Medeni Hukuk › Başlık 51 / 60
Zilyetlik
104 Hâkimlik 2 HMGS Sorusu
Hızlı özet
Taşınırlarda ayni hakkın aleniyet aracı zilyetliktir — ama yalnız görünüş aracı değil; kendi başına korunan, karineler doğuran ve mülkiyet kazandıran bağımsız bir kurumdur.
Unsurlar ve İşlevler
Bir şey üzerinde fiilî hâkimiyeti bulunan kimse zilyettir (TMK m. 973/1). İki unsuru vardır: fiilî hâkimiyet — elde tutma şart değil, sürdürülebilir olması yeter — ve örtülü de olabilen zilyetlik iradesi.
Zilyetlik hak değil, fiilî durumdur; üç işlevi var: aleniyet, koruma, kazandırma. Taşınmaz üzerindeki irtifak ve taşınmaz yüklerinde hakkın fiilen kullanılması zilyetliktir (TMK m. 973/2). Fiilî hâkimiyetin geçici sebeplerle kullanılamaması zilyetliği sona erdirmez (TMK m. 976).
Türler
Aslî–fer'î ayrımı hangi sıfatla zilyet olunduğuna bakar: malik sıfatıyla zilyet olan aslî, diğeri fer'îdir (TMK m. 974) — kiraya veren aslî, kiracı fer'îdir; ikisi de aynı anda zilyettir. Dolaylı–dolaysız ayrımı hâkimiyetin nasıl kullanıldığına bakar (TMK m. 975); ikisi çoğu kez örtüşür, zorunlu değildir. Zilyet yardımcısı zilyet sayılmaz — başkasının talimatıyla ve hesabına hâkimiyet kullanan işçi ve hizmetli korumadan yararlanamaz.
Aslî zilyet kazandırıcı zamanaşımıyla mülkiyeti kazanabilir, fer'î kazanamaz; dolaylı zilyet eşya elinde olmasa da dava açabilir.
Devir Türleri
Aslen kazanma önceki zilyedin rızası olmadan hâkimiyet kurmadır (gasp gibi); devren kazanma rızayla olur, kanun beş biçim düzenlemiştir.
Teslim (TMK m. 977): eşya ya da hâkimiyet araçları verilir — deponun anahtarı gibi. Kısa elden teslim: edinen zaten zilyettir, sıfat değişir. Hükmen teslim (TMK m. 979/1): devreden veya üçüncü kişi özel bir hukukî ilişkiye dayanarak zilyet kalır (satıcının sattığı eşyayı kirayla tutması). Zilyetliğin havalesi: eşya üçüncü kişidedir, devir ona bildirildiği andan hüküm doğurur; üçüncü kişi devredene karşı ileri sürebileceği sebeplerle vermekten kaçınabilir (TMK m. 979/2–3). Senet devri (TMK m. 980): emtiayı temsil eden kıymetli evrakın teslimi emtianın teslimi gibidir. Temsilciye teslim, temsil edilene yapılmış sayılır.
Kısa elden teslim, hükmen teslim ve havalede zilyetlik fiilî hareket olmadan anlaşmayla geçer; aleniyet zayıflar. Devir taraflar arasında bildirimsiz de hüküm doğurur; bildirim yalnız üçüncü kişiye karşı ileri sürmenin koşuludur. Senet devrinde çatışma kuralı vardır: kıymetli evrakı iyiniyetle alan ile emtiayı iyiniyetle alan çatışırsa emtiayı alan tercih olunur (TMK m. 980/2).
Korunma
Koruma, kişilerin hakkını kendi gücüyle almasını önler. Üç yol vardır — kuvvet kullanma, taşınmazlarda idarî yol, yargısal yol — üçü de zilyetliği fiilî durum olarak korur.
Kuvvet kullanma (TMK m. 981): zilyet her türlü gasp veya saldırıyı kuvvetle defedebilir — taşınmazda el koyanı kovarak, taşınırda eylem sırasında veya kaçarken geri alarak. Derhâl ve ölçülü olmalıdır.
Gasp davası (TMK m. 982): gasbeden üstün hak iddia etse bile geri vermekle yükümlüdür; hakkını derhâl ispat ederse kaçınabilir. Saldırı davası (TMK m. 983): zilyetlik elden alınmadan rahatsız edilmişse açılır; hak iddiası davayı engellemez. Tamamen veya kısmen elden alma gasptır, elden almadan rahatsız etme saldırıdır — taşınmazın bir bölümünün çitle karşı tarafa katılması kısmî gasptır.
Tapulu taşınmazda karineden ve dava hakkından yalnız adına tescil bulunan yararlanır; fiilî hâkimiyeti olan (kiracı gibi) yalnız gasp veya saldırı sebebiyle dava açar (TMK m. 992). Süreler hak düşürücüdür: öğrenmeden iki ay, fiilden bir yıl (TMK m. 984).
Karineler ve Taşınır Davası
Mülkiyet karinesi: taşınırın zilyedi maliki sayılır; önceki zilyetler de zilyetlikleri süresince malik sayılır (TMK m. 985). Hak karinesi: iddia edilen sınırlı ayni hak veya kişisel hak karine sayılır; zilyet bunu şeyi kendisine verene karşı ileri süremez (TMK m. 986/2). Savunma karinesi: zilyet kendisine açılan her davada üstün hak karinesine dayanır (TMK m. 987). Hepsi adi karinedir.
Emin sıfatıyla zilyetten edinme (TMK m. 988): ondan iyiniyetle mülkiyet veya sınırlı ayni hak edinen, zilyedin yetkisi olmasa da korunur. Emin sıfatıyla zilyet, eşyayı malikin rızasıyla teslim ettiği kişidir — kiracı, saklayan, tamirci.
