Borçlar Hukuku › Başlık 11 / 54
Haksız Fiil Sorumluluğunun Unsurları
37 Hâkimlik
Hızlı özet
Borcun ikinci kaynağı haksız fiildir. Sözleşmede taraflar borcu kendi iradeleriyle kurar; haksız fiilde ise borç, kişinin hukuka aykırı davranışı yüzünden kanundan doğar.
Çerçeve
- Hukuka Aykırılık ve Hukuka Uygunluk Sebepleri
- Kusur: Kast ve İhmal
- Ayırt Etme Gücü ve Hakkaniyet Sorumluluğu
- Zarar Kavramı: Maddi ve Manevi
- Fiilî Zarar ile Yoksun Kalınan Kâr
- İlliyet Bağı ve Kesilmesi
- Uygun İlliyet Ölçütü
- Ortak ve Müteselsil Sorumluluk
- İç İlişkide Rücu
Tanımlar ve Şartlar
- Mutlak hakların ihlali doğrudan hukuka aykırıdır. Yaşam, beden bütünlüğü, kişilik hakları, mülkiyet ve diğer ayni haklar bu gruptadır; ayrıca bir yasak aramaya gerek yoktur.
- Salt malvarlığı zararları ise kendiliğinden hukuka aykırı sayılmaz. Bunların tazmini için ihlal edilen kuralın, zarar göreni koruma amacı taşıması gerekir.
- Hukuka uygunluk sebepleri — kanunun verdiği yetkiye dayanan ve sınırları içinde kalan fiil, zarar görenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar, haklı savunma, zorunluluk hâli ve hakkını kendi gücüyle koruma: bu sonuncusu kolluk yardımı zamanında sağlanamıyorsa ve hakkın kaybını ya da kullanılmasının önemli ölçüde zorlaşmasını önleyecek başka bir yol da yoksa işler (TBK m. 64).
- İlliyeti kesen sebepler — mücbir sebep (öngörülemeyen, karşı konulamayan, dışarıdan gelen olay), zarar görenin ağır kusuru, üçüncü kişinin ağır kusuru.
Kurallar
- Kanun buna bir de ikinci fıkra ekler: zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de bu zararı gidermekle yükümlüdür (TBK m. 49).
- Hâkim tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler (TBK m. 51).
- Ayırt etme gücünü geçici olarak kaybeden kişi, bu sırada verdiği zararları gidermekle yükümlüdür; ancak ayırt etme gücünü kaybetmede kusuru olmadığını ispat ederse sorumluluktan kurtulur (TBK m. 59).
- Bu yüzden manevi tazminat zararı gidermez, acıyı para ile telafi etmeye çalışır. ("Denkleştirme" terimi bu derste yalnız TBK m. 71'deki kuruma ayrılmıştır.)
- Bu yoğunluğa ulaşmayan katkı illiyeti kesmez, yalnız bir indirim sebebi olur (TBK m. 52).
- Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır (TBK m. 61).
- Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahiptir ve zarar görenin haklarına halef olur (TBK m. 62).
Karşılaştırma
| Zarar kime verilir | Sorumluluk | |
|---|---|---|
| Haklı savunma | saldırana | saldıranın şahsına veya mallarına verilen zarardan sorumlu tutulamaz |
| Zorunluluk hâli | masum üçüncü kişiye | hâkim giderim yükümlülüğünü hakkaniyete göre belirler |
| Hakkını kendi gücüyle koruma | karşı tarafa | koşulları varsa sorumlu tutulamaz |
Sınav Notu
- Haksız fiilin dört unsuru: hukuka aykırı fiil, kusur, zarar, illiyet bağı (TBK m. 49). Biri eksikse sorumluluk doğmaz. Kusursuz sorumlulukta yalnız kusur unsuru düşer, diğer üçü aynen aranır.
- Mutlak hakların ihlali doğrudan hukuka aykırıdır; salt malvarlığı zararında ihlal edilen kuralın koruma amacı aranır.
- TBK m. 49/2 iki şartı birlikte ister: fiil ahlaka aykırı olmalı ve zarar kasten verilmelidir. İhmalle verilen zarar bu fıkraya girmez.
- Haklı savunmada zarar saldırana verilir ve sorumluluk yoktur; zorunluluk hâlinde zarar masum üçüncü kişiye verilir ve hâkim giderimi hakkaniyete göre belirler (TBK m. 63–64). En sık sorulan fark budur.
