EduMiXX Hukuk HMGS

Medeni Hukuk › Başlık 25 / 60

Boşanma

34 Hâkimlik 6 HMGS Sorusu

Hızlı özet

Boşanma, kanunî bir sebebe dayanılarak evlilik birliğinin mahkeme kararıyla sona erdirilmesidir. Üç unsur aranır: evlilik sürmeli, kanunî sebep bulunmalı, mahkeme karar vermelidir. Eşlerin anlaşması tek başına yetmez; anlaşmalı boşanmada bile hüküm veren hâkimdir.

Sebepler TMK m. 161–166'da sınırlı sayıdadır. Üç ayrım taşır: özel – genel (özel sebep somut olguya, genel sebep evliliğin ulaştığı duruma bakar), mutlak – nispî (mutlakta olgunun ispatı yeter, nispîde ayrıca çekilmezlik aranır) ve kusura dayanan – dayanmayan. Üçü bağımsızdır.

Özel Sebepler

Zina (TMK m. 161) — mutlak, kusura dayanır. Tek cinsel ilişki yeterlidir; flört veya mesajlaşma zina değildir, TMK m. 166/1'e girer. Evlilik sürerken işlenmelidir; fiilen ayrı yaşamak veya derdest dava zinayı kaldırmaz. Süre: öğrenmeden 6 ay, fiilden 5 yıl. Affeden dava açamaz; önceden verilen rıza af değildir.

Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış (TMK m. 162) — mutlak, kusura dayanır. Hayata kastta öldürme kastı aranır; kast yoksa pek kötü davranış sayılır. "Ağır derecede" onur kırıcı davranış gerekir — sıradan hakaret TMK m. 166/1'e gider. Üçü de kasten ve eşe yönelik olmalıdır. Süre ve af rejimi zinayla aynıdır.

Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme (TMK m. 163) — nispî. Suç küçük düşürücü olmalı ve evlilik sırasında işlenmelidir; mahkûmiyet kararı aranmaz. Suç işlemede tek fiil yeter, haysiyetsiz hayatta süreklilik aranır; ikisinde de birlikte yaşam beklenemez hâle gelmelidir. Hak düşürücü süre yoktur.

Terk (TMK m. 164) — mutlak, kusura dayanır. Üç unsur: ortak konuttan ayrılma veya dönmeme, yükümlülüklerden kaçınma kastı, sürenin dolması ve ihtar. Diğerini terke zorlayan veya dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. İhtar dördüncü ay bitmeden istenemez; ihtarda iki ay içinde dönmesi bildirilir; ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz — iki dilim ardışıktır, toplamı altı aydır. İhtarı hâkim veya noter yapar ve samimi olmalıdır; kilit değiştirilmişse geçersizdir. Haklı sebebi terk eden eş ispatlar.

Akıl hastalığı (TMK m. 165) — nispî ve kusura dayanmayan tek sebep. İki koşul: ortak hayatın çekilmez hâle gelmesi ve hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla tespiti. Süre yoktur. Kusur olmadığından tazminat istenemez; akıl hastası eş yoksulluk nafakası isteyebilir.

Genel Sebep ve TMK m. 166'nın Üç Yolu

Sarsılma (TMK m. 166/1) — genel ve nispî. Kusur boşanmaya karar verilmesinde değil, TMK m. 166/2'deki itiraz hakkında ve malî sonuçlarda rol oynar. Davacının kusuru daha ağır ise davalı itiraz edebilir; itiraz hakkın kötüye kullanılması niteliğindeyse ve davalı ile çocuklar bakımından korunmaya değer yarar kalmamışsa hâkim yine de boşanmaya karar verebilir. Eşit kusurda itiraz hakkı doğmaz.

Anlaşmalı boşanma (TMK m. 166/3) — mutlak karine. Dört koşul: evlilik en az bir yıl sürmüş olmalı; eşler birlikte başvurmuş ya da biri diğerinin davasını kabul etmiş olmalı; hâkim tarafları bizzat dinlemeli (vekâlet yetmez); malî sonuçlar ve çocuklara ilişkin düzenlemeyi uygun bulmalıdır. Hâkim gerekli değişiklikleri yapabilir; taraflar kabul etmezse boşanma olmaz. Burada ikrar hâkimi bağlarTMK m. 184/3'ün tek istisnası.

Ortak hayatın yeniden kurulamaması (TMK m. 166/4) — mutlak karine. Önceki davanın reddedilmiş olması (feragat yetmez), kesinleşmesi ve üzerinden bir yıl geçmesi gerekir; süre 14.11.2024'te üçten bire indi. Davayı önceki davalı da açabilir.

Dava, Usul ve Ayrılık

Davayı yalnız eşler açar; hak mirasçılara geçmez. Yetki: eşlerden birinin yerleşim yeri ya da son defa altı aydır birlikte oturulan yer (TMK m. 168); kesin değildir. Boşanmadan sonraki nafaka davasında yetki alacaklının yerleşim yeridir (TMK m. 177). Geçici önlemler re'sen alınır (TMK m. 169). Hâkim vicdanen kanaat arar, yemin öneremez, ikrar bağlamaz.

Ayrılıkta evlilik sürer: eşler yeniden evlenemez, mirasçılık ve sadakat devam eder. Süre bir yıldan üç yıla kadardır, bitince kendiliğinden sona erer. Dava yalnız ayrılığa ilişkinse boşanmaya hükmedilemez; boşanma istenmişken yeniden kurulma ihtimali varsa ayrılığa karar verilebilir.

Boşanmanın Sonuçları

Evlilik kararın kesinleşmesiyle sona erer; boşanma ileriye etkilidir. Kayın hısımlığı ve evlenme engeli kalkmaz; evlenmeyle kazanılan erginlik de sürer. Kadın kişisel durumunu korur, evlenmeden önceki soyadını alır; menfaati bulunduğunu ve kocaya zarar vermeyeceğini ispatlarsa kocanın soyadını taşıyabilir. Boşanan eşler birbirinin yasal mirasçısı olamaz, ölüme bağlı tasarrufla sağlanan hakları kaybeder — aksi tasarruftan anlaşılmadıkça.

Malî sonuçların üçü de istem üzerine hükmedilir. Maddî tazminat (TMK m. 174/1): talep eden kusursuz veya daha az kusurlu, karşı taraf kusurlu olmalıdır; eşit kusurda istenmez. Manevî tazminat (TMK m. 174/2): kişilik hakkı saldırıya uğramalıdır, yalnız toptan ödenir. Yoksulluk nafakası (TMK m. 175): talep edenin kusuru daha ağır olmamalı, yükümlünün kusuru aranmaz, süresizdir. İrat, alacaklının yeniden evlenmesi veya taraflardan birinin ölümüyle kendiliğinden kalkar; fiilen evliymiş gibi yaşama, yoksulluğun kalkması ve haysiyetsiz hayat sürme hâllerinde mahkeme kararıyla kaldırılır.

Çocuğa ilişkin düzenlemeler — velâyet, kişisel ilişki, iştirak nafakası — re'sen yapılır; iştirak nafakası çocuğun hakkıdır, feragat edilemez. Dava hakları hükmün kesinleşmesinden bir yılda zamanaşımına uğrar (TMK m. 178).

Sınavda Ne Çıkar

  • Nispî olan iki sebep TMK m. 163 ve TMK m. 165'tir; diğer üçünde çekilmezlik aranmaz.
  • m. 163'te mahkûmiyet aranmaz, m. 165'te resmî sağlık kurulu raporu zorunludur.
  • Terkte 4 ay + ihtar + 2 ay ardışıktır; ihtar samimi olmalıdır.
  • Geçici önlem ve çocuk düzenlemeleri re'sen, tazminat ve nafaka istem üzerine.
  • Manevî tazminat irat biçiminde ödenemez; maddî tazminatta eşit kusur engeldir, yoksulluk nafakasında değildir.

Boşanma, eşlerden birinin veya her ikisinin istemi üzerine, kanunda sayılan sebeplerden birine dayanılarak evlilik birliğinin mahkeme kararıyla sona erdirilmesidir. Üç unsuru vardır ve üçü birden gerçekleşmedikçe boşanma söz konusu olmaz: evlilik hukuken devam ediyor olmalı, kanunda sayılan bir sebep bulunmalı, ve mahkeme karar vermelidir. Eşlerin anlaşması tek başına evliliği sona erdirmez; anlaşmalı boşanmada bile hüküm veren hâkimdir.

Boşanma sebepleri TMK m. 161–166 arasında sınırlı sayıda düzenlenmiştir. Bu, eşya hukukundaki "sınırlı sayı ilkesi" gibi katı bir sınırlamadır: kanunda yazmayan bir olguya dayanılarak boşanma istenemez. Ancak listenin son maddesi olan evlilik birliğinin sarsılması (TMK m. 166/1) geniş ve esnek bir çerçeve çizdiği için, uygulamada boşanma davalarının büyük çoğunluğu bu genel sebebe dayanır.

Konuyu öğrenirken üç ayrımı baştan yerleştirmek gerekir; sınav soruları neredeyse tamamen bu üç ayrımın kesişiminde kurulur:

  • Özel – genel sebep ayrımı: Özel sebepler belirli ve somut bir olguya bağlanmıştır (zina, terk gibi). Genel sebep ise bir olguyu değil, evliliğin ulaştığı durumu tarif eder.
  • Mutlak – nispi sebep ayrımı: Mutlak sebeplerde kanundaki olgunun ispatı yeterlidir; hâkim ayrıca ortak hayatın çekilmez hâle gelip gelmediğini araştırmaz. Nispi sebeplerde ise olgunun ispatı tek başına yetmez, hâkim çekilmezlik değerlendirmesi de yapar.
  • Kusura dayanan – dayanmayan ayrımı: Zina, hayata kast, suç işleme ve terk kusur gerektirir. Akıl hastalığı ise kusura dayanmaz — akıl hastası eşin kusurundan söz edilemez.
AyrımAnlamıÖrnek
Özel – genelÖzel sebep somut bir olguya bağlıdır; genel sebep evliliğin ulaştığı durumu tarif ederZina özel, sarsılma genel
Mutlak – nispiMutlakta olgunun ispatı yeter; nispide hâkim ayrıca çekilmezlik ararZina mutlak, suç işleme nispi
Kusura dayanan – dayanmayanKusura dayanan sebepte kusur aranırTerk kusura dayanır, akıl hastalığı dayanmaz

Bu üç ayrım birbirinden bağımsızdır. Bir sebep hem özel hem nispi olabilir (suç işleme), hem özel hem mutlak olabilir (zina). Sınav sorularının en sık ölçtüğü nokta tam olarak bu bağımsızlıktır.


A. Özel Boşanma Sebepleri

Özel sebeplerin ortak özelliği, kanunun belirli bir olguyu boşanma sebebi saymasıdır. Davacı o olguyu ispatlarsa, hâkimin takdir alanı ya hiç yoktur (mutlak sebepler) ya da yalnız çekilmezlik değerlendirmesiyle sınırlıdır (nispi sebepler).

Bu, genel sebeple aradaki temel farktır. TMK m. 166/1'de hâkim, evliliğin ulaştığı durumu bütün olarak değerlendirir; özel sebeplerde ise kanunun tarif ettiği olgunun gerçekleşip gerçekleşmediğine bakar. Aynı olay her iki yola da dayanak olabilir — zina hem TMK m. 161'e hem TMK m. 166/1'e dayandırılabilir. Davacının hangi sebebe dayandığı, ispat yükünü ve hâkimin inceleme alanını belirler.

Uygulamada davacılar çoğu zaman birden çok sebebe birlikte dayanır. Bu mümkündür; hâkim sebeplerden birinin koşullarını gerçekleşmiş bulursa boşanmaya karar verir. Ancak her sebep kendi süre ve af rejimine tâbidir: zina için hak düşürücü süre dolmuşsa, aynı olguya TMK m. 166/1 kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılmasının bir unsuru olarak dayanmak mümkündür — süre yalnız özel sebebe ilişkindir.