Taşınır davası (TMK m. 989/1): taşınırı çalınan, kaybolan ya da iradesi dışında çıkan zilyet, elinde bulundurana karşı beş yıl içinde dava açar. Mantık: eşya rızayla el değiştirmişse iyiniyetli edinen korunur, rıza dışında çıkmışsa malik geri isteyebilir. İki istisna: açık artırma, pazar veya benzeri eşya satanlardan edinene karşı dava bedelin geri verilmesi koşuluyla açılır; para ve hamile yazılı senette dava açılamaz (TMK m. 990). Kötüniyetli edinene karşı dava her zaman açılır, önceki zilyet de kötüniyetliyse açamaz (TMK m. 991).
İadenin Kapsamı
İyiniyetli zilyet, hakkına uygun kullanma ve yararlanmadan tazminat ödemez; kayıp, yok olma ve hasardan sorumlu değildir (TMK m. 993). Zorunlu ve yararlı giderlerini ister, ödeninceye kadar şeyi vermekten kaçınabilir; diğer giderleri isteyemez, zararsızca ayrılabilen eklemeleri ayırıp alır (TMK m. 994).
Kötüniyetli zilyet, verdiği zararlardan ve elde ettiği veya etmeyi ihmal ettiği ürünlerden sorumludur; yalnız hak sahibi için de zorunlu giderleri ister. Kime vereceğini bilmediği sürece ancak kusuruyla verdiği zararlardan sorumludur (TMK m. 995). Kazandırıcı zamanaşımından yararlanacak zilyet, devredenin süresini kendi süresine ekler (TMK m. 996).
Sınavda Ne Çıkar
- Aslî–fer'î sıfata, dolaylı–dolaysız kullanılış biçimine bakar; zilyet yardımcısı zilyet değildir.
- Havale bildirimle üçüncü kişiye karşı işler; senetle emtia çatışırsa emtiayı alan tercih edilir.
- Gaspçı üstün hakkını derhâl ispat ederse kaçınabilir; saldırıda bu imkân yoktur.
- Süreler öğrenmeden 2 ay, fiilden 1 yıl; hak düşürücüdür.
- Fer'î zilyet karineyi şeyi kendisine verene karşı ileri süremez.
- Rızayla çıkan eşyada iyiniyetli edinen korunur; rıza dışında çıkanda 5 yıllık dava işler.
- Para ve hamile yazılı senette taşınır davası açılamaz.
Taşınırlarda ayni hakkın aleniyet aracı zilyetliktir. Ancak zilyetlik yalnız bir görünüş aracı değildir: kendi başına korunan, karineler doğuran ve mülkiyetin kazanılmasına aracılık eden bağımsız bir kurumdur. Bu başlık, kurumun bütün yönlerini ele alır.
A. Zilyetliğin Unsurları
Bir şey üzerinde fiilî hâkimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir (TMK m. 973/1). Tanım kısa olmakla birlikte iki unsuru içerir.
- Fiilî hâkimiyet — eşya üzerinde fiilen tasarrufta bulunabilme imkânı. Eşyanın elde tutulması şart değildir; hâkimiyetin sürdürülebilir olması yeterlidir.
- Zilyetlik iradesi — eşya üzerinde hâkimiyet kurma yönündeki irade. Bu irade genel ve örtülü olabilir; her an bilinçli biçimde yenilenmesi aranmaz.
Zilyetlik bir hak değil, bir fiilî durumdur. Buna karşılık hukuk düzeni bu fiilî duruma sonuçlar bağlamıştır: korunur, karine doğurur ve iyiniyetle birleştiğinde ayni hak kazandırır.
Kanun, tanımı taşınmaz üzerindeki bazı haklara da yaymıştır: taşınmaz üzerindeki irtifak haklarında ve taşınmaz yüklerinde hakkın fiilen kullanılması zilyetlik sayılır (TMK m. 973/2). Böylece bu haklar da zilyetliğin korunmasına ilişkin hükümlerden yararlanır.
Zilyetliğin sürekliliği bakımından kanun bir esneklik tanımıştır: fiilî hâkimiyetin geçici nitelikteki sebeplerle kullanılmaması veya kullanma olanağının ortadan kalkması zilyetliği sona erdirmez (TMK m. 976). Tatile giden kişi evinin, kayıp anahtarını arayan kişi aracının zilyedi olmaya devam eder.
Zilyetliğin hukuk düzenindeki işlevleri üç başlıkta toplanır:
- Aleniyet işlevi — taşınırlarda ayni hakkın görünüş aracıdır
- Koruma işlevi — fiilî durum, hak tartışmasından bağımsız olarak korunur
- Kazandırma işlevi — iyiniyetle birleştiğinde mülkiyet ve sınırlı ayni hak kazandırır, kazandırıcı zamanaşımının temelini oluşturur
Bu üç işlev, kurumun neden ayrıntılı biçimde düzenlendiğini açıklar. Zilyetlik olmasaydı taşınırlarda ayni hakkın kime ait olduğu dışarıdan anlaşılamaz, ticarî hayatta hiçbir işlem güvenle yapılamazdı.
B. Zilyetlik Türleri
Kanun iki ayrım yapmıştır ve bunlar farklı ölçütlere dayanır.
Aslî ve fer'î zilyetlik. Zilyet, bir sınırlı ayni hak veya bir kişisel hakkın kurulmasını ya da kullanılmasını sağlamak için şeyi başkasına teslim ederse, bunların ikisi de zilyet olur. Bir şeyde malik sıfatıyla zilyet olan aslî zilyet, diğeri fer'î zilyettir (TMK m. 974).