- İhmalin ölçütü nesneldir: aynı durumdaki makul ve dikkatli kişi. Kusurun derecesi sorumluluğun varlığını değil, tazminatın miktarını etkiler. Meslek icra ediliyorsa karşılaştırma o mesleğin standardına göre yapılır; kişisel yetersizlik savunması dinlenmez.
- Hafif kusuruyla sebep olan yükümlü tazminatı ödeyince yoksulluğa düşecekse ve hakkaniyet de gerektiriyorsa hâkim indirebilir (TBK m. 52).
- İspat yükü zarar görendedir: hem zararını hem zarar verenin kusurunu ispatlar; miktar ispat edilemiyorsa hâkim hakkaniyete göre belirler (TBK m. 50).
- Ayırt etme gücü kusur ehliyetinin ön şartıdır; gücü bulunmayanın verdiği zararın tamamen veya kısmen giderilmesine hâkim hakkaniyet gerektiriyorsa karar verir (TBK m. 65).
- Ayırt etme gücünü geçici kaybeden sorumludur; kurtulmak için kusursuzluğunu kendisi ispat eder (TBK m. 59) — ispat yükü terstir.
- Ölüm zararları: cenaze gideri, (ölüm hemen olmamışsa) tedavi gideri ve çalışma gücü kaybı, destekten yoksun kalma (TBK m. 53). Bedensel zararlar: tedavi gideri, kazanç kaybı, çalışma gücü kaybı, ekonomik geleceğin sarsılması (TBK m. 54). İki sayım da örnekleyicidir.
- Yansıma zarar kural olarak tazmin edilmez; iki istisnası destekten yoksun kalma ve yakınların manevi tazminatıdır.
- İlliyeti kesen üç sebep: mücbir sebep, zarar görenin ağır kusuru, üçüncü kişinin ağır kusuru. Kesme için ilk sebebin etkisi tamamen ortadan kalkmalıdır; yetmezse yalnız indirim sebebi olur.
- Uygun illiyet ölçütü: fiil, olayların olağan akışına göre böyle bir sonucu doğurmaya elverişli mi? Değerlendirme nesneldir ve kusursuz sorumlulukta da aranır.
- Tam–eksik teselsül ayrımı kaldırılmıştır; tek rejim vardır (TBK m. 61). Zarar gören tamamını dilediğinden isteyebilir.
- Sorumluluk birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemedikçe, ona en iyi giderim imkânı sağlayan sebebe göre karar verir (TBK m. 60).
- İç ilişkide paylaştırma ölçütleri kusurun ağırlığı ve tehlikenin yoğunluğudur; fazla ödeyen rücu eder ve zarar görenin haklarına halef olur (TBK m. 62).
- Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlunun öğrenildiği tarihten iki yıl, her hâlde ödemeden on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar (TBK m. 73).
Borcun ikinci kaynağı haksız fiildir. Sözleşmede taraflar borcu kendi iradeleriyle kurar; haksız fiilde ise borç, kişinin hukuka aykırı davranışı yüzünden kanundan doğar. Kural tek bir cümlede toplanmıştır: kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür (TBK m. 49). Bu cümleden dört unsur çıkar ve dördü birlikte aranır — hukuka aykırı fiil, kusur, zarar ve illiyet bağı. Biri eksikse sorumluluk doğmaz.
A. Hukuka Aykırılık ve Hukuka Uygunluk Sebepleri
Hukuka aykırılık, davranışın hukuk düzeninin koyduğu bir emir ya da yasağa aykırı olmasıdır. Ölçüt nesneldir: failin niyetine değil, davranışın hukuk düzeniyle bağdaşıp bağdaşmadığına bakılır.
Hangi davranışın hukuka aykırı sayılacağı ihlal edilen menfaate göre değişir:
- Mutlak hakların ihlali doğrudan hukuka aykırıdır. Yaşam, beden bütünlüğü, kişilik hakları, mülkiyet ve diğer ayni haklar bu gruptadır; ayrıca bir yasak aramaya gerek yoktur.
- Salt malvarlığı zararları ise kendiliğinden hukuka aykırı sayılmaz. Bunların tazmini için ihlal edilen kuralın, zarar göreni koruma amacı taşıması gerekir.