Af bakımından ise durum farklıdır. Kanun, TMK m. 166'da af hükmü öngörmemiş olmakla birlikte, yerleşik Yargıtay uygulamasında affedilen veya hoşgörüyle karşılanan olaylar genel sebebe dayalı davada da boşanma sebebi yapılamaz ve karşı tarafa kusur olarak yüklenemez. Yani af, özel sebepte dava hakkını düşürür; genel sebepte ise o olguyu kusur değerlendirmesinin dışında bırakır. Süre ile af bu yönüyle ayrılır: süreyi kaçırmak olguyu genel sebebe taşımaya engel değildir, affetmek ise o olguya dayanmayı engeller.

Kanun beş özel boşanma sebebi saymıştır. Her birinin kendi koşulları, kendi süre rejimi ve affın etkisi bakımından kendi kuralı vardır. Bu üçlü — nitelik, süre, af — bu bölümün omurgasıdır.

Bu üçlünün her sebep için ayrı ayrı sorulması, konunun neden tablo hâlinde çalışılması gerektiğini açıklar. Bir sebebin mutlak mı nispi mi olduğu, süresi bulunup bulunmadığı ve affın etkisi birbirinden bağımsızdır; birini bilmek diğerini vermez.

1. Zina

Zina, evlilik birliği hukuken devam ederken eşlerden birinin, eşinden başka biriyle bilerek ve isteyerek cinsel ilişkiye girmesidir. Kanun tanım vermez; tanım öğreti ve yargı kararlarıyla şekillenmiştir.

Zinanın oluşması için tek bir cinsel ilişki yeterlidir; süreklilik aranmaz. Buna karşılık flört etmek, mesajlaşmak, sarılmak gibi davranışlar zina sayılmaz — bunlar somut olayın özelliğine göre evlilik birliğinin sarsılması sebebine (TMK m. 166/1) dayanak olabilir, ama zinaya değil.

Zinadan söz edebilmek için evlilik bağının hukuken devam ediyor olması gerekir. Eşlerin fiilen ayrı yaşıyor olması, hatta boşanma davasının derdest olması bu sonucu değiştirmez; evlilik kesinleşmiş bir boşanma kararıyla sona ermedikçe zina mümkündür. Nişanlılık döneminde zina söz konusu olmaz.

Zina kusura dayanan bir sebeptir. Bu nedenle ayırt etme gücü bulunmayan eşin fiili zina oluşturmaz; iradesi dışında cinsel saldırıya uğrayan eş bakımından da zinadan söz edilemez.

Zina mutlak bir boşanma sebebidir. Fiil ispatlandığında hâkim, ortak hayatın çekilmez hâle gelip gelmediğini ayrıca araştıramaz ve boşanmaya karar vermek zorundadır.

Dava hakkı iki süreye bağlıdır (TMK m. 161/2): davaya hakkı olan eşin zinayı öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl. Bu süreler hak düşürücüdür; hâkim tarafından re'sen dikkate alınır, durmaz ve kesilmez.

Affeden tarafın dava hakkı yoktur (TMK m. 161/3). Af, zina yapan eşe yöneltilmesi gereken bir irade açıklamasıdır ve açık ya da örtülü olabilir. Zinayı öğrendikten sonra evlilik birliğini bilerek sürdürmek örtülü af sayılabilir. Buna karşılık zinaya önceden rıza göstermek af değildir ve bu rıza geçersizdir; eş yine de dava açabilir. Ancak eşini zinaya teşvik eden kişinin sonradan buna dayanması hakkın kötüye kullanılması olur.

İspat. Zinanın doğrudan kanıtlanması çoğu zaman mümkün değildir; bu yüzden uygulamada kuvvetli emareler yeterli sayılır. Otel kaydı, birlikte geceleme, mesaj ve fotoğraf kayıtları gibi deliller bir araya geldiğinde hâkim vicdanî kanaate ulaşabilir (TMK m. 184/1). Ancak hukuka aykırı yolla elde edilmiş deliller — örneğin eşin telefonuna izinsiz yerleştirilen dinleme yazılımı — değerlendirmeye alınamaz.

Zina ile sadakatsizliğin ayrımı. Sadakat yükümlülüğü TMK m. 185/3'te düzenlenmiştir ve zinadan geniştir. Cinsel ilişki boyutuna ulaşmayan duygusal yakınlıklar sadakat yükümlülüğünü ihlal eder ama zina oluşturmaz. Bu ayrım pratikte belirleyicidir: zina mutlak sebep olduğu için ispat edildiğinde hâkim boşanmak zorundadır; sadakatsizlik ise TMK m. 166/1 kapsamında değerlendirilir ve hâkim ayrıca çekilmezlik arar.

Zinanın oluşmadığı hâller. Kanunun aradığı unsurlar bulunmadığında zinadan söz edilemez. Başlıca hâller şunlardır:

  • Ayırt etme gücü yokluğu — kusur unsuru gerçekleşmez
  • İrade dışılık — cinsel saldırıya uğrayan eş bakımından zina yoktur
  • Evlilik bağının bulunmaması — nişanlılık döneminde veya boşanma kesinleştikten sonra zina olmaz
  • Cinsel ilişki boyutuna ulaşmama — flört, mesajlaşma, duygusal yakınlık zina değildir

Son hâl uygulamada en sık tartışılandır ve sonucu belirler: fiil zina sayılmazsa dava TMK m. 161'e değil TMK m. 166/1'e dayanmak zorundadır — bu da mutlak sebepten nispi sebebe geçmek, yani hâkimin çekilmezlik değerlendirmesine tâbi olmak demektir.

2. Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış

Kanun bu maddede birbirinden farklı üç davranışı tek bir sebep altında toplamıştır.

  • Hayata kast, eşlerden birinin diğerini öldürme kastıyla hareket etmesidir. Fiilin teşebbüs aşamasında kalması sonucu değiştirmez; belirleyici olan öldürme kastıdır. Bu kasıt olmaksızın gerçekleşen ağır bir yaralama hayata kast değil, pek kötü davranış kapsamında değerlendirilir.
  • Pek kötü davranış, eşin bedensel veya ruhsal bütünlüğüne yönelen ağır saldırılardır: dövmek, aç veya susuz bırakmak, hapsetmek, eziyet etmek gibi. Tek bir olay da yeterli olabilir; süreklilik şart değildir.
  • Ağır derecede onur kırıcı davranış, eşin şeref ve haysiyetine yönelen ciddi saldırılardır. Kanunun "ağır derecede" ifadesi bilinçlidir — sıradan hakaret ve tartışmalar bu madde kapsamına girmez, evlilik birliğinin sarsılması sebebine dayanak olabilir.

Bu sebep de kusura dayanan ve mutlak bir sebeptir; ispat edildiğinde hâkim çekilmezlik araştırması yapmaz.

Süre rejimi zinayla aynıdır: öğrenmeden itibaren altı ay, her hâlde sebebin doğumundan itibaren beş yıl (TMK m. 162/2). Affeden tarafın dava hakkı yoktur (TMK m. 162/3).

Affın burada özel bir önemi vardır. Eşine hayata kast eden kişinin sonradan pişmanlık göstermesi, örneğin yardım çağırması, tek başına af değildir — af, saldırıya uğrayan eşin iradesiyle gerçekleşir. Saldıran tarafın pişmanlığı, davacı eşin dava hakkını ortadan kaldırmaz.

Üç davranışın ortak yönü, hepsinin kasten işlenmesi gerektiğidir. Taksirle sebep olunan bir zarar bu madde kapsamına girmez. Ayrıca üçü de eşe yönelik olmalıdır; üçüncü kişilere yönelen davranışlar TMK m. 162'ye değil, koşulları varsa TMK m. 163'e veya TMK m. 166/1'e dayanak olur.

Kanunun bu üç davranışı tek maddede toplaması, ortak bir eşiği paylaşmalarındandır: hepsi evlilik birliğini tek başına yıkacak ağırlıktadır. Bu yüzden mutlak sebeptir ve hâkim ayrıca çekilmezlik aramaz. Ağırlık eşiğine ulaşmayan davranışlar — gündelik hakaret, geçimsizlik, kabalık — bu maddeye değil genel sebebe dayanır.

3. Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme

Bu madde de iki ayrı olguyu birlikte düzenler ve nispi nitelikte olması bakımından TMK m. 161 ve TMK m. 162'den ayrılır.

Küçük düşürücü suç işleme. Her suç boşanma sebebi değildir. Suçun toplum nazarında kişiyi küçük düşürücü nitelikte olması gerekir — hırsızlık, dolandırıcılık, rüşvet, cinsel saldırı gibi. Trafik kazasında taksirle yaralama bu nitelikte sayılmaz. Suçun evlilik sırasında işlenmiş olması gerekir; evlenmeden önce işlenmiş bir suç, koşulları varsa nispi butlan sebebi olabilir, boşanma sebebi olmaz.

Burada iki nokta özellikle önemlidir:

  • Mahkûmiyet kararı şart değildir. Boşanma hâkimi suçun işlendiğini kendi değerlendirmesiyle tespit edebilir.
  • Suçun işlenmesi tek başına yetmez. Ayrıca bu sebeple birlikte yaşamanın diğer eşten beklenemeyecek hâle gelmiş olması gerekir. Nispi sebep olmasının anlamı budur.

Haysiyetsiz hayat sürme. Toplumun genel ahlak anlayışına aykırı bir yaşam biçiminin sürdürülmesidir: kumar oynamak, uyuşturucu ticareti yapmak, randevu evi işletmek, dilenmek gibi. Buradaki belirleyici unsur sürekliliktir. Tek bir olay haysiyetsiz hayat sürme sayılmaz; kanun "hayat sürme" diyerek bir yaşam tarzını kastetmektedir. Bu da nispi sebeptir: ayrıca çekilmezlik aranır.

Süre bakımından bu sebep diğerlerinden keskin biçimde ayrılır: kanun "her zaman boşanma davası açabilir" demektedir. Hak düşürücü süre yoktur.

Özel boşanma sebeplerinin süre rejimi bu yüzden tek tip değildir:

  • Zina, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, terk ve akıl hastalığı — öğrenmeden altı ay, her hâlde fiilden beş yıl (terkte ayrıca ihtar usulü işler).
  • Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme — süre yoktur; sebep devam ettiği sürece her zaman dava açılabilir.
  • Genel sebep (TMK m. 166/1–2) — süreye bağlı değildir; ölçü, birliğin temelinden sarsılmış olmasıdır. Kanunda af hükmü de öngörülmemiştir; ancak fiili öğrendikten sonra uzun süre birlikte yaşamayı sürdüren eş bakımından çekilmezlik koşulunun gerçekleşmediği sonucuna varılabilir.

İki olgunun ortak ve ayrı yönleri. Suç işleme ile haysiyetsiz hayat sürme aynı maddede düzenlenmiştir ama farklı çalışır. Suç işlemede tek bir fiil yeterlidir; haysiyetsiz hayat sürmede süreklilik aranır. Suç işlemede fiilin küçük düşürücü niteliği, haysiyetsiz hayatta yaşam biçiminin genel ahlaka aykırılığı ölçülür. İkisinin ortak yanı, her ikisinin de nispi olması ve ayrıca çekilmezlik aranmasıdır.

Çekilmezlik değerlendirmesi. Nispi sebeplerde hâkim, olgunun ispatından sonra ikinci bir soru sorar: bu olgu sebebiyle davacıdan birlikte yaşamayı sürdürmesi beklenebilir mi? Değerlendirme davacıya göre yapılır, ortalama bir kişiye göre değil. Aynı suç, farklı eşler bakımından farklı sonuca götürebilir; davacının mesleği, sosyal çevresi ve olaya verdiği tepki dikkate alınır.

Bu ikinci aşama, nispi sebeplerin mutlak sebeplerden ayrıldığı tek noktadır — ama pratikte sonucu belirleyen çoğunlukla odur.

4. Terk

Terk, eşlerden birinin evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek amacıyla diğerini terk etmesi veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmemesidir.

