Borçlar Hukuku › Başlık 25 / 54
Müteselsil Borçluluk
10 Hâkimlik
Hızlı özet
Bir borcun birden çok borçlusu varsa kural, borcun borçlu sayısına bölünmesidir; her borçlu yalnız kendi payından sorumlu olur. Müteselsil borçluluk bu kuralın istisnasıdır: borçluların her biri borcun tamamından sorumludur ve alacaklı tamamını dilediğinden isteyebilir.
Çerçeve
- Müteselsil Borçluluğun Doğuşu
- Alacaklının Seçim Hakkı
- Borçlunun İleri Sürebileceği Savunmalar
- Borçlulardan Birinin Fiilinin Diğerlerine Etkisi
- İç İlişkide Paylaşım
- Rücu ve Alacaklının Haklarına Halef Olma
- Ödemeden Aciz Kalan Borçlunun Payı
Tanımlar ve Şartlar
- İrade: borçlulardan her biri, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirir.
- Kanun: böyle bir bildirim yoksa teselsül ancak kanunun öngördüğü hâllerde doğar.
- Muhatap alacaklı olmalıdır; borçluların kendi aralarındaki anlaşma yetmez.
- Beyan borcun tamamından sorumluluğu üstlenmelidir; pay sorumluluğunu tekrarlayan kayıt teselsül doğurmaz.
- Kapsam sınırlanabilir: borçlu sorumluluğunu belirli bir tutarla ya da belirli bir alacakla daraltabilir.
- Birlikte verilen zarar — zararı birlikte veren veya aynı zarardan farklı sebeplerle sorumlu olanlar (TBK m. 61). İç ilişkideki paylaştırma ayrı maddededir (TBK m. 62).
- Adi ortaklık — ortakların ortaklık borçlarından sorumluluğu.
- Müteselsil kefalet — kefilin asıl borçluyla birlikte sorumluluğu.
- (Teselsül değil, sonucu benzeyen ayrı kurum) Bölünemeyen borç — teselsül iradeden ya da kanundan doğarken bu, doğrudan edimin niteliğinden doğar; ayrıca D bölümünde ele alınır (TBK m. 85).
- Dış ilişki alacaklı ile borçlular arasındadır; orada herkes tamamından sorumludur.
- İç ilişki borçlular arasındadır; orada herkes payından sorumludur.
- Alacaklı iç ilişkideki payları araştırmak zorunda değildir; paylar ona karşı ileri sürülemez.
Kurallar
- Kanundan doğan teselsülün tipik örnekleri birlikte verilen zarar (TBK m. 61), adi ortaklıkta ortakların sorumluluğu ve müteselsil kefalettir.
- Dış ilişkinin özü tek cümlededir: alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını dilerse hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebilir (TBK m. 163).
- Kanun ikili bir ayrım yapar (TBK m. 164): borçlu, kendisi ile alacaklı arasındaki kişisel ilişkilerden doğan def'i ve itirazları ile müteselsil borcun sebebinden ya da konusundan doğanları ileri sürebilir; başka bir borçlunun kişisel savunmasını kullanamaz.
- Kanun bu tehlikeyi tek yönlü bir kuralla kapatır: kanun veya sözleşmeyle aksi belirlenmedikçe, borçlulardan biri kendi davranışıyla diğerlerinin durumunu ağırlaştıramaz (TBK m. 165).
- Ters yönde ise tek bir genel kural yoktur: hafifletici bir sonucun diğer borçlulara yayılıp yayılmayacağı TBK m. 166 ve ilgili özel hükümlere göre belirlenir.
- Zamanaşımının kesilmesi ağırlaştırıcı bir sonuçtur ve normalde bireysel kalması beklenirdi; kanun onu özel bir hükümle bütün borçlulara yaymıştır (TBK m. 155).
- Aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlular alacaklıya yapılan ifadan birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludur (TBK m. 167).
- Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlu, fazla ödediği miktarı diğerlerinden isteyebilir; ama her borçluya ancak payı oranında rücu edebilir (TBK m. 167).
- Rücu hakkına sahip borçlu, ifa ettiği miktar oranında alacaklının haklarına halef olur (TBK m. 168).
