Medeni Hukuk › Başlık 1 / 60
Medeni Hukuk, Kaynakları ve Uygulanması
13 Hâkimlik
Hızlı özet
Medeni hukuk, kişilerin birbirleriyle olan ilişkilerini eşitlik esasına göre düzenleyen özel hukuk dalıdır. Kişinin doğumundan önce başlayan ve ölümünden sonra da süren bir alanı kapsar: ana rahmindeki ceninin hakları da, ölenin mirasının kime geçeceği de bu dalın konusudur. Türk Medeni Kanunu'nun ilk yedi maddesi Başlangıç Hükümleri başlığını taşır ve yalnız Medeni Kanun'a değil, uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanır (TMK m. 5). Bu yüzden başlangıç hükümleri dersin geri kalanının okunma anahtarıdır.
Medeni Hukukun Dalları ve Kanunun Sistematiği
Kamu hukuku ile medeni hukuku ayıran ölçüt, tarafların hukuken eşit konumda bulunmasıdır. Devletin kamu gücüyle taraf olduğu ilişkiler kamu hukukuna, kişilerin iradeleriyle kurduğu ilişkiler medeni hukuka girer.
Kanunun sistematiği dalları da verir: kişiler hukuku, aile hukuku, miras hukuku ve eşya hukuku. Borçlar hukuku ayrı bir kanunda düzenlenmiş olmakla birlikte medeni hukukun beşinci dalıdır; Türk Borçlar Kanunu, Medeni Kanun'un tamamlayıcı parçası sayılır.
Kitapların sırası tesadüfi değildir. Önce hakkın süjesi olan kişi tanımlanır, sonra kişinin içinde bulunduğu aile ilişkisi, ardından ölümle doğan geçiş, nihayet hakkın konusu olan eşya düzenlenir. Bunun pratik sonucu şudur: sonraki kitapta geçen bir kavramın tanımı çoğu zaman önceki kitaptadır. Ayırt etme gücü kişiler hukukunda tanımlanır, ama vasiyetname ehliyetinde miras hukukunda kullanılır.
Kaynakların Uygulanma Sırası
Hâkim, önüne gelen uyuşmazlıkta hangi kaynağa hangi sırayla başvuracağını kanunun ilk maddesinden öğrenir (TMK m. 1). Sıra bağlayıcıdır; hâkim basamak atlayamaz, kaynaklar arasında seçim yapamaz.
İlk basamak kanundur. Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır (TMK m. 1/1). Kanunun sözü metnin kendisi, sözcüklerin dilbilgisi ve sözlük anlamından çıkan sonuçtur. Kanunun özü ise kanunun bütününe egemen olan ana düşüncedir; hükmün amacına, kanunun sistematiği içindeki yerine ve hazırlık çalışmalarına bakılarak belirlenir. İki ölçüt art arda değil eşzamanlı işler; sözün verdiği sonuç özle çatışıyorsa özden çıkan anlam uygulanır.
Kanunun özüne ulaşmanın tek yolu yorumdur. Kanunda boşluk bulunup bulunmadığı da ancak yorumdan sonra anlaşılır. Maddedeki kanun terimi dar anlaşılmaz; Anayasa, kanunlar, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri, yönetmelikler ve içtihadı birleştirme kararları bu kavrama girer.
Örf ve Âdet Hukuku
Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa hâkim örf ve âdet hukukuna göre karar verir (TMK m. 1/2). Bu kurallar uzun süredir sürekli uygulanan, uyulmasının zorunlu olduğuna inanılan ve devlet gücüyle yaptırıma bağlanmış, yazılı olmayan kurallardır.
Her âdet hukuk kuralına dönüşmez; üç unsur birlikte aranır. Maddî unsur, kuralın sürekli ve aynı biçimde tekrarlanmasıdır. Manevî unsur, uyulmasının zorunlu olduğu yolundaki genel inançtır. Hukukî unsur ise devletçe tanınıp yaptırıma bağlanmış olmasıdır. Başlık parası âdeti ilk iki unsuru taşıdığı hâlde üçüncüsünden yoksun olduğu için örf ve âdet hukuku kuralı sayılmaz.
Örf ve âdet hukuku ikinci derecede ve tamamlayıcı niteliktedir; kanunu değiştiremez, kaldıramaz, emredici hükümlere aykırı olamaz. Buna karşılık hâkim, koşulları gerçekleştiğinde bu kuralları re'sen uygular; tarafların ileri sürmesini beklemez.
Yardımcı Kaynaklar
Hâkim karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır (TMK m. 1/3). Bunlar aslî kaynak değil yol gösterici kaynaklardır; hâkimi bağlamaz, başvurma zorunluluğu da yoktur. Kural bir noktada kırılır: içtihadı birleştirme kararları Yargıtay kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar. Bu yüzden içtihadı birleştirme kararı yardımcı kaynak değil, yazılı ve bağlayıcı kaynak sayılır.
Sınavda Ne Çıkar
- Kaynak sırası kanun, sonra örf ve âdet hukuku, sonra hâkimin yarattığı hukuktur; hâkimin basamak atlama veya seçim hakkı yoktur.