Terkin gerçekleşmesi için üç unsur birlikte aranır:

  • Ortak konuttan fiilen ayrılma veya dönmeme. Askere gitmek, hastalık nedeniyle tedavi görmek, iş gereği başka şehirde bulunmak veya ailesini ziyaret etmek terk değildir; bu hâllerde evlilik birliğini sona erdirme kastı yoktur.
  • Evlilik yükümlülüklerinden kaçınma kastı. Ayrılığın haklı bir sebebe dayanması hâlinde terk yoktur. Kanun bir de ters yönlü bir kural getirmiştir: diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı sebep olmaksızın dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır (TMK m. 164/1 son cümle). Yani fiilen evden ayrılan eş her zaman terk eden taraf değildir.
  • Sürenin dolması ve ihtar. Ayrılık en az altı ay sürmüş ve devam ediyor olmalı, ayrıca hâkim veya noter aracılığıyla yapılan ihtar sonuçsuz kalmış olmalıdır.

İhtar mekanizmasının işleyişi, sınavda en sık sorulan ayrıntıdır ve kanun bunu ay ay düzenlemiştir (TMK m. 164/2):

  • Terkin üzerinden dördüncü ay bitmeden ihtar isteminde bulunulamaz.
  • İhtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesinin sonuçları bildirilir.
  • İhtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.

Dört ay ile iki ayın toplamı, kanunun aradığı altı aylık asgari süreyi verir. İhtarı hâkim veya noter yapar; ihtarın esası incelenmeden yapılması gerekir, gerektiğinde ilan yoluyla da yapılabilir.

Terk kusura dayanan ve mutlak bir sebeptir; koşulları gerçekleştiğinde ayrıca çekilmezlik araştırılmaz.

İşlenmiş zaman çizelgesi. Terkin süre mekanizması soyut anlatımla akılda kalmaz; somut tarihler üzerinde görmek gerekir. Eşlerden birinin 1 Ocak tarihinde ortak konutu terk ettiğini varsayalım:

TarihDurum
1 OcakTerk gerçekleşir; süre işlemeye başlar
1 Ocak – 30 Nisanİhtar istenemez. Dördüncü ay bitmemiştir
1 MayısDördüncü ay bitmiştir; artık hâkim veya noterden ihtar istenebilir
1 Mayıs (ihtar tarihi)İhtarda terk eden eşe iki ay içinde dönmesi bildirilir
1 Mayıs – 30 HaziranDava açılamaz. İhtardan sonra iki ay geçmemiştir
1 Temmuzİhtardan iki ay geçmiştir ve ayrılık altı ayı doldurmuştur; dava açılabilir

Çizelgenin gösterdiği şudur: dört ay ile iki ay ardışıktır, paralel değildir. İhtar dördüncü ayın bitiminden önce istenirse geçersizdir ve süre yeniden işlemeye başlamaz — yeni bir ihtar gerekir. Kanunun aradığı altı aylık asgari süre, bu iki dilimin toplamıyla kendiliğinden dolar.

Haklı sebebin ölçüsü. Eşin ortak konutu terk etmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa terk oluşmaz. Şiddet, hakaret, sadakatsizlik, eşin ailesinin baskısı veya konutun sağlık koşullarına elverişsizliği haklı sebep sayılabilir. Haklı sebebin varlığını terk eden eş ileri sürer ve ispatlar; davacı yalnız ayrılığı ve süreyi ispatlar.

İhtarın geçerlilik koşulları. İhtar yalnız bir bildirimden ibaret değildir; kanun içeriğini de belirlemiştir. İhtarda terk eden eşe iki ay içinde dönmesi gerektiği ve dönmemesinin sonuçları bildirilmelidir. Ayrıca ihtarın samimi olması aranır: davacı eş, ortak konutu gerçekten hazır bulundurmalı ve dönüşü kabul edeceğini göstermelidir. Konutun kilidi değiştirilmişse veya davacı başka biriyle yaşıyorsa ihtar samimi sayılmaz ve terk sebebine dayanılamaz.

İhtar hâkim veya noter aracılığıyla yapılır; eşin doğrudan gönderdiği mektup veya mesaj ihtar yerine geçmez. İhtarın esası incelenmeden yapılması gerekir — yani ihtarı yapan merci, terkin haklı olup olmadığını değerlendirmez.

Terk sayılmayan hâller. Ortak konuttan ayrılmanın her biçimi terk değildir. Kanunun aradığı kastın bulunmadığı başlıca hâller:

  • Askerlik, tutukluluk veya hükümlülük — irade dışı ayrılık
  • Tedavi veya hastalık sebebiyle başka yerde bulunma
  • İş gereği geçici olarak başka şehirde çalışma
  • Aile ziyareti veya kısa süreli ayrılıklar
  • Haklı sebebe dayanan ayrılık — şiddet, hakaret, sadakatsizlik gibi

Bu hâllerde evlilik yükümlülüklerinden kaçınma kastı bulunmadığı için terk oluşmaz. Buna karşılık haklı sebeple ayrılan eş, sebep ortadan kalktıktan sonra dönmezse terk gündeme gelebilir.

5. Akıl Hastalığı

Eşlerden biri akıl hastası olup bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hâle gelmişse, diğer eş boşanma davası açabilir.

Bu sebep, beş özel sebep içinde kusura dayanmayan tek sebeptir. Akıl hastası eşin kusurundan söz edilemez; dava, kusur nedeniyle değil, ortak hayatın fiilen sürdürülemez hâle gelmesi nedeniyle açılır.

İki koşul birlikte aranır ve ikisi de kanunda açıkça yazılıdır:

Ortak hayatın diğer eş için çekilmez hâle gelmesi. Bu, nispi sebeplerdeki gibi hâkimin değerlendireceği bir unsurdur. Akıl hastalığının varlığı tek başına yetmez.

Hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmesi. Kanun burada belirli bir ispat aracını zorunlu kılmıştır. Tek hekim raporu, özel hastane raporu veya bilirkişi görüşü bu koşulu karşılamaz — rapor resmî sağlık kurulu raporu olmalı ve hastalığın iyileşme olanağı bulunmadığını göstermelidir. İyileşme ihtimali bulunan bir akıl hastalığı bu maddeye dayanak olmaz.

Bu sebep için de hak düşürücü süre öngörülmemiştir; koşullar devam ettiği sürece her zaman dava açılabilir.

Akıl hastalığının diğer sebeplerden farkı. Bu sebep, boşanma hukukunun kusur eksenli yapısının tek istisnasıdır ve bu nedenle sonuçları da farklıdır. Akıl hastası eşe kusur yüklenemeyeceği için:

  • Davacı, maddî tazminat isteyemez — karşı tarafın kusuru koşulu gerçekleşmez (TMK m. 174/1)
  • Manevî tazminat da istenemez; kişilik hakkı ihlali için kusur aranır
  • Buna karşılık akıl hastası eş, koşulları varsa yoksulluk nafakası isteyebilir — çünkü nafakada yükümlünün kusuru aranmaz ve alacaklının kusuru "daha ağır" olmamalıdır; kusursuz eşin durumu bu koşulu zaten karşılar

Kusursuz bir sebebin, kusura dayalı bütün sonuçları devre dışı bırakması ama yardım yükümlülüğünü ayakta tutması, TMK m. 175'in tazminattan farklı bir mantığa dayandığını gösterir.

Rapor koşulunun sıkılığı. Kanun "geçmesine olanak bulunmadığı" der. Bu, hastalığın iyileşmesinin imkânsız olduğunun raporda yazması demektir. İyileşme ihtimali bulunan, tedaviyle kontrol altına alınabilen bir hastalık bu maddeye dayanak olmaz — koşulları varsa TMK m. 166/1'e gidilebilir.

Örnek olay

Selim ile Nehir 2019 yılında evlenmiştir. Selim, 2024 yılının Mart ayında işlediği dolandırıcılık suçu nedeniyle hakkında soruşturma başlatılır; dava henüz sonuçlanmamıştır. Nehir, çevresinde bu durum nedeniyle güç durumda kalmakta ve Selim ile birlikte yaşamayı sürdüremeyeceğini düşünmektedir. Ancak olayın üzerinden bir buçuk yıl geçmiştir.

Değerlendirme: Dolandırıcılık, küçük düşürücü nitelikte bir suçtur ve evlilik sırasında işlenmiştir. Selim hakkında henüz mahkûmiyet kararı verilmemiş olması dava açmaya engel değildir; boşanma hâkimi suçun işlenip işlenmediğini kendisi değerlendirir. Suç işleme sebebi nispi olduğundan, hâkim ayrıca Nehir bakımından ortak hayatın çekilmez hâle gelip gelmediğini araştıracaktır. Olayın üzerinden bir buçuk yıl geçmiş olması sonucu etkilemez; TMK m. 163 için hak düşürücü süre öngörülmemiştir, dava her zaman açılabilir.

Aynı olayda suç dolandırıcılık yerine taksirle yaralama olsaydı, küçük düşürücülük unsuru gerçekleşmeyeceği için TMK m. 163'e dayanılamaz; koşulları varsa yalnızca TMK m. 166/1'e başvurulabilirdi.

İkinci örnek olay

Cem, eşi Işıl'ın bir başkasıyla ilişkisi olduğunu 10 Ocak 2024'te öğrenir. Öğrendikten sonra iki ay boyunca evde birlikte yaşamayı sürdürür, hatta birlikte tatile giderler. 15 Eylül 2024'te Cem zina sebebiyle boşanma davası açar. İlişkinin 2023 yılının başında yaşandığı anlaşılmaktadır.

Değerlendirme: İki ayrı engel gündeme gelir ve ikisi de tek başına davayı düşürür.

Süre. Zinada dava hakkı, öğrenmeden başlayarak altı ay ve her hâlde fiilden itibaren beş yıl geçmekle düşer (TMK m. 161/2). Cem 10 Ocak'ta öğrenmiş, 15 Eylül'de dava açmıştır — sekiz aydan fazla geçmiştir. Altı aylık süre dolmuştur ve bu süre hak düşürücüdür; durmaz, kesilmez, hâkim tarafından re'sen dikkate alınır. Beş yıllık üst sınırın dolmamış olması sonucu değiştirmez.

Af. Cem zinayı öğrendikten sonra evlilik birliğini bilerek sürdürmüş, birlikte tatile gitmiştir. Bu davranış örtülü af sayılabilir ve affeden tarafın dava hakkı yoktur (TMK m. 161/3). Af ayrı bir düşme sebebidir; süre dolmamış olsaydı bile dava reddedilirdi.

Cem'in elinde tek yol kalır: aynı olguya TMK m. 166/1 kapsamında dayanmak. Evlilik birliğinin sarsılması sebebi için TMK m. 161'deki süreler işlemez ve af hükmü yoktur. Ancak sebep nispi olduğundan hâkim ayrıca ortak hayatın çekilmez hâle gelip gelmediğini araştırır — Cem'in aylarca birlikte yaşamayı sürdürmesi bu değerlendirmede aleyhine yorumlanabilir.

Üçüncü örnek olay

Aslı, 1 Şubat tarihinde ortak konutu terk eder. Eşi Yiğit, 20 Nisan'da noter aracılığıyla ihtar çekerek Aslı'nın iki ay içinde dönmesini ister. Aslı dönmez. Yiğit 1 Temmuz'da terk sebebiyle boşanma davası açar. Bu arada Yiğit, konutun kilidini değiştirmiştir.

Değerlendirme: Üç ayrı engel vardır ve her biri tek başına davayı düşürür.

İhtar erken çekilmiştir. Kanun, terkin üzerinden dördüncü ay bitmeden ihtar isteminde bulunulamayacağını söyler (TMK m. 164/2). Terk 1 Şubat'ta gerçekleştiğine göre dördüncü ay 31 Mayıs'ta biter; ihtar en erken 1 Haziran'da istenebilirdi. 20 Nisan'da çekilen ihtar geçersizdir ve süreyi başlatmaz — Yiğit'in yeniden, usulüne uygun bir ihtar çekmesi gerekir.

İhtar samimi değildir. Konutun kilidinin değiştirilmiş olması, davacının dönüşü gerçekten istemediğini gösterir. İhtarın samimi olması, yani ortak konutun dönen eş için hazır bulundurulması aranır. Samimi olmayan ihtara dayanılarak terk sebebine gidilemez.