- Kanun burada alacaklıya bir sorumluluk da yükler: alacaklı, diğerlerinin zararına olarak borçlulardan birinin durumunu iyileştirirse bunun sonuçlarına katlanır (TBK m. 168).
- Borçlulardan birinden alınamayan miktarı, diğer borçlular eşit olarak üstlenir (TBK m. 167).
Karşılaştırma
| Fiil | Diğer borçlulara etkisi | Dayanak |
|---|---|---|
| İfa, takas | borcu o oranda hepsi için sona erdirir | TBK m. 166/1 |
| İfasız kurtulma | ancak niteliğin elverdiği ölçüde | TBK m. 166/2 |
| Bireysel ibra | ibra edilenin iç ilişkideki payı kadar | TBK m. 166/3 |
| İkrar, temerrüt | diğerlerini bağlamaz | TBK m. 165 |
Sınav Notu
- Kural kısmi borçluluktur; teselsül istisnadır ve ancak borçlunun alacaklıya bildirimiyle ya da kanunla doğar (TBK m. 162). Tereddütte kısmi borçluluk kabul edilir.
- Alacaklı tamamını dilediğinden, dilediği sırayla isteyebilir; birine başvurmak diğerlerine başvurma hakkını tüketmez, ama aynı alacak iki kez tahsil edilemez (TBK m. 163).
- Savunmalarda ayrım: ortak savunmalar (sözleşmenin hükümsüzlüğü, zamanaşımı) herkes tarafından; kişisel savunmalar yalnız sahibi tarafından ileri sürülür. Ortak savunmayı ileri sürmeyen borçlu diğerlerine karşı sorumlu olur (TBK m. 164).
- Kanun veya sözleşmeyle aksi belirlenmedikçe bir borçlunun fiili diğerlerinin durumunu ağırlaştıramaz (TBK m. 165); hafifletici sonucun yayılıp yayılmadığı TBK m. 166 ve özel hükümlere göre belirlenir. Bu tek cümle ikrar, temerrüt ve cezai şart sorularının tamamını çözer.
- Sona ermede üç ayrı ölçü: ifa ve takas oranında herkesi kurtarır; ifasız kurtulma yalnız niteliğin elverdiği ölçüde; bireysel ibra ise ibra edilenin iç ilişkideki payı kadar (TBK m. 166). En çok karıştırılan üçüncüsüdür.
- İç ilişkide paylaşım eşittir; bu bir karinedir, sözleşmeyle veya ilişkinin niteliğiyle çürütülür (TBK m. 167).
- Rücu teselsüllü değildir: ödeyen borçlu her birine ancak payı oranında gidebilir. Buna karşılık halefiyet güvenceleri de ona geçirir (TBK m. 168).
- Aciz kalan borçlunun payını alacaklı değil, diğer borçlular eşit olarak üstlenir (TBK m. 167) — teselsülün alacaklıyı koruyan yüzü en çok burada görülür.
- Teselsül zorunlu dava arkadaşlığı doğurmaz: borçlulara birlikte dava açmak gerekmez, biri hakkındaki hüküm diğerlerini kendiliğinden bağlamaz.
- Alacaklı, diğerlerinin zararına olarak bir borçlunun durumunu iyileştirirse sonucuna katlanır (TBK m. 168); rücu zincirini zayıflatan alacaklı alacağından o ölçüde vazgeçmiş olur.
- Teselsülün kaynağı sorulur: iradeden doğuyorsa kapsamı bildirim, kanundan doğuyorsa kanun çizer; ikincisi taraflarca genişletilip daraltılamaz.
- İtiraz hâkimce kendiliğinden gözetilir, def'i ileri sürülmedikçe gözetilmez. Ortak def'inin koruması bu yüzden ileri sürülmesine bağlıdır.
- Halefiyet kendiliğinden doğar, ayrı bir devir işlemi gerekmez; alacağa bağlı rehin ve kefalet ödeyen borçluya geçer.
Bir borcun birden çok borçlusu varsa kural, borcun borçlu sayısına bölünmesidir; her borçlu yalnız kendi payından sorumlu olur. Müteselsil borçluluk bu kuralın istisnasıdır: borçluların her biri borcun tamamından sorumludur ve alacaklı tamamını dilediğinden isteyebilir. Kurumun varlık sebebi alacaklıyı güçlendirmektir — borçlulardan birinin ödeme gücünü yitirmesi riski alacaklının değil, diğer borçluların üzerinde kalır.
