EduMiXX Hukuk HMGS

Borçlar Hukuku › Başlık 11 / 54

Haksız Fiil Sorumluluğunun Unsurları

37 Hâkimlik

Hızlı özet

Borcun ikinci kaynağı haksız fiildir. Sözleşmede taraflar borcu kendi iradeleriyle kurar; haksız fiilde ise borç, kişinin hukuka aykırı davranışı yüzünden kanundan doğar.

Çerçeve

  • Hukuka Aykırılık ve Hukuka Uygunluk Sebepleri
  • Kusur: Kast ve İhmal
  • Ayırt Etme Gücü ve Hakkaniyet Sorumluluğu
  • Zarar Kavramı: Maddi ve Manevi
  • Fiilî Zarar ile Yoksun Kalınan Kâr
  • İlliyet Bağı ve Kesilmesi
  • Uygun İlliyet Ölçütü
  • Ortak ve Müteselsil Sorumluluk
  • İç İlişkide Rücu

Tanımlar ve Şartlar

  • Mutlak hakların ihlali doğrudan hukuka aykırıdır. Yaşam, beden bütünlüğü, kişilik hakları, mülkiyet ve diğer ayni haklar bu gruptadır; ayrıca bir yasak aramaya gerek yoktur.
  • Salt malvarlığı zararları ise kendiliğinden hukuka aykırı sayılmaz. Bunların tazmini için ihlal edilen kuralın, zarar göreni koruma amacı taşıması gerekir.
  • Hukuka uygunluk sebepleri — kanunun verdiği yetkiye dayanan ve sınırları içinde kalan fiil, zarar görenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar, haklı savunma, zorunluluk hâli ve hakkını kendi gücüyle koruma: bu sonuncusu kolluk yardımı zamanında sağlanamıyorsa ve hakkın kaybını ya da kullanılmasının önemli ölçüde zorlaşmasını önleyecek başka bir yol da yoksa işler (TBK m. 64).
  • İlliyeti kesen sebepler — mücbir sebep (öngörülemeyen, karşı konulamayan, dışarıdan gelen olay), zarar görenin ağır kusuru, üçüncü kişinin ağır kusuru.

Kurallar

  • Kanun buna bir de ikinci fıkra ekler: zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de bu zararı gidermekle yükümlüdür (TBK m. 49).
  • Hâkim tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler (TBK m. 51).
  • Ayırt etme gücünü geçici olarak kaybeden kişi, bu sırada verdiği zararları gidermekle yükümlüdür; ancak ayırt etme gücünü kaybetmede kusuru olmadığını ispat ederse sorumluluktan kurtulur (TBK m. 59).
  • Bu yüzden manevi tazminat zararı gidermez, acıyı para ile telafi etmeye çalışır. ("Denkleştirme" terimi bu derste yalnız TBK m. 71'deki kuruma ayrılmıştır.)
  • Bu yoğunluğa ulaşmayan katkı illiyeti kesmez, yalnız bir indirim sebebi olur (TBK m. 52).
  • Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır (TBK m. 61).
  • Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahiptir ve zarar görenin haklarına halef olur (TBK m. 62).

Karşılaştırma

Zarar kime verilirSorumluluk
Haklı savunmasaldıranasaldıranın şahsına veya mallarına verilen zarardan sorumlu tutulamaz
Zorunluluk hâlimasum üçüncü kişiyehâkim giderim yükümlülüğünü hakkaniyete göre belirler
Hakkını kendi gücüyle korumakarşı tarafakoşulları varsa sorumlu tutulamaz

Sınav Notu

  • Haksız fiilin dört unsuru: hukuka aykırı fiil, kusur, zarar, illiyet bağı (TBK m. 49). Biri eksikse sorumluluk doğmaz. Kusursuz sorumlulukta yalnız kusur unsuru düşer, diğer üçü aynen aranır.
  • Mutlak hakların ihlali doğrudan hukuka aykırıdır; salt malvarlığı zararında ihlal edilen kuralın koruma amacı aranır.
  • TBK m. 49/2 iki şartı birlikte ister: fiil ahlaka aykırı olmalı ve zarar kasten verilmelidir. İhmalle verilen zarar bu fıkraya girmez.
  • Haklı savunmada zarar saldırana verilir ve sorumluluk yoktur; zorunluluk hâlinde zarar masum üçüncü kişiye verilir ve hâkim giderimi hakkaniyete göre belirler (TBK m. 63–64). En sık sorulan fark budur.
  • İhmalin ölçütü nesneldir: aynı durumdaki makul ve dikkatli kişi. Kusurun derecesi sorumluluğun varlığını değil, tazminatın miktarını etkiler. Meslek icra ediliyorsa karşılaştırma o mesleğin standardına göre yapılır; kişisel yetersizlik savunması dinlenmez.
  • Hafif kusuruyla sebep olan yükümlü tazminatı ödeyince yoksulluğa düşecekse ve hakkaniyet de gerektiriyorsa hâkim indirebilir (TBK m. 52).
  • İspat yükü zarar görendedir: hem zararını hem zarar verenin kusurunu ispatlar; miktar ispat edilemiyorsa hâkim hakkaniyete göre belirler (TBK m. 50).
  • Ayırt etme gücü kusur ehliyetinin ön şartıdır; gücü bulunmayanın verdiği zararın tamamen veya kısmen giderilmesine hâkim hakkaniyet gerektiriyorsa karar verir (TBK m. 65).
  • Ayırt etme gücünü geçici kaybeden sorumludur; kurtulmak için kusursuzluğunu kendisi ispat eder (TBK m. 59) — ispat yükü terstir.
  • Ölüm zararları: cenaze gideri, (ölüm hemen olmamışsa) tedavi gideri ve çalışma gücü kaybı, destekten yoksun kalma (TBK m. 53). Bedensel zararlar: tedavi gideri, kazanç kaybı, çalışma gücü kaybı, ekonomik geleceğin sarsılması (TBK m. 54). İki sayım da örnekleyicidir.
  • Yansıma zarar kural olarak tazmin edilmez; iki istisnası destekten yoksun kalma ve yakınların manevi tazminatıdır.
  • İlliyeti kesen üç sebep: mücbir sebep, zarar görenin ağır kusuru, üçüncü kişinin ağır kusuru. Kesme için ilk sebebin etkisi tamamen ortadan kalkmalıdır; yetmezse yalnız indirim sebebi olur.
  • Uygun illiyet ölçütü: fiil, olayların olağan akışına göre böyle bir sonucu doğurmaya elverişli mi? Değerlendirme nesneldir ve kusursuz sorumlulukta da aranır.
  • Tam–eksik teselsül ayrımı kaldırılmıştır; tek rejim vardır (TBK m. 61). Zarar gören tamamını dilediğinden isteyebilir.
  • Sorumluluk birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemedikçe, ona en iyi giderim imkânı sağlayan sebebe göre karar verir (TBK m. 60).
  • İç ilişkide paylaştırma ölçütleri kusurun ağırlığı ve tehlikenin yoğunluğudur; fazla ödeyen rücu eder ve zarar görenin haklarına halef olur (TBK m. 62).
  • Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlunun öğrenildiği tarihten iki yıl, her hâlde ödemeden on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar (TBK m. 73).