Kanun buna bir de ikinci fıkra ekler: zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de bu zararı gidermekle yükümlüdür (TBK m. 49). Hüküm dar yorumlanır; iki şartı birlikte arar — davranış ahlaka aykırı olmalı ve zarar kasten verilmelidir. İhmalle verilen zarar bu fıkraya girmez.
Salt malvarlığı zararlarında aranan koruma amacı ölçütü öğretide koruma normu teorisi adıyla anılır. Soru şudur: ihlal edilen kural, tam da bu kişiyi, tam da bu zarara karşı korumayı mı amaçlıyordu? Bir imar kuralının ihlali komşunun manzarasını kapattığında, o kuralın komşunun manzarasını koruma amacı taşıyıp taşımadığı tartışılır. Ölçüt, her ihlalin herkese karşı sorumluluk doğurmasını önler.
Hukuka uygunluk sebeplerinin her biri de kendi sınırını taşır. Zarar görenin rızası en sık başvurulanıdır, ama rıza ancak kişinin üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği değerler bakımından sonuç doğurur; yaşama ve vücut bütünlüğüne yönelik ağır müdahalelere verilen rıza kişilik haklarına aykırı olduğu için geçersizdir. Spor karşılaşmalarındaki rıza da oyunun kurallarıyla sınırlıdır: kurallara uygun bir müdahale hukuka uygun sayılırken, kuralları aşan kasti bir hareket bu korumadan yararlanmaz.
Hukuka aykırılık, bir hukuka uygunluk sebebi varsa ortadan kalkar. Kanun bunları saymıştır (TBK m. 63):
- kanunun verdiği yetkiye dayanan ve o yetkinin sınırları içinde kalan fiil;
- zarar görenin rızası;
- daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar;
- haklı savunma;
- hakkını kendi gücüyle koruma — kolluk gücünün yardımı zamanında sağlanamıyorsa ve hakkın kaybını ya da kullanılmasının önemli ölçüde zorlaşmasını önleyecek başka bir yol da yoksa (TBK m. 64);
- zorunluluk hâli.
Sebeplerin sonuçları aynı değildir ve sınav farkı sorar:
| Zarar kime verilir | Sorumluluk | |
|---|---|---|
| Haklı savunma | saldırana | saldıranın şahsına veya mallarına verilen zarardan sorumlu tutulamaz |
| Zorunluluk hâli | masum üçüncü kişiye | hâkim giderim yükümlülüğünü hakkaniyete göre belirler |
| Hakkını kendi gücüyle koruma | karşı tarafa | koşulları varsa sorumlu tutulamaz |
Ayrım mantıklıdır: haklı savunmada zarar, saldırıyı başlatan kişiye verilmektedir ve onu korumak için bir sebep yoktur. Zorunluluk hâlinde ise zarar, olayla hiç ilgisi olmayan birinin malına verilir; bu yüzden fiil hukuka uygun sayılsa bile hâkim hakkaniyete göre bir giderime hükmedebilir (TBK m. 64).
B. Kusur: Kast ve İhmal
Kusur, hukuk düzeninin kınadığı davranış biçimidir. İki derecesi vardır. Kast, zararlı sonucu bilerek ve isteyerek gerçekleştirmektir. İhmal ise gerekli özeni göstermemektir ve kendi içinde ağır ve hafif olarak ayrılır.
İhmalin ölçütü nesneldir: failin kişisel yeteneği değil, aynı durumdaki makul ve dikkatli bir kişinin göstereceği özen esas alınır. Bu yüzden "ben elimden geleni yaptım" savunması tek başına kusuru kaldırmaz; ölçü kişinin kendi kapasitesi değildir.
Ölçütün nesnelliği bir uzmanlık boyutu da taşır. Kişi belirli bir meslek veya sanatı icra ediyorsa, karşılaştırma o mesleğin gerektirdiği bilgi ve dikkat düzeyine göre yapılır; hekimin, mühendisin ya da avukatın özeni sıradan bir kişinin özeniyle ölçülmez. Buna karşılık kişisel yetersizlik savunması kabul edilmez: yapabileceğinden fazlasını üstlenen kişi, üstlendiği işin gerektirdiği özenle sorumlu tutulur.