Ayrılık altı ayı doldurmamıştır. Kanun ayrılığın en az altı ay sürmüş olmasını arar (TMK m. 164/1). 1 Şubat'ta başlayan ayrılık 1 Temmuz'da beşinci ayındadır; bu koşul ancak 1 Ağustos'ta gerçekleşir.

Yiğit'in davası bu hâliyle reddedilir. Doğru yol, dördüncü ayın bitiminden sonra kilidi eski hâline getirerek yeni bir ihtar çekmek ve ihtardan iki ay geçtikten sonra dava açmaktır. Ayrıca terkin haklı bir sebebe dayandığını Aslı ileri sürüp ispatlayabilir; ispatlarsa terk hiç oluşmaz.


B. Genel Boşanma Sebebi ve Anlaşmalı Boşanma

TMK m. 166, tek bir madde içinde birbirinden farklı üç boşanma yolu düzenler. Bunları ayırt etmek, maddeyi anlamanın anahtarıdır.

1. Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması

Kanun, "evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir" demektedir. Bu, belirli bir olguya bağlanmamış, genel ve nispi bir sebeptir.

Neyin evlilik birliğini sarstığı kanunda sayılmamıştır; her somut olayın özelliklerine göre belirlenir. Uygulamada sürekli geçimsizlik, eşe ve çocuklara ilgisizlik, güven sarsıcı davranışlar, ekonomik yükümlülükleri yerine getirmeme, terkin koşullarını taşımayan ayrı yaşama gibi hâller bu kapsamda değerlendirilir.

Sarsılmanın her iki eşin de kusurundan kaynaklanması mümkündür; hatta kusura hiç dayanmayan sebeplerden doğması da mümkündür. Kanun burada kusuru bir koşul olarak aramaz — kusur, boşanmaya karar verilip verilmeyeceğinde değil, boşanmanın sonuçlarında (tazminat, nafaka) belirleyici olur.

Davalının itiraz hakkı (TMK m. 166/2). Davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bu, "kusurlu eş kendi kusuruna dayanarak boşanma isteyemez" ilkesinin kanundaki karşılığıdır.

Ancak kanun bu itiraza bir sınır koymuştur: itiraz hakkın kötüye kullanılması niteliğindeyse ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa, hâkim yine de boşanmaya karar verebilir. İki koşul birlikte aranır; yalnızca itirazın kötüye kullanma sayılması yeterli değildir.

Kusurun iki ayrı işlevi. TMK m. 166/1'de kusur, boşanmaya karar verilip verilmeyeceğinde değil iki başka noktada rol oynar. Birincisi TMK m. 166/2'deki itiraz hakkıdır: davalı, davacının kusurunun daha ağır olduğunu ileri sürerek davaya itiraz edebilir. İkincisi boşanmanın malî sonuçlarıdır: maddî ve manevî tazminat ile yoksulluk nafakasında kusur belirleyicidir (TMK m. 174–175).

Bu ayrım şu sonucu doğurur: tam kusurlu eş bile boşanmaya karar verilmesini sağlayabilir — davalı itiraz etmezse veya itirazı hakkın kötüye kullanılması sayılırsa. Ama tam kusurlu eş tazminat ve yoksulluk nafakası alamaz. Boşanmanın kendisi ile sonuçları birbirinden ayrı değerlendirilir.

Eşit kusur. Eşlerin kusuru eşitse davalının itiraz hakkı doğmaz; itiraz için davacının kusurunun daha ağır olması gerekir. Eşit kusurda taraflardan hiçbiri diğerinden tazminat isteyemez, ancak yoksulluk nafakası eşit kusurda da istenebilir — çünkü TMK m. 175 nafaka alacaklısının daha ağır kusurlu olmamasını arar, kusursuz olmasını değil.

Genel sebebin uygulama alanı. TMK m. 166/1, boşanma davalarının büyük çoğunluğunun dayanağıdır. Sebebin bu kadar yaygın kullanılmasının iki nedeni vardır: özel sebeplerin dar ve teknik koşulları, ve genel sebebin süre ile af sınırlamalarından muaf olması. Zina için TMK m. 161/2'deki süre dolmuşsa, terk için ihtar usulü işletilmemişse, suç küçük düşürücü nitelikte değilse — davacı yine de TMK m. 166/1'e dayanabilir.

Bunun bedeli ispat yükünün ağırlaşmasıdır. Özel sebeplerde tek bir olgunun ispatı yeterken, genel sebepte evliliğin bütün olarak sürdürülemez hâle geldiğini göstermek gerekir. Hâkim tek bir olaya değil, tarafların ilişkisinin geldiği noktaya bakar.

2. Anlaşmalı Boşanma

Kanun, belirli koşulların gerçekleşmesi hâlinde evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılacağını öngörmüştür. Bu bir karinedir: hâkim geçimsizliği ayrıca araştırmaz. Bu yönüyle anlaşmalı boşanma mutlak bir sebeptir.

Dört koşul birlikte aranır:

  1. Evlilik en az bir yıl sürmüş olmalıdır. Bu süre kesindir; bir yıldan kısa evliliklerde anlaşmalı boşanma mümkün değildir.
  2. Eşler birlikte başvurmuş ya da biri diğerinin davasını kabul etmiş olmalıdır. Kanun iki yolu da tanıdığı için eşlerin birlikte dava açması zorunlu değildir.
  3. Hâkim tarafları bizzat dinlemeli ve iradelerini serbestçe açıkladıklarına kanaat getirmelidir. Vekil aracılığıyla beyan bu koşulu karşılamaz.
  4. Hâkim, boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda tarafların yaptığı düzenlemeyi uygun bulmalıdır.

Dördüncü koşulda hâkimin yetkisi geniştir: tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişiklikler taraflarca da kabul edilirse boşanmaya hükmolunur; kabul edilmezse anlaşmalı boşanma gerçekleşmez.

Kanun son olarak önemli bir usul kuralı koyar: bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz. Yani TMK m. 184/3'teki genel kural anlaşmalı boşanmada devre dışı kalır.

Protokolün kapsamı. Anlaşmalı boşanmada tarafların düzenlemesi gereken konular kanunda iki başlıkta toplanmıştır: boşanmanın malî sonuçları ve çocukların durumu. Malî sonuçlar maddî ve manevî tazminat, yoksulluk nafakası ve mal rejiminin tasfiyesini; çocukların durumu velâyet, kişisel ilişki ve iştirak nafakasını kapsar. Bu başlıklardan biri düzenlenmemişse hâkim anlaşmayı uygun bulamaz.

Hâkimin değiştirme yetkisi. Kanun hâkime yalnız onaylama veya reddetme değil, değiştirme yetkisi de vermiştir. Hâkim tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak gerekli gördüğü değişiklikleri yapar; bu değişiklikler taraflarca kabul edilirse boşanmaya hükmolunur. Kabul edilmezse anlaşmalı boşanma gerçekleşmez ve dava, koşulları varsa TMK m. 166/1 kapsamında sürdürülür.

Bu yetki, anlaşmalı boşanmayı tam anlamıyla bir sözleşme olmaktan çıkarır. Taraflar iradelerini açıklar, ama sonucu belirleyen hâkimin onayıdır.

3. Ortak Hayatın Yeniden Kurulamaması

Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış davanın reddine karar verilmiş ve bu kararın kesinleşmesinden itibaren bir yıl geçmişse, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.

Bu da bir karinedir ve mutlak sebeptir; hâkim sarsılmayı ayrıca araştırmaz. Dört koşulu birlikte aranır:

  • Önceki bir boşanma davasının reddedilmiş olması — feragat veya davanın açılmamış sayılması yeterli değildir
  • Red kararının kesinleşmiş olması
  • Kesinleşmeden itibaren bir yıl geçmesi
  • Bu süre içinde ortak hayatın yeniden kurulamamış olması

Önemli olan, ortak hayatın hangi sebeple kurulamadığının araştırılmamasıdır; kanun "her ne sebeple olursa olsun" demektedir. Davayı, önceki davada davalı olan taraf da açabilir.

Örnek olay

Bahar ile Kerim yedi yıllık evliliklerinde sürekli tartışmaktadır. Bahar, Kerim'in eve ilgisiz olduğunu ve ekonomik yükümlülüklerini yerine getirmediğini; Kerim ise Bahar'ın ailesini kendisine tercih ettiğini ileri sürer. Yargılamada Bahar'ın kusurunun daha ağır olduğu anlaşılır. Bahar boşanma davası açmış, Kerim davaya itiraz etmiştir.

Değerlendirme: Olgular TMK m. 166/1 kapsamındadır: ilgisizlik, ekonomik yükümlülükleri yerine getirmeme ve sürekli geçimsizlik, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dayanak olabilecek hâllerdir. Sebep nispi olduğundan hâkim, ortak hayatın sürdürülmesinin taraflardan beklenip beklenemeyeceğini değerlendirir.

Kerim'in itirazı TMK m. 166/2'ye dayanır: davacının kusuru daha ağırsa davalının itiraz hakkı vardır. Bahar daha ağır kusurlu olduğu için itiraz yerindedir ve kural olarak dava reddedilir.

Ancak kanun bu itiraza sınır koymuştur. İtiraz hakkın kötüye kullanılması niteliğindeyse ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa, hâkim yine de boşanmaya karar verebilir. İki koşul birlikte aranır: yalnız itirazın kötüye kullanma sayılması yetmez, ayrıca korunmaya değer yararın da kalmamış olması gerekir.

Boşanmaya karar verilse bile Bahar'ın malî talepleri sınırlıdır: daha ağır kusurlu olduğu için maddî tazminat isteyemez (TMK m. 174/1) ve kusuru daha ağır olduğundan yoksulluk nafakası da alamaz (TMK m. 175/1). Kerim ise koşulları varsa her ikisini de isteyebilir. Bu, boşanmanın kendisi ile sonuçlarının ayrı değerlendirildiğini gösteren tipik bir tablodur.

İkinci örnek olay

Deniz ile Kaya 10 Mart 2023 tarihinde evlenmiştir. Kaya'nın 2024 yılında açtığı boşanma davası ispat edilemediği gerekçesiyle reddedilmiş, red kararı 1 Şubat 2025 tarihinde kesinleşmiştir. Taraflar bu tarihten sonra bir araya gelmemiş, ortak hayatı yeniden kurmamıştır. Deniz, 10 Mart 2026 tarihinde boşanma davası açmak istemektedir.

Değerlendirme: Red kararının kesinleşmesinden dava tarihine kadar bir yıldan fazla süre geçmiştir ve ortak hayat yeniden kurulmamıştır. Koşullar TMK m. 166/4 bakımından gerçekleşmiştir. Davayı önceki davanın davalısı olan Deniz'in açmasında engel yoktur; kanun davayı "eşlerden biri"ne tanımıştır. Sebep mutlak olduğundan hâkim ayrıca çekilmezlik araştırması yapmayacaktır.

Aynı olayda ilk dava feragatle sonuçlanmış olsaydı, ortada bir red kararı bulunmayacağı için TMK m. 166/4'e dayanılamazdı.


Bu üç yol arasındaki geçişler de mümkündür. TMK m. 166/3 koşulları gerçekleşmezse — evlilik bir yıldan kısaysa veya hâkim protokolü uygun bulmazsa — dava kendiliğinden düşmez; koşulları varsa TMK m. 166/1 kapsamında sürdürülür. Bu kez hâkim geçimsizliği ayrıca araştırır ve taraflar delil göstermek zorunda kalır.

Aynı şekilde TMK m. 166/4'e dayanan bir dava, red kararının kesinleşmesinden bir yıl dolmadan açılmışsa reddedilir; ama davacı süre dolduğunda yeniden dava açabilir. Bu maddedeki süre bir hak düşürücü süre değil, bekleme süresidir.

C. Boşanma Davası ve Yargılama Usulü

1. Davanın Konusu

Boşanma davası açmaya hakkı olan eş, dilerse boşanma dilerse ayrılık isteyebilir. Seçim hakkı davacıya aittir. Bu seçim, hâkimin verebileceği kararın sınırını da belirler — aşağıda ayrılık başlığında görülecektir.

