Borçlar Hukuku › Başlık 8 / 54
Temsil
24 Hâkimlik
Hızlı özet
Sözleşmeyi kuran irade her zaman sözleşmenin tarafına ait değildir. Temsil, bir kişinin başkası adına açıkladığı iradenin sonuçlarını o başkasının üzerine doğurmasıdır.
Çerçeve
- Doğrudan ve Dolaylı Temsil Ayrımı
- Temsil Yetkisinin Verilmesi ve Şekli
- Temsil Yetkisinin Kapsamı
- Temsilcinin Kendisiyle veya Çifte Temsil
- Temsil Yetkisinin Sınırlandırılması ve Üçüncü Kişiye Etkisi
- Temsil Yetkisinin Sona Ermesi
- Sona Ermenin İyiniyetli Üçüncü Kişilere Etkisi
- Yetkisiz Temsil ve İcazet
- Yetkisiz Temsilcinin Sorumluluğu
Tanımlar ve Şartlar
- Haberci başkasının hazır iradesini taşır; ayırt etme gücü aranmaz, iletimdeki hata yanılma hükümlerine bağlanır (TBK m. 33). Organın fiili tüzel kişinin kendi fiili sayılır. Aracı tarafları buluşturur, hiçbir irade açıklamaz — simsarın konumu budur.
- Yetki üç biçimde verilir: temsilciye bildirilen (vekâletname onun eline verilir), üçüncü kişiye bildirilen (dış ilişkide ölçü bu bildirimdir) ve genel olarak ilan edilen yetki (mağaza çalışanının satış yetkisi böyledir).
- dava açma, takip yapma, davadan feragat etme ve davayı kabul etme;
- sulh olma ve uyuşmazlığı tahkime götürme;
- kambiyo taahhüdünde bulunma;
- bağışlama yapma;
- taşınmazı devretme veya üzerinde sınırlı ayni hak kurma.
- verilirken öngörülen sürenin dolması;
- yetkinin verildiği işin tamamlanması;
- temsilcinin yetkiden feragat etmesi;
- temsil olunanın yetkiyi geri alması (TBK m. 42);
- taraflarca kararlaştırılmışsa temel ilişkinin sona ermesi.
Kurallar
- Yetkili bir temsilci tarafından başkası adına ve hesabına yapılan hukuki işlemin sonuçları doğrudan doğruya temsil olunanı bağlar (TBK m. 40).
- Temsil kamu hukukundan doğmuşsa yetkinin içeriği ve derecesi bu konudaki yasal hükümlere göre; hukuki bir işlemden doğmuşsa o işleme göre belirlenir (TBK m. 41).
- Dış ilişkide kanun üçüncü kişiyi korur: temsil olunan verdiği yetkiyi üçüncü kişilere açıkça veya dolaylı biçimde bildirmişse, bu yetkiyi tamamen veya kısmen geri aldığını onlara bildirmediği sürece, geri almayı iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri süremez (TBK m. 42).
- Yetkinin sona ermesi tarafların birbirine karşı haklarını silmez: kanun tarafların karşılıklı kişisel haklarını saklı tutar (TBK m. 43).
- Yetki sona erdiğinde temsilciye verilmiş bir yetki belgesi varsa, temsilci bu belgeyi temsil olunana geri vermekle veya hâkimin belirleyeceği yere bırakmakla yükümlüdür (TBK m. 44).
- Bir kimse yetkisi olmadığı hâlde temsilci olarak bir hukuki işlem yaparsa, bu işlem ancak temsil olunan onadığı takdirde onu bağlar (TBK m. 46).
- Ortaklık temsilcileri ile organlarının ve ticari vekillerin yetkisine ilişkin hükümler saklıdır (TBK m. 48).