Kusur ile kusur yeteneği de karıştırılmamalıdır. Kusur yeteneği kişinin kınanabilmesinin ön şartıdır ve ayırt etme gücüne bağlıdır; kusur ise somut davranışın bu ölçütlere göre değerlendirilmesidir. Ayırt etme gücü olmayan kişi hiç kusurlu sayılamaz, ayırt etme gücü olan kişi ise kusurlu olabilir de olmayabilir de.
Kusurun derecesi sorumluluğun doğup doğmayacağını değil, tazminatın miktarını etkiler. Hâkim tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler (TBK m. 51). Kanun bir de sosyal denge hükmü koyar: zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim tazminatı indirebilir (TBK m. 52).
İspat yükü kural olarak zarar görendedir: zarar gören hem zararını hem zarar verenin kusurunu ispatla yükümlüdür (TBK m. 50). Kanun burada bir kolaylık tanır — uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler. Kolaylık yalnız miktara ilişkindir; zararın varlığı yine ispatlanmalıdır.
C. Ayırt Etme Gücü ve Hakkaniyet Sorumluluğu
Kınama ancak kınanabilecek birine yöneltilebilir. Davranışının anlamını ve sonuçlarını kavrayamayan kişiden farklı davranmasını beklemek anlamsızdır; bu yüzden ayırt etme gücü, kusurun kendisinden önce gelen bir eşiktir. Eşik aşılmamışsa kusur tartışması hiç açılmaz.
Bu, zarar görenin her zaman elinin boş kalacağı anlamına gelmez. Hakkaniyet gerektiriyorsa, hâkim ayırt etme gücü bulunmayan kişinin verdiği zararın tamamen veya kısmen giderilmesine karar verir (TBK m. 65). Buna hakkaniyet sorumluluğu denir ve kusursuz sorumluluğun en hafif biçimidir. Hâkim karar verirken tarafların ekonomik durumunu, zararın ağırlığını ve olayın özelliklerini birlikte değerlendirir.
Ayırt etme gücünün geçici olarak kaybedilmesi ayrı bir hükme bağlanmıştır. Ayırt etme gücünü geçici olarak kaybeden kişi, bu sırada verdiği zararları gidermekle yükümlüdür; ancak ayırt etme gücünü kaybetmede kusuru olmadığını ispat ederse sorumluluktan kurtulur (TBK m. 59). Burada ispat yükü ters çevrilmiştir — sorumluluk karine hâlindedir, kurtulmak isteyen ispat eder. Kendi iradesiyle alkol veya uyuşturucu alan kişi bu ispatı yapamaz.
D. Zarar Kavramı: Maddi ve Manevi
Maddi zarar, kişinin malvarlığında iradesi dışında meydana gelen eksilmedir. Hesaplanmasında fark teorisi uygulanır: zarar verici olay gerçekleşmeseydi malvarlığının göstereceği durum ile şimdiki durumu arasındaki fark zarardır.
Manevi zarar ise kişilik değerlerinde meydana gelen eksilmedir; acı, elem ve üzüntü biçiminde ortaya çıkar ve para ile ölçülemez. Bu yüzden manevi tazminat zararı gidermez, acıyı para ile telafi etmeye çalışır. ("Denkleştirme" terimi bu derste yalnız TBK m. 71'deki kuruma ayrılmıştır.)
Kanun iki ağır zarar türünde kalemleri ayrıca saymıştır. Ölüm hâlinde uğranılan zararlar özellikle şunlardır (TBK m. 53):
- cenaze giderleri;
- ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar;
- ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar.
Bedensel zararlar ise özellikle şunlardır (TBK m. 54):
- tedavi giderleri;
- kazanç kaybı;
- çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar;
- ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar.
Her iki maddede de "özellikle" sözcüğü kullanılmıştır; sayımlar örnekleyicidir, sınırlayıcı değildir.
E. Fiilî Zarar ile Yoksun Kalınan Kâr
Maddi zarar iki kalemden oluşur. Fiilî zarar, mevcut malvarlığındaki azalmadır — kaza sonucu hurdaya çıkan aracın değeri, ödenen tedavi gideri. Yoksun kalınan kâr ise malvarlığının artmasının engellenmesidir — taksi şoförünün aracı tamirdeyken kazanamadığı ücret.
