Borçlar Hukuku › Başlık 33 / 54
Yarar ve Hasarın Geçişi
6 Hâkimlik 4 HMGS Sorusu
Hızlı özet
Satılan sözleşmeden sonra ama devirden önce zarar görürse ya da yok olursa bedeli kim öder? Hasarın geçişi bu soruyu cevaplar ve satış hukukunun en çok sorulan konusudur.
Çerçeve
- Yarar ve Hasar Kavramları
- Kural: Devir Anında Geçiş
- Parça Satışında Hasar
- Cins Satışında Ayırma Koşulu
- Gönderme Satışında Hasar
- Alıcının Temerrüdünün Hasara Etkisi
- Çifte Satış ve Öncelik
Tanımlar ve Şartlar
- Edim hasarı — satılan yok olduğunda satıcının yeniden ifa ile yükümlü olup olmadığı sorusu.
- Bedel hasarı — satılan yok olduğunda alıcının bedeli ödemeye devam edip etmeyeceği sorusu.
- Kanun — alıcının devralmada temerrüdü gibi kanunun açıkça düzenlediği hâller.
- Durumun gereği — gönderme satışında taşıyıcıya teslim gibi işin niteliğinden doğan hâller.
- Sözleşme — tarafların hasarın geçiş anını serbestçe belirlemesi.
- Sözleşmede hasarın geçişine ilişkin bir kayıt var mı?
- Alıcı devralmada temerrüde düşmüş mü (TBK m. 208)?
- Gönderme satışı koşulları gerçekleşmiş mi?
- Satılan cins ise ayrılmış mı?
- Hiçbiri yoksa kural işler: taşınırda zilyetliğin devri, taşınmazda tescil.
- Mal, sözleşmeye özgülenmiş biçimde ayrı tutulmuş mu?
- Alıcı adına işaretlenmiş ya da etiketlenmiş mi?
- Taşıyıcıya veya alıcının temsilcisine verilmiş mi?
- Alıcıya ayırma bildirimi yapılmış mı?
Kurallar
- Kanundan, durumun gereğinden veya sözleşmede öngörülen özel koşullardan doğan ayrık hâller dışında, satılanın yarar ve hasarı; taşınır satışlarında zilyetliğin devri, taşınmaz satışlarında ise tescil anına kadar satıcıya aittir (TBK m. 208).
- Kanun açık bir özel hüküm koyar: taşınır satışlarında, alıcının satılanın zilyetliğini devralmada temerrüde düşmesi durumunda, zilyetliğin devri gerçekleşmişçesine satılanın yarar ve hasarı alıcıya geçer (TBK m. 208).
Sınav Notu
- Kanunun düzenlediği bedel hasarıdır: hasar alıcıya geçmişse mal teslim edilemese bile alıcı bedeli öder. Yarar ve hasar aynı ana bağlanır.
- Kural: yarar ve hasar, taşınırda zilyetliğin devrine, taşınmazda tescile kadar satıcıdadır (TBK m. 208). Bu, 2012 öncesi düzenin tersidir ve en sık sorulan noktadır.
- Parça satışında kural doğrudan uygulanır; devirden önce beklenmedik sebeple yok olma imkânsızlıktır ve satıcı bedeli isteyemez.
- Cins satışında hasarın geçmesi için ayırma gerekir; ayrılmadan cins borcu telef olmaz ve satıcı yeniden ifa ile yükümlüdür.
- Gönderme satışında ölçüt taşıyıcıya teslimdir, alıcıya varış değil. Satıcı kendi aracıyla götürüyorsa gönderme satışı yoktur.
- Alıcının devralmada temerrüdü hasarı geçirir: kanun bunu "zilyetliğin devri gerçekleşmişçesine" diye ifade eder (TBK m. 208).
- Çifte satışta iki sözleşme de geçerlidir; öncelik tasarruf işlemini tamamlayana aittir — taşınırda zilyetliği devralan, taşınmazda tescili yaptıran. Diğer alıcının hakkı tazminattır.