Borcun ikinci kaynağı haksız fiildir. Sözleşmede taraflar borcu kendi iradeleriyle kurar; haksız fiilde ise borç, kişinin hukuka aykırı davranışı yüzünden kanundan doğar. Kural tek bir cümlede toplanmıştır: kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür (TBK m. 49). Bu cümleden dört unsur çıkar ve dördü birlikte aranır — hukuka aykırı fiil, kusur, zarar ve illiyet bağı. Biri eksikse sorumluluk doğmaz.

A. Hukuka Aykırılık ve Hukuka Uygunluk Sebepleri

Hukuka aykırılık, davranışın hukuk düzeninin koyduğu bir emir ya da yasağa aykırı olmasıdır. Ölçüt nesneldir: failin niyetine değil, davranışın hukuk düzeniyle bağdaşıp bağdaşmadığına bakılır.

Hangi davranışın hukuka aykırı sayılacağı ihlal edilen menfaate göre değişir:

  • Mutlak hakların ihlali doğrudan hukuka aykırıdır. Yaşam, beden bütünlüğü, kişilik hakları, mülkiyet ve diğer ayni haklar bu gruptadır; ayrıca bir yasak aramaya gerek yoktur.
  • Salt malvarlığı zararları ise kendiliğinden hukuka aykırı sayılmaz. Bunların tazmini için ihlal edilen kuralın, zarar göreni koruma amacı taşıması gerekir.

Kanun buna bir de ikinci fıkra ekler: zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de bu zararı gidermekle yükümlüdür (TBK m. 49). Hüküm dar yorumlanır; iki şartı birlikte arar — davranış ahlaka aykırı olmalı ve zarar kasten verilmelidir. İhmalle verilen zarar bu fıkraya girmez.

Salt malvarlığı zararlarında aranan koruma amacı ölçütü öğretide koruma normu teorisi adıyla anılır. Soru şudur: ihlal edilen kural, tam da bu kişiyi, tam da bu zarara karşı korumayı mı amaçlıyordu? Bir imar kuralının ihlali komşunun manzarasını kapattığında, o kuralın komşunun manzarasını koruma amacı taşıyıp taşımadığı tartışılır. Ölçüt, her ihlalin herkese karşı sorumluluk doğurmasını önler.

Hukuka uygunluk sebeplerinin her biri de kendi sınırını taşır. Zarar görenin rızası en sık başvurulanıdır, ama rıza ancak kişinin üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği değerler bakımından sonuç doğurur; yaşama ve vücut bütünlüğüne yönelik ağır müdahalelere verilen rıza kişilik haklarına aykırı olduğu için geçersizdir. Spor karşılaşmalarındaki rıza da oyunun kurallarıyla sınırlıdır: kurallara uygun bir müdahale hukuka uygun sayılırken, kuralları aşan kasti bir hareket bu korumadan yararlanmaz.

Hukuka aykırılık, bir hukuka uygunluk sebebi varsa ortadan kalkar. Kanun bunları saymıştır (TBK m. 63):

  • kanunun verdiği yetkiye dayanan ve o yetkinin sınırları içinde kalan fiil;
  • zarar görenin rızası;
  • daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar;
  • haklı savunma;
  • hakkını kendi gücüyle koruma — kolluk gücünün yardımı zamanında sağlanamıyorsa ve hakkın kaybını ya da kullanılmasının önemli ölçüde zorlaşmasını önleyecek başka bir yol da yoksa (TBK m. 64);
  • zorunluluk hâli.

Sebeplerin sonuçları aynı değildir ve sınav farkı sorar:

Zarar kime verilirSorumluluk
Haklı savunmasaldıranasaldıranın şahsına veya mallarına verilen zarardan sorumlu tutulamaz
Zorunluluk hâlimasum üçüncü kişiyehâkim giderim yükümlülüğünü hakkaniyete göre belirler
Hakkını kendi gücüyle korumakarşı tarafakoşulları varsa sorumlu tutulamaz

Ayrım mantıklıdır: haklı savunmada zarar, saldırıyı başlatan kişiye verilmektedir ve onu korumak için bir sebep yoktur. Zorunluluk hâlinde ise zarar, olayla hiç ilgisi olmayan birinin malına verilir; bu yüzden fiil hukuka uygun sayılsa bile hâkim hakkaniyete göre bir giderime hükmedebilir (TBK m. 64).

B. Kusur: Kast ve İhmal

Kusur, hukuk düzeninin kınadığı davranış biçimidir. İki derecesi vardır. Kast, zararlı sonucu bilerek ve isteyerek gerçekleştirmektir. İhmal ise gerekli özeni göstermemektir ve kendi içinde ağır ve hafif olarak ayrılır.

İhmalin ölçütü nesneldir: failin kişisel yeteneği değil, aynı durumdaki makul ve dikkatli bir kişinin göstereceği özen esas alınır. Bu yüzden "ben elimden geleni yaptım" savunması tek başına kusuru kaldırmaz; ölçü kişinin kendi kapasitesi değildir.

Ölçütün nesnelliği bir uzmanlık boyutu da taşır. Kişi belirli bir meslek veya sanatı icra ediyorsa, karşılaştırma o mesleğin gerektirdiği bilgi ve dikkat düzeyine göre yapılır; hekimin, mühendisin ya da avukatın özeni sıradan bir kişinin özeniyle ölçülmez. Buna karşılık kişisel yetersizlik savunması kabul edilmez: yapabileceğinden fazlasını üstlenen kişi, üstlendiği işin gerektirdiği özenle sorumlu tutulur.