İkincisinin ispatı daha zordur, çünkü gerçekleşmemiş bir kazanç tartışılır. Ölçüt olayların olağan akışıdır: bu akışa göre elde edilmesi kuvvetle muhtemel olan kazanç tazmin edilir, uzak ve spekülatif beklentiler edilmez.
Zarar, zarar gören ile fiil arasındaki mesafeye göre de ayrılır. Doğrudan zarar fiilin kendisinden doğar; dolayısıyla zarar araya başka bir olgu girerek ortaya çıkar. Yansıma zarar ise fiilden doğrudan etkilenmeyen üçüncü kişinin malvarlığında doğan zarardır ve kural olarak tazmin edilmez. Kanunun bu kurala tanıdığı iki istisna vardır: ölenin desteğinden yoksun kalanların zararı ve ağır bedensel zarar ya da ölüm hâlinde yakınların manevi tazminatı.
F. İlliyet Bağı ve Kesilmesi
İlliyet bağı, fiil ile zarar arasındaki sebep-sonuç ilişkisidir. Fiil olmasaydı zarar da doğmayacak olmalıdır; bu ilk elemeyi yapan ölçüt, fiilin zararın olmazsa olmaz şartı olup olmadığıdır.
İlliyet bağı üç sebeple kesilebilir:
- Mücbir sebep — öngörülemeyen, karşı konulamayan ve dışarıdan gelen olay.
- Zarar görenin ağır kusuru — zararı asıl doğuran davranış zarar görenin kendisinden gelmiştir.
- Üçüncü kişinin ağır kusuru — araya giren üçüncü kişinin davranışı olayın seyrini bütünüyle değiştirmiştir.
Kesilmenin şartı ağırdır: kesen sebep, ilk sebebin etkisini tamamen ortadan kaldıracak yoğunlukta olmalıdır. Bu yoğunluğa ulaşmayan katkı illiyeti kesmez, yalnız bir indirim sebebi olur (TBK m. 52). Sınav bu ayrımı sıkça sorar: "kesilir" ile "indirim yapılır" aynı şey değildir.
İlliyet bağının ispatı da uygulamada ayrı bir sorundur. Zararın hangi sebepten doğduğunu kesin olarak göstermek çoğu zaman mümkün değildir; bu yüzden mahkemeler olayların olağan akışına dayanan ilk görünüş ispatını yeterli sayar. Zarar gören, olağan akışa göre bu tür bir fiilin bu tür bir sonucu doğurduğunu ortaya koyarsa illiyet kurulmuş sayılır; karşı taraf somut olayda akışın farklı olduğunu göstererek bunu çürütebilir.
G. Uygun İlliyet Ölçütü
Olmazsa olmaz şart ölçütü tek başına kullanılırsa sorumluluk sınırsız biçimde genişler; zincirin en uzak halkası bile sebep sayılır. Bu yüzden hukuk ikinci bir süzgeç kullanır: uygun illiyet bağı.
Ölçüt şudur: fiil, olayların olağan akışına ve genel yaşam tecrübesine göre böyle bir sonucu doğurmaya elverişli midir? Elverişliyse illiyet uygundur; sonuç yalnız olağanüstü ve beklenmedik bir rastlantı zinciriyle doğmuşsa uygun değildir.
Değerlendirme nesnel ve olaydan sonra yapılır; failin öngörüp öngörmediğine değil, makul bir gözlemcinin öngörebileceğine bakılır. Bu yönüyle uygun illiyet bir kusur değerlendirmesi değildir — kusursuz sorumluluk hâllerinde de aranır.
Öğretide üç sınır hâl ayrıca incelenir: birden çok kişinin davranışının birlikte zarara yol açtığı ortak illiyet, her biri tek başına da aynı zararı doğurabilecek davranışların bir araya geldiği yarışan illiyet ve gerçekleşen sebep olmasaydı da zararın başka bir sebeple doğacağı farazi illiyet. Sonuncusunda kural, farazi sebebin sorumluluğu kaldırmamasıdır.
H. Ortak ve Müteselsil Sorumluluk
Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır (TBK m. 61).
Hükmün önemi, eski ayrımı ortadan kaldırmış olmasındadır. Önceki düzenlemede zarar verenlerin birlikte hareket edip etmediğine göre tam ve eksik teselsül ayrımı yapılır, ikisinin sonuçları farklı olurdu. Yürürlükteki kanun tek bir teselsül rejimi kurmuştur; sorumluluk sebeplerinin farklı olması — birinin kusura, ötekinin tehlikeye dayanması — sonucu değiştirmez.