- Taşınmazda şerh edilmiş satış vaadi öncelik sırasını değiştirir; şerh hakkı sonraki maliklere karşı ileri sürülebilir kılar.
- Kanunun "ayrık hâller" dediği istisnalar üç kaynaktan doğar: kanun, durumun gereği, sözleşme. Taraflar hasarı sözleşmeyle serbestçe belirleyebilir.
- Devirden önceki bozulma hasar ve imkânsızlık konusudur; devir anındaki eksiklik ayıp konusudur. İki kurumun sınırı devir anıdır.
- Sınırlı cins satışında stokun tamamen yok olması imkânsızlık doğurabilir; sınırsız cinste doğurmaz.
- Hasar sorusu şu sırayla çözülür: sözleşme kaydı → alıcının temerrüdü → gönderme satışı → cinste ayırma → kural (taşınırda devir, taşınmazda tescil).
- Gönderme satışında satıcının bildirim yükümlülüğü doğar; bildirmemek hasarın geçişini engellemez ama doğan zarardan sorumluluk doğurabilir.
- Hasar alıcıya geçtikten sonra alıcının yolu taşıyıcıya karşıdır; satıcı taşıma belgelerini ve talep haklarını ona devretmekle yükümlüdür.
Satılan sözleşmeden sonra ama devirden önce zarar görürse ya da yok olursa bedeli kim öder? Hasarın geçişi bu soruyu cevaplar ve satış hukukunun en çok sorulan konusudur. Yarar satılanın getirdiği semere ve gelirleri, hasar ise beklenmedik hâlden doğan zarar riskini anlatır; kanun ikisini birlikte ve aynı ana bağlar.
A. Yarar ve Hasar Kavramları
Hasar iki anlamda kullanılır ve ayrım sonucu belirler:
- Edim hasarı — satılan yok olduğunda satıcının yeniden ifa ile yükümlü olup olmadığı sorusu.
- Bedel hasarı — satılan yok olduğunda alıcının bedeli ödemeye devam edip etmeyeceği sorusu.
Kanunun düzenlediği ve sınavda sorulan bedel hasarıdır: hasar alıcıya geçmişse, satılan teslim edilemese bile alıcı bedeli ödemek zorundadır.
Yarar ise ters yönde aynı ana bağlanır: hasarı taşıyan, satılanın ürünlerinden ve gelirlerinden de yararlanır. Kanun bu yüzden ikisini tek cümlede anar.
Ayrımı akılda tutmanın en kolay yolu soruyu doğru kurmaktır:
- Edim hasarı — "satıcı yeniden ifa etmek zorunda mı?"
- Bedel hasarı — "alıcı yine de ödemek zorunda mı?"
Parça satışında edim hasarı satıcıda değildir; satılan yok olduğunda borç imkânsızlıkla sona erer. Cins satışında ise edim hasarı satıcıdadır; cins telef olmadığı için satıcı yeniden ifa ile yükümlü kalır. Bedel hasarı ise her iki hâlde de kanunun bağladığı ana göre belirlenir.
B. Kural: Devir Anında Geçiş
Kanundan, durumun gereğinden veya sözleşmede öngörülen özel koşullardan doğan ayrık hâller dışında, satılanın yarar ve hasarı; taşınır satışlarında zilyetliğin devri, taşınmaz satışlarında ise tescil anına kadar satıcıya aittir (TBK m. 208).
Bu kural 2012 öncesi düzenin tersidir ve ayrım sınavda tam bu noktada ölçülür: eski hukukta hasar kural olarak sözleşmenin kurulmasıyla alıcıya geçerdi; yürürlükteki kanunda hasar devre kadar satıcıdadır.
Kuralın gerekçesi basittir: malı elinde tutan, onu korumaya en elverişli olandır. Risk, malı fiilen hâkimiyetinde bulunduran tarafta kalır.
Kuralın istisnaları kanunda "ayrık hâller" olarak anılır ve üç kaynaktan doğar:
- Kanun — alıcının devralmada temerrüdü gibi kanunun açıkça düzenlediği hâller.