Kusur ile kusur yeteneği de karıştırılmamalıdır. Kusur yeteneği kişinin kınanabilmesinin ön şartıdır ve ayırt etme gücüne bağlıdır; kusur ise somut davranışın bu ölçütlere göre değerlendirilmesidir. Ayırt etme gücü olmayan kişi hiç kusurlu sayılamaz, ayırt etme gücü olan kişi ise kusurlu olabilir de olmayabilir de.

Kusurun derecesi sorumluluğun doğup doğmayacağını değil, tazminatın miktarını etkiler. Hâkim tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler (TBK m. 51). Kanun bir de sosyal denge hükmü koyar: zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim tazminatı indirebilir (TBK m. 52).

İspat yükü kural olarak zarar görendedir: zarar gören hem zararını hem zarar verenin kusurunu ispatla yükümlüdür (TBK m. 50). Kanun burada bir kolaylık tanır — uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler. Kolaylık yalnız miktara ilişkindir; zararın varlığı yine ispatlanmalıdır.

C. Ayırt Etme Gücü ve Hakkaniyet Sorumluluğu

Kınama ancak kınanabilecek birine yöneltilebilir. Davranışının anlamını ve sonuçlarını kavrayamayan kişiden farklı davranmasını beklemek anlamsızdır; bu yüzden ayırt etme gücü, kusurun kendisinden önce gelen bir eşiktir. Eşik aşılmamışsa kusur tartışması hiç açılmaz.

Bu, zarar görenin her zaman elinin boş kalacağı anlamına gelmez. Hakkaniyet gerektiriyorsa, hâkim ayırt etme gücü bulunmayan kişinin verdiği zararın tamamen veya kısmen giderilmesine karar verir (TBK m. 65). Buna hakkaniyet sorumluluğu denir ve kusursuz sorumluluğun en hafif biçimidir. Hâkim karar verirken tarafların ekonomik durumunu, zararın ağırlığını ve olayın özelliklerini birlikte değerlendirir.

Ayırt etme gücünün geçici olarak kaybedilmesi ayrı bir hükme bağlanmıştır. Ayırt etme gücünü geçici olarak kaybeden kişi, bu sırada verdiği zararları gidermekle yükümlüdür; ancak ayırt etme gücünü kaybetmede kusuru olmadığını ispat ederse sorumluluktan kurtulur (TBK m. 59). Burada ispat yükü ters çevrilmiştir — sorumluluk karine hâlindedir, kurtulmak isteyen ispat eder. Kendi iradesiyle alkol veya uyuşturucu alan kişi bu ispatı yapamaz.

D. Zarar Kavramı: Maddi ve Manevi

Maddi zarar, kişinin malvarlığında iradesi dışında meydana gelen eksilmedir. Hesaplanmasında fark teorisi uygulanır: zarar verici olay gerçekleşmeseydi malvarlığının göstereceği durum ile şimdiki durumu arasındaki fark zarardır.

Manevi zarar ise kişilik değerlerinde meydana gelen eksilmedir; acı, elem ve üzüntü biçiminde ortaya çıkar ve para ile ölçülemez. Bu yüzden manevi tazminat zararı gidermez, acıyı para ile telafi etmeye çalışır. ("Denkleştirme" terimi bu derste yalnız TBK m. 71'deki kuruma ayrılmıştır.)

Kanun iki ağır zarar türünde kalemleri ayrıca saymıştır. Ölüm hâlinde uğranılan zararlar özellikle şunlardır (TBK m. 53):

  • cenaze giderleri;
  • ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar;
  • ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar.

Bedensel zararlar ise özellikle şunlardır (TBK m. 54):

  • tedavi giderleri;
  • kazanç kaybı;
  • çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar;
  • ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar.

Her iki maddede de "özellikle" sözcüğü kullanılmıştır; sayımlar örnekleyicidir, sınırlayıcı değildir.

E. Fiilî Zarar ile Yoksun Kalınan Kâr

Maddi zarar iki kalemden oluşur. Fiilî zarar, mevcut malvarlığındaki azalmadır — kaza sonucu hurdaya çıkan aracın değeri, ödenen tedavi gideri. Yoksun kalınan kâr ise malvarlığının artmasının engellenmesidir — taksi şoförünün aracı tamirdeyken kazanamadığı ücret.

İkincisinin ispatı daha zordur, çünkü gerçekleşmemiş bir kazanç tartışılır. Ölçüt olayların olağan akışıdır: bu akışa göre elde edilmesi kuvvetle muhtemel olan kazanç tazmin edilir, uzak ve spekülatif beklentiler edilmez.

Zarar, zarar gören ile fiil arasındaki mesafeye göre de ayrılır. Doğrudan zarar fiilin kendisinden doğar; dolayısıyla zarar araya başka bir olgu girerek ortaya çıkar. Yansıma zarar ise fiilden doğrudan etkilenmeyen üçüncü kişinin malvarlığında doğan zarardır ve kural olarak tazmin edilmez. Kanunun bu kurala tanıdığı iki istisna vardır: ölenin desteğinden yoksun kalanların zararı ve ağır bedensel zarar ya da ölüm hâlinde yakınların manevi tazminatı.

F. İlliyet Bağı ve Kesilmesi

İlliyet bağı, fiil ile zarar arasındaki sebep-sonuç ilişkisidir. Fiil olmasaydı zarar da doğmayacak olmalıdır; bu ilk elemeyi yapan ölçüt, fiilin zararın olmazsa olmaz şartı olup olmadığıdır.

İlliyet bağı üç sebeple kesilebilir:

  • Mücbir sebep — öngörülemeyen, karşı konulamayan ve dışarıdan gelen olay.
  • Zarar görenin ağır kusuru — zararı asıl doğuran davranış zarar görenin kendisinden gelmiştir.
  • Üçüncü kişinin ağır kusuru — araya giren üçüncü kişinin davranışı olayın seyrini bütünüyle değiştirmiştir.

Kesilmenin şartı ağırdır: kesen sebep, ilk sebebin etkisini tamamen ortadan kaldıracak yoğunlukta olmalıdır. Bu yoğunluğa ulaşmayan katkı illiyeti kesmez, yalnız bir indirim sebebi olur (TBK m. 52). Sınav bu ayrımı sıkça sorar: "kesilir" ile "indirim yapılır" aynı şey değildir.