A. Müteselsil Borçluluğun Doğuşu
Teselsül kendiliğinden doğmaz; kanunun aradığı iki kaynaktan birine dayanması gerekir (TBK m. 162):
- İrade: borçlulardan her biri, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirir.
- Kanun: böyle bir bildirim yoksa teselsül ancak kanunun öngördüğü hâllerde doğar.
İradeye dayanan teselsülde bildirimin muhatabı alacaklıdır; borçluların kendi aralarında anlaşması yetmez. Bildirim şekle bağlı değildir ve sözleşme metnindeki bir kayıtla da yapılabilir, ama açık olmalıdır: kanun, kişiyi kendi payını aşan bir yükün altına ancak kendi beyanıyla sokar. Tereddüt hâlinde kural olan kısmi borçluluk kabul edilir.
Bildirimde aranan açıklık üç noktada ölçülür:
- Muhatap alacaklı olmalıdır; borçluların kendi aralarındaki anlaşma yetmez.
- Beyan borcun tamamından sorumluluğu üstlenmelidir; pay sorumluluğunu tekrarlayan kayıt teselsül doğurmaz.
- Kapsam sınırlanabilir: borçlu sorumluluğunu belirli bir tutarla ya da belirli bir alacakla daraltabilir.
Kanundan doğan teselsülün tipik örnekleri birlikte verilen zarar (TBK m. 61), adi ortaklıkta ortakların sorumluluğu ve müteselsil kefalettir. Bu hâllerde borçluların iradesi hiç aranmaz; teselsülün kaynağı doğrudan kanundur.
İki kaynağı ayırmanın pratik değeri, teselsülün sınırlarının nereden okunacağındadır. İradeden doğan teselsülde kapsamı bildirimin kendisi çizer: borçlu sorumluluğunu belirli bir tutarla veya belirli bir alacakla sınırlayarak da bildirimde bulunabilir. Kanundan doğan teselsülde ise kapsamı kanun belirler ve taraflar onu genişletip daraltamaz. Sınavda ölçülen nokta çoğu zaman budur: teselsülün var olup olmadığı değil, nereden doğduğu.
Kanundan doğan teselsülün başlıca hâlleri şunlardır:
- Birlikte verilen zarar — zararı birlikte veren veya aynı zarardan farklı sebeplerle sorumlu olanlar (TBK m. 61). İç ilişkideki paylaştırma ayrı maddededir (TBK m. 62).
- Adi ortaklık — ortakların ortaklık borçlarından sorumluluğu.
- Müteselsil kefalet — kefilin asıl borçluyla birlikte sorumluluğu.
- (Teselsül değil, sonucu benzeyen ayrı kurum) Bölünemeyen borç — teselsül iradeden ya da kanundan doğarken bu, doğrudan edimin niteliğinden doğar; ayrıca D bölümünde ele alınır (TBK m. 85).
B. Alacaklının Seçim Hakkı
Dış ilişkinin özü tek cümlededir: alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını dilerse hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebilir (TBK m. 163). Seçim serbesttir ve gerekçe gerektirmez; alacaklı en kolay ulaşacağı ya da en varlıklı borçluya yönelebilir.
Bu seçim hakkının iki sınırı vardır. Birincisi, alacaklı aynı alacağı iki kez tahsil edemez; borçluların sorumluluğu borcun tamamı ödeninceye kadar sürer, tamamı ödendiğinde herkes birden kurtulur. İkincisi, bir borçluya başvurmuş olmak diğerlerine başvurma hakkını tüketmez: alacaklı birinden alamadığını diğerinden isteyebilir, takibi bölebilir, sırayı istediği gibi kurabilir.
Alacaklının bu konumu dava ve takip hukukunda da görünür: borçlulara birlikte dava açması zorunlu değildir, biri hakkında alınan hüküm diğerlerini kendiliğinden bağlamaz ve her borçluya karşı ayrı takip yürütülebilir. Teselsül bir zorunlu dava arkadaşlığı doğurmaz.