- Durumun gereği — gönderme satışında taşıyıcıya teslim gibi işin niteliğinden doğan hâller.
- Sözleşme — tarafların hasarın geçiş anını serbestçe belirlemesi.
Üçüncü kaynak emredici bir sınıra takılmaz; taraflar hasarı sözleşmenin kurulmasına da bağlayabilir. Uygulamada uluslararası satışlarda kullanılan teslim kayıtları bu serbestinin en yaygın görünümüdür.
Kuralın yönü 2012'de değiştiği için eski ve yeni düzeni karşılaştırmak gerekir. Mülga Borçlar Kanunu'nda yarar ve hasar, kural olarak sözleşmenin kurulduğu anda alıcıya geçerdi ve bu, satıcıyı koruyan bir çözümdü. Yürürlükteki kanun dengeyi tersine çevirmiş, riski malı elinde tutana yüklemiştir. Sınav soruları bu değişikliğin üzerine kurulduğu için, eski kuralın hatırlanması yanlış cevaba değil, doğrusunu ayırt etmeye yarar.
Hasarın geçtiği anın belirlenmesinde izlenecek sıra şudur:
- Sözleşmede hasarın geçişine ilişkin bir kayıt var mı?
- Alıcı devralmada temerrüde düşmüş mü (TBK m. 208)?
- Gönderme satışı koşulları gerçekleşmiş mi?
- Satılan cins ise ayrılmış mı?
- Hiçbiri yoksa kural işler: taşınırda zilyetliğin devri, taşınmazda tescil.
Bu sıra, hasarla ilgili hemen her soruyu çözer; sorular çoğunlukla listenin ilk dört basamağından birini olaya gizlemek suretiyle kurulur.
Yarar bakımından da simetri korunur: hasarı taşıyan taraf satılanın ürünlerinden ve gelirlerinden yararlanır. Devirden önce doğan kira gelirleri ya da ürünler bu yüzden satıcıya, devirden sonra doğanlar alıcıya aittir. Taraflar hasarın geçiş anını sözleşmeyle değiştirdiklerinde yararın geçiş anı da onunla birlikte kayar; kanun ikisini tek cümlede andığı için ayrı ayrı kararlaştırılmaları da mümkündür ama böyle bir kayıt açık olmalıdır.
C. Parça Satışında Hasar
Parça satışı, satılanın bireysel olarak belirlendiği satıştır — belirli bir tablo, plakası yazılı bir araç. Burada kural doğrudan uygulanır: hasar zilyetliğin devrine kadar satıcıdadır.
Satılan devirden önce beklenmedik bir sebeple yok olursa borç imkânsızlık sebebiyle sona erer ve satıcı bedeli isteyemez; almışsa iade eder. Satılan zarar görmüşse alıcı, ayıp hükümlerine değil, borca aykırılık ve imkânsızlık hükümlerine dayanır.
Ayrımın sınavdaki değeri şudur: devirden önceki bozulma hasar ve imkânsızlık konusudur, devir anındaki eksiklik ise ayıp konusudur. İki kurumun sınırı devir anıdır. Aynı olgu, devirden bir gün önce doğmuşsa hasar, devir anında var olup sonradan fark edilmişse ayıp sayılır.
Parça satışında satılanın kısmen zarar görmesi hâlinde alıcının yolu da belirlenmelidir. Devirden önce ve satıcıya yüklenemeyen bir sebeple doğan kısmi zarar kısmi imkânsızlık hükümlerine tabidir: satıcı imkânsızlaşan kısımdan kurtulur, alıcı kısmi ifaya razı olmazsa ya da karşı edim bölünemezse tam imkânsızlık hükümleri uygulanır. Satıcının sorumlu olduğu bir sebeple doğmuşsa borca aykırılık hükümleri işler ve alıcı tazminat isteyebilir.
D. Cins Satışında Ayırma Koşulu
Cins satışında satılan yalnız türüyle belirlenmiştir — "yüz ton buğday", "on adet aynı model telefon". Cins borcu kural olarak telef olmaz: piyasada o cinsten mal bulunduğu sürece satıcı ifa ile yükümlü kalır.