Karşılaştırma
| Kimin adına | Sonuç nerede doğar | Üçüncü kişi kimi tanır | |
|---|---|---|---|
| Doğrudan temsil | temsil olunan adına | doğrudan temsil olunanda | temsil olunanı |
| Dolaylı temsil | temsilci kendi adına | önce temsilcide, sonra devredilir | yalnız temsilciyi |
Sınav Notu
- Doğrudan temsilde sonuç doğrudan temsil olunanda doğar; dolaylı temsilde önce temsilcide doğar ve ayrı bir devirle aktarılır — devirde alacağın devri ya da borcun üstlenilmesi hükümleri uygulanır (TBK m. 40). Üçüncü kişi dolaylı temsilde yalnız temsilciyi tanır, temsil olunanı hiç görmez.
- Temsilci sıfatını bildirmezse sonuç kendisine aittir. İki istisna: karşı tarafın temsil ilişkisini durumdan çıkarması ya da çıkarması gerekmesi ve işlemi kiminle yaptığının farksız olması.
- Temsilcide ayırt etme gücü yeterlidir, tam fiil ehliyeti aranmaz; işlem onun malvarlığını etkilemediği için korunmasına gerek yoktur. Ayırt etme gücüne sahip bir küçük geçerli biçimde temsilci olabilir. Haberci kendi iradesini açıklamaz, organın fiili tüzel kişinin kendi fiilidir, aracı hiçbir irade açıklamaz.
- Yetki, arkasındaki temel ilişkiden ayrıdır: vekâletin sona ermesi yetkiyi kendiliğinden düşürmez, iç ilişkideki aykırılık işlemi geçersiz kılmaz — yalnız temsilcinin temsil olunana karşı sorumluluğunu doğurur. Dış ilişki yetkinin varlığını ve kapsamını, iç ilişki onun nasıl kullanılacağını belirler.
- Yetki üçüncü kişilere bildirilmişse kapsam bildirime göre belirlenir (TBK m. 41).
- Kendisiyle işlem ve çifte temsil kanunda düzenlenmemiştir; ölçüt menfaat çatışmasıdır. Kural olarak temsil olunanı bağlamaz ve yetkisiz temsil hükümlerine tabi olur; önceden izin varsa ya da somut olayda menfaat çatışması riski yoksa — edim ve karşılığı tarifeyle belirlenmişse — işlem geçerlidir.
- Temsil olunan yetkiyi her zaman geri alabilir ve bu haktan önceden feragat edemez (TBK m. 42). Geri almayı bildirmezse iyiniyetli üçüncü kişiye karşı ileri süremez.
- Yetki ölüm, gaiplik, ehliyet kaybı ve iflasla sona erer; hüküm yedektir — taraflar aksini kararlaştırabilir — ve her iki tarafı kapsar: temsilcinin ölümü de yetkiyi düşürür (TBK m. 43). Tüzel kişiliğin sona ermesinde de aynı kural işler. Temel ilişkinin sona ermesi ise yetkiyi kendiliğinden düşürmez.
- Yetki belgesini geri almayan temsil olunan veya halefleri, iyiniyetli üçüncü kişinin zararından sorumludur (TBK m. 44).
- Sona ermeyi temsilci bilmiyorsa temsil olunan bağlıdır; üçüncü kişi biliyorsa koruma işlemez (TBK m. 45). İki iyiniyet birlikte aranır — ikisinden biri durumu biliyorsa temsil olunan bağlı olmaz. En sık uygulaması ölümdür: ölümü henüz bilmeyen temsilcinin işlemi, üçüncü kişi de bilmiyorsa mirasçıları bağlar.
- Yetkisiz temsilde işlem askıda hükümsüzdür; yetkinin hiç verilmemiş olması ile sınırların aşılması aynı sonucu doğurur. Onama kurucu yenilik doğuran haktır, açık ya da örtülü olabilir, şekle bağlı değildir ve geçmişe etkilidir — işlem kurulduğu andan itibaren geçerli sayılır (TBK m. 46).
- Karşı taraf uygun süre verip onama isteyebilir; süre içinde onanmazsa bağlılıktan kurtulur.