Ölçüt, zilyedin hangi sıfatla hâkimiyet kurduğudur. Kiraya veren malik aslî zilyet, kiracı fer'î zilyettir. İkisi de aynı anda zilyettir; zilyetlik bölünebilir bir durumdur.
Dolaylı ve dolaysız zilyetlik. Bir şeyde fiilî hâkimiyetini doğrudan doğruya sürdüren kimse dolaysız zilyet, başka bir kişi aracılığıyla sürdüren kimse dolaylı zilyettir (TMK m. 975).
Ölçüt burada hâkimiyetin nasıl kullanıldığıdır. Kiracı dolaysız, kiraya veren dolaylı zilyettir. İki ayrım çoğu zaman örtüşür, ancak zorunlu değildir: alt kira ilişkisinde kiracı hem fer'î hem dolaylı zilyettir.
Bu ayrımların dışında kalan bir kavram da zilyet yardımcısıdır: başkasının talimatı altında ve onun hesabına eşya üzerinde hâkimiyet kullanan kişi zilyet sayılmaz; işçi, hizmetli ve benzeri kişiler bu konumdadır.
Zilyetlik türlerinin pratik sonuçları şunlardır:
- Aslî zilyet, kazandırıcı zamanaşımıyla mülkiyeti kazanabilir; fer'î zilyet kazanamaz.
- Fer'î zilyet, kendi hakkının varlığı karinesinden yararlanır (TMK m. 986/2).
- Her iki zilyet de zilyetliğin korunmasına ilişkin davaları açabilir.
- Dolaylı zilyet, eşya elinde olmadığı hâlde zilyetlik davası açabilir.
- Zilyet yardımcısı hiçbir zilyetlik korumasından yararlanamaz.
C. Zilyetliğin Kazanılması ve Devri
Zilyetlik aslen kazanılabileceği gibi devren de kazanılabilir. Aslen kazanma, eşya üzerinde önceki zilyedin rızası olmaksızın hâkimiyet kurulmasıdır; sahipsiz malın ele geçirilmesi ya da gasp bu niteliktedir. Devren kazanma ise önceki zilyedin rızasıyla gerçekleşir ve kanun bunun beş biçimini düzenlemiştir.
1. Teslim ve Kısa Elden Teslim
Zilyetlik, şeyin veya şey üzerinde hâkimiyeti sağlayacak araçların edinene teslimi veya edinenin önceki zilyedin rızasıyla şey üzerinde hâkimiyeti kullanacak duruma gelmesi hâlinde devredilmiş olur (TMK m. 977).
Hükmün ilk hâli olağan teslimdir: eşya elden ele geçer. Deponun anahtarının verilmesi de bu kapsamdadır; kanun "hâkimiyeti sağlayacak araçların" teslimini eşyanın teslimiyle bir tutmuştur.
Hükmün ikinci hâli kısa elden teslimdir: edinen zaten eşyanın zilyedidir ve önceki zilyedin rızasıyla sıfat değiştirir. Kiracının kiraladığı eşyayı satın alması buna örnektir; fiilî durum değişmez, zilyetliğin niteliği değişir.
Temsilciye yapılan teslim, temsil edilene yapılmış gibi zilyetliği geçirir (TMK m. 978).
Kısa elden teslimde dikkat edilecek nokta, fiilî durumun hiç değişmemesidir. Eşya zaten edinenin elindedir; devir, tarafların anlaşmasıyla gerçekleşir ve dışarıdan görünür bir değişiklik doğurmaz. Bu, aleniyet ilkesinin bir zayıflamasıdır; ancak kanun, eşyanın gereksiz yere elden ele dolaştırılmasını önlemek için bu çözümü kabul etmiştir.
Aynı gerekçe hükmen teslim ve havale için de geçerlidir. Üçünde de zilyetlik, fiilî bir hareket olmaksızın anlaşmayla geçer. Bunun karşılığında kanun, üçüncü kişilerin korunmasına ilişkin özel kurallar koymuştur: havalede bildirim şartı ve üçüncü kişinin savunma imkânı bu amaca hizmet eder.
2. Hükmen Teslim
Bir üçüncü kişi veya zilyetliği devreden, özel bir hukukî ilişkiye dayanarak zilyet olmakta devam ederse zilyetlik, teslim gerçekleşmeksizin kazanılmış olur (TMK m. 979/1).
Bu kurum, eşyanın fiilen yer değiştirmesine gerek bırakmaz. Satıcının sattığı eşyayı kira sözleşmesine dayanarak elinde tutmaya devam etmesi tipik örnektir: mülkiyet ve zilyetlik alıcıya geçmiş, fiilî hâkimiyet satıcıda kalmıştır.
3. Zilyetliğin Havalesi
Devrin üçüncü kişi elinde bulunan eşyaya ilişkin görünümü zilyetliğin havalesidir. Zilyetliğin bu yolla devri, zilyet olmakta devam eden üçüncü kişiye karşı, ancak durumun devreden tarafından kendisine bildirildiği andan başlayarak hüküm doğurur (TMK m. 979/2).
Üçüncü kişinin korunması da sağlanmıştır: üçüncü kişi, zilyetliği devredene karşı ileri sürebileceği sebeplerle şeyi edinene vermekten kaçınabilir (TMK m. 979/3). Devir, üçüncü kişinin hukukî durumunu ağırlaştıramaz.
4. Zilyetlik Senetlerinin Devri
Bir taşıyıcıya veya umumî mağazaya bırakılmış emtiayı temsil eden kıymetli evrakın teslimi, emtianın teslimi gibi sonuç doğurur (TMK m. 980/1).
