu yüzden borçlunun üzerindedir.

Şık analizi

B) İkrar tarafın kendi aleyhine bir vakıayı kabul etmesidir; kanunun kusur için kurduğu varsayımı anlatmaz.
C) Def'i borcu ödemekten kaçınma yetkisidir; kusurun ispat düzeniyle ilgisi yoktur.
D) İtiraz hakkın doğumuna engel olan vakıaların ileri sürülmesidir; burada kurulan varsayımı karşılamaz.
E) Muvazaa tarafların görünürdeki işlemi gerçekte istememesidir; kusur ispatıyla ilgili değildir.
Soru 109
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda ve öğretide, kurulmuş ve geçerli bir borç ilişkisinde borca aykırılık başlığı altında incelenen hâller bakımından aşağıdakilerden hangisi görünüm biçimi olarak sayılmamıştır?
A) Kötü ifa
B) İfa imkânsızlığı
C) Aşırı yararlanma
D) Borçlu temerrüdü
E) Alacaklı temerrüdü
Cevabı göster
Cevap: C. Borca aykırılığın üç temel görünümü imkânsızlık, temerrüt ve kötü ifadır; öğreti buna alacaklı temerrüdü ile aşırı ifa güçlüğünü ekler. Aşırı yararlanma ise bir borca aykırılık hâli değildir: sözleşmenin kurulması aşamasına ilişkin bir geçersizlik sebebidir ve kurulmuş, geçerli bir borcun ifa edilmemesiyle ilgisi yoktur.

Şık analizi

A) Kötü ifa, edimin yerine getirildiği ama gereği gibi yerine getirilmediği hâldir ve üç temel görünümden biridir.
B) İfa imkânsızlığında edim artık yerine getirilemez; kanunun genel hükmü bu hâli de kapsar.
D) Borçlu temerrüdünde edim mümkündür ama zamanında yerine getirilmemiştir.
E) Alacaklı temerrüdü, ifa engelinin alacaklı tarafında doğduğu hâldir ve kendi rejimiyle bu başlık altında incelenir.
Soru 110
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre bir fiil hem haksız fiil hem borca aykırılık oluşturduğunda, sözleşmeye dayanan alacaklının yararlandığı genel zamanaşımı süresi kaç yıl olarak uygulanır?
A) 2
B) 3
C) 5
D) 10
E) 15
Cevabı göster
Cevap: D. Sözleşmeden doğan alacaklar kural olarak on yıllık genel zamanaşımına tabidir ve borca aykırılıktan doğan tazminat istemi asıl alacağın yerine geçtiği için aynı süreyi izler. Haksız fiilden doğan istemin iki yıllık öznel süresiyle karıştırılmamalıdır: aynı olay her iki sorumluluğu birden doğuruyorsa, sözleşmeye dayanmak alacaklı için süre bakımından daha elverişlidir.

Şık analizi

A) İki yıl, aynı olay yalnız haksız fiil sayılsaydı işleyecek olan öznel süredir.
B) Üç yıllık bir zamanaşımı süresi bu iki sorumluluk türü için de öngörülmemiştir.
C) Beş yıl kanunun bazı özel alacaklar için öngördüğü süredir; genel süre değildir.
E) On beş yıllık bir zamanaşımı süresi kanunda bulunmamaktadır.

← İfa Yeri, İspatı ve İfa İkameleriBorçlu Temerrüdü →