Hasarın geçebilmesi için satılanın ayrılması, yani cins borcunun parça borcuna dönüşmesi gerekir. Ayırma; malın ambalajlanması, işaretlenmesi, ayrı bir yere konulması ya da taşıyıcıya verilmesiyle gerçekleşir. Ayırmadan önce yok olan mal satıcının riskindedir ve satıcı yeniden ifa ile yükümlüdür.
Ayırmanın gerçekleşip gerçekleşmediği somut olayda şu göstergelere bakılarak belirlenir:
- Mal, sözleşmeye özgülenmiş biçimde ayrı tutulmuş mu?
- Alıcı adına işaretlenmiş ya da etiketlenmiş mi?
- Taşıyıcıya veya alıcının temsilcisine verilmiş mi?
- Alıcıya ayırma bildirimi yapılmış mı?
Bunlardan birinin gerçekleşmesi yeterlidir; kanun ayırma için belirli bir biçim aramaz.
Cins satışında bir de sınırlı cins hâli vardır: satılan belirli bir stoktan seçilecekse — "bu depodaki buğdaydan yüz ton" — ve stok tamamen yok olursa borç imkânsızlıkla sona erebilir. Sınırsız cinste ise piyasada mal bulunduğu sürece imkânsızlıktan söz edilemez. Ayrım sözleşmenin yorumuyla yapılır ve stokun sözleşmede belirtilmiş olması sınırlı cinsin en güçlü göstergesidir.
E. Gönderme Satışında Hasar
Gönderme satışı, satılanın ifa yerinden başka bir yere gönderilmesinin kararlaştırıldığı satıştır. Kanun burada kuralı yumuşatır: satıcı, satılanı alıcının isteği üzerine ifa yerinden başka bir yere gönderirse, yarar ve hasar satılanın taşıyıcıya teslim edildiği anda alıcıya geçer.
Ölçüt taşıyıcıya teslimdir, alıcıya varış değil. Taşıma sırasındaki beklenmedik zarar bu yüzden alıcıya aittir; alıcının yolu taşıyıcıya karşıdır. Satıcı kendi taşıma aracıyla götürüyorsa gönderme satışı yoktur ve hasar teslime kadar satıcıda kalır.
Gönderme satışının koşulları üçtür: satılanın ifa yerinden başka bir yere gönderilmesi, bunun alıcının isteği üzerine yapılması ve gönderme işinin bağımsız bir taşıyıcıya bırakılması. Satıcı kendi isteğiyle başka yere gönderiyorsa ya da taşıma kendi çalışanınca yapılıyorsa koşullar gerçekleşmez. Taşıyıcının seçiminde satıcı özensiz davranmışsa, hasar alıcıya geçmiş olsa bile satıcının bu özensizlikten doğan sorumluluğu saklı kalır.
Gönderme satışında satıcının bir de bildirim yükümlülüğü doğar: malı taşıyıcıya verdiğini alıcıya bildirmesi, alıcının sigorta yaptırabilmesi ve teslimi karşılayabilmesi bakımından dürüstlük kuralının gereğidir. Bildirimin yapılmaması hasarın geçişini engellemez, ama bundan doğan zararlardan satıcıyı sorumlu kılabilir.
Hasarın geçmiş olması alıcıyı bütünüyle savunmasız bırakmaz. Satılan taşıyıcıya teslim edildikten sonra zarar görmüşse alıcı, taşıma sözleşmesinden doğan haklarını taşıyıcıya karşı kullanır; satıcı da elindeki taşıma belgelerini ve talep haklarını alıcıya devretmekle yükümlüdür. Bu yükümlülük kanunda ayrıca yazılmasa da dürüstlük kuralının gereğidir ve gönderme satışının doğal sonucudur.
F. Alıcının Temerrüdünün Hasara Etkisi
Kanun açık bir özel hüküm koyar: taşınır satışlarında, alıcının satılanın zilyetliğini devralmada temerrüde düşmesi durumunda, zilyetliğin devri gerçekleşmişçesine satılanın yarar ve hasarı alıcıya geçer (TBK m. 208).