İlliyet bağının ispatı da uygulamada ayrı bir sorundur. Zararın hangi sebepten doğduğunu kesin olarak göstermek çoğu zaman mümkün değildir; bu yüzden mahkemeler olayların olağan akışına dayanan ilk görünüş ispatını yeterli sayar. Zarar gören, olağan akışa göre bu tür bir fiilin bu tür bir sonucu doğurduğunu ortaya koyarsa illiyet kurulmuş sayılır; karşı taraf somut olayda akışın farklı olduğunu göstererek bunu çürütebilir.

G. Uygun İlliyet Ölçütü

Olmazsa olmaz şart ölçütü tek başına kullanılırsa sorumluluk sınırsız biçimde genişler; zincirin en uzak halkası bile sebep sayılır. Bu yüzden hukuk ikinci bir süzgeç kullanır: uygun illiyet bağı.

Ölçüt şudur: fiil, olayların olağan akışına ve genel yaşam tecrübesine göre böyle bir sonucu doğurmaya elverişli midir? Elverişliyse illiyet uygundur; sonuç yalnız olağanüstü ve beklenmedik bir rastlantı zinciriyle doğmuşsa uygun değildir.

Değerlendirme nesnel ve olaydan sonra yapılır; failin öngörüp öngörmediğine değil, makul bir gözlemcinin öngörebileceğine bakılır. Bu yönüyle uygun illiyet bir kusur değerlendirmesi değildir — kusursuz sorumluluk hâllerinde de aranır.

Öğretide üç sınır hâl ayrıca incelenir: birden çok kişinin davranışının birlikte zarara yol açtığı ortak illiyet, her biri tek başına da aynı zararı doğurabilecek davranışların bir araya geldiği yarışan illiyet ve gerçekleşen sebep olmasaydı da zararın başka bir sebeple doğacağı farazi illiyet. Sonuncusunda kural, farazi sebebin sorumluluğu kaldırmamasıdır.

H. Ortak ve Müteselsil Sorumluluk

Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır (TBK m. 61).

Hükmün önemi, eski ayrımı ortadan kaldırmış olmasındadır. Önceki düzenlemede zarar verenlerin birlikte hareket edip etmediğine göre tam ve eksik teselsül ayrımı yapılır, ikisinin sonuçları farklı olurdu. Yürürlükteki kanun tek bir teselsül rejimi kurmuştur; sorumluluk sebeplerinin farklı olması — birinin kusura, ötekinin tehlikeye dayanması — sonucu değiştirmez.

Zarar gören bakımından sonuç şudur: zararın tamamını sorumlulardan dilediğinden isteyebilir, sorumlular arasında sıra gözetmek zorunda değildir. Kanun ayrıca zarar göreni bir noktada daha korur: bir kişinin sorumluluğu birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir (TBK m. 60).

Teselsülün zarar gören lehine iki sonucu daha vardır. Birincisi, sorumlulardan birinin ödeme güçsüzlüğü riski zarar görene değil diğer sorumlulara yüklenir; iç ilişkide o payı onlar paylaşır. İkincisi, zarar görenin sorumlulardan biriyle yaptığı sulh ya da ona verdiği ibra kural olarak yalnız o kişi bakımından sonuç doğurur; diğerleri kendi paylarından sorumlu olmayı sürdürür. Ancak sulhle alınan miktar toplam zarardan düşülür — aynı zarar iki kez tahsil edilemez.

I. İç İlişkide Rücu

Dış ilişkide zarar görene tam ödeme yapılır; yükün sorumlular arasında nasıl dağılacağı iç ilişkide belirlenir. Tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur (TBK m. 62).

İki ölçütün birlikte sayılması bilinçlidir: sorumlulardan biri kusura, öteki tehlikeye dayanan bir sebeple sorumlu olabilir ve paylaştırma yalnız kusura bakılarak yapılamaz.

Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahiptir ve zarar görenin haklarına halef olur (TBK m. 62). Halefiyet pratikte önemlidir: rücu eden kişi, zarar görenin sahip olduğu teminatlardan ve önceliklerden de yararlanır.

Rücu isteminin zamanaşımı ayrı düzenlenmiştir. Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar (TBK m. 73). Ayrıca ödemesi istenen kişi, durumu birlikte sorumlu olduğu kişilere bildirmek zorundadır; bildirmezse zamanaşımı, bu bildirimin dürüstlük kurallarına göre yapılabileceği tarihte işlemeye başlar.

Örnek olay

Bir alışveriş merkezinin otoparkında, bakımı yıllardır yapılmayan bir tavan panosu yerinden kopmuş ve aşağıdan geçen (K)'nin üzerine düşmüştür. Panonun montajını yapan taşeron firma vidalamayı eksik yapmış, alışveriş merkezinin bakım görevlisi (L) ise altı ay önce panoyu sallanır hâlde gördüğü hâlde raporlamamıştır. (K) ağır yaralanmış, altı ay çalışamamış ve mesleğini eskisi gibi yapamaz hâle gelmiştir. Olay sırasında (K), otoparkta yürünmesi yasak olan araç şeridinde telefonuna bakarak yürümektedir. (K)'nin eşi de olayı görmüş ve ağır bir ruhsal çöküntü yaşamıştır. Alışveriş merkezinin maliki, panonun montajını uzman bir firmaya yaptırdığını ve bakım için görevli çalıştırdığını söyleyerek sorumluluktan kurtulmak istemektedir.

Değerlendirme: Önce sorumluluk sebepleri ayrılır. Bakım görevlisi (L) bakımından ortada bir haksız fiil vardır: sallanan panoyu görüp bildirmemek gerekli özenin gösterilmemesidir, yani ihmaldir; dört unsur da gerçekleşmiştir. Taşeron firma bakımından da montajdaki eksiklik kusurlu ve hukuka aykırı bir fiildir.

Alışveriş merkezinin maliki bakımından iki ayrı sebep yarışır. Birincisi adam çalıştıranın sorumluluğudur; ikincisi ise yapı eserinin bakımındaki eksiklikten doğan yapı maliki sorumluluğudur ve orada kurtuluş kanıtı bulunmaz. Kanun bu yarışmayı zarar gören lehine çözer: sorumluluk birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sebebe göre karar verir (TBK m. 60). Bu yüzden malikin "uzman firmaya yaptırdım, görevli çalıştırdım" savunması sonucu değiştirmez; yapı maliki sorumluluğu özen ispatıyla bertaraf edilemez.