- Onamama hâlinde yetkisiz temsilci menfi zarardan sorumludur ve bu sorumluluk kusursuzdur; karşı tarafın yetkisizliği bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispat ederse sorumluluk düşer. İspat yükü temsilcidedir, karşı taraf iyiniyetini ispatla yükümlü değildir. Kusurluysa hakkaniyet gereği diğer zararlar da istenebilir; sebepsiz zenginleşmeden doğan haklar her hâlde saklıdır (TBK m. 47).
Sözleşmeyi kuran irade her zaman sözleşmenin tarafına ait değildir. Temsil, bir kişinin başkası adına açıkladığı iradenin sonuçlarını o başkasının üzerine doğurmasıdır. Kurum iki ilişkiden oluşur ve sınav bu ikisini ayırt ettirerek sorar: temsil olunan ile temsilci arasındaki iç ilişki, temsilci ile üçüncü kişi arasındaki dış ilişki. Yetkinin varlığı ve kapsamı dış ilişkide, bu yetkinin nasıl kullanılacağı iç ilişkide belirlenir.
A. Doğrudan ve Dolaylı Temsil Ayrımı
Yetkili bir temsilci tarafından başkası adına ve hesabına yapılan hukuki işlemin sonuçları doğrudan doğruya temsil olunanı bağlar (TBK m. 40). Doğrudan temsilin tanımı budur: sonuç, temsilcinin malvarlığına hiç uğramadan temsil olunanda doğar.
Dolaylı temsilde ise temsilci kendi adına, ama başkası hesabına hareket eder. İşlemin sonuçları önce temsilcinin üzerinde doğar; temsil olunana geçmesi için ayrı bir devir işlemi gerekir ve bu devirde alacağın devri ya da borcun üstlenilmesi hükümleri uygulanır (TBK m. 40). Komisyoncunun kendi adına yaptığı alım satım tipik örnektir.
| Kimin adına | Sonuç nerede doğar | Üçüncü kişi kimi tanır | |
|---|---|---|---|
| Doğrudan temsil | temsil olunan adına | doğrudan temsil olunanda | temsil olunanı |
| Dolaylı temsil | temsilci kendi adına | önce temsilcide, sonra devredilir | yalnız temsilciyi |
Temsilci sıfatını bildirmezse işlemin sonuçları kural olarak kendisine ait olur. Kanun bu kuralın iki istisnasını gösterir: karşı taraf bir temsil ilişkisinin varlığını durumdan çıkarıyor veya çıkarması gerekiyorsa, ya da işlemi temsilci veya temsil olunandan biriyle yapması onun için farksız ise sonuçlar yine doğrudan temsil olunana ait olur (TBK m. 40). İkinci istisna günlük hayatta sık görülür: market kasiyerinin kimin adına hareket ettiği alıcı için önemli değildir.
Temsilciyi kendisine benzeyen üç konumdan ayırmak gerekir:
- Haberci kendi iradesini açıklamaz, başkasının hazır iradesini taşır. Bu yüzden habercinin ayırt etme gücü bile aranmaz ve iletimdeki hata yanılma hükümlerine bağlanır (TBK m. 33).
- Organ, tüzel kişinin iradesini oluşturan yapının kendisidir. Organın fiili tüzel kişinin kendi fiili sayılır; temsilcinin fiili gibi ona atfedilen bir fiil değildir.
- Aracı, tarafları buluşturur ve sözleşmenin kurulmasına hazırlık yapar, ama hiçbir irade açıklamaz. Simsarın konumu budur.
Temsilcinin ehliyeti bakımından kanun hafif bir ölçüt benimser: temsilcinin ayırt etme gücüne sahip olması yeterlidir, tam fiil ehliyeti aranmaz. Sebebi açıktır — işlem temsilcinin kendi malvarlığını etkilemez, bu yüzden onu koruma ihtiyacı doğmaz. Ayırt etme gücüne sahip bir küçük geçerli biçimde temsilci olabilir.