Kanun bir çatışma kuralı da koymuştur: kıymetli evrakı iyiniyetle teslim alan kimse ile emtiayı iyiniyetle teslim alan kimse arasında uyuşmazlık çıkarsa emtiayı teslim alan tercih olunur (TMK m. 980/2). Fiilî hâkimiyet, senedin temsil ettiği hâkimiyete üstün tutulmuştur.
Devren kazanmanın ortak koşulları şunlardır:
- Devredenin zilyet olması
- Devredenin rızasının bulunması
- Edinen bakımından hâkimiyet imkânının doğması
- Devrin, kanunun öngördüğü beş biçimden birine uygun olması
Bu koşullardan biri eksikse devir gerçekleşmez ve edinen ancak aslen zilyet olabilir; gasp hâlinde olduğu gibi.
5. Temsilciye Teslim ve Zilyetliğin Sona Ermesi
Devir, bizzat yapılmak zorunda değildir: temsilciye yapılan teslim, temsil edilene yapılmış gibi zilyetliği geçirir (TMK m. 978). Bu, ticarî hayatta zilyetliğin çoğunlukla yardımcı kişiler eliyle devredildiği gerçeğinin karşılığıdır.
Teslimsiz devirde üçüncü kişinin durumu ayrıca korunmuştur. Bir üçüncü kişi veya devreden, özel bir hukukî ilişkiye dayanarak zilyet olmakta devam ederse zilyetlik teslim gerçekleşmeksizin kazanılmış olur; ancak zilyetliğin bu yolla devri, zilyet olmakta devam eden üçüncü kişiye karşı ona bildirilmedikçe hüküm ifade etmez ve üçüncü kişi, devredene karşı ileri sürebileceği sebeplerle yeni zilyede zilyetliği vermekten kaçınabilir (TMK m. 979). Üçüncü kişi, taraf değişikliğinden ötürü durumunun ağırlaşmasına katlanmak zorunda değildir.
Bildirim koşulunun anlamı üzerinde durmak gerekir. Devir, taraflar arasında bildirim yapılmaksızın da hüküm doğurur; bildirim yalnız üçüncü kişiye karşı ileri sürülebilmenin koşuludur. Bu sebeple bildirimden önce yapılan bir ifa, üçüncü kişi bakımından geçerli sayılır ve o, eski zilyede yaptığı teslimden ötürü sorumlu tutulamaz.
Üçüncü kişinin kaçınma hakkı da aynı düşünceye dayanır. Devredene karşı ileri sürebileceği bütün sebepler — ödenmemiş bir ücret, henüz dolmamış bir süre, sözleşmeden doğan bir alıkoyma yetkisi — yeni zilyede karşı da ileri sürülebilir. Devir, üçüncü kişinin hukukî durumunu ne iyileştirir ne kötüleştirir.
Emtiayı temsil eden kıymetli evrakta ise çatışma kuralı vardır: bir taşıyıcıya veya umumî mağazaya bırakılmış emtiayı temsil eden kıymetli evrakın teslimi, emtianın teslimi gibi sonuç doğurur. Buna karşılık kıymetli evrakı iyiniyetle teslim alan ile emtiayı iyiniyetle teslim alan arasında uyuşmazlık çıkarsa emtiayı teslim alan tercih olunur (TMK m. 980/2).
Kural ilk bakışta şaşırtıcıdır: senet emtiayı temsil ettiği hâlde çatışmada senedi değil eşyanın kendisini elinde bulunduran korunur. Sebebi, zilyetliğin dayandığı fiilî hâkimiyet düşüncesidir; senet zilyetliğin yerini tutar, ama gerçek zilyetlikle karşı karşıya geldiğinde ona üstün gelmez.
Zilyetliğin sona ermesi bakımından kanun, geçici kesintileri sona erme saymaz: fiilî hâkimiyetin geçici nitelikteki sebeplerle kullanılmaması veya kullanma olanağının ortadan kalkması zilyetliği sona erdirmez (TMK m. 976). Kilidi bozulan bir depoya girilememesi, taşınırın geçici olarak bulunamaması ya da yolculuk gibi sebepler zilyetliği düşürmez.
Sona erme, hâkimiyetin sürekli biçimde kaybıdır. Başlıca sona erme sebepleri şunlardır:
- Eşyanın başkasının hâkimiyetine geçmesi
- Eşyanın terk edilmesi
- Eşyanın bir daha ulaşılamayacak biçimde yitirilmesi
- Eşyanın yok olması Ayrım pratik sonuç doğurur: geçici kesintide zilyetlik davalarının süreleri işlemeye başlamaz, çünkü henüz bir zilyetliğin gaspı ya da kaybı yoktur.
6. Beş Devir Türünün Karşılaştırması
| Tür | Eşya nerede | Ayırt edici unsur |
|---|---|---|
| Teslim | Devredenden edinene geçer | Fiilî teslim ya da hâkimiyet aracının verilmesi |
| Kısa elden teslim | Zaten edinende | Sıfatın değişmesi, fiilî durumun aynı kalması |
| Hükmen teslim | Devredende kalır | Özel hukukî ilişkiye dayanan alıkoyma |
| Zilyetliğin havalesi | Üçüncü kişide | Üçüncü kişiye bildirim ile hüküm doğurma |
| Senet devri | Taşıyıcı veya mağazada | Kıymetli evrakın teslimi |
Beş türün ortak yanı, hepsinin devren kazanma olmasıdır: her birinde önceki zilyedin rızası vardır. Ayrıldıkları nokta, eşyanın fiilen nerede bulunduğu ve devrin hangi işlemle tamamlandığıdır.
Beş devir türünün sınav bakımından ayırt edici soruları şunlardır: eşya devir sırasında kimin elindedir, devir hangi işlemle tamamlanmıştır ve üçüncü kişilere karşı ne zaman hüküm doğurur? Bu üç soruya verilen cevap, türü kendiliğinden belirler.