Alacaklının serbestliğinin bir de zamansal yüzü vardır. Teselsül, borçlulardan birine başvurma zorunluluğu getirmediği gibi bir sıra da dayatmaz; alacaklı aynı anda hepsine, dilerse yıllar arayla birine ve sonra diğerine gidebilir. Sınır yalnız borcun kendisidir: tamamı tahsil edildiğinde borç sona erer ve sonraki her talep dayanaksız kalır.
C. Borçlunun İleri Sürebileceği Savunmalar
Kendisine başvurulan borçlu her savunmayı ileri süremez. Kanun ikili bir ayrım yapar (TBK m. 164): borçlu, kendisi ile alacaklı arasındaki kişisel ilişkilerden doğan def'i ve itirazları ile müteselsil borcun sebebinden ya da konusundan doğanları ileri sürebilir; başka bir borçlunun kişisel savunmasını kullanamaz.
Ayrım örnekle netleşir. Borcun sebebi olan sözleşmenin hükümsüzlüğü, borcun zamanaşımına uğraması, alacaklının ifayı kabulden kaçınması ortak savunmalardır ve her borçlu kullanabilir. Buna karşılık alacaklının yalnız bir borçluya tanıdığı ek süre, o borçluyla yaptığı takas ya da ona verdiği bireysel ibra kişisel savunmadır.
Def'i ile itiraz ayrımı burada da geçerlidir ve sonucu değiştirir. İtiraz hakkın hiç doğmadığını ya da sona erdiğini bildirir ve hâkim tarafından kendiliğinden gözetilir; sözleşmenin kesin hükümsüzlüğü böyledir. Def'i ise var olan bir borcu ödemekten kaçınma yetkisi verir ve ileri sürülmedikçe dikkate alınmaz; zamanaşımı bunun tipik örneğidir. Ortak bir itiraz zaten hepsini korur; ortak bir def'inin koruması ise ileri sürülmesine bağlıdır — kanunun ileri sürmeyen borçluyu sorumlu tutmasının sebebi budur.
Kanun ortak savunmalar bakımından bir de yükümlülük getirir: borçlulardan biri ortak def'i ve itirazları ileri sürmezse diğerlerine karşı sorumlu olur. Yani ortak savunmayı kullanmamak, iç ilişkide tazmin borcu doğurur; savunma bir hak olduğu kadar, diğer borçlulara karşı bir özen borcudur.
D. Borçlulardan Birinin Fiilinin Diğerlerine Etkisi
Teselsülde tehlike, bir borçlunun davranışının hepsini bağlamasıdır. Kanun bu tehlikeyi tek yönlü bir kuralla kapatır: kanun veya sözleşmeyle aksi belirlenmedikçe, borçlulardan biri kendi davranışıyla diğerlerinin durumunu ağırlaştıramaz (TBK m. 165). Baştaki kayıt atlanmamalıdır: kural emredici değil, aksi kararlaştırılabilen bir kuraldır. Bir borçlunun borcu ikrar etmesi, temerrüde düşmesi ya da cezai şart kabul etmesi kendi bakımından sonuç doğurur; diğerlerinin yükünü artırmaz.
Ters yönde ise tek bir genel kural yoktur: hafifletici bir sonucun diğer borçlulara yayılıp yayılmayacağı TBK m. 166 ve ilgili özel hükümlere göre belirlenir. Ölçü şudur: ağırlaştıran fiil bireysel kalır, hafifleten sonucun ortaklaşıp ortaklaşmadığı kanuna bakılarak söylenir. Ayrım sınavda tam bu noktada ölçülür. Zamanaşımının kesilmesi ağırlaştırıcı bir sonuçtur ve normalde bireysel kalması beklenirdi; kanun onu özel bir hükümle bütün borçlulara yaymıştır (TBK m. 155). Buna karşılık ibra hafifleticidir, ama kanun onu da sınırlı yaymış, yalnız ibra edilenin iç ilişkideki payı oranında sonuç doğurmasını öngörmüştür (TBK m. 166/3). İki örnek birlikte okunduğunda kural görünür hâle gelir: yayılmayı belirleyen şey fiilin ağırlaştırıcı ya da hafifletici olması değil, kanunun o sonucu özel olarak düzenleyip düzenlemediğidir.