B. Temsil Yetkisinin Verilmesi ve Şekli
Temsil yetkisi iki kaynaktan doğar. Yasal temsil kanundan doğar; velayet altındaki çocuk için ana baba, vesayet altındaki kişi için vasi bu konumdadır. İradi temsil ise temsil olunanın iradesiyle kurulur.
İradi temsilde yetki, temsil olunanın tek taraflı ve varması gerekli bir irade açıklamasıyla verilir. Temsilcinin kabulü aranmaz; yetki verilmesi bir sözleşme değildir. Bu tek taraflı işlemin üç görünümü vardır:
- Temsilciye bildirilen yetki — en sık görülen biçimdir; vekâletname temsilcinin eline verilir.
- Üçüncü kişiye bildirilen yetki — temsil olunan, kiminle işlem yapılacaksa doğrudan ona bildirir. Dış ilişkide ölçü bu bildirimdir.
- Genel olarak ilan edilen yetki — yetki, belirsiz sayıda kişiye duyurulur; mağaza çalışanının satış yetkisi böyle anlaşılır.
Yetkinin, arkasındaki temel ilişkiden ayrı tutulması bu başlığın en önemli noktasıdır. Temsilci ile temsil olunan arasında çoğu zaman bir vekâlet, hizmet ya da ortaklık ilişkisi bulunur; ama yetki bu ilişkiden bağımsız bir işlemdir. Vekâlet sözleşmesi kurulmuş olması yetkinin verildiği anlamına gelmediği gibi, vekâletin sona ermesi de yetkiyi kendiliğinden sona erdirmez. Ayrımın pratik sonucu şudur: iç ilişkideki bir aykırılık işlemi geçersiz kılmaz, yalnız temsilcinin temsil olunana karşı sorumluluğunu doğurur.
Şekil bakımından kural serbestliktir; yetki sözlü olarak da verilebilir. Ancak asıl işlem için aranan şeklin yetkiye de yansıdığı hâller kanunda gösterilmiştir ve uygulamada taşınmaza ilişkin işlemlerde noterden düzenlenmiş vekâletname aranır.
C. Temsil Yetkisinin Kapsamı
Temsil kamu hukukundan doğmuşsa yetkinin içeriği ve derecesi bu konudaki yasal hükümlere göre; hukuki bir işlemden doğmuşsa o işleme göre belirlenir (TBK m. 41). Yani iradi temsilde ölçü, temsil olunanın yetkiyi verirken çizdiği çerçevedir.
Kanun bir de dış ilişkiye özgü ölçüt koyar: temsil yetkisi üçüncü kişilere bildirilmişse, yetkinin içeriği ve derecesi bu bildirime göre belirlenir (TBK m. 41). Hüküm görünüşe güveni korur — üçüncü kişi kendisine bildirilen çerçeveye güvenir, temsil olunanın temsilciye içeride söylediği daha dar talimatı bilemez ve bilmek zorunda da değildir.
Kapsam üçe ayrılarak incelenir. Genel yetki temsilcinin temsil olunanın bütün işlerini görmesine imkân verir; özel yetki belirli bir iş ya da işlem türüyle sınırlıdır. Bazı ağır işlemler için ise kanun ayrıca açık yetki arar ve genel bir vekâletname bunları kapsamaz:
- dava açma, takip yapma, davadan feragat etme ve davayı kabul etme;
- sulh olma ve uyuşmazlığı tahkime götürme;
- kambiyo taahhüdünde bulunma;
- bağışlama yapma;
- taşınmazı devretme veya üzerinde sınırlı ayni hak kurma.
Ortak özellikleri, temsil olunanın malvarlığını ağır biçimde etkilemeleri ve çoğu zaman geri dönülemez olmalarıdır. Bu yüzden kanun, temsil olunanın bu sonuçları ayrıca ve bilerek üstlenmesini arar.