Devrin geçerliliği, dayandığı hukukî işlemin geçerliliğinden ayrıdır. Zilyetliğin devri fiilî bir sonuç doğurur; ancak mülkiyetin geçmesi için ayrıca geçerli bir kazanma sebebi gerekir. Sebep geçersizse zilyetlik geçmiş, mülkiyet geçmemiş olur ve eşya sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade edilir.
D. Zilyetliğin Korunması
Zilyetlik bir fiilî durum olduğu hâlde korunur. Korumanın sebebi, kişilerin haklarını kendi güçleriyle almalarını önlemektir: eşyayı kimin elinde bulundurduğu tartışması, hak tartışmasından ayrı ve önce çözülür.
Zilyetliğin korunması üç ayrı yolla sağlanır:
- Kuvvet kullanma — zilyedin kendi gücüyle ve derhâl savunması
- İdarî yol — taşınmazlarda mülkî amirliğe başvurularak elatmanın önlenmesi
- Yargısal yol — gasp ve saldırıya karşı açılan zilyetlik davaları
Üçü de zilyetliği fiilî durum olarak korur; hak sahipliğini tartışmaz. Hak tartışması, ayni hakka dayanan istihkak ve elatmanın önlenmesi davalarının konusudur.
1. Kuvvet Kullanma ve İdari Yol
Zilyet, her türlü gasp veya saldırıyı kuvvet kullanarak defedebilir. Rızası dışında kendisinden alınan şeyi taşınmazlarda el koyanı kovarak, taşınırlarda ise eylem sırasında veya kaçarken yakalananın elinden alarak zilyetliğini koruyabilir. Ancak zilyet, durumun haklı göstermediği derecede kuvvet kullanmaktan kaçınmak zorundadır (TMK m. 981).
Bu, ihkak-ı hak yasağının dar bir istisnasıdır ve iki sınırı vardır: kuvvet derhâl kullanılmalı ve ölçülü olmalıdır. Aradan zaman geçtikten sonra kuvvet kullanılamaz; bu aşamada yargısal yola başvurulur.
2. Yargısal Koruma ve Süreler
Kanun iki dava öngörmüştür.
Gasp hâlinde dava. Başkasının zilyet bulunduğu bir şeyi gasbeden kimse, o şey üzerinde üstün bir hakka sahip olduğunu iddia etse bile onu geri vermekle yükümlüdür. Davalı, o şeyi davacıdan geri almasını gerektirecek üstün bir hakka sahip olduğunu derhâl ispat ederse geri vermekten kaçınabilir. Dava, şeyin geri verilmesine ve zararın giderilmesine yöneliktir (TMK m. 982).
Saldırı hâlinde dava. Saldırıda bulunan, şey üzerinde bir hak iddia etse bile, zilyetliği saldırıya uğrayan ona karşı dava açabilir. Dava, saldırının sona erdirilmesine, sebebinin önlenmesine ve zararın giderilmesine yöneliktir (TMK m. 983).
Gasp ile saldırı ayrımı dikkat ister: zilyetliğin tamamen veya kısmen elden alınması gasptır ve TMK m. 982'ye göre çözülür; zilyetliğin elden alınmadan rahatsız edilmesi ise saldırıdır ve TMK m. 983'e girer. Bir taşınmazın bir bölümünün çitle ayrılıp karşı tarafa katılması, o bölüm bakımından kısmî gasptır, saldırı değildir.
Ayrımın pratik sonucu vardır: gasp davasında davalı, üstün hakkını derhâl ispat ederse şeyi geri vermekten kaçınabilir (TMK m. 982/2); saldırı davasında böyle bir imkân yoktur, hak iddiası davayı engellemez.
Tapulu taşınmazlarda ise özel bir sınır işler: hak karinesinden ve zilyetlikten doğan dava açma hakkından yalnız adına tescil bulunan kimse yararlanır. Bununla birlikte taşınmaz üzerinde fiilî hâkimiyeti bulunan kimse — örneğin kiracı — gasp veya saldırı sebebiyle dava açabilir (TMK m. 992). Yani kiracının dava hakkının dayanağı fer'î zilyetliği değil, doğrudan bu hükümdür.
İki davanın ortak özelliği, hak tartışmasını dışlamalarıdır: mahkeme kimin haklı olduğunu değil, kimin zilyet olduğunu ve zilyetliğin ihlal edilip edilmediğini inceler. Davalının üstün hakkı ancak derhâl ispat edilirse dikkate alınır.
Süreler kısadır ve hak düşürücüdür: gasp ve saldırıdan dolayı dava hakkı, zilyedin fiili ve failini öğrenmesinden başlayarak iki ay ve her hâlde fiilin üzerinden bir yıl geçmekle düşer (TMK m. 984).
Sürelerin kısalığı bilinçlidir. Zilyetlik davaları geçici koruma sağlar; hak tartışması ayrıca ve istihkak davası ile çözülür. Zilyetlik davası süresinde açılmamışsa hak sahibinin ayni hakka dayanan davası saklı kalır.
Zilyetlik davalarının niteliği de belirtilmelidir. Bu davalar eda davalarıdır ve amaçları önceki fiilî durumun geri kurulmasıdır. Verilen karar, eşya üzerindeki hakkı belirlemez ve kesin hüküm gücü hak bakımından doğmaz; taraflar ayrıca ayni hakka dayanan dava açabilir.
Yetkili mahkeme bakımından taşınmazlarda taşınmazın bulunduğu yer, taşınırlarda genel yetki kuralları uygulanır. Davalar basit yargılama usulüne tabi tutulmuş ve kısa sürelere bağlanmıştır; amaç, fiilî durumun uzun süre belirsiz kalmasını önlemektir.