Borcun sona ermesinde bu ölçü ayrıntılanır (TBK m. 166). İfa veya takasla borcu tamamen ya da kısmen sona erdiren borçlu, diğerlerini de o oranda kurtarır. Borçlulardan biri alacaklıya ifada bulunmaksızın borçtan kurtulmuşsa diğerleri bundan ancak durumun veya borcun niteliğinin elverdiği ölçüde yararlanır. Alacaklının bir borçluyla yaptığı ibra ise diğerlerini, ibra edilenin iç ilişkideki payı oranında kurtarır — tamamen değil.
| Fiil | Diğer borçlulara etkisi | Dayanak |
|---|---|---|
| İfa, takas | borcu o oranda hepsi için sona erdirir | TBK m. 166/1 |
| İfasız kurtulma | ancak niteliğin elverdiği ölçüde | TBK m. 166/2 |
| Bireysel ibra | ibra edilenin iç ilişkideki payı kadar | TBK m. 166/3 |
| İkrar, temerrüt | diğerlerini bağlamaz | TBK m. 165 |
E. İç İlişkide Paylaşım
Dış ilişkide tamamından sorumlu olmak, iç ilişkide tamamını yüklenmek anlamına gelmez. Aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlular alacaklıya yapılan ifadan birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludur (TBK m. 167).
Eşitlik bir karinedir ve iki yoldan çürütülebilir: borçlular payları sözleşmeyle başka türlü belirleyebilir, ya da aralarındaki ilişkinin niteliği farklı bir dağılımı gerektirebilir. Birlikte verilen zararda kusur derecesi, adi ortaklıkta ortaklık payı bu nitelikten doğan ölçülerdir.
İç ilişki ile dış ilişkiyi ayırmak sınavda belirleyicidir:
- Dış ilişki alacaklı ile borçlular arasındadır; orada herkes tamamından sorumludur.
- İç ilişki borçlular arasındadır; orada herkes payından sorumludur.
- Alacaklı iç ilişkideki payları araştırmak zorunda değildir; paylar ona karşı ileri sürülemez.
F. Rücu ve Alacaklının Haklarına Halef Olma
Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlu, fazla ödediği miktarı diğerlerinden isteyebilir; ama her borçluya ancak payı oranında rücu edebilir (TBK m. 167). Rücu hakkı teselsüllü değildir: ödeyen borçlu, diğer üç borçludan birine gidip fazlanın tamamını isteyemez.
Rücu hakkına sahip borçlu, ifa ettiği miktar oranında alacaklının haklarına halef olur (TBK m. 168). Halefiyetin değeri güvencelerdedir: alacağa bağlı rehin, kefalet ve öncelik hakları ödeyen borçluya geçer ve rücu talebi bu güvencelerle birlikte kullanılır. Halefiyet kendiliğinden doğar, ayrı bir devir işlemi gerekmez.
Kanun burada alacaklıya bir sorumluluk da yükler: alacaklı, diğerlerinin zararına olarak borçlulardan birinin durumunu iyileştirirse bunun sonuçlarına katlanır (TBK m. 168). Alacaklının bir borçluyu ibra ederek ya da güvenceyi serbest bırakarak rücu zincirini zayıflatması, kendi alacağından o ölçüde vazgeçmesi demektir.
G. Ödemeden Aciz Kalan Borçlunun Payı
Teselsülün asıl ağırlığı burada görünür. Borçlulardan birinden alınamayan miktarı, diğer borçlular eşit olarak üstlenir (TBK m. 167). Yani ödeme gücünü yitiren borçlunun payı alacaklıya değil, kalan borçlulara yüklenir.
Kural iç ilişkide işler ve payların yeniden hesaplanması sonucunu doğurur: dört borçludan biri aciz hâlindeyse onun payı kalan üçe eşit olarak dağıtılır. Aciz, borçlunun ödeme gücünden yoksun olmasıdır; ölçüt takibin semeresiz kalması gibi somut bir göstergedir, borçlunun ödemekten kaçınması değil.