Üç sorumlu aynı zarardan, çeşitli sebeplerden dolayı sorumludur; haklarında müteselsil sorumluluk hükümleri uygulanır (TBK m. 61). (K) zararın tamamını dilediğinden isteyebilir; sorumlular arasında sıra gözetmesi gerekmez. Ödeme yapan sorumlu, kendi payından fazlasını ödediği ölçüde diğerlerine rücu eder ve (K)'nin haklarına halef olur; paylaştırmada her birinin kusurunun ağırlığı ve yarattığı tehlikenin yoğunluğu birlikte gözetilir (TBK m. 62).

(K)'nin yasak şeritte ve telefonuna bakarak yürümesi bir müterafik kusurtur. Burada sorulacak soru, bu davranışın illiyeti kestiği mi yoksa yalnız indirim sebebi mi olduğudur. Panonun kopması (K)'nin nerede yürüdüğünden bağımsız bir sebebe — bakım eksikliğine — dayandığına göre, (K)'nin dikkatsizliği ilk sebebin etkisini tamamen ortadan kaldırmaz. İlliyet kesilmez; hâkim tazminattan indirim yapar (TBK m. 52).

(K)'nin zararları kanunun bedensel zarar kalemlerine girer: tedavi giderleri, altı aylık kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından doğan kayıp ve mesleğini eskisi gibi yapamaması sebebiyle ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıp (TBK m. 54). Sayım örnekleyici olduğu için bu kalemlerle sınırlı da değildir.

Eşin durumu ayrı bir ölçüte tabidir. Eşin ruhsal çöküntüsü bir yansıma zarardır ve kural olarak tazmin edilmez. Ancak (K)'nin yaralanması ağır bedensel zarar düzeyindeyse, eş kendi adına manevi tazminat isteyebilir; kanunun yansıma zarar kuralına tanıdığı iki istisnadan biri budur.

Sorumlulardan birinin ödeme güçsüzlüğüne düşmesi (K)'yi etkilemez: teselsül gereği zararın tamamını diğerlerinden ister ve o payın kimde kalacağı iç ilişkinin sorunudur. (K) alışveriş merkeziyle sulh yapıp aldığıyla yetinirse bu sulh diğer sorumluları kendiliğinden kurtarmaz; yalnız alınan miktar toplam zarardan düşülür.

Zamanaşımı bakımından iki yıllık süre, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrenme anında işlemeye başlar. Taşeronun kimliği sonradan öğrenilmişse o sorumlu bakımından süre daha geç başlar; her sorumlu için ayrı değerlendirilir. Fiil aynı zamanda bir suç oluşturduğu için ceza kanunundaki zamanaşımı daha uzunsa (K) o süreden yararlanır (TBK m. 72).

Bu başlıktan çıkmış sorular

Resmî sınavlarda (HMGS, hâkimlik, KPSS, adli/idari yargı) çıkmış sorular. 12 soru eşleşti, ilk 12 gösteriliyor.