Zarar gören bakımından sonuç şudur: zararın tamamını sorumlulardan dilediğinden isteyebilir, sorumlular arasında sıra gözetmek zorunda değildir. Kanun ayrıca zarar göreni bir noktada daha korur: bir kişinin sorumluluğu birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir (TBK m. 60).
Teselsülün zarar gören lehine iki sonucu daha vardır. Birincisi, sorumlulardan birinin ödeme güçsüzlüğü riski zarar görene değil diğer sorumlulara yüklenir; iç ilişkide o payı onlar paylaşır. İkincisi, zarar görenin sorumlulardan biriyle yaptığı sulh ya da ona verdiği ibra kural olarak yalnız o kişi bakımından sonuç doğurur; diğerleri kendi paylarından sorumlu olmayı sürdürür. Ancak sulhle alınan miktar toplam zarardan düşülür — aynı zarar iki kez tahsil edilemez.
I. İç İlişkide Rücu
Dış ilişkide zarar görene tam ödeme yapılır; yükün sorumlular arasında nasıl dağılacağı iç ilişkide belirlenir. Tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur (TBK m. 62).
İki ölçütün birlikte sayılması bilinçlidir: sorumlulardan biri kusura, öteki tehlikeye dayanan bir sebeple sorumlu olabilir ve paylaştırma yalnız kusura bakılarak yapılamaz.
Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahiptir ve zarar görenin haklarına halef olur (TBK m. 62). Halefiyet pratikte önemlidir: rücu eden kişi, zarar görenin sahip olduğu teminatlardan ve önceliklerden de yararlanır.
Rücu isteminin zamanaşımı ayrı düzenlenmiştir. Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar (TBK m. 73). Ayrıca ödemesi istenen kişi, durumu birlikte sorumlu olduğu kişilere bildirmek zorundadır; bildirmezse zamanaşımı, bu bildirimin dürüstlük kurallarına göre yapılabileceği tarihte işlemeye başlar.
Örnek olay
Bir alışveriş merkezinin otoparkında, bakımı yıllardır yapılmayan bir tavan panosu yerinden kopmuş ve aşağıdan geçen (K)'nin üzerine düşmüştür. Panonun montajını yapan taşeron firma vidalamayı eksik yapmış, alışveriş merkezinin bakım görevlisi (L) ise altı ay önce panoyu sallanır hâlde gördüğü hâlde raporlamamıştır. (K) ağır yaralanmış, altı ay çalışamamış ve mesleğini eskisi gibi yapamaz hâle gelmiştir. Olay sırasında (K), otoparkta yürünmesi yasak olan araç şeridinde telefonuna bakarak yürümektedir. (K)'nin eşi de olayı görmüş ve ağır bir ruhsal çöküntü yaşamıştır. Alışveriş merkezinin maliki, panonun montajını uzman bir firmaya yaptırdığını ve bakım için görevli çalıştırdığını söyleyerek sorumluluktan kurtulmak istemektedir.
Değerlendirme: Önce sorumluluk sebepleri ayrılır. Bakım görevlisi (L) bakımından ortada bir haksız fiil vardır: sallanan panoyu görüp bildirmemek gerekli özenin gösterilmemesidir, yani ihmaldir; dört unsur da gerçekleşmiştir. Taşeron firma bakımından da montajdaki eksiklik kusurlu ve hukuka aykırı bir fiildir.
Alışveriş merkezinin maliki bakımından iki ayrı sebep yarışır. Birincisi adam çalıştıranın sorumluluğudur; ikincisi ise yapı eserinin bakımındaki eksiklikten doğan yapı maliki sorumluluğudur ve orada kurtuluş kanıtı bulunmaz. Kanun bu yarışmayı zarar gören lehine çözer: sorumluluk birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sebebe göre karar verir (TBK m. 60). Bu yüzden malikin "uzman firmaya yaptırdım, görevli çalıştırdım" savunması sonucu değiştirmez; yapı maliki sorumluluğu özen ispatıyla bertaraf edilemez.