D. Temsilcinin Kendisiyle veya Çifte Temsil
Temsilcinin, temsil olunan adına kendisiyle işlem yapması menfaat çatışması doğurur: aynı kişi hem satıcı hem alıcı konumundadır ve temsil olunanın menfaatini kendi menfaatine karşı savunması beklenemez. Aynı sakınca, temsilcinin sözleşmenin iki tarafını da temsil ettiği çifte temsilde de vardır.
Kanun bu iki hâli açıkça düzenlememiştir; öğreti ve yargı uygulaması çözümü menfaat çatışması ölçütüne dayandırır. Kural olarak temsilci bu işlemleri yapamaz ve yaptığı işlem temsil olunanı bağlamaz; işlem yetkisiz temsil hükümlerine tabi olur ve temsil olunanın onamasıyla geçerli hâle gelir.
İki durumda sakınca ortadan kalkar ve işlem baştan geçerli sayılır: temsil olunan bu işleme önceden izin vermişse ya da somut olayda menfaat çatışması riski bulunmuyorsa. İkincisine tipik örnek, edimin ve karşılığının tarifeyle belirlendiği, temsilcinin pazarlıkla değiştirebileceği bir unsurun kalmadığı işlemlerdir.
E. Temsil Yetkisinin Sınırlandırılması ve Üçüncü Kişiye Etkisi
Temsil olunan, hukuki bir işlemden doğan temsil yetkisini her zaman sınırlayabilir veya geri alabilir (TBK m. 42). Bu, temsil olunanın vazgeçilmez yetkisidir ve kanun bunu iki cümleyle korur: taraflar arasındaki hizmet, vekâlet veya ortaklık sözleşmeleri gibi hukuki ilişkilerden doğabilecek haklar saklıdır — sayım örnektir, kapalı değildir, ama temsil olunan bu hakkından önceden feragat edemez.
Ayrım yine iç ve dış ilişkidedir. Geri alma dış ilişkide yetkiyi sona erdirir; iç ilişkide haksız bir geri alma söz konusuysa temsilci tazminat isteyebilir, ama bu talep yetkinin sona ermesini engellemez.
Dış ilişkide kanun üçüncü kişiyi korur: temsil olunan verdiği yetkiyi üçüncü kişilere açıkça veya dolaylı biçimde bildirmişse, bu yetkiyi tamamen veya kısmen geri aldığını onlara bildirmediği sürece, geri almayı iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri süremez (TBK m. 42). Kural basit bir mantığa dayanır: görünüşü yaratan onu ortadan kaldırmakla da yükümlüdür.
F. Temsil Yetkisinin Sona Ermesi
Yetki, geri alma dışında kendiliğinden de sona erer. Aksi taraflarca kararlaştırılmadıkça veya işin özelliğinden anlaşılmadıkça, hukuki işlemden doğan temsil yetkisi temsil olunanın veya temsilcinin ölümü, gaipliğine karar verilmesi, fiil ehliyetini kaybetmesi veya iflası durumlarında sona erer; aynı hüküm bir tüzel kişiliğin sona ermesinde de uygulanır. Yetkinin sona ermesi tarafların birbirine karşı haklarını silmez: kanun tarafların karşılıklı kişisel haklarını saklı tutar (TBK m. 43). Temsil ilişkisi biter, ama aradaki vekâlet ya da hizmet ilişkisinden doğan alacak ve tazminat talepleri ayakta kalır.
Hükmün iki ayrıntısı sınavda ölçülür. Birincisi, sayılan hâller yedek niteliktedir: taraflar yetkinin ölüme rağmen süreceğini kararlaştırabilir. İkincisi, hâller her iki tarafı da kapsar; yalnız temsil olunanın değil, temsilcinin ölümü veya ehliyet kaybı da yetkiyi düşürür.