Bu seçim geri alınamaz değildir: davacı, yargılama sırasında ıslah yoluyla talebini değiştirebilir. Ancak boşanma isteyen davacının ayrılığa dönmesi ile ayrılık isteyen davacının boşanmaya geçmesi farklı sonuçlar doğurur; ikincisinde talep genişlemiş olur ve karşı tarafın usulî hakları gözetilir.

Kanunun bu seçim hakkını davacıya bırakması, boşanmanın kişiye sıkı sıkıya bağlı niteliğinden gelir. Evliliğin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine, koşullar gerçekleşse dahi, karar verecek olan eşin kendisidir.

2. Yetkili Mahkeme

Boşanma veya ayrılık davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.

Kanun burada iki seçenekli bir yetki kuralı getirmiştir; davacı bunlardan birini seçebilir:

  • Eşlerden birinin yerleşim yeri — davacının veya davalının olması fark etmez
  • Son defa altı aydır birlikte oturulan yer — burada yerleşim yeri niteliği aranmaz; fiilen birlikte oturmuş olmak yeterlidir

Görevli mahkeme aile mahkemesidir.

Yetkinin niteliği. TMK m. 168'deki yetki kesin yetki değildir; taraflar yetki itirazında bulunmazsa yetkisiz mahkeme de davaya bakabilir. Yetki itirazı süresinde ileri sürülmelidir.

İki ölçütün farkına dikkat edilmelidir. Birincisi yerleşim yeri kavramına dayanır ve TMK m. 19'daki tanıma göre belirlenir. İkincisi ise yerleşim yeri niteliği aramaz; yalnızca fiilen birlikte oturma ve bunun en az altı ay sürmüş olması yeterlidir. Eşler bir yazlıkta altı ay birlikte oturmuşsa, orası yerleşim yeri olmasa da yetkilidir.

"Davadan önce son defa" ifadesi de önemlidir: birden çok yerde birlikte oturulmuşsa, yetkili olan en son birlikte oturulan yerdir.

3. Geçici Önlemler

Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan önlemleri re'sen alır. Kanun bunları örnekleyerek sayar: eşlerin barınması, geçimi, eşlerin mallarının yönetimi, çocukların bakımı ve korunması.

Buradaki "re'sen" ifadesi önemlidir: geçici önlemler için tarafların istemi gerekmez, hâkim kendiliğinden karar verir. Boşanmanın sonuçlarına ilişkin tazminat ve nafaka taleplerinde durum bunun tam tersidir — orada istem zorunludur.

Geçici önlemler tedbir niteliğindedir; davanın sonucuna göre değişebilir veya kalkar. Karar sırasında hükmedilen nafaka ve tazminattan ayrıdır: geçici önlem yargılama süresini, hüküm ise boşanmadan sonrasını düzenler.

Kanunun re'sen hareket kuralı koyması, bu dönemde korunması gereken menfaatlerin tarafların ihmaline bırakılamayacak nitelikte olmasındandır. Barınma, geçim ve çocukların bakımı, davanın uzunluğu boyunca askıda kalamaz.

4. Yargılama Usulü

Kanun, boşanma yargılamasını genel usul kurallarına tâbi kılmakla birlikte altı özel kural saymıştır:

  1. Hâkim, davanın dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe bunları ispatlanmış sayamaz.
  2. Hâkim, bu olgular hakkında taraflara yemin öneremez — ne re'sen ne de istem üzerine.
  3. Tarafların bu konudaki her türlü ikrarları hâkimi bağlamaz.
  4. Hâkim kanıtları serbestçe takdir eder.
  5. Boşanmanın veya ayrılığın fer'î sonuçlarına ilişkin anlaşmalar, hâkim tarafından onaylanmadıkça geçerli olmaz.
  6. Hâkim, taraflardan birinin istemi üzerine duruşmanın gizli yapılmasına karar verebilir.

Bu kuralların ortak mantığı şudur: evlilik birliği yalnızca eşleri ilgilendiren bir özel hukuk ilişkisi değildir; kamu düzenini de ilgilendirir. Bu nedenle tarafların iradesi hâkimi bağlamaz, ikrar ve yemin gibi klasik ispat araçlarının bağlayıcılığı kaldırılmıştır.

Üçüncü kuralın tek istisnası anlaşmalı boşanmadır: TMK m. 166/3 açıkça, o hâlde ikrarın hâkimi bağlamayacağı hükmünün uygulanmayacağını belirtir.

Boşanma davasında taraflar. Boşanma davası yalnız eşler arasında görülür; üçüncü kişiler taraf olamaz, savcı re'sen dava açamaz. Bu, butlan davasından temel farktır — orada savcı re'sen davacıdır ve ilgililer dava açabilir.

Dava hakkı kişiye sıkı sıkıya bağlıdır: mirasçılara geçmez. Eşlerden biri dava sırasında ölürse dava kural olarak konusuz kalır; tek istisna TMK m. 181/2'deki miras sonucuna ilişkin devam hâlidir.

Karşı dava. Davalı eş, aynı davada kendi boşanma talebini karşı davayla ileri sürebilir. Uygulamada sık görülür ve kusur tespiti bakımından önemlidir: her iki tarafın da kusuru aynı yargılamada değerlendirilir.

Örnek olay

Mert ile Sude, evlendikten sonra üç yıl İzmir'de birlikte oturmuş, sekiz ay önce ayrılmışlardır. Mert bu tarihten sonra Ankara'ya, Sude ise Bursa'ya yerleşmiştir. Mert boşanma davası açmak istemektedir. Yargılama sırasında Sude, boşanmaya sebep olan olayları duruşmada açıkça kabul eder.

Değerlendirme: Yetki bakımından üç yer gündeme gelebilir. Son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer ölçütü İzmir'i işaret eder — taraflar orada üç yıl birlikte oturmuştur. Ayrıca eşlerden birinin yerleşim yeri olarak Ankara ve Bursa da yetkilidir. Kanun seçimlik yetki tanıdığından Mert bu üç yerden birini seçebilir.

Sude'nin duruşmadaki kabulü ise hâkimi bağlamaz (TMK m. 184/3). Hâkim, olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe bunları ispatlanmış sayamaz (TMK m. 184/1) ve kanıtları serbestçe takdir eder (TMK m. 184/4). Eğer taraflar anlaşmalı boşanma yoluna gitmiş olsalardı, TMK m. 166/3 uyarınca ikrarın bağlamayacağı kuralı uygulanmayacaktı — ama olayda böyle bir durum yoktur.


Üçüncü örnek olay

Buse ile Emir, iki yıllık evliliklerini anlaşmalı olarak sonlandırmak ister. Mahkemeye birlikte başvurur, hazırladıkları protokolü sunarlar. Protokolde çocuğun velâyeti Emir'e bırakılmakta, Buse'nin çocukla kişisel ilişkisi yılda bir hafta olarak düzenlenmektedir. Taraflar duruşmaya avukatlarını göndermiştir.

Değerlendirme: İki koşul eksiktir.

Bizzat dinleme. Kanun, hâkimin tarafları bizzat dinlemesini ve iradelerini serbestçe açıkladıklarına kanaat getirmesini arar (TMK m. 166/3). Avukat aracılığıyla yapılan beyan bu koşulu karşılamaz. Anlaşmalı boşanmada vekâletle temsil, iradenin serbestçe açıklandığını hâkimin doğrudan gözlemesine engel olduğu için kabul edilmez.

Anlaşmanın uygun bulunması. Hâkim, boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususundaki düzenlemeyi uygun bulmak zorundadır. Yılda bir hafta kişisel ilişki, çocuğun menfaatine açıkça aykırıdır; hâkim bu düzenlemeyi kabul etmeyecek ve gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilecektir. Değişiklikler taraflarca kabul edilirse boşanmaya hükmolunur; kabul edilmezse anlaşmalı boşanma gerçekleşmez.

Evlilik süresi bakımından engel yoktur: iki yıl, kanunun aradığı en az bir yıllık süreyi karşılar. Bir yıldan kısa bir evlilikte ise koşullar ne kadar uygun olursa olsun anlaşmalı boşanma mümkün olmazdı; taraflar TMK m. 166/1'e dayanmak zorunda kalırdı.

Bir de usul ayrıntısı vardır: anlaşmalı boşanmada tarafların ikrarı hâkimi bağlarTMK m. 184/3'teki genel kural burada uygulanmaz. Bu istisna, anlaşmalı boşanmanın işleyebilmesi için zorunludur; aksi hâlde hâkim tarafların beyanına rağmen geçimsizliği ayrıca araştırmak zorunda kalırdı.

Dördüncü örnek olay

Boşanma davası İstanbul'da açılmıştır. Davalı eş, tarafların hiçbir zaman İstanbul'da oturmadığını, son olarak dört ay Antalya'da birlikte yaşadıklarını ve kendisinin İzmir'de yerleşik olduğunu ileri sürerek yetki itirazında bulunur. Davacı ise İstanbul'da oturduğunu belirtir.

Değerlendirme: Yetki itirazı reddedilir. TMK m. 168 iki seçenekli bir kural getirir ve birincisi eşlerden birinin yerleşim yeridir — davacının olması da yeterlidir. Davacı İstanbul'da yerleşikse İstanbul mahkemesi yetkilidir.

Antalya seçeneği zaten işlemez: ikinci ölçüt son defa altı aydan beri birlikte oturulan yeri gösterir; dört aylık birliktelik bu süreyi karşılamaz. İzmir de davalının yerleşim yeri olarak yetkilidir, ama bu İstanbul'un yetkisini ortadan kaldırmaz — kural seçimliktir ve seçim davacıya aittir.

Niteliğe de dikkat etmek gerekir: TMK m. 168'deki yetki kesin yetki değildir. Davalı süresinde itiraz etmeseydi, yetkisiz bir mahkeme dahi davaya bakabilirdi.

Nafaka bakımından ayrı bir kural vardır. Boşanmadan sonra açılacak nafaka davalarında yetkili mahkeme nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesidir (TMK m. 177). Bu, boşanma davasının yetkisinden bağımsızdır ve sınavda ikisi sık karıştırılır.


D. Ayrılık

Ayrılık, evlilik birliğini sona erdirmeyen, ancak eşlerin birlikte yaşama yükümlülüğünü belirli bir süre için kaldıran bir karardır. Evlilik devam eder; eşler yeniden evlenemez, mirasçılık sıfatları sürer.

Hâkimin karar seçenekleri (TMK m. 170). Boşanma sebebi ispatlanmışsa hâkim boşanmaya veya ayrılığa karar verir. Ancak kanun iki sınır koyar:

  • Dava yalnız ayrılığa ilişkinse, boşanmaya karar verilemez. Davacının istemediği bir sonuç ona dayatılamaz.
  • Boşanma istenmişse hâkim ayrılığa hükmedebilir, ama bunun bir koşulu vardır: eşlerin ortak hayatı yeniden kurma ihtimalinin bulunması. Bu ihtimal yoksa ayrılığa karar verilemez. Hâkimin burada takdir yetkisi vardır, ancak takdir koşula bağlıdır.

Bu asimetri kasıtlıdır: kanun evliliğin sürdürülmesine öncelik verir; boşanma istenmişken ayrılığa hükmetmek mümkündür, tersi mümkün değildir.

Kanun ayrıca üçüncü bir hâl düzenlemiştir: ortak hayatın yeniden kurulması olasılığı bulunduğu takdirde hâkim, boşanma istenmiş olsa bile ayrılığa karar verebilir (TMK m. 170/3). Buradaki "olasılık" hâkimin takdirindedir, ama takdir keyfî değildir — dosyadaki olgulara dayanmalıdır. Tarafların uzlaşma girişimleri, ayrı yaşama süresinin kısalığı, çocukların durumu bu değerlendirmede dikkate alınır.

  • Süre (TMK m. 171). Ayrılığa bir yıldan üç yıla kadar bir süre için karar verilebilir. Süre, ayrılık kararının kesinleşmesiyle işlemeye başlar.
  • Sürenin bitimi (TMK m. 172). Süre bitince ayrılık durumu kendiliğinden sona erer; yeni bir karara gerek yoktur. Ortak hayat yeniden kurulmamışsa eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Bu davada boşanmanın sonuçları düzenlenirken, ilk davada ispatlanmış olan olaylar ile ayrılık süresinde ortaya çıkan durumlar birlikte göz önünde tutulur.