- Hâkimin kanunu özüyle uygulayabilmesi için yapması gereken yorumdur; kanunda boşluk olup olmadığı da ancak yorumla anlaşılır.
- Kanunun sözü ile özü eşzamanlı uygulanır, çatışmada öz üstündür. Maddedeki kanun terimi Anayasa, kararname ve yönetmelikleri de kapsar.
- Örf ve âdetin unsurları maddî, manevî ve hukukî unsurdur; biri eksikse kural doğmaz. Başlık parası bu yüzden hukuk kuralı değildir.
- Örf ve âdet hukuku tamamlayıcıdır, emredici hükme aykırı olamaz; hâkim re'sen uygular.
- Doktrin ve yargı kararları bağlayıcı değildir; tek istisna içtihadı birleştirme kararlarıdır.
Medeni hukuk, kişilerin birbirleriyle olan ilişkilerini eşitlik esasına göre düzenleyen özel hukuk dalıdır. Kişinin doğumundan önce başlayan ve ölümünden sonra da süren bir alanı kapsar: ana rahmindeki ceninin hakları da, ölenin mirasının kime geçeceği de bu dalın konusudur.
Türk Medeni Kanunu'nun ilk yedi maddesi Başlangıç Hükümleri başlığını taşır. Bu hükümler yalnız Medeni Kanun'a değil, uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanır (TMK m. 5). Başlangıç hükümleri bu yüzden dersin geri kalanının okunma anahtarıdır.
A. Medeni Hukukun Konusu ve Dalları
Ölçüt, tarafların hukuken eşit konumda bulunmasıdır. Devletin kamu gücüyle taraf olduğu ilişkiler kamu hukukuna, kişilerin iradeleriyle kurduğu ilişkiler medeni hukuka girer.
Kanunun sistematiği medeni hukukun dallarını da verir:
- Kişiler hukuku — gerçek ve tüzel kişilerin ehliyeti, kişilik hakları, yerleşim yeri
- Aile hukuku — nişanlanma, evlenme, boşanma, soybağı, velâyet, vesayet
- Miras hukuku — ölümle malvarlığının kime ve nasıl geçeceği
- Eşya hukuku — eşya üzerindeki mülkiyet ve sınırlı ayni haklar
Borçlar hukuku ayrı bir kanunda düzenlenmiş olmakla birlikte medeni hukukun beşinci dalıdır; Türk Borçlar Kanunu, Medeni Kanun'un tamamlayıcı parçası sayılır.
B. Kanunun Sistematiği
Kanun, başlangıç hükümlerinden sonra dört kitaba ayrılır: kişiler, aile, miras, eşya. Bu sıralama tesadüfi değildir. Önce hakkın süjesi olan kişi tanımlanır, sonra kişinin içinde bulunduğu aile ilişkisi, ardından ölümle doğan geçiş, nihayet hakkın konusu olan eşya düzenlenir.
Sıralamanın pratik sonucu şudur: sonraki kitapta geçen bir kavramın tanımı çoğu zaman önceki kitaptadır. Ayırt etme gücü kişiler hukukunda tanımlanır, ama vasiyetname ehliyetinde miras hukukunda kullanılır.
C. Kaynakların Uygulanma Sırası
Hâkim, önüne gelen uyuşmazlıkta hangi kaynağa hangi sırayla başvuracağını kanunun ilk maddesinden öğrenir (TMK m. 1). Sıra bağlayıcıdır; hâkim basamak atlayamaz, kaynaklar arasında seçim yapamaz.
1. Kanun: Sözü ve Özü
Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır (TMK m. 1/1). Kanunun sözü, metnin kendisidir; sözcüklerin dilbilgisi ve sözlük anlamından çıkan sonuçtur. Kanunun özü ise kanunun bütününe egemen olan ana düşüncedir; hükmün amacına, kanunun sistematiği içindeki yerine ve hazırlık çalışmalarına bakılarak belirlenir.
İki ölçüt art arda değil, eşzamanlı işler. Sözün verdiği sonuç özle çatışıyorsa özden çıkan anlam uygulanır.
Kanunun özüne ulaşmanın tek yolu yorumdur. Sınavda tekrarlanan kalıp budur: hâkimin kanunu özüyle uygulayabilmesi için yapması gereken şey yorumdur. Aynı sebeple kanunda boşluk bulunup bulunmadığı da ancak yorumdan sonra anlaşılır.
Maddedeki "kanun" terimi dar anlaşılmaz; yürürlükteki bütün yazılı hukuk kurallarını kapsar. Anayasa, kanunlar, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri, yönetmelikler ve içtihadı birleştirme kararları bu kavrama girer.
2. Örf ve Âdet Hukuku
Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa hâkim örf ve âdet hukukuna göre karar verir (TMK m. 1/2). Bu kurallar, uzun süredir sürekli uygulanan, uyulmasının zorunlu olduğuna inanılan ve devlet gücüyle yaptırıma bağlanmış, yazılı olmayan kurallardır.