Kanunun saydıklarının yanında yetki şu hâllerde de sona erer:
- verilirken öngörülen sürenin dolması;
- yetkinin verildiği işin tamamlanması;
- temsilcinin yetkiden feragat etmesi;
- temsil olunanın yetkiyi geri alması (TBK m. 42);
- taraflarca kararlaştırılmışsa temel ilişkinin sona ermesi.
Son maddeye dikkat edilmelidir: temel ilişkinin sona ermesi yetkiyi kendiliğinden düşürmez; bu sonuç ancak taraflar kararlaştırmışsa veya işin özelliğinden anlaşılıyorsa doğar. Soyutluk ilkesi burada da geçerlidir.
Yetki sona erdiğinde temsilciye verilmiş bir yetki belgesi varsa, temsilci bu belgeyi temsil olunana geri vermekle veya hâkimin belirleyeceği yere bırakmakla yükümlüdür (TBK m. 44). Temsil olunan ya da halefleri belgenin geri verilmesi için gerekeni yapmazlarsa, bundan doğan zarardan iyiniyetli üçüncü kişilere karşı sorumlu olurlar. Elde kalan bir vekâletname, sona ermiş bir yetkinin sürdüğü görünüşünü yaratır; kanun bu görünüşün riskini onu ortadan kaldırmayan tarafa yükler.
G. Sona Ermenin İyiniyetli Üçüncü Kişilere Etkisi
Temsilci, yetkisinin sona ermiş olduğunu bilmediği sürece, temsil olunan veya halefleri onun yaptığı hukuki işlemlerin sonuçlarıyla bağlıdır (TBK m. 45). Bu kural, üçüncü kişilerin yetkinin sona erdiğini bildikleri durumlarda uygulanmaz.
Hüküm iki iyiniyeti birlikte arar ve bu yüzden dikkatle okunmalıdır. Korumanın işlemesi için temsilcinin sona ermeyi bilmemesi ve üçüncü kişinin de bilmemesi gerekir. İkisinden biri durumu biliyorsa temsil olunan bağlı olmaz. Temsilcinin bildiği hâlde işlem yapması artık yetkisiz temsildir; üçüncü kişinin bildiği hâlde işlem yapması ise korunmayı hak etmeyen bir güvendir.
Kuralın en sık görülen uygulaması ölümdür: temsil olunanın öldüğünü henüz bilmeyen temsilcinin yaptığı işlem, üçüncü kişi de bilmiyorsa mirasçıları bağlar.
H. Yetkisiz Temsil ve İcazet
Bir kimse yetkisi olmadığı hâlde temsilci olarak bir hukuki işlem yaparsa, bu işlem ancak temsil olunan onadığı takdirde onu bağlar (TBK m. 46). İşlem bu aşamada ne geçerli ne geçersizdir; askıda hükümsüzdür.
Yetkisizlik iki biçimde ortaya çıkar: hiç yetki verilmemiş olabilir ya da verilmiş yetkinin sınırları aşılmış olabilir. İkisinin sonucu aynıdır.
Onama tek taraflı, varması gerekli ve şekle bağlı olmayan bir irade açıklamasıdır; açık olabileceği gibi örtülü de olabilir — işlemin gereğini yerine getirmek onama sayılır. Hukuki niteliği kurucu yenilik doğuran haktır ve etkisi geçmişe yürür: onanan işlem, kurulduğu andan itibaren geçerli sayılır.
Karşı tarafı belirsizlik içinde bırakmamak için kanun ona bir imkân verir: yetkisiz temsilcinin kendisiyle işlem yaptığı diğer taraf, temsil olunandan uygun bir süre içinde işlemi onayıp onamayacağını bildirmesini isteyebilir. Bu süre içinde işlem onanmazsa diğer taraf bağlı olmaktan kurtulur (TBK m. 46). Sürenin geçmesi işlemi kendiliğinden geçersiz kılmaz; ama karşı taraf süre sonunda kendiliğinden kurtulur — ayrıca bir bağlılıktan çıkma beyanında bulunması gerekmez.