Hüküm alacaklı temerrüdünün satıştaki görünümüdür ve mantığı açıktır: malı zamanında almayan alıcı, bu gecikmeden doğan riski satıcıya yükleyemez. Temerrüt için satıcının usulüne uygun bir ifa önerisinde bulunmuş olması gerekir.
G. Çifte Satış ve Öncelik
Aynı mal iki ayrı kişiye satılırsa her iki satış sözleşmesi de geçerlidir; satış bir borçlandırıcı işlem olduğu için satıcının malik olması ya da malın tek kişiye satılmış olması geçerlilik koşulu değildir.
Öncelik, sözleşmenin tarihine değil tasarruf işleminin tamamlanmasına bağlanır: taşınırda zilyetliği devralan, taşınmazda tescili yaptıran malik olur. Diğer alıcının satıcıya karşı borca aykırılık hükümlerine dayanan tazminat hakkı doğar.
Taşınmazda şerh edilmiş bir satış vaadi varsa durum değişir: şerh, hakkı sonradan malik olanlara karşı ileri sürülebilir kılar ve öncelik şerhi verene geçer.
Örnek olay
(C), galerici (D)'den plakası sözleşmede yazılı belirli bir otomobili 900.000 TL'ye satın almıştır; teslim bir hafta sonra yapılacaktır. Aynı gün (C), (D)'den ayrıca "aynı model, aynı renk on adet lastik" sipariş etmiştir. Teslimden önceki gece galeride çıkan ve (D)'ye yüklenemeyen bir yangında hem otomobil hem depodaki bütün lastikler yanmıştır. Ayrı bir olayda (D), (C)'nin isteği üzerine bir başka aracı kargo firmasıyla (C)'nin şehrine göndermiş, araç taşıma sırasında hasar görmüştür. Bir de (D), (C)'ye sattığı bir minibüsü aynı gün (E)'ye de satmış ve zilyetliği (E)'ye devretmiştir.
Değerlendirme: Otomobil parça satışıdır: satılan plakasıyla bireysel olarak belirlenmiştir. Yarar ve hasar taşınır satışında zilyetliğin devrine kadar satıcıya aittir (TBK m. 208); teslim henüz yapılmadığına göre hasar (D)'dedir. Yangın (D)'ye yüklenemediği için borç kusursuz imkânsızlıkla sona erer; (D) bedeli isteyemez, almışsa iade eder. Bu sonuç 2012 öncesi hukukun tersidir — eski düzende hasar sözleşmeyle birlikte alıcıya geçerdi ve (C) bedeli ödemek zorunda kalırdı.
Lastikler bakımından sonuç farklı gerekçeyle aynı yöne çıkar. "Aynı model, aynı renk on adet lastik" bir cins satışıdır ve cins borcu kural olarak telef olmaz. Lastikler ayrılmadığına — ambalajlanmadığına, işaretlenmediğine, ayrı bir yere konulmadığına — göre hasar geçmemiştir; (D) piyasadan temin edip yeniden ifa ile yükümlüdür. On lastik sözleşmeye özgülenerek ayrı bir palete konulmuş ve (C) adına işaretlenmiş olsaydı cins borcu parça borcuna dönüşür, (D) artık piyasadan temin etmekle yükümlü olmazdı. Hasar yine de kendiliğinden geçmezdi: taşınır satışında ölçüt zilyetliğin devridir (TBK m. 208) ve ayırma bu maddede bağımsız bir geçiş anı değildir. Hasarın (C)'ye geçmesi için ya zilyetliğin devredilmiş olması ya da (C)'nin devralmada temerrüde düşmüş olması gerekirdi.