Çıkmış soru 1 2024 KPSS
Aşağıdaki hukuka uygunluk nedenlerinin hangisinde verilen zararın fedakârlığın denkleştirilmesi (hakkaniyet) esası uyarınca tazmini 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda açıkça kabul edilmiştir?
A) Daha üstün nitelikte özel yarar
B) Hakkını kendi gücüyle koruma
C) Haklı savunma
D) Zorunluluk hâli
E) Daha üstün nitelikte kamusal yarar
Cevabı göster
Cevap: D.
Çıkmış soru 2 2023 İDARİ HAKİMLİK (ARALIK)
Türk borçlar hukukunda zarar görenin rızasıyla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Zarar meydana geldikten sonraki geçerli rıza, fiili hukuka uygun hale getirir.
B) Rıza, açık veya örtülü olabilir.
C) Rızanın geçerli olması için zarar görenin ilgili ehliyet şartlarını taşıması gerekir.
D) Kişinin üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği kişisel değerlerine saldırmasına yönelik rıza hukuka aykırıdır.
E) Rıza, mal varlığı veya şahıs varlığı değerlerine ilişkin olabilir.
Cevabı göster
Cevap: A.
Çıkmış soru 3 2022 İCRA MÜDÜRLÜĞÜ (ARALIK)
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre aşağıdakilerden hangisi haksız fiillerde hukuka aykırılığı kaldıran hâllerden biri değildir?
A) Üstün nitelikte özel yarar
B) Zorunluluk hâli
C) Zarar görenin rızası
D) Mücbir sebep
E) Kanunun verdiği yetki
Cevabı göster
Cevap: D.
Çıkmış soru 4 2022 KPSS
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Bir kişinin sorumluluğu birden çok nedene dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk nedenine göre karar verir." hükmü aşağıdakilerden hangisini açıklamaktadır?
A) Müteselsil sorumluluk
B) Haksız rekabet
C) Ortak kusur
D) Sebeplerin yarışması
E) Seçimlik borç
Cevabı göster
Cevap: D.
Çıkmış soru 5 2022 KPSS
A trafikte ilerlerken B'nin içinde bulunduğu araca çarpıyor. Aracı da kullanılamaz hâle gelen B, kazada hayatını kaybediyor. B'nin, bilimsel araştırmalarda bulunmaya özendirmek amacıyla düzenli aralıklarla burs verdiği C, B'nin hayatını kaybetmesi üzerine bursunun kesilmesi nedeniyle A aleyhine tazminat davası açıyor. C'nin istediği tazminat aşağıdakilerden hangisinden doğan zarara ilişkindir?
A) Destek kaybı
B) Ekonomik geleceğin sarsılması
C) Kazanç kaybı
D) Çalışma gücünün yitirilmesi
E) Eşyanın hasara uğraması
Cevabı göster
Cevap: A.
Çıkmış soru 6 2021 AVUKATLAR İÇİN ADLİ HAKİMLİK
Zararı doğuran olayın uygun sonucu olarak ortaya çıkan ilk zarar ile buna bağlı olarak sonradan ortaya çıkan diğer zararları açıklayan ayrım aşağıdakilerden hangisidir?
A) Fiili zarar - yoksun kalınan kâr
B) Olumlu zarar - olumsuz zarar
C) Maddi zarar - manevi zarar
D) Doğrudan zarar - dolaylı zarar
E) Somut zarar - soyut zarar
Cevabı göster
Cevap: D.
Çıkmış soru 7 2007 ADLİ HAKİMLİK
Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesinin 2. fıkrasına göre, "Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de bu zararı gidermekle yükümlüdür." Buna göre aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Sadece hukuka aykırı davranışların değil, ahlaka aykırı olan davranışların da zarara yol açması halinde bu davranışlar tazminat yaptırımına tabi tutulur, bunun için zarar verici davranışın ağır ya da hafif ihmal düzeyinde olması yeterlidir.
B) Bu kural ile nispi hak sahibinin bile bu hakkın konusunu oluşturan menfaatinin bir üçüncü kişinin davranışı neticesinde zarara uğratıldığı gerekçesiyle, o üçüncü kişiye karşı tazminat davası açabilmesi mümkün olabilmektedir.
C) Kanunda "ahlak" ile kastedilen objektif genel ahlaktır.
D) Kanunda ahlaka atıf yapıldığı için kural içi bir boşluk vardır.
E) Fıkradaki kural içi boşluk hâkim tarafından takdir yetkisi kullanılarak doldurulur.
Cevabı göster
Cevap: A.
Çıkmış soru 8 2007 ADLİ HAKİMLİK
Bir gazinoda çok miktarda içki içerek sarhoş olan A, hesabı ödemeden çıkarken, kolundan tutarak çıkmasını engellemek isteyen garson G'nin başına şişeyle vurarak onu yaralamıştır. G, A'dan hastane masraflarını ve diğer zararlarını talep etmiştir. Bu olayla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) A, meşru savunmada bulunduğundan, G'nin zararlarını ödemek zorunda değildir.
B) A, arkadaşlarının kasıtlı olarak kendisinin içmesini engellememiş olmalarını kanıtlamış olsa da, G'nin zararlarını ödemek zorundadır.
C) A, olay sırasında tam ehliyetsiz olduğundan bu zararlardan sorumlu değildir.
D) A, ancak hakkaniyet gerektiriyorsa G'nin zararlarını ödemek zorundadır.
E) A'nın sarhoş olarak bu fiilde bulunması bir kısıtlama nedenidir.
Cevabı göster
Cevap: B.
Çıkmış soru 9 2015 İDARİ HAKİMLİK
Ahmet, bir toplantıya katılmak amacıyla gittiği Samsun'da, havalimanına ulaşmak için taksiye biner. Taksi şoförü İbrahim'in kaza yapması nedeniyle havalimanına geç kalan ve uçağını kaçıran Ahmet, bir sonraki uçağa binmek zorunda kalır. Uçağın inişi sırasında teknik arıza meydana gelir ve uçak ancak bir binaya çarparak durabilir. Kaza sonucu pek çok yolcu gibi Ahmet de yaralanır ve bir kolunu kaybeder. Buna göre Ahmet'in, kolunu kaybetmesi nedeniyle uğradığı zararın tazminini taksi şoförü İbrahim'den talep edebilmesi, haksız fiilin hangi unsurunun eksikliği nedeniyle mümkün değildir?
A) Hukuka aykırılık
B) Kast
C) Kusur
D) Zarar
E) Uygun illiyet bağı
Cevabı göster
Cevap: E.
Çıkmış soru 10 2012 AVUKATLAR İÇİN İDARİ HAKİMLİK
A ve B bir araya gelerek hırsızlık yapmaya karar verdikten sonra C'nin bürosunda bulunan ağır çelik kasayı birlikte alıp götürürler. Bu olaya göre, aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Yarışan illiyet söz konusudur.
B) Seçimlik illiyet söz konusudur. Çünkü A ve B kasayı tek başlarına da çalabilirler.
C) Farazi illiyet söz konusudur.
D) Önüne geçilen illiyet söz konusudur.
E) Ortak illiyet söz konusudur.
Cevabı göster
Cevap: E.
Çıkmış soru 11 2011 İDARİ HAKİMLİK
A, B, C ve D aralarında çıkan bir anlaşmazlık sonucunda sopa ve taşlar kullanarak kavga etmeye başlarlar ve kavga sonrasında A'nın bir sopa darbesi sonucu ağır şekilde yaralandığı görülür. Bu olay ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Somut olayda, zararlı sonucu kim tarafından işlenen hangi fiilin meydana getirdiği bilinmediğinden seçimlik illiyet söz konusudur.
B) Ortak illiyet, sebeplerin bir araya gelmesi suretiyle ortaya çıkar, buna karşılık yaralama bir sopa darbesi sonucu meydana geldiği için somut olayda ortak illiyet söz konusu değildir.
C) Yaralamanın B, C ve D'nin hangisinin sopa darbesinden meydana geldiği bilinmediği için B, C ve D'nin sorumlulukları yoktur.
D) Somut olayda farazi sebep mevcut olmadığından farazi illiyetten söz edilemez.
E) Somut olayda birden çok sebep haksız fiil niteliğini taşıyıp birlik manzarası gösterdiğinden kavgaya katılan B, C ve D, A'ya karşı müteselsil olarak sorumludur.
Cevabı göster
Cevap: C.
Çıkmış soru 12 2011 ADLİ HAKİMLİK
Ahmet, sokakta yürürken bir kadının çığlıklarını duyarak arka sokağa doğru koşar ve kadına saldıran bir erkek görünce, yumruk atarak saldırganı etkisiz hâle getirir. Bu olayla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Bu olayda genel hukuka uygunluk sebeplerinden biri olan haklı savunma söz konusudur.
B) Haklı savunma sebebiyle Ahmet'in hukuka aykırı olan fiilindeki hukuka aykırılık ortadan kalkmıştır.
C) Haklı savunma hem failin kendi şahsına hem de üçüncü kişilerin şahsına yönelik saldırılar bakımından söz konusu olabilir.
D) Ahmet'in meşru müdafaada bulunabilmesi için bu saldırının, sokakta saldırıya uğrayan kadında bir zarara yol açmış olması zorunludur.
E) Ahmet'in fiilinin saldırıyı önleme amacıyla sınırlı kalması gerekir, fiil ancak bu sınırlar içinde kaldığı sürece hukuka uygun olacaktır.
Cevabı göster
Cevap: D.

Bu başlığın soruları

Bu başlıktan 8 soru. Şıkları okuyup kendi cevabını verdikten sonra cevabı aç.