Her âdet hukuk kuralına dönüşmez; üç unsur birlikte aranır:
- Maddî unsur — kuralın sürekli ve aynı biçimde tekrarlanması
- Manevî unsur — uyulmasının zorunlu olduğu yolundaki genel inanç
- Hukukî unsur — devletçe tanınıp yaptırıma bağlanmış olması
Başlık parası âdeti ilk iki unsuru taşıdığı hâlde üçüncüsünden yoksun olduğu için örf ve âdet hukuku kuralı sayılmaz.
Örf ve âdet hukuku ikinci derecede kaynaktır ve tamamlayıcı niteliktedir; kanunu değiştiremez, kaldıramaz, emredici hükümlere aykırı olamaz. Buna karşılık hâkim, koşulları gerçekleştiğinde bu kuralları re'sen uygular; tarafların ileri sürmesini beklemez.
3. Yardımcı Kaynaklar: Doktrin ve Yargı Kararları
Hâkim karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır (TMK m. 1/3). Bunlar aslî kaynak değil, yol gösterici kaynaklardır: hâkimi bağlamaz, başvurma zorunluluğu da yoktur.
Kural bir noktada kırılır. İçtihadı birleştirme kararları Yargıtay kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar. Bu yüzden içtihadı birleştirme kararı yardımcı kaynak değil, yazılı ve bağlayıcı kaynak sayılır.
Örnek olay
Bir bölgede tarla sahibi (A) ile ekimi üstlenen (B) arasında yarıcılık anlaşması yapılmış, ürünün paylaşımında anlaşmazlık çıkmıştır. Tarafların yazılı sözleşmesi yoktur; Türk Borçlar Kanunu'nda da bu paylaşım oranını gösteren bir hüküm bulunmamaktadır. (B), "bölgede öteden beri ürün, tohumluk ayrıldıktan sonra yarı yarıya bölünür" savunmasını yapmakta; (A) ise bu uygulamanın kendisini bağlamadığını, ortada yazılı bir kural bulunmadığını ileri sürmektedir.
Değerlendirme: Hâkim önce yazılı kaynaklara bakar. Yazılı hukukta uygulanabilir hüküm bulunmadığını ancak yorum yaparak saptayabilir; boşluğun varlığı da bu yolla tespit edilir (TMK m. 1/1). Buradaki eksiklik gerçek bir kanun boşluğudur.
İkinci basamak örf ve âdet hukukudur (TMK m. 1/2). Yarıcılık, ülke genelinde uzun süredir uygulanan, uyulması zorunlu sayılan ve mahkemelerce yaptırıma bağlanan bir uygulamadır; üç unsuru da taşıdığı için hukuk kuralı niteliğindedir. (A)'nın "yazılı kural yok" itirazı sonucu değiştirmez: örf ve âdet hukuku, tam da yazılı kural bulunmadığı için devreye giren kaynaktır.
Hâkim bu kuralı (B)'nin savunmasına bağlı kalmaksızın kendiliğinden uygular. Tarafların örf ve âdet kuralını bilip bilmemesi de kural olarak önem taşımaz; bilinme şartı yalnız ticarî örf ve âdet bakımından, tacir olmayanlara karşı aranır.
Örf ve âdet hukukunun burada uygulanabilmesi, kuralın kanuna aykırı olmamasına da bağlıdır. Türk Borçlar Kanunu paylaşımı emredici biçimde düzenlemiş olsaydı, ne kadar yerleşik olursa olsun bu uygulama sonuç doğurmazdı; örf ve âdet hukuku yalnız tamamlayıcı işlev görür.
Hâkimin üçüncü basamağa, yani kendisi kanun koyucu olsaydı koyacağı kurala geçmesi mümkün değildir; çünkü ikinci basamakta uygulanabilir bir kural bulunmuştur. Basamak sırası hâkimin takdirine bırakılmamıştır. Karar gerekçesinde doktrin görüşlerinden ve benzer yöndeki Yargıtay kararlarından yararlanabilir; ancak bunlar kendisini bağlamaz (TMK m. 1/3). Aynı yönde bir içtihadı birleştirme kararı bulunsaydı sonuç değişir, hâkim o karara uymak zorunda kalırdı.
Bu başlıktan çıkmış sorular
Resmî sınavlarda (HMGS, hâkimlik, KPSS, adli/idari yargı) çıkmış sorular. 12 soru eşleşti, ilk 12 gösteriliyor.
Çıkmış soru 1 İDARİ YARGI
Cevabı göster
Çıkmış soru 2 2008 ZİRAAT BANKASI TEFTİŞ
Cevabı göster
Çıkmış soru 3 2008 İDARİ YARGI
Cevabı göster
Çıkmış soru 4 KPSS / ADLİ YARGI
Cevabı göster
Çıkmış soru 5 2004 ADLİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 6 2010 ADLİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 7 2009 ADLİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 8 2012 AVUKATLAR İÇİN İDARİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 9 2008 ADLİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 10 2010 İDARİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 11 2011 İDARİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 12 2011 KPSS
Cevabı göster
Bu başlığın soruları
Bu başlıktan 2 soru. Şıkları okuyup kendi cevabını verdikten sonra cevabı aç.