E. Hak Karineleri ve Taşınır Davası
Zilyetliğin ikinci işlevi, hakkın varlığına ilişkin karineler doğurmasıdır.
Mülkiyet karinesi. Taşınırın zilyedi onun maliki sayılır; önceki zilyetler de zilyetlikleri süresince o taşınırın maliki sayılırlar (TMK m. 985).
Fer'î zilyetlikte karine. Bir taşınıra malik olma iradesi bulunmaksızın zilyet olan kimse, taşınırı kendisinden iyiniyetle aldığı kişinin mülkiyet karinesine dayanabilir. Taşınıra bir sınırlı ayni hak veya kişisel hak iddiasıyla zilyet bulunan kimsenin iddia ettiği hakkın varlığı karine olarak kabul edilir; ancak zilyet bu karineyi şeyi kendisine vermiş olan kişiye karşı ileri süremez (TMK m. 986).
Son cümle önemlidir: kiracı, kira hakkının varlığı karinesini herkese karşı ileri sürebilir ama kiraya verene karşı ileri süremez; ona karşı hakkını ispatlamak zorundadır.
Savunmada karine. Bir taşınırın zilyedi, kendisine karşı açılan her davada üstün hakka sahip olduğu karinesine dayanabilir; gasp ve saldırıya ilişkin hükümler saklıdır (TMK m. 987).
Emin sıfatıyla zilyetten edinme. Bir taşınırın emin sıfatıyla zilyedinden o şey üzerinde iyiniyetle mülkiyet veya sınırlı ayni hak edinen kimsenin edinimi, zilyedin bu tür tasarruflarda bulunma yetkisi olmasa bile korunur (TMK m. 988).
Bu hüküm, taşınırlarda güven ilkesinin temel dayanağıdır. Emin sıfatıyla zilyet, eşyayı malikin kendi rızasıyla teslim ettiği kişidir: kiracı, ödünç alan, saklayan, tamirci. Malik eşyayı kendi iradesiyle bu kişiye bıraktığına göre, ondan iyiniyetle edinen üçüncü kişinin güveni korunur.
Taşınır davası. Taşınırı çalınan, kaybolan ya da iradesi dışında başka herhangi bir şekilde elinden çıkan zilyet, o şeyi elinde bulunduran herkese karşı beş yıl içinde taşınır davası açabilir (TMK m. 989/1).
Ayrımın mantığı buradadır: eşya malikin rızasıyla el değiştirmişse iyiniyetli edinen korunur; rızası dışında çıkmışsa malik beş yıl içinde geri isteyebilir.
Kanun iki istisna getirmiştir. Birincisi: taşınır açık artırmadan, pazardan ya da benzeri eşya satanlardan iyiniyetle edinilmişse, iyiniyetli birinci ve sonraki edinenlere karşı taşınır davası ancak ödenen bedelin geri verilmesi koşuluyla açılabilir (TMK m. 989/2). İkincisi: zilyet, iradesi dışında elinden çıkmış olsa bile para ve hamile yazılı senetleri iyiniyetle edinmiş olan kimseye karşı taşınır davası açamaz (TMK m. 990).
Kötüniyetli edinene karşı ise koruma tamdır: bir taşınırın zilyetliğini iyiniyetle edinmemiş olan kimseye karşı önceki zilyet her zaman taşınır davası açabilir. Ancak önceki zilyet de zilyetliği iyiniyetle edinmemişse sonraki zilyede karşı dava açamaz (TMK m. 991).
Karinelerin ortak işlevi, ispat yükünü taşınırın zilyedinden alıp karşı tarafa yüklemektir. Bu, aleniyet ilkesinin doğal sonucudur: taşınırlarda hakkın görünüş aracı zilyetlik olduğuna göre, zilyet olan kişinin hak sahibi sayılması ve aksini iddia edenin ispatla yükümlü tutulması tutarlıdır.
Karineler üç düzlemde işler:
- Mülkiyet karinesi — taşınırın zilyedi malik sayılır (TMK m. 985/1)
- Sınırlı ayni hak veya kişisel hak karinesi — iddia edilen hakkın varlığı kabul edilir (TMK m. 986/2)
- Savunma karinesi — zilyet, kendisine açılan her davada üstün hak karinesine dayanabilir (TMK m. 987/1)
Karinelerin hepsi adi niteliktedir; aksi her türlü delille ispatlanabilir.
F. İadenin Kapsamı: İyiniyetli ve Kötüniyetli Zilyet
Eşyanın iadesine karar verildiğinde, aradaki dönemde doğan ürünler, zararlar ve giderler hesaplanmalıdır. Kanun burada iyiniyetli ve kötüniyetli zilyedi keskin biçimde ayırmıştır.
İyiniyetli zilyet. Karineyle mevcut hakkına uygun şekilde kullanan veya ondan yararlanan iyiniyetli zilyet, şeyi geri vermekle yükümlü olduğu kimseye karşı bu yüzden herhangi bir tazminat ödemek zorunda değildir; ayrıca şeyin kaybedilmesinden, yok olmasından veya hasara uğramasından sorumlu olmaz (TMK m. 993).
Giderler bakımından da korunur: iyiniyetli zilyet, geri vermeyi isteyen kimseden şey için yaptığı zorunlu ve yararlı giderleri tazmin etmesini isteyebilir ve bu tazminat ödeninceye kadar şeyi geri vermekten kaçınabilir. Diğer giderler için tazminat isteyemez; ancak geri vermeden önce bu giderler için tazminat önerilmezse, şeyle birleştirdiği ve zararsızca ayrılması mümkün eklemeleri ayırıp alabilir (TMK m. 994).