Soru 64
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre haksız fiil sorumluluğunda hukuka aykırılık unsurunun hangi ölçütlerle belirleneceği öğretide tartışılmaktadır. Buna ilişkin olarak aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Hukuka aykırılıkta ölçüt nesneldir; failin kişisel niyetine değil davranışına bakılır.
B) Salt malvarlığı zararları, ihlal edilen kuralın amacına bakılmaksızın her hâlde tazmin edilir.
C) Mutlak hakların ihlali, ayrıca bir yasak hükmü aranmaksızın doğrudan hukuka aykırı sayılır.
D) Ahlaka aykırı fiilden sorumluluk için zararın ayrıca kasten verilmiş olması gerekmektedir.
E) Bir hukuka uygunluk sebebinin bulunması hâlinde hukuka aykırılık ortadan kalkar.
Cevabı göster
Cevap: B. Mutlak hakların ihlali kendiliğinden hukuka aykırıdır; salt malvarlığı zararları ise kendiliğinden hukuka aykırı sayılmaz. Bunların tazmini için ihlal edilen kuralın tam da zarar göreni, tam da bu zarara karşı koruma amacı taşıması aranır. Koruma amacı ölçütünü büsbütün atan B bu yüzden yanlıştır; ölçüt olmasaydı her kural ihlali herkese karşı sorumluluk doğururdu.

Şık analizi

A) Hukuka aykırılık nesnel bir değerlendirmedir; failin niyeti kusur aşamasında tartışılır.
C) Yaşam, beden bütünlüğü, mülkiyet gibi mutlak hakların ihlalinde ayrıca yasak aranmaz.
D) TBK m. 49/2 iki şartı birlikte arar: fiil ahlaka aykırı olmalı, zarar kasten verilmelidir.
E) Kanunun saydığı hukuka uygunluk sebepleri hukuka aykırılığı ortadan kaldıran hâllerdir.
Soru 65
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, ölüm hâlinde uğranılan zararları örnekleyici biçimde ve açıkça saymıştır. Buna göre aşağıdakilerden hangisi bu maddede sayılan zarar kalemleri arasında sayılmamıştır?
A) Cenaze giderleri
B) Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri
C) Destekten yoksun kalma kayıpları
D) Çalışma gücünün yitirilmesinden doğan kayıplar
E) Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar
Cevabı göster
Cevap: E. Ölüm hâlinde uğranılan zararlar özellikle cenaze giderleri, ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ölenin desteğinden yoksun kalanların kayıplarıdır. Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıp ise ölüm maddesinde değil, bedensel zararları düzenleyen maddede sayılmıştır. İki sayım da "özellikle" sözcüğüyle başladığı için örnekleyicidir.

Şık analizi

A) Cenaze giderleri ölüm hâlindeki zararların ilk kalemi olarak sayılmıştır.
B) Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri aynı maddede açıkça yer alır.
C) Destekten yoksun kalma, ölüm maddesinin son ve en tartışılan kalemidir.
D) Çalışma gücünün yitirilmesinden doğan kayıp da ölüm maddesinde sayılmıştır.
Soru 66
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre müteselsil sorumlulardan biri, kendi payına düşenden fazlasını ödedikten sonra diğerlerine rücu etmek istemektedir. Bu rücu istemi kaç yıllık sürelerin geçmesiyle zamanaşımına uğrar?
A) Bir ve beş yıl
B) Bir ve on yıl
C) İki ve beş yıl
D) İki ve on yıl
E) Beş ve yirmi yıl
Cevabı göster
Cevap: D. Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ödemesi istenen kişi durumu birlikte sorumlu olduğu kişilere bildirmezse, zamanaşımı bu bildirimin dürüstlük kurallarına göre yapılabileceği tarihte işlemeye başlar.

Şık analizi

A) Bir yıllık süre rücu isteminde öngörülmemiştir; öznel süre iki yıldır.
B) Nesnel süre doğru verilmiş, ancak öznel süre bir yıl olarak yanlış gösterilmiştir.
C) Öznel süre doğru verilmiş, ancak nesnel süre beş yıl olarak yanlış gösterilmiştir.
E) Bu ikili borçlar hukukunda rücu zamanaşımı için hiç öngörülmemiş bir süredir.
Soru 67
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre, bir alışveriş merkezinin otoparkında bakımı yıllarca yapılmayan bir tavan panosu yerinden kopmuş ve aşağıdan geçen (K)'nin üzerine düşmüştür. Panoyu monte eden taşeron firma vidalamayı eksik yapmış, merkezin bakım görevlisi (L) ise altı ay önce panoyu sallanır hâlde gördüğü hâlde durumu raporlamamıştır. (K) ağır yaralanmış ve altı ay boyunca çalışamamıştır. Olay sırasında (K), otoparkta yürünmesi yasak olan araç şeridinde telefonuna bakarak yürümektedir. Buna göre bu olayda aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) (K)'nin yasak şeritte telefonuna bakarak yürümesi illiyet bağını kestiğinden merkezin bu olaydaki sorumluluğu bütünüyle ortadan kalkar.
B) (K)'nin dikkatsizliği illiyet bağını kesmez; hâkim bu davranışı yalnızca bir indirim sebebi olarak dikkate alır.
C) Taşeron firma ile bakım görevlisi aynı zarardan sorumlu olmadıkları için aralarında teselsül hükümleri uygulanmaz.
D) (K) zararının tamamını isteyebilmek için sırasıyla önce taşeron firmaya, sonra alışveriş merkezine başvurmak zorundadır.
E) Alışveriş merkezi, uzman bir firmaya montaj yaptırdığını ispatlayarak bu olayda her türlü sorumluluktan kurtulur.
Cevabı göster
Cevap: B. Panonun kopması (K)'nin nerede yürüdüğünden bağımsız bir sebebe, yani bakım eksikliğine dayanır. Bu yüzden (K)'nin dikkatsizliği ilk sebebin etkisini tamamen ortadan kaldırmaz; illiyet kesilmez, yalnız müterafik kusur olarak tazminattan indirim sebebi olur. Üç sorumlu aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumludur ve müteselsil sorumluluk hükümlerine tabidir; (K) zararın tamamını dilediğinden isteyebilir, sıra gözetmesi gerekmez.