Ayrılık süresince eşlerin durumu. Ayrılık kararıyla birlikte yaşama yükümlülüğü kalkar, ama evlilik bütün diğer sonuçlarıyla sürer:

  • Eşler yeniden evlenemez; evlenirlerse ikinci evlilik mutlak butlanla sakat olur
  • Mirasçılık sıfatı devam eder; boşanmadaki TMK m. 181 sonucu doğmaz
  • Sadakat yükümlülüğü sürer; ayrılık süresinde zina mümkündür
  • Nafaka ve çocukların durumu hâkim tarafından düzenlenir
  • Hâkim, sözleşmeyle kabul edilmiş mal rejiminin kaldırılmasına karar verebilir (TMK m. 180)

Ayrılık kararı verilmesi, boşanma davası açılmasına engel değildir. Süre dolmadan da koşulları varsa boşanma istenebilir; ayrılık, boşanma yolunu kapatmaz.

Ayrılığın işlevi. Kanun ayrılığı, evliliğin kurtarılabileceği hâller için öngörmüştür. Bu yüzden boşanma istenmişken ayrılığa hükmedilebilmesi, ortak hayatın yeniden kurulma ihtimalinin bulunmasına bağlanmıştır. İhtimal yoksa ayrılık kararı evliliği kurtarmaz, yalnız boşanmayı geciktirir.

Örnek olay

Sinem, eşi Doruk'a karşı yalnız ayrılık istemiyle dava açar. Yargılamada boşanma sebebinin gerçekleştiği ispatlanır ve tarafların ortak hayatı yeniden kurma ihtimalinin bulunmadığı anlaşılır. Hâkim, evliliğin fiilen bittiği kanaatiyle boşanmaya karar verir.

Değerlendirme: Karar hatalıdır. Kanun açıktır: dava yalnız ayrılığa ilişkinse boşanmaya karar verilemez (TMK m. 170/2). Davacının istemediği bir sonuç ona dayatılamaz; hâkim talebi aşamaz.

Tersi mümkündür: boşanma istenmişken hâkim ayrılığa hükmedebilir (TMK m. 170/3), ama bunun koşulu ortak hayatın yeniden kurulma ihtimalinin bulunmasıdır. Bu ihtimal yoksa ayrılığa da karar verilemez.

Asimetri kasıtlıdır. Kanun evliliğin sürdürülmesine öncelik verir; bu yüzden daha hafif sonucu (ayrılık) ağır talebin içinde görür, ama daha ağır sonucu (boşanma) hafif talebin içinde görmez.

Sinem'in yolu şudur: ayrılık kararı verilir, süre bir yıldan üç yıla kadar belirlenir (TMK m. 171) ve kararın kesinleşmesiyle işlemeye başlar. Süre bitiminde ayrılık kendiliğinden sona erer; ortak hayat kurulmamışsa Sinem boşanma davası açabilir (TMK m. 172). O davada, ilk davada ispatlanmış olaylar ile ayrılık süresinde ortaya çıkan durumlar birlikte değerlendirilir.


E. Boşanmanın Kişisel Sonuçları

Boşanma kararı dört ayrı alanda sonuç doğurur; bu bölüm ilk ve dördüncüyü, F bölümü ikinciyi, G bölümü üçüncüyü ele alır:

AlanMaddeAna kural
Kişisel durum ve soyadıTMK m. 173Kadın kişisel durumunu korur, evlenmeden önceki soyadını alır
Malî sonuçlarTMK m. 174–177Tazminat ve nafaka; hepsi istem üzerine
ÇocuklarTMK m. 182–183Velâyet, kişisel ilişki, iştirak nafakası
Mal rejimi ve mirasTMK m. 179–181Rejim tasfiye edilir; eşler birbirinin yasal mirasçısı olamaz
1. Boşanma Kararının Niteliği

Boşanma kararı inşaî (yenilik doğuran) bir hükümdür: evliliği sona erdiren, kararın kendisidir. Bu nitelik üç sonucu doğurur.

Kesinleşme şarttır. Evlilik, boşanma kararının verilmesiyle değil kesinleşmesiyle sona erer. Kesinleşmeden önce eşler hâlâ evlidir: yeniden evlenemezler, mirasçılık sıfatları sürer, sadakat yükümlülüğü devam eder ve bu dönemde zina mümkündür.

Geriye etkili değildir. Boşanma ileriye etkilidir; evliliğin geçmişteki sonuçlarını ortadan kaldırmaz. Bu yönüyle butlandan farklı değildir; TMK m. 156 butlanı da ileriye etkili kılmıştır.

Bazı sonuçlar boşanmadan sonra da sürer. Kayın hısımlığı boşanmayla sona ermez (TMK m. 18/2) ve buna bağlı evlenme engeli devam eder (TMK m. 129/2). Evlenmeyle kazanılan erginlik de boşanmayla ortadan kalkmaz. Buna karşılık aile konutu şerhi, evlilik sona erdiği için terkin edilir.

2. Kadının Kişisel Durumu ve Soyadı

Boşanma hâlinde kadın, evlenme ile kazandığı kişisel durumunu korur. Örneğin evlenmeyle kazanılan erginlik boşanmayla ortadan kalkmaz.

Soyadı bakımından kural şudur: kadın evlenmeden önceki soyadını yeniden alır. Kadın evlenmeden önce dul idiyse, hâkimden bekârlık soyadını taşımasına izin verilmesini isteyebilir.

Kanun bir de istisna öngörmüştür: kadının boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğu ve bunun kocaya bir zarar vermeyeceği ispatlanırsa, istemi üzerine hâkim kocanın soyadını taşımasına izin verir. İki koşul birlikte aranır. Koca, koşulların değişmesi hâlinde bu iznin kaldırılmasını isteyebilir.

Soyadı kuralının bugünkü hâli. Kadının evlenmeyle kocasının soyadını almasını düzenleyen TMK m. 187, Anayasa Mahkemesi'nin 22.02.2023 tarihli kararıyla iptal edilmiştir (E. 2022/155, K. 2023/38). Bu, TMK m. 173'ün uygulama alanını daraltır: kadın evlenirken kocasının soyadını almamışsa, boşanmada "evlenmeden önceki soyadını yeniden alma" sorunu da doğmaz.

Buna karşılık kocasının soyadını almış olan kadınlar bakımından TMK m. 173 aynen uygulanır. İptal kararından önce kurulmuş evliliklerde bu hüküm hâlâ işlevseldir; bu nedenle konu sınav bakımından önemini korumaktadır. İptal tarihinden önce basılmış kaynaklar TMK m. 187'yi yürürlükteymiş gibi anlatır.

3. Mal Rejiminin Tasfiyesi

Boşanma hâlinde mal rejiminin tasfiyesinde, eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (TMK m. 179). Ayrılığa karar verilmesi hâlinde ise mahkeme, ayrılığın süresine ve eşlerin durumlarına göre, aralarında sözleşmeyle kabul edilmiş olan mal rejiminin kaldırılmasına karar verebilir (TMK m. 180).

4. Miras Hakları

Boşanan eşler, bu sıfatla birbirlerinin yasal mirasçısı olamazlar. Ayrıca boşanmadan önce yapılmış ölüme bağlı tasarruflarla kendilerine sağlanan hakları da kaybederler — ancak bu ikinci sonuç mutlak değildir: aksi tasarruftan anlaşılıyorsa haklar korunur. Yani mirasbırakan, boşanma hâlinde de kazandırmanın geçerli kalmasını istediğini tasarrufta belirtmişse, bu irade üstün tutulur.

Kanun ayrıca özel bir durum düzenlemiştir (TMK m. 181/2): boşanma davası devam ederken eşlerden biri ölürse, davaya ölen eşin mirasçılarından biri devam eder ve diğer eşin kusuru ispatlanırsa, yukarıdaki sonuç yine uygulanır. Yani sağ kalan eş mirasçı olamaz. Bu düzenleme olmasaydı, dava sürerken gerçekleşen ölüm sağ kalan eşe mirasçılık kazandırırdı.

Dikkat edilmesi gereken nokta, bu sonucun kendiliğinden doğmamasıdır. İki koşul birlikte gerçekleşmelidir: mirasçılardan birinin davaya devam etmesi ve sağ kalan eşin kusurunun ispatlanması. Mirasçılar davaya devam etmezse veya kusur ispatlanamazsa, sağ kalan eş yasal mirasçı sıfatını korur.

Örnek olay

Nurcan, evlendiğinde eşinin soyadını almıştır. Evlenmeden önce dul olan Nurcan, on iki yıllık evliliği boyunca mesleğini bu soyadıyla icra etmiş ve mesleki çevresinde bu adla tanınmıştır. Boşanma kararı verildikten sonra Nurcan, eski kocasının soyadını kullanmaya devam etmek istemektedir.

Değerlendirme: Kural, kadının evlenmeden önceki soyadını yeniden almasıdır (TMK m. 173/1). Nurcan evlenmeden önce dul olduğu için ayrıca bekârlık soyadını taşımasına izin verilmesini de isteyebilir.

Kocanın soyadını kullanmaya devam edebilmesi ise iki koşulun birlikte ispatına bağlıdır (TMK m. 173/2): Nurcan'ın bu soyadını kullanmakta menfaatinin bulunması ve bunun kocaya zarar vermemesi. Mesleğini uzun süre bu adla icra etmiş olması menfaat unsuru bakımından dayanak oluşturabilir; ancak hâkim ikinci koşulu da ayrıca değerlendirecektir. İzin verilse dahi bu kalıcı değildir — koca, koşulların değişmesi hâlinde iznin kaldırılmasını isteyebilir (TMK m. 173/3).


İkinci örnek olay

Boşanan Selma, eski eşi Barış'ın soyadını kullanmaya devam etmek için izin almış, hâkim bu izni vermiştir. Üç yıl sonra Selma, Barış ile aynı sektörde rakip bir şirket kurar ve iş çevresinde Barış'ın soyadıyla tanınmayı sürdürür. Barış, iznin kaldırılmasını ister.

Değerlendirme: Kanun bu ihtimali öngörmüştür: koca, koşulların değişmesi hâlinde iznin kaldırılmasını isteyebilir (TMK m. 173/3). İzin kalıcı bir hak değil, koşula bağlı bir yetkidir.

İzin verilirken iki koşul aranmıştı (TMK m. 173/2): kadının bu soyadını kullanmakta menfaatinin bulunması ve bunun kocaya zarar vermemesi. İlk koşul hâlâ gerçekleşmektedir — Selma iş çevresinde bu adla tanınmaktadır. Değişen, ikinci koşuldur: rakip bir şirket kurulması, soyadının ticarî karışıklığa ve Barış'ın ticarî itibarına zarara yol açabilir.

Hâkim, iki koşulu yeniden birlikte değerlendirecektir. Menfaatin sürmesi tek başına yetmez; zarar unsuru doğmuşsa izin kaldırılabilir. Karar somut olayda zararın gerçekliğine ve ağırlığına bağlıdır.

Bu örnek, TMK m. 173/2'deki iznin niteliğini gösterir: bir kez verilip bitmiş bir hak değil, koşullarının sürmesine bağlı, denetlenebilir bir yetkidir.


F. Maddî ve Manevî Tazminat ile Yoksulluk Nafakası

Boşanmanın malî sonuçları üç kalemde toplanır ve üçünün de koşulları birbirinden farklıdır. Bu bölüm, sınavda dersin en yoğun sorulan alanlarından biridir.

1. Maddî Tazminat

Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen, kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir.

Koşullar dört tanedir:

  • Talep eden tarafın mevcut veya beklenen bir menfaatinin zedelenmiş olması
  • Bu zedelenmenin boşanma yüzünden gerçekleşmesi (illiyet bağı)
  • Talep edenin kusursuz veya daha az kusurlu olması
  • Karşı tarafın kusurlu olması

"Beklenen menfaat" ifadesi geniştir: evliliğin devamı hâlinde elde edilecek ekonomik yararlar, sosyal güvenlik hakları gibi menfaatler bu kapsamdadır.