Kötüniyetli zilyet. Geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal ettiği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorundadır. Yaptığı giderlerden ancak hak sahibi için de zorunlu olanların tazminini isteyebilir. Şeyi kime geri vereceğini bilmediği sürece ise ancak kusuruyla verdiği zararlardan sorumlu olur (TMK m. 995).
Son fıkra bir denge kuralıdır: kötüniyet, muhatabın belirsiz olduğu dönemde sorumluluğu kusura indirir.
Kanun ayrıca zilyetliğin birleştirilmesine izin verir: kazandırıcı zamanaşımından yararlanma hakkına sahip olan zilyet, zilyetliği kendisine devreden aynı yetkiye sahip idiyse onun zilyetlik süresini kendi süresine ekleyebilir (TMK m. 996).
İki zilyedin durumu şu tabloda karşılaştırılabilir:
| Ölçüt | İyiniyetli zilyet | Kötüniyetli zilyet |
|---|---|---|
| Kullanma ve yararlanma | Tazminat ödemez | Ürünlerden sorumludur |
| Elde etmeyi ihmal ettiği ürün | Sorumlu değil | Sorumludur |
| Hasar ve yok olma | Sorumlu değil | Sorumludur |
| Giderler | Zorunlu ve yararlı giderler | Yalnız hak sahibi için de zorunlu olanlar |
| Hapis hakkı | Var | Yok |
Örnek olay
(A), otomobilini bakım için servise bırakmıştır. Servis sahibi (B), otomobili durumu bilmeyen (C)'ye satmış ve teslim etmiştir. Aynı dönemde (A)'nın deposundan bir makine çalınmış ve hırsız tarafından, durumu bilmeyen (D)'ye satılmıştır. (D) makineyi bir sanayi pazarında, benzeri eşya satan bir esnaftan almıştır. (A) hem otomobili hem makineyi geri istemektedir.
Değerlendirme: İki eşya, malikin elinden farklı biçimde çıktığı için sonuçları da farklıdır.
Otomobil. (A) otomobili kendi rızasıyla servise bırakmıştır; (B) bu sebeple emin sıfatıyla zilyettir. Emin sıfatıyla zilyetten iyiniyetle mülkiyet edinen kimsenin edinimi, zilyedin tasarruf yetkisi olmasa bile korunur (TMK m. 988). (C) durumu bilmiyor ve bilebilecek durumda da değilse iyiniyetlidir ve mülkiyeti kazanır. (A) otomobili geri alamaz.
(A)'nın korumasız kaldığı söylenemez: (B)'ye karşı sözleşmeye aykırılık, haksız fiil ve sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanan kişisel talepleri saklıdır.
Makine. Bu eşya (A)'nın elinden rızası dışında, çalınmak suretiyle çıkmıştır. Taşınırı çalınan zilyet, o şeyi elinde bulunduran herkese karşı beş yıl içinde taşınır davası açabilir (TMK m. 989/1). (D)'nin iyiniyetli olması, kural olarak (A)'nın davasını engellemez.
Ancak olayda bir istisna gerçekleşmiştir: makine, benzeri eşya satan bir esnaftan iyiniyetle edinilmiştir. Bu hâlde taşınır davası, iyiniyetli edinene karşı ancak ödenen bedelin geri verilmesi koşuluyla açılabilir (TMK m. 989/2). (A) makineyi geri alabilir, fakat (D)'nin ödediği bedeli ona ödemek zorundadır.
Karşılaştırma. İki sonucun ayrıldığı tek nokta, eşyanın malikin rızasıyla mı yoksa rızası dışında mı elinden çıktığıdır. Kanunun kurduğu denge şudur: eşyayı kendi iradesiyle başkasına bırakan malik, o kişinin yetkisiz tasarrufunun riskini taşır; eşyası iradesi dışında elinden çıkan malik ise korunur.
Makine para ya da hamile yazılı senet olsaydı sonuç yine değişir, (A) iyiniyetli edinene karşı hiç dava açamazdı (TMK m. 990).
İkinci örnek olay
(E), kiraladığı depoyu kullanırken, komşu taşınmazın maliki (F) depoya ait bir bölümü çitle kendi tarafına katmıştır. (E) durumu üç gün sonra fark etmiş, çiti sökmek istemiş ancak (F) buna izin vermemiştir. (E) olayı öğrendikten dört ay sonra dava açmıştır. (F), (E)'nin malik olmadığını, kiracı sıfatıyla dava açamayacağını ve zaten taşınmazın kendisine ait olduğunu savunmaktadır.
Değerlendirme: Üç savunmanın da ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.
Kiracının dava hakkı. Zilyetliğin korunması hak sahipliğine değil, zilyet olmaya bağlıdır. Depo tapuya kayıtlı bir taşınmaz olduğuna göre ölçü TMK m. 992'dir: hak karinesinden ve zilyetlik davalarından kural olarak yalnız adına tescil bulunan kimse yararlanır; buna karşılık taşınmaz üzerinde fiilî hâkimiyeti bulunan kimse gasp veya saldırı sebebiyle dava açabilir (TMK m. 992/2). (E) kiracı olarak fiilî hâkimiyeti elinde tuttuğundan dava hakkı vardır; dayanak fer'î zilyetliği değil, doğrudan bu hükümdür.
Malik olduğu savunması. (F) deponun bir bölümünü çitle kendi tarafına katarak o bölümdeki zilyetliği (E)'nin elinden almıştır; fiil bu yönüyle kısmî gasptır. Gaspta kural, hak iddiasının davayı engellememesidir; ancak davalı üstün hakkını derhâl ispat ederse şeyi geri vermekten kaçınabilir (TMK m. 982/2). (F) bunu örneğin tapu kaydıyla yapabilirse geri verme yükümlülüğünden kurtulur; aksi hâlde iddiasını ayrı bir istihkak davasında ileri sürmelidir. Kanunun amacı, kimsenin hakkını kendi eliyle almasını önlemektir.