I. Yetkisiz Temsilcinin Sorumluluğu
Temsil olunan işlemi açık veya örtülü olarak onamazsa, işlemin geçersiz olmasından doğan zararın giderilmesi yetkisiz temsilciden istenebilir (TBK m. 47). İstenebilecek olan kural olarak menfi zarardır: karşı tarafın işlemin geçerli olduğuna güvenerek yaptığı masraflar ve kaçırdığı başka fırsatlar.
Sorumluluğun doğması için üç şart aranır:
- Temsil olunan işlemi onamamış olmalıdır; onama gelirse işlem geçerli hâle gelir ve zarar doğmaz.
- Karşı tarafta, işlemin geçerli olduğu yönündeki güvene dayanan bir zarar bulunmalıdır.
- Karşı taraf iyiniyetli olmalıdır; yetkisizliği bilen kişi korunmaz.
Sorumluluk kusursuzdur, ama mutlak değildir. Yetkisiz temsilci, işlemin yapıldığı sırada karşı tarafın kendisinin yetkisiz olduğunu bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispat ederse kendisinden zarar istenemez. İspat yükü temsilcinin üzerindedir; bu nokta sınavda ters çevrilerek sorulur — karşı tarafın iyiniyetini ispat etmesi beklenmez.
Kanun bir de ağırlaştırılmış hâl öngörür: hakkaniyet gerektiriyorsa, kusurlu yetkisiz temsilciden diğer zararların giderilmesi de istenebilir. Buradaki ölçüt kusurdur; kusursuz yetkisiz temsilci yalnız menfi zarardan sorumludur. Sebepsiz zenginleşmeden doğan haklar her hâlde saklıdır.
Son olarak kanun bir saklı hükümler maddesi koymuştur: ortaklık temsilcileri ile organlarının ve ticari vekillerin yetkisine ilişkin hükümler saklıdır (TBK m. 48). Ticaret hukukundaki temsil biçimleri bu genel hükümlerle değil, kendi özel düzenlemeleriyle çözülür.
Örnek olay
(A), İstanbul'daki dairesini kiraya vermesi için (B)'ye noterden vekâletname vermiş ve bu vekâletnamenin bir örneğini, daireyle ilgilenen emlak ofisine göndermiştir. Vekâletnamede yalnız kiraya verme yetkisi yazılıdır. (B), bir süre sonra daireyi kiraya vermek yerine (C)'ye satmak için sözleşme imzalamış, ayrıca aynı dairenin bir odasını kendi şirketine depo olarak kiralamıştır. Bu arada (A), vekâleti telefonla geri aldığını (B)'ye bildirmiş, ancak emlak ofisine hiçbir şey söylememiştir. Geri almadan iki gün sonra (B), geri almayı bilmeyen emlak ofisi aracılığıyla (D) ile bir kira sözleşmesi yapmıştır. (D) de vekâletnamenin ofisteki örneğine bakarak işlemi yapmıştır.
Değerlendirme: Satış işlemi bakımından ortada yetkisiz temsil vardır. (B)'ye verilen yetki kiraya vermekle sınırlıdır; taşınmazı devretmek kanunun açık yetki aradığı işlemlerdendir ve genel ya da dar bir vekâletname buna dayanak olmaz. İşlem askıda hükümsüzdür ve ancak (A) onarsa onu bağlar (TBK m. 46). (C), (A)'dan uygun bir süre içinde onayıp onamayacağını bildirmesini isteyebilir; bu süre içinde onama gelmezse sözleşmeyle bağlı olmaktan kurtulur. (A) onamazsa (C), işlemin geçersizliğinden doğan zararını (B)'den isteyebilir (TBK m. 47) — ancak (B), (C)'nin yetkisizliği bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispat ederse bu sorumluluktan kurtulur (TBK m. 47). Olayda vekâletname örneği emlak ofisine gönderilmiştir; (C)'nin onu gördüğü belirtilmediğine göre bu savunmanın peşinen güçlü olduğu söylenemez, ispat yükü (B)'dedir.