En kritik nokta usule ilişkindir: maddî tazminata istem üzerine hükmedilir. Hâkim re'sen maddî tazminata karar veremez. Bu, geçici önlemlerdeki (TMK m. 169) re'sen hareket kuralının tersidir.

Menfaatin türleri. "Mevcut menfaat", evlilik sürerken fiilen sahip olunan ekonomik yararlardır: eşin gelirinden pay almak, ortak konutta oturmak, eşin sağlık güvencesinden yararlanmak gibi. "Beklenen menfaat" ise evliliğin devamı hâlinde ileride elde edilecek yararlardır: emeklilik döneminde eşin gelirinden yararlanma beklentisi, eşin mirasçısı olma beklentisi gibi. İkincisi ispatı güç olduğu için hâkim burada hakkaniyeti geniş biçimde kullanır.

"Uygun" tazminat. Kanun bir hesap yöntemi vermez; "uygun bir maddî tazminat" der. Hâkim tarafların ekonomik durumunu, evliliğin süresini, kusurun ağırlığını ve zedelenen menfaatin niteliğini birlikte değerlendirir. Bu yüzden maddî tazminat, borçlar hukukundaki zarar hesabından farklı işler: tam zararın giderilmesi değil, hakkaniyete uygun bir denkleştirme amaçlanır.

Kusur karşılaştırması. Talep eden tarafın kusursuz olması şart değildir; daha az kusurlu olması yeterlidir. Eşit kusurda maddî tazminat istenemez — bu nokta yoksulluk nafakasından ayrılır, çünkü nafakada eşit kusur engel değildir. Karşılaştırma somut olayın bütünü üzerinden yapılır; kusurların sayısı değil ağırlığı ölçülür.

2. Manevî Tazminat

Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.

Koşulları maddî tazminattan farklıdır: burada aranan, talep edenin kusursuz olması değil, kişilik hakkının saldırıya uğramış olmasıdır. Saldırının boşanmaya sebep olan olaylardan kaynaklanması gerekir; boşanma kararının kendisi manevî tazminat sebebi değildir.

Manevî tazminat da istem üzerine hükmedilir.

Neyin tazmin edildiği. Manevî tazminat, boşanmaya sebep olan olayların yol açtığı kişilik hakkı ihlalini karşılar: aldatılma, şiddet, hakaret, onur kırıcı davranış gibi. Boşanmanın kendisinden duyulan üzüntü tazminat sebebi değildir; aksi hâlde her boşanmada manevî tazminat gerekirdi.

Kusur. Talep eden tarafın kusurlu olup olmaması kanunda koşul olarak yazılmamıştır; aranan, karşı tarafın kusurlu olması ve talep edenin kişilik hakkının saldırıya uğramış olmasıdır. Ancak talep edenin ağır kusuru, hakkaniyet değerlendirmesinde miktarı etkiler.

Miktar ve ödeme biçimi. Manevî tazminat "uygun miktarda bir para" olarak hükmedilir ve yalnız toptan ödenir; irat biçiminde ödenmesine karar verilemez (TMK m. 176/2). Bu, manevî tazminatın niteliğinden gelir: sürekli bir yardım değil, bir kereye mahsus bir giderimdir.

3. Yoksulluk Nafakası

Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla, geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.

Bu maddede üç ayrıntı özellikle önemlidir:

  • Talep edenin kusuru "daha ağır" olmamalıdır. Kusursuz olması gerekmez; eşit kusurlu taraf da yoksulluk nafakası isteyebilir. Yalnızca kusuru daha ağır olan taraf bu haktan yararlanamaz.
  • Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz (TMK m. 175/2). Kanun bunu açıkça yazmıştır. Yani hiç kusuru olmayan bir eş de yoksulluk nafakası ödemekle yükümlü tutulabilir. Yoksulluk nafakası bir tazminat değil, bir yardım yükümlülüğüdür; mantığı budur.

Süresiz olarak istenebilir. Kanunda azami bir süre yoktur.

Yoksulluk nafakasına da istem üzerine hükmedilir; hâkim re'sen karar veremez.

Yoksulluk ölçütü. Kanun "yoksulluğa düşecek" der; mutlak bir yoksulluk aranmaz. Uygulamada ölçü, tarafın kendi geliriyle asgari yaşam düzeyini sürdürüp sürdüremeyeceğidir. Çalışabilir durumda olmak tek başına nafakayı engellemez; fiilen gelir elde edip etmediğine bakılır. Buna karşılık düzenli ve yeterli geliri olan taraf yoksulluğa düşmüş sayılmaz.

Tazminattan farkı. Yoksulluk nafakası bir yardım yükümlülüğüdür, tazminat değildir. Bu nitelik üç sonucu doğurur: yükümlünün kusuru aranmaz, süresiz istenebilir, ve koşullar değiştiğinde miktarı yeniden belirlenebilir. Maddî tazminat ise mevcut veya beklenen bir menfaatin zedelenmesini karşılar. Toptan ödenmesine karar verilmişse hükümden sonraki değişikliklerden etkilenmez. Buna karşılık irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat için kanun ayrı bir rejim öngörmüştür: alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklının evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, haysiyetsiz hayat sürmesi gibi hâllerde mahkeme kararıyla kaldırılır; tarafların malî durumlarının değişmesi hâlinde artırılması veya azaltılması istenebilir (TMK m. 176/3–4). Bu kurallar yoksulluk nafakası için de geçerlidir.

İştirak nafakasıyla karışmamalıdır. Yoksulluk nafakası eşin, iştirak nafakası çocuğun hakkıdır. Eş yoksulluk nafakasından feragat edebilir; çocuğun iştirak nafakası hakkından ise ana baba feragat edemez.

4. Ödenme Biçimi ve Sona Ermesi

Maddî tazminat ve yoksulluk nafakası toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenebilir. Buna karşılık manevî tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez (TMK m. 176/2) — manevî tazminat yalnızca toptan ödenir.

İrat biçiminde ödenen maddî tazminat veya nafaka iki farklı yolla sona erer:

  • Kendiliğinden kalkar: alacaklı tarafın yeniden evlenmesi, ya da taraflardan birinin ölümü.
  • Mahkeme kararıyla kaldırılır: alacaklının evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması, ya da haysiyetsiz hayat sürmesi.

Bu ayrım kanunda açıkça yapılmıştır ve karıştırılmaya elverişlidir: ilk gruptaki iki hâl için karara gerek yoktur, ikinci gruptaki üç hâl için mahkeme kararı gerekir.

İrat, bir kez belirlendikten sonra donmuş bir rakam değildir. Tarafların malî durumu değiştiğinde veya hakkaniyet gerektirdiğinde miktarın artırılması ya da azaltılması istenebilir. Hâkim ayrıca, taraflardan biri talep ederse, iradın gelecek yıllarda ne miktarda ödeneceğini baştan karara bağlayabilir; böylece her yıl yeniden dava açılması gerekmez.

Yetki (TMK m. 177). Boşanmadan sonra açılacak nafaka davalarında nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir. Bu, TMK m. 168'deki boşanma davası yetkisinden ayrı bir kuraldır.

Kusurun boşanmadaki üç ayrı işlevi. Kusur kavramı boşanmanın üç ayrı yerinde karşımıza çıkar ve her yerde farklı çalışır:

  • Boşanmaya karar verilmesinde: özel sebeplerde kusur bir koşuldur (akıl hastalığı hariç); genel sebepte koşul değildir, yalnız TMK m. 166/2'deki itiraz hakkını doğurur.
  • Tazminatta: talep edenin daha az kusurlu, karşı tarafın kusurlu olması aranır.
  • Yoksulluk nafakasında: talep edenin kusuru daha ağır olmamalıdır; yükümlünün kusuru hiç aranmaz.

Bu üç işlevin ayrı ayrı çalışması şu sonucu doğurur: bir eş boşanmayı sağlayabilir ama tazminat alamayabilir; tazminat alamayan bir eş yine de yoksulluk nafakası alabilir. Sınav soruları çoğu zaman bu üç katmanı tek olayda birleştirir.

Örnek olay

Ece ile Bora'nın boşanmasına, evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle karar verilmiştir. Mahkeme, tarafların eşit kusurlu olduğunu tespit etmiştir. Ece'nin gelir getirici bir işi yoktur ve boşanma sonucunda yoksulluğa düşecektir. Ece, yargılama sırasında yoksulluk nafakası talebinde bulunmuş ancak maddî tazminat istememiştir.

Değerlendirme: Ece eşit kusurludur; kusuru daha ağır olmadığı için yoksulluk nafakası isteyebilir (TMK m. 175/1). Bora'nın kusurunun bulunup bulunmaması bu talep bakımından önemli değildir — kanun nafaka yükümlüsünün kusurunu aramaz (TMK m. 175/2). Nafakaya süresiz olarak hükmedilebilir.

Buna karşılık maddî tazminata hükmedilemez: hem Ece kusursuz veya daha az kusurlu değildir, hem de böyle bir talepte bulunmamıştır — hâkim maddî tazminata re'sen karar veremez.

Boşanma kararı kesinleştikten sonra Ece'nin bu talepleri için açacağı davalar, kesinleşmeden itibaren bir yıl içinde açılmalıdır (TMK m. 178).

İkinci örnek olay

Boşanma kararıyla Melis'e irat biçiminde yoksulluk nafakası bağlanmıştır. İki yıl sonra Melis, evlenmeksizin başka biriyle aynı evde yaşamaya başlar. Üç yıl sonra ise iyi bir işe girerek düzenli gelir elde etmeye başlar. Nafaka yükümlüsü Tunç, ödemeleri kendiliğinden durdurur.

Değerlendirme: Tunç'un ödemeleri kendiliğinden durdurması hatalıdır. Kanun iki grubu ayırmıştır (TMK m. 176/3):

Kendiliğinden kalkan hâller yalnız ikidir: nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi ve taraflardan birinin ölümü. Bu iki hâlde karara gerek yoktur.

Mahkeme kararıyla kaldırılan hâller üçtür: alacaklının evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ve haysiyetsiz hayat sürmesi. Melis'in durumu bu ikinci gruptadır — hem fiilen evliymiş gibi yaşamakta hem de yoksulluğu ortadan kalkmıştır. Her ikisi de mahkeme kararı gerektirir.

Tunç'un yapması gereken, nafakanın kaldırılması için dava açmaktır. Karar alınmadan ödemeyi durdurması onu temerrüde düşürür ve birikmiş nafaka icra yoluyla tahsil edilebilir.

Bir de ara yol vardır: koşullar tamamen ortadan kalkmamış, yalnız değişmişse Tunç iradın azaltılmasını isteyebilir (TMK m. 176/4). Kaldırma ile azaltma ayrı taleplerdir.

Üçüncü örnek olay

Boşanma davası devam ederken davacı eş Kaan ölür. Kaan'ın kardeşi davaya devam eder ve davalı eş Ela'nın kusurlu olduğunu ispatlar. Kaan, boşanmadan iki yıl önce düzenlediği vasiyetnameyle Ela'ya bir taşınmaz bırakmıştır.

Değerlendirme: Boşanma davası, taraflardan birinin ölümüyle kural olarak konusuz kalır — ölüm evliliği zaten sona erdirmiştir. Ancak kanun özel bir düzenleme getirmiştir (TMK m. 181/2): mirasçılardan biri davaya devam eder ve diğer eşin kusuru ispatlanırsa, boşanmadaki miras sonucu uygulanır.

Bu düzenleme olmasaydı, dava sürerken gerçekleşen ölüm sağ kalan eşe mirasçılık kazandırırdı — kusurlu eş, ölümün zamanlaması sayesinde kazançlı çıkardı.

Olayda iki koşul da gerçekleşmiştir: kardeş davaya devam etmiş ve Ela'nın kusuru ispatlanmıştır. Sonuç olarak Ela yasal mirasçı olamaz ve boşanmadan önce yapılmış ölüme bağlı tasarrufla kendisine sağlanan hakları da kaybeder (TMK m. 181/1).