Kargoyla gönderilen araçta gönderme satışı vardır. Satıcı, satılanı alıcının isteği üzerine ifa yerinden başka bir yere gönderdiğine göre yarar ve hasar, satılanın taşıyıcıya teslim edildiği anda alıcıya geçmiştir. Taşıma sırasındaki hasar (C)'ye aittir ve (C)'nin yolu kargo firmasına karşıdır. (D) aracı kendi çekicisiyle götürüyor olsaydı gönderme satışı bulunmaz, hasar teslime kadar (D)'de kalırdı.
Minibüste ise çifte satış vardır. İki satış sözleşmesi de geçerlidir; satış borçlandırıcı işlem olduğu için aynı malın iki kez satılması geçerliliği etkilemez. Öncelik tasarruf işlemini tamamlayana aittir: taşınırda zilyetliği devralan malik olur, dolayısıyla minibüsün maliki (E)'dir. (C)'nin (D)'ye karşı hakkı aynen ifa değil tazminattır; (D) ifa imkânsızlığına kendi fiiliyle yol açtığı için sorumluluğu doğar.
Olay bir de alıcı temerrüdü eklenerek sorulabilir. (D) otomobili teslim için usulüne uygun öneride bulunmuş, (C) ise haklı bir sebep olmaksızın devralmaktan kaçınmış olsaydı, yarar ve hasar zilyetliğin devri gerçekleşmişçesine (C)'ye geçerdi (TBK m. 208). O hâlde yangında yanan otomobilin bedelini (C) ödemek zorunda kalırdı. Tek bir olgunun — devralmada temerrüdün — sonucu tersine çevirmesi, bu konunun neden üç ayrı HMGS sorusuna konu olduğunu gösterir.
Minibüs bir taşınmaz olsaydı öncelik başka türlü belirlenirdi. Taşınmazda mülkiyet tescille geçtiği için malik, tapuda adına tescil yaptıran olurdu; sözleşmenin tarihi tek başına üstünlük sağlamazdı. (C) lehine tapuya şerh edilmiş bir satış vaadi bulunsaydı sıra değişir, şerh hakkı sonradan malik olanlara karşı ileri sürülebilir kıldığı için öncelik (C)'ye geçerdi. Aynı şekilde taşınmazda yarar ve hasarın geçiş anı zilyetliğin devri değil tescil olurdu; anahtar teslim edilmiş olsa bile tescil yapılmadıkça hasar satıcıda kalırdı.
Lastikler üzerinden bir varsayım daha kurulabilir. (D), on lastiği ayırıp (C) adına işaretledikten sonra (C)'ye haber vermiş, (C) ise gelip almakta gecikmiş olsaydı iki kural üst üste işlerdi: ayırma ile cins borcu parça borcuna dönüşür, devralmada temerrüt ile de hasar zilyetliğin devri gerçekleşmişçesine (C)'ye geçerdi (TBK m. 208). Yangında yanan lastiklerin bedelini (C) öderdi ve (D)'nin yeniden ifa borcu doğmazdı. Buna karşılık (D) hiç ayırma yapmadan yalnız "hazır, gel al" demiş olsaydı, cins borcu telef olmayacağı için (D) yeniden ifa ile yükümlü kalırdı. Ayırma ile temerrüdün birlikte sorulduğu hâllerde sıra önemlidir: önce ayırma, sonra temerrüt.
Bu başlıktan çıkmış sorular
Resmî sınavlarda (HMGS, hâkimlik, KPSS, adli/idari yargı) çıkmış sorular. 10 soru eşleşti, ilk 10 gösteriliyor.
Çıkmış soru 1 2024 HMGS
Cevabı göster
Çıkmış soru 2 2025 HMGS
Cevabı göster
Çıkmış soru 3 2026 HMGS
Cevabı göster
Çıkmış soru 4 2026 HMGS
Cevabı göster
Çıkmış soru 5 2012 AVUKATLAR İÇİN ADLİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 6 2012 ADLİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 7 2009 ADLİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 8 2008 AVUKATLAR İÇİN ADLİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 9 2011 ADLİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 10 2012 ADLİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Bu başlığın soruları
Bu başlıktan 7 soru. Şıkları okuyup kendi cevabını verdikten sonra cevabı aç.