Payın yeniden dağıtılması dış ilişkiyi değiştirmez. Alacaklı zaten tamamını dilediğinden isteyebildiği için aczin ona bir etkisi olmaz; kural yalnız ödeyen borçlunun rücu hesabını ilgilendirir. Aciz sonradan ortadan kalkarsa, payını fazladan üstlenmiş borçluların o borçluya başvurma hakkı da doğar.
Örnek olay
(A), (B) ve (C), (D)'den aldıkları 300.000 TL'lik borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiklerini (D)'ye yazılı olarak bildirmişlerdir; aralarında payların nasıl dağılacağına ilişkin bir kayıt yoktur. Borç muaccel olunca (D) yalnız (A)'ya başvurmuş, (A) borcun tamamını ödemiştir. Bu sırada (C) ödeme gücünü tamamen yitirmiş, hakkındaki takip semeresiz kalmıştır. Ayrıca (D), borç muaccel olmadan önce (B) ile bir ibra sözleşmesi yapmış ve (B)'yi borçtan kurtarmıştır. Bir de (A), borç muaccel olduktan sonra (D)'ye "borcu kabul ediyorum" diye bir yazı göndermiş, bu yazıyla zamanaşımı kesilmiştir.
Değerlendirme: Önce teselsülün kaynağına bakılır. Üç borçlu da alacaklıya borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiklerini bildirdiğine göre teselsül iradeden doğmuştur ve geçerlidir (TBK m. 162). Bildirim yazılı olduğu için ispat sorunu da yoktur; kanun şekil aramasa da bildirimin açıklığını arar.
(D)'nin yalnız (A)'ya başvurması yerindedir: alacaklı borcun tamamını dilediği borçludan isteyebilir ve seçimi için gerekçe göstermek zorunda değildir (TBK m. 163). (A) ödemekten kaçınıp "önce diğerlerine git" diyemez; teselsülün anlamı tam olarak budur.
(B)'nin ibrası sonucu doğrudan etkiler. Alacaklının bir borçluyla yaptığı ibra, diğerlerini ibra edilenin iç ilişkideki payı oranında borçtan kurtarır (TBK m. 166). Paylar eşit sayıldığına göre (B)'nin payı 100.000 TL'dir; (A) ile (C)'nin alacaklıya karşı sorumluluğu 300.000 değil 200.000 TL'ye iner. (A) tamamını ödediyse, aşan 100.000 TL'yi sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre (D)'den geri isteyebilir. Burada sınav sorusu genellikle ibranın diğerlerini tamamen kurtardığı yanılgısı üzerine kurulur; kanun yalnız pay oranında kurtarır.
İç ilişkide paylar kararlaştırılmadığına göre eşit sayılır (TBK m. 167); üç borçlu için pay 100.000 TL'dir. Kendi payından fazla ödeyen (A), fazlayı diğerlerinden ancak payı oranında isteyebilir; rücu teselsüllü değildir. (D) ise ibrayla (A)'nın rücu imkânını zayıflattığı ölçüde bunun sonuçlarına katlanır (TBK m. 168).
(C)'nin aczi kalan yükü belirler. Borçlulardan birinden alınamayan miktar, diğer borçlular tarafından eşit olarak üstlenilir (TBK m. 167). (C)'nin 100.000 TL'lik payı alacaklıya geri dönmez; (A) ile (B) arasında paylaşılır. Teselsülün riski burada açıkça alacaklıdan borçlulara geçmiştir.
Son olarak (A)'nın ikrarı bir istisnaya girer. Genel kural, bir borçlunun davranışının diğerlerinin durumunu ağırlaştıramamasıdır (TBK m. 165); ama zamanaşımının kesilmesi için kanun özel hüküm koymuştur: zamanaşımı müteselsil borçlulardan birine karşı kesilince diğerlerine karşı da kesilmiş olur (TBK m. 155). (A)'nın ikrarı zamanaşımını kestiğine göre kesilme (B) ve (C) bakımından da sonuç doğurur. Aynı kural ters yönde çalışsaydı — diyelim (A) ortak bir def'i olan zamanaşımını ileri sürüp borcu düşürseydi — bundan hepsi yararlanırdı. Bu varsayımın devamı da şudur: bir borçlu ortak def'i ileri sürebilecekken sürmemişse diğerlerine karşı sorumlu olur (TBK m. 164) — savunma bir hak olduğu kadar iç ilişkide bir özen borcudur. Olayda böyle bir ihmal yoktur; (A) def'i ileri sürmemiş değil, tersine ikrarla zamanaşımını kesmiştir.