Üç sorumlu aynı zarardan, çeşitli sebeplerden dolayı sorumludur; haklarında müteselsil sorumluluk hükümleri uygulanır (TBK m. 61). (K) zararın tamamını dilediğinden isteyebilir; sorumlular arasında sıra gözetmesi gerekmez. Ödeme yapan sorumlu, kendi payından fazlasını ödediği ölçüde diğerlerine rücu eder ve (K)'nin haklarına halef olur; paylaştırmada her birinin kusurunun ağırlığı ve yarattığı tehlikenin yoğunluğu birlikte gözetilir (TBK m. 62).
(K)'nin yasak şeritte ve telefonuna bakarak yürümesi bir müterafik kusurtur. Burada sorulacak soru, bu davranışın illiyeti kestiği mi yoksa yalnız indirim sebebi mi olduğudur. Panonun kopması (K)'nin nerede yürüdüğünden bağımsız bir sebebe — bakım eksikliğine — dayandığına göre, (K)'nin dikkatsizliği ilk sebebin etkisini tamamen ortadan kaldırmaz. İlliyet kesilmez; hâkim tazminattan indirim yapar (TBK m. 52).
(K)'nin zararları kanunun bedensel zarar kalemlerine girer: tedavi giderleri, altı aylık kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından doğan kayıp ve mesleğini eskisi gibi yapamaması sebebiyle ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıp (TBK m. 54). Sayım örnekleyici olduğu için bu kalemlerle sınırlı da değildir.
Eşin durumu ayrı bir ölçüte tabidir. Eşin ruhsal çöküntüsü bir yansıma zarardır ve kural olarak tazmin edilmez. Ancak (K)'nin yaralanması ağır bedensel zarar düzeyindeyse, eş kendi adına manevi tazminat isteyebilir; kanunun yansıma zarar kuralına tanıdığı iki istisnadan biri budur.
Sorumlulardan birinin ödeme güçsüzlüğüne düşmesi (K)'yi etkilemez: teselsül gereği zararın tamamını diğerlerinden ister ve o payın kimde kalacağı iç ilişkinin sorunudur. (K) alışveriş merkeziyle sulh yapıp aldığıyla yetinirse bu sulh diğer sorumluları kendiliğinden kurtarmaz; yalnız alınan miktar toplam zarardan düşülür.
Zamanaşımı bakımından iki yıllık süre, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrenme anında işlemeye başlar. Taşeronun kimliği sonradan öğrenilmişse o sorumlu bakımından süre daha geç başlar; her sorumlu için ayrı değerlendirilir. Fiil aynı zamanda bir suç oluşturduğu için ceza kanunundaki zamanaşımı daha uzunsa (K) o süreden yararlanır (TBK m. 72).
Bu başlıktan çıkmış sorular
Resmî sınavlarda (HMGS, hâkimlik, KPSS, adli/idari yargı) çıkmış sorular. 12 soru eşleşti, ilk 12 gösteriliyor.
Çıkmış soru 1 2024 KPSS
Cevabı göster
Çıkmış soru 2 2023 İDARİ HAKİMLİK (ARALIK)
Cevabı göster
Çıkmış soru 3 2022 İCRA MÜDÜRLÜĞÜ (ARALIK)
Cevabı göster
Çıkmış soru 4 2022 KPSS
Cevabı göster
Çıkmış soru 5 2022 KPSS
Cevabı göster
Çıkmış soru 6 2021 AVUKATLAR İÇİN ADLİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 7 2007 ADLİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 8 2007 ADLİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 9 2015 İDARİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 10 2012 AVUKATLAR İÇİN İDARİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 11 2011 İDARİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 12 2011 ADLİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Bu başlığın soruları
Bu başlıktan 8 soru. Şıkları okuyup kendi cevabını verdikten sonra cevabı aç.
Soru 64
Cevabı göster
Şık analizi
Soru 65
Cevabı göster
Şık analizi
Soru 66
Cevabı göster
Şık analizi
Soru 67
Cevabı göster
Şık analizi
Soru 68
Cevabı göster
Şık analizi
Soru 69
Cevabı göster
Şık analizi
Soru 70
Cevabı göster
Şık analizi
Soru 71
Cevabı göster
Şık analizi
← Ön Sözleşme ve Sözleşme Benzeri İlKusursuz Sorumluluk Hâlleri →