Kuvvet kullanma. (E)'nin çiti sökme girişimi, zilyedin savunma hakkı kapsamında değerlendirilir. Zilyet saldırıyı kuvvet kullanarak defedebilir (TMK m. 981/1); ancak bu yetki derhâl kullanılmalıdır. Üç gün sonra yapılan girişim bu sınırı aşar; artık yargısal yola başvurulması gerekir.
Süre. Belirleyici olan nokta budur. Gasp ve saldırıdan doğan dava hakkı, zilyedin fiili ve failini öğrenmesinden başlayarak iki ay geçmekle düşer (TMK m. 984). (E) durumu öğrendikten dört ay sonra dava açtığına göre süre dolmuştur ve zilyetlik davası reddedilir.
Bu sonuç (E)'yi tümüyle korumasız bırakmaz: kira ilişkisine dayanarak kiraya verene başvurabilir, kiraya veren de malik sıfatıyla elatmanın önlenmesi davası açabilir (TMK m. 683/2). Zilyetlik davasının süresi geçmiş olsa da ayni hakka dayanan davalar süreye bağlı değildir.
Üçüncü örnek olay
(G), tarlasını (H)'ye kiraya vermiştir. (H) tarlayı ekmiş, ürünü kaldırmış ve bir kısmını satmıştır. Bu arada tarlanın gerçek malikinin (G) değil (K) olduğu, (G) adına yapılan tapu kaydının yolsuz olduğu anlaşılmıştır. (K), tarlanın iadesini ve (H)'nin elde ettiği bütün ürünlerin karşılığını istemektedir. (H) ise tarlayı ıslah etmek için önemli harcamalar yaptığını, ayrıca sulama sistemi kurduğunu belirtmektedir. (H) kira sözleşmesini yaparken durumu bilmiyordu.
Değerlendirme: İade ilişkisi, (H)'nin iyiniyetli olup olmadığına göre çözülür.
İyiniyet. (H), tapuda malik görünen (G) ile sözleşme yapmıştır ve kaydın yolsuz olduğunu bilmiyordur. Kendisinden beklenen özeni göstermişse iyiniyetlidir; bu belirleme, karineye göre asıl olan durumdur ve aksini ileri süren (K) ispatla yükümlüdür (TMK m. 3).
Ürünler. Karineyle mevcut hakkına uygun şekilde kullanan veya ondan yararlanan iyiniyetli zilyet, şeyi geri vermekle yükümlü olduğu kimseye karşı bu yüzden herhangi bir tazminat ödemek zorunda değildir (TMK m. 993/1). (H) kira hakkına dayanarak tarlayı ekmiş ve ürünü kaldırmıştır; elde ettiği ürünler için (K)'ye tazminat ödemez.
Sonuç (H) kötüniyetli olsaydı tersine dönerdi: kötüniyetli zilyet, elde ettiği ve elde etmeyi ihmal ettiği ürünler karşılığında tazminat öder (TMK m. 995/1).
Hasar ve zarar. İyiniyetli zilyet, şeyin kaybedilmesinden, yok olmasından veya hasara uğramasından sorumlu olmaz (TMK m. 993/2). Tarlada olağan kullanımdan doğan değişiklikler bu kapsamdadır.
Giderler. İyiniyetli zilyet, geri vermeyi isteyen kimseden şey için yaptığı zorunlu ve yararlı giderleri isteyebilir ve bu tazminat ödeninceye kadar şeyi geri vermekten kaçınabilir (TMK m. 994/1). Islah harcamaları yararlı gider niteliğindeyse (H) bunları talep edebilir ve tarlayı ödeme yapılana kadar elinde tutabilir.
Sulama sistemi bakımından ikinci fıkra işler: diğer giderler için tazminat istenemez; ancak geri vermeden önce bu giderler için tazminat önerilmezse, (H) şeyle birleştirdiği ve zararsızca ayrılması mümkün eklemeleri ayırıp alabilir (TMK m. 994/2). Sulama sistemi tarlaya zarar vermeden sökülebiliyorsa (H) onu alabilir; sökülemiyorsa bütünleyici parça hâline gelmiştir ve ayrılamaz.
Bu başlıktan çıkmış sorular
Resmî sınavlarda (HMGS, hâkimlik, KPSS, adli/idari yargı) çıkmış sorular. 12 soru eşleşti, ilk 12 gösteriliyor.
Çıkmış soru 1 2024 HMGS (EYLÜL)
Cevabı göster
Çıkmış soru 2 2026 HMGS (NİSAN)
Cevabı göster
Çıkmış soru 3 İDARİ YARGI
Cevabı göster
Çıkmış soru 4 2001 İDARİ YARGI
Cevabı göster
Çıkmış soru 5 2001 İDARİ YARGI
Cevabı göster
Çıkmış soru 6 2008 ADLİ YARGI (ARALIK)
Cevabı göster
Çıkmış soru 7 KPSS / ADLİ YARGI
Cevabı göster
Çıkmış soru 8 KPSS / ADLİ YARGI
Cevabı göster
Çıkmış soru 9 KPSS / ADLİ YARGI
Cevabı göster
Çıkmış soru 10 KPSS / ADLİ YARGI
Cevabı göster
Çıkmış soru 11 KPSS / ADLİ YARGI
Cevabı göster
Çıkmış soru 12 KPSS / ADLİ YARGI
Cevabı göster
Bu başlığın soruları
Bu başlıktan 16 soru. Şıkları okuyup kendi cevabını verdikten sonra cevabı aç.