İkinci örnek olay
(K), (L) ve (M), sürücüsü oldukları üç aracın birlikte sebep olduğu bir kazada (N)'nin 90.000 TL zararına yol açmışlardır; üçünün de kusuru vardır ve kusur oranları sırasıyla %50, %30 ve %20 olarak belirlenmiştir. Aralarında hiçbir sözleşme yoktur. (N) zararın tamamını (M)'den tahsil etmiştir. (M) daha sonra (K) ile (L)'ye başvurmuştur. Ayrıca (N), dava açmadan önce (K) ile "senden bir talebim kalmamıştır" diye yazılı bir anlaşma yapmıştır.
Değerlendirme: Burada teselsülün kaynağı kanundur: birden çok kişinin birlikte verdiği zararda sorumluluk müteselsildir (TBK m. 61) ve bunun için tarafların herhangi bir bildirimi aranmaz. (M)'nin "ben yalnız kendi kusurum oranında sorumluyum" savunması dış ilişkide dinlenmez; zarar görene karşı üçü de tamamından sorumludur.
İç ilişkide ise eşitlik karinesi uygulanmaz. Paylar, aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça eşittir (TBK m. 167). Haksız fiilde ölçüt ayrı bir maddededir: paylaştırmada bütün durum ve koşullar, özellikle her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur (TBK m. 62). Bu yüzden (M)'nin kendi payı 30.000 değil, kusuru oranında 18.000 TL'dir; kalan 72.000 TL'yi (K) ile (L)'den isteyebilir. Rücu teselsüllü olmadığı için (K)'ye 45.000, (L)'ye 27.000 TL olarak, her birine payı oranında gider.
(N) ile (K) arasındaki anlaşma bir ibradır ve (M)'nin rücu hesabını doğrudan etkiler. İbra, diğer borçluları ibra edilenin iç ilişkideki payı oranında kurtarır (TBK m. 166); (K)'nin payı 45.000 TL olduğuna göre (N)'nin borçlulardan isteyebileceği tutar 45.000 TL'ye inmiştir. (N) buna rağmen 90.000 TL'nin tamamını (M)'den tahsil ettiyse, aşan kısım bakımından (M)'nin (N)'ye karşı iade talebi doğar. Alacaklı, diğerlerinin zararına olarak bir borçlunun durumunu iyileştirdiğinde bunun sonuçlarına katlanır (TBK m. 168); ibra ederken rücu zincirini kendi eliyle kısaltmıştır.
(M) ödediği ölçüde alacaklının yerine geçer (TBK m. 168); alacağa bağlı güvenceler de o oranda kendisine geçtiği için rücu talebini güvenceyle birlikte kullanabilir.
Bu başlıktan çıkmış sorular
Resmî sınavlarda (HMGS, hâkimlik, KPSS, adli/idari yargı) çıkmış sorular. 10 soru eşleşti, ilk 10 gösteriliyor.
Çıkmış soru 1 2025 İYÖS
Cevabı göster
Çıkmış soru 2 2025 İYÖS
Cevabı göster
Çıkmış soru 3 2021 İDARİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 4 2006 ADLİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 5 2015 İDARİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 6 2008 AVUKATLAR İÇİN ADLİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 7 2017 ADLİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 8 2019 SAYIŞTAY
Cevabı göster
Çıkmış soru 9 2016 KPSS
Cevabı göster
Çıkmış soru 10 2003 KPSS
Cevabı göster
Bu başlığın soruları
Bu başlıktan 6 soru. Şıkları okuyup kendi cevabını verdikten sonra cevabı aç.
Soru 157
Cevabı göster
Şık analizi
Soru 158
Cevabı göster
Şık analizi
Soru 159
Cevabı göster
Şık analizi
Soru 160
Cevabı göster
Şık analizi
Soru 161
Cevabı göster
Şık analizi
Soru 162
Cevabı göster
Şık analizi
← Zamanaşımının Durması, Kesilmesi vMüteselsil Alacaklılık ve Bölüneme →