Şık analizi

A) Kesme için ilk sebebin etkisinin tamamen ortadan kalkması gerekir; burada bakım eksikliği sürmektedir.
C) Aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu olanlar hakkında da teselsül hükümleri uygulanır.
D) Zarar gören sorumlular arasında sıra gözetmek zorunda değildir; dilediğine başvurabilir.
E) Yapı malikinin sorumluluğunda kurtuluş kanıtı yoktur; özen ispatı sonucu değiştirmez.
Soru 68
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre illiyet bağının kesilmesiyle ilgili olarak:I.Mücbir sebep, öngörülemeyen ve karşı konulamayan niteliğiyle illiyet bağını kesen sebepler arasında yer alır.II.Zarar görenin hafif kusuru, fiil ile zarar arasındaki illiyet bağını tamamen keser ve sorumluluğu kaldırır.III.İlliyet bağını kesmeye yetmeyen bir katkı, tazminattan indirim sebebi olarak da dikkate alınmaz.ifadelerinden hangisi ya da hangileri yanlıştır?
A) Yalnız I
B) Yalnız II
C) Yalnız III
D) I ve II
E) II ve III
Cevabı göster
Cevap: E. İlliyeti kesen üç sebep mücbir sebep, zarar görenin ağır kusuru ve üçüncü kişinin ağır kusurudur; I doğrudur. Kesme için ilk sebebin etkisinin tamamen ortadan kalkması aranır, bu yüzden hafif kusur illiyeti kesmez ve II yanlıştır. Kesmeye yetmeyen katkı ise yok sayılmaz; tazminattan indirim sebebi olarak dikkate alınır, dolayısıyla III de yanlıştır.

Şık analizi

A) Mücbir sebebin illiyeti kestiği kabul edilen bir kuraldır; I yanlış değildir.
B) II gerçekten yanlıştır, ancak III de yanlış olduğu için bu seçenek eksik kalır.
C) III yanlıştır, ancak tek başına gösterilmesi II'nin yanlışlığını gözden kaçırır.
D) Bu seçenek doğru olan I'i yanlış saymakta ve III'ü dışarıda bırakmaktadır.
Soru 69
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun uygulanmasında, zarar verici fiilin doğrudan bir sonucu olarak ilk anda ortaya çıkan zararı ifade eden kavram aşağıdakilerden hangisidir?
A) Yansıma
B) Dolaylı
C) Müspet
D) Doğrudan
E) Menfi
Cevabı göster
Cevap: D. Zarar, fiil ile arasındaki mesafeye göre ayrılır. Fiilin kendisinden doğan ilk zarara doğrudan zarar denir; araya başka bir olgu girerek sonradan ortaya çıkan zararlar ise dolayısıyla zarardır. Yansıma zarar, fiilden doğrudan etkilenmeyen üçüncü kişinin malvarlığında doğan zarardır ve kural olarak tazmin edilmez.

Şık analizi

A) Yansıma zarar üçüncü kişide doğar ve kural olarak tazmin edilmeyen zarardır.
B) Dolayısıyla zarar araya başka bir olgu girerek sonradan ortaya çıkan zarardır.
C) Müspet zarar sözleşmeye aykırılıkta kullanılan bir ayrımdır, bu ayrımın parçası değildir.
E) Menfi zarar, sözleşmenin kurulacağına güvenilerek katlanılan zararı anlatır.
Soru 70
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre kusur ve ayırt etme gücü bakımından aşağıdaki ifadelerden hangisi söylenemez?
A) İhmalin ölçütü, failin kendi kişisel yeteneğine göre belirlenen öznel bir ölçüttür.
B) Kusurun derecesi sorumluluğun varlığını değil, hükmedilecek olan tazminatın miktarını etkilemektedir.
C) Ayırt etme gücü, kişinin kusurlu sayılabilmesinin önünde duran bir ön şarttır.
D) Ayırt etme gücünü geçici olarak kaybeden kişi kusursuzluğunu kendisi ispat etmek zorundadır.
E) Bir meslek icra ediliyorsa özen, o mesleğin gerektirdiği standarda göre ölçülmektedir.
Cevabı göster
Cevap: A. İhmalin ölçütü nesneldir: failin kişisel yeteneği değil, aynı durumdaki makul ve dikkatli bir kişinin göstereceği özen esas alınır. "Elimden geleni yaptım" savunması bu yüzden tek başına kusuru kaldırmaz. Ölçütü öznel gösteren A bu sebeple söylenemez; diğer seçenekler kusur rejiminin kabul edilen sonuçlarıdır.

Şık analizi

B) Kusurun derecesi sorumluluğun doğup doğmayacağını değil, tazminatın miktarını etkiler.
C) Ayırt etme gücü bulunmayan kişi hiç kusurlu sayılamaz; eşik kusurdan öncedir.
D) Ayırt etme gücünü geçici kaybedende ispat yükü terstir; kurtulmak isteyen ispat eder.
E) Nesnel ölçüt bir uzmanlık boyutu taşır; hekimin özeni sıradan kişininkiyle ölçülmez.
Soru 71
Bir kimsenin malvarlığında, zarar verici olay hiç gerçekleşmeseydi somut olayda bulunacağı durum ile şimdiki durumu arasında ortaya çıkan fark, borçlar hukukunda aşağıdaki kavramlardan hangisiyle ifade edilir?
A) Kusur
B) İlliyet
C) Zarar
D) Tazminat
E) Sorumluluk
Cevabı göster
Cevap: C. Maddi zarar, kişinin malvarlığında iradesi dışında meydana gelen eksilmedir ve hesabında fark teorisi uygulanır: zarar verici olay gerçekleşmeseydi malvarlığının göstereceği durum ile şimdiki durumu arasındaki fark zarardır. Tazminat ise bu zararın giderilmesi için ödenen karşılıktır; iki kavram birbirinin yerine kullanılamaz.

Şık analizi

A) Kusur, hukuk düzeninin kınadığı davranış biçimidir; malvarlığındaki farkı anlatmaz.
B) İlliyet, fiil ile zarar arasındaki sebep-sonuç ilişkisini ifade eden ayrı bir unsurdur.
D) Tazminat, hesaplanan zararın giderilmesi için ödenen karşılıktır; zararın kendisi değildir.
E) Sorumluluk, zararı gidermekle yükümlü tutulma durumudur; zararın ölçüsü değildir.

← Ön Sözleşme ve Sözleşme Benzeri İlKusursuz Sorumluluk Hâlleri →