Odanın (B)'nin kendi şirketine kiralanması tek başına kendisiyle işlem değildir: şirket (B)'den ayrı bir kişidir. (B) şirket adına da hareket etmişse ortada çifte temsil, yalnız (A) adına hareket edip karşı tarafta kendi şirketi varsa somut bir menfaat çatışması vardır. (A)'nın önceden verilmiş bir izni yoksa ve kira bedeli tarifeyle belirlenmiş gibi pazarlığa kapalı bir unsur değilse, işlem (A)'yı bağlamaz ve yetkisiz temsil hükümlerine tabi olur.
(D) ile yapılan kira sözleşmesi bakımından sonuç tersine döner. (A) yetkiyi emlak ofisine, yani üçüncü kişilere bildirmiştir. Yetkiyi geri aldığını onlara bildirmediği sürece geri almayı iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri süremez (TBK m. 42). Ayrıca burada temsilci (B) geri almayı bildiği için TBK m. 45'in koruması işlemez; ancak (A)'yı bağlayan asıl sebep m. 45 değil, kendi yarattığı yetki görünüşünü ortadan kaldırmamış olmasıdır. (D) geri almayı bilmediğine ve kendisine bildirilen vekâletnameye güvendiğine göre kira sözleşmesi (A)'yı bağlar. (A)'nın (B)'ye karşı iç ilişkiden doğan tazminat talebi saklıdır, ama bu talep sözleşmeyi ayakta tutmaya engel değildir.
Son olarak (A), yetkiyi geri aldıktan sonra yetki belgesinin geri verilmesi için gerekeni yapmamıştır. Elde kalan vekâletname, sona ermiş yetkinin sürdüğü görünüşünü yaratmıştır; kanun bu ihmalin riskini temsil olunana yükler ve iyiniyetli üçüncü kişilerin zararından onu sorumlu tutar (TBK m. 44).
Olayın sınav değeri, aynı vekâletnamenin üç ayrı sonuç doğurmasındadır. Satışta yetki aşılmıştır ve işlem askıda hükümsüzdür; odanın kiralanmasında yetki vardır ama menfaat çatışması işlemi sakatlar; (D) ile yapılan kirada ise yetki geri alınmıştır, buna rağmen görünüşe güven işlemi ayakta tutar. Üç sonucun ölçütleri birbirinden bağımsızdır ve şıklar genellikle bunları birbirinin yerine koyarak sorulur.
Bir noktanın da altı çizilmelidir: (A)'nın geri almayı telefonla ve yalnız (B)'ye bildirmiş olması iç ilişkide yeterlidir, dış ilişkide değildir. Yetki kime bildirildiyse geri alma da ona bildirilmelidir; kanunun aradığı simetri budur.
Bu başlıktan çıkmış sorular
Resmî sınavlarda (HMGS, hâkimlik, KPSS, adli/idari yargı) çıkmış sorular. 12 soru eşleşti, ilk 12 gösteriliyor.
Çıkmış soru 1 2025 İDARİ HAKİMLİK (ARALIK)
Cevabı göster
Çıkmış soru 2 2018 ADLİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 3 2012 AVUKATLAR İÇİN İDARİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 4 2014 SAYIŞTAY
Cevabı göster
Çıkmış soru 5 2011 AVUKATLAR İÇİN ADLİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 6 2010 İDARİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 7 2011 ADLİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 8 2009 ADLİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 9 2022 İCRA MÜDÜRLÜĞÜ
Cevabı göster
Çıkmış soru 10 2020 ADLİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 11 2005 SAYIŞTAY
Cevabı göster
Çıkmış soru 12 2009 ADLİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Bu başlığın soruları
Bu başlıktan 8 soru. Şıkları okuyup kendi cevabını verdikten sonra cevabı aç.