Ancak son nokta mutlak değildir: kanun "aksi tasarruftan anlaşılmadıkça" der. Kaan vasiyetnamesinde, boşanma hâlinde dahi kazandırmanın geçerli kalmasını istediğini belirtmişse bu irade üstün tutulur ve taşınmaz Ela'ya kalır. Mirasbırakanın açık iradesi, kanunun varsayımını aşar.

Beşinci örnek olay

Yasemin ile Cenk anlaşmalı boşanmak üzere mahkemeye başvurur. Evlilikleri on dört aydır sürmektedir. Protokolde Yasemin, yoksulluk nafakası ve tazminat taleplerinden feragat etmekte; müşterek çocuğun velâyeti Yasemin'e bırakılmakta, Cenk'in iştirak nafakası ödemeyeceği kararlaştırılmaktadır. Hâkim tarafları bizzat dinlemiş, iradelerini serbestçe açıkladıklarına kanaat getirmiştir.

Değerlendirme: Dört koşuldan üçü gerçekleşmiştir: evlilik bir yıldan uzundur (on dört ay), taraflar birlikte başvurmuştur ve hâkim onları bizzat dinlemiştir. Sorun dördüncü koşuldadır — anlaşmanın uygun bulunması.

Yasemin'in kendi taleplerinden feragati geçerlidir. Yoksulluk nafakası ve tazminat, eşin kendi hakkıdır; eş bunlardan vazgeçebilir. Hâkim, feragatin iradeye dayandığına kanaat getirdikten sonra bunu onaylayabilir.

Ancak iştirak nafakasının kaldırılması geçerli değildir. Bu nafaka çocuğun hakkıdır; ana baba onun adına feragat edemez. Hâkim bu düzenlemeyi uygun bulamaz ve gerekli gördüğü değişikliği yapar (TMK m. 166/3) — Cenk'in malî gücü oranında iştirak nafakası ödemesine hükmeder.

Değişiklik taraflarca kabul edilirse boşanmaya karar verilir. Kabul edilmezse anlaşmalı boşanma gerçekleşmez; dava, koşulları varsa TMK m. 166/1 kapsamında sürdürülür ve bu kez hâkim geçimsizliği ayrıca araştırır.

Evlilik on dört ay yerine on ay sürmüş olsaydı, koşullar ne kadar uygun olursa olsun anlaşmalı boşanma yolu kapalı olurdu. Bir yıllık süre kesindir ve hâkimin takdirine bırakılmamıştır.


G. Çocuklar Bakımından Sonuçlar ve Dava Haklarının Zamanaşımı

Kanun burada çocuğun menfaatini tarafların iradesinin üstünde tutar. Bu, boşanma hukukunun genel eğiliminin bir parçasıdır: eşler kendi malî sonuçlarını geniş ölçüde düzenleyebilirken, çocuğa ilişkin konularda hâkimin denetimi ve re'sen hareket yetkisi devreye girer.

1. Ana ve Babanın Hakları

Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile kişisel ilişkilerini düzenler.

Mahkeme kararında, kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi hâlinde, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velâyetin değiştirilebileceğini ihtar eder (TMK m. 182/2). Bu ihtar zorunludur ve kararın içinde yer alır.

Dinleme yükümlülüğünün kapsamı da belirtilmelidir. Kanun, ana ve babanın dinlenmesini "olanak bulundukça" aramıştır; bu, dinlemenin fiilen mümkün olmadığı hâllerde kararın verilmesine engel olunmadığı anlamına gelir. Buna karşılık çocuk vesayet altındaysa vasinin ve vesayet makamının düşüncesinin alınması koşullu değildir. Uygulamada ayrıca çocuğun idrak çağında olması hâlinde kendisinin de dinlenmesi aranır; bu, çocuğun kendisini ilgilendiren kararlarda görüşünün alınması ilkesinin bir görünümüdür.

Velâyet düzenlemesinin kesin hüküm oluşturmaması da bu alanın ayırt edici yönüdür. Çocuğa ilişkin kararlar, durumun değişmesi hâlinde her zaman yeniden ele alınabilir ve hâkim bu konuda re'sen hareket edebilir (TMK m. 183). Malî sonuçlarda istem şartı aranırken burada aranmaması, korunan menfaatin taraflarınkinden farklı olmasıyla açıklanır: velâyet ve kişisel ilişki düzenlemesi tarafların değil, çocuğun menfaatine hizmet eder.

Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocukla kişisel ilişkisi düzenlenirken, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Velâyet kendisine bırakılmayan eş, çocuğun bakım ve eğitim masraflarına malî gücüyle orantılı biçimde katılmakla yükümlüdür. Uygulamada iştirak nafakası denen bu ödeme, yoksulluk nafakasından şu noktada ayrılır: yoksulluk nafakası eşin, iştirak nafakası ise çocuğun hakkıdır. Bu nedenle eşin talebinden vazgeçmesi çocuğun hakkını ortadan kaldırmaz.

Nafakanın belirlenmesinde ölçü, yükümlünün malî gücüyle orantılılıktır. Hâkim, çocuğun ihtiyaçları ile yükümlünün geliri arasında bir denge kurar ve iki tarafın da yaşam düzeyini gözetir. Miktarın sonradan değişen koşullara uyarlanması da mümkündür; artan ihtiyaç ya da azalan gelir, nafakanın yeniden belirlenmesini haklı gösterir.

Nafakanın ödenme biçimi de düzenlenmiştir. Kural olarak irat biçiminde, yani düzenli aralıklarla ödenir; hâkim, koşullar gerektiriyorsa ödemenin güvence altına alınmasına ya da uyarlanmasına ilişkin önlemler alabilir. Nafakanın toptan ödenmesi ise ancak özel hâllerde gündeme gelir ve çocuğun sürekli ihtiyacını karşılamaya elverişli olması aranır. Ödemenin düzenli aralıklarla yapılması, çocuğun ihtiyacının da zaman içinde ve düzenli biçimde doğmasıyla açıklanır; toptan ödeme, ihtiyacın ileriye dönük olarak bugünden karşılanmasını gerektirdiği için istisnaî kalır ve hâkimin bu yolu seçmesi ayrıca gerekçelendirilir. Bu tercihte yükümlünün ödeme gücünün süreklilik taşıyıp taşımadığı, gelirinin düzenli olup olmadığı ve tahsil güçlüğü doğma ihtimali birlikte değerlendirilir; düzensiz gelirli ya da yurt dışında bulunan yükümlü bakımından toptan ödeme daha sık gündeme gelir.

Nafakanın sona ermesi ise kural olarak çocuğun ergin olmasıyla gerçekleşir. Ne var ki eğitimi devam eden çocuk bakımından yükümlülük eğitim süresince sürebilir; bu, çocuğun kendi adına açacağı bir davayla talep edilir. Ergin olan çocuk artık velâyet altında bulunmadığından, alacak da ona ait olur ve ana ya da baba onun adına talepte bulunamaz.

Burada da hâkim, taraflardan birinin talebi üzerine, irat olarak ödenecek giderlerin gelecek yıllardaki miktarını önceden belirleyebilir.

Velâyetin kime verileceği. Kanun bir öncelik sırası koymamıştır; tek ölçüt çocuğun menfaatidir. Uygulamada çocuğun yaşı, alışkanlıkları, kardeşlerinden ayrılmama ilkesi, ana babanın ekonomik ve kişisel durumu birlikte değerlendirilir. Ekonomik üstünlük tek başına belirleyici değildir — velâyet kendisine verilmeyen eş zaten iştirak nafakasıyla katkıda bulunur.

Çocuğun idrak çağında olması hâlinde görüşü alınır; ancak bu görüş hâkimi bağlamaz. Çocuğun beyanı bir delil olarak değerlendirilir, karar yine çocuğun üstün menfaatine göre verilir.

Kişisel ilişkinin sınırları. Velâyet kendisine verilmeyen eşin çocukla kişisel ilişki kurma hakkı, velâyetten bağımsız ve kişiye sıkı sıkıya bağlı bir haktır. Bu hak yalnız çocuğun menfaati gerektirdiğinde sınırlanabilir veya kaldırılabilir (TMK m. 324). Velâyet sahibi ana babanın keyfî engellemesi, TMK m. 182/2'deki ihtar gereğince velâyetin değiştirilmesi sonucunu doğurabilir.

İştirak nafakasının özellikleri. Çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılma yükümlülüğü şu noktalarda yoksulluk nafakasından ayrılır:

  • Çocuğun hakkıdır; ana baba bundan feragat edemez
  • Kusura hiç bağlı değildir
  • Çocuğun ergin olmasına kadar sürer; eğitimi devam ediyorsa TMK m. 328/2 uyarınca eğitim bitene kadar uzayabilir
  • Hâkim re'sen hükmeder; ayrıca istem aranmaz

Son nokta, boşanmanın malî sonuçlarındaki genel kuralın istisnasıdır: tazminat ve yoksulluk nafakası istem gerektirirken, çocuğa ilişkin düzenlemeler re'sen yapılır. Ayrım, korunan menfaatin kime ait olduğundan gelir — çocuğun menfaati tarafların talebine bırakılamaz.

2. Durumun Değişmesi

Ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması hâlinde hâkim, re'sen veya ana ve babadan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alır. Kanun buradaki hâlleri örnekleyerek saymıştır; liste sınırlı değildir.

Hâkimin re'sen hareket edebildiği hâller. Boşanma hukukunda istem şartı geneldir, ama üç yerde hâkim kendiliğinden karar verir:

  • Geçici önlemler — dava süresince barınma, geçim, malların yönetimi, çocukların bakımı (TMK m. 169)
  • Çocuklara ilişkin düzenlemeler — velâyet, kişisel ilişki, iştirak nafakası (TMK m. 182)
  • Durumun değişmesi — yeni olguların zorunlu kıldığı önlemler (TMK m. 183)

Üçünün ortak yanı, korunan menfaatin tarafların iradesine bırakılamayacak nitelikte olmasıdır. Buna karşılık maddî ve manevî tazminat ile yoksulluk nafakası yalnız istem üzerine hükmedilir; eşin kendi malî menfaati onun tasarrufundadır.

Bu ayrım, sınavda "hâkim re'sen karar verir" ifadesini taşıyan seçeneklerin doğru mu yanlış mı olduğunu belirler: çocuk ve geçici önlem bağlamında doğru, tazminat ve yoksulluk nafakası bağlamında yanlıştır.

3. Dava Haklarının Zamanaşımı

Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

Bu süre, boşanma davasıyla birlikte istenmemiş olan malî talepler bakımından önem taşır. Sürenin başlangıcı boşanma kararının kesinleşme tarihidir, verilme tarihi değildir. Süre zamanaşımı süresidir — hak düşürücü süre değildir; dolayısıyla durabilir, kesilebilir ve hâkim tarafından re'sen dikkate alınmaz, ileri sürülmesi gerekir.

Örnek olay

Boşanma kararıyla altı yaşındaki çocuğun velâyeti Zeynep'e verilmiş, babası Onur ile ayda iki hafta sonu kişisel ilişki düzenlenmiştir. Zeynep, kararın ardından iki yıl boyunca çeşitli bahanelerle çocuğu Onur'a teslim etmez. Onur, velâyetin kendisine verilmesini ister. Aynı dönemde Onur işini kaybetmiştir.

Değerlendirme: Kişisel ilişkinin engellenmesi, kanunun özel olarak düzenlediği bir durumdur. Mahkeme boşanma kararında, kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi hâlinde velâyetin değiştirilebileceğini ihtar etmiş olmalıdır (TMK m. 182/2). Bu ihtar zorunludur ve kararın içinde yer alır.

İki yıl süren sistematik engelleme, ihtarın konusu olan durumun gerçekleştiğini gösterir. Onur, TMK m. 183 uyarınca durumun değişmesine dayanarak velâyetin değiştirilmesini isteyebilir; hâkim re'sen de harekete geçebilir.

Ancak karar otomatik değildir. Ölçüt yine çocuğun menfaatidir; velâyetin değiştirilmesi çocuğun yararına olmalıdır. Onur'un işini kaybetmiş olması bu değerlendirmede dikkate alınır ama tek başına belirleyici olmaz — ekonomik durum velâyette ikincil bir ölçüttür ve zaten iştirak nafakasıyla dengelenir. Hâkim, altı yaşındaki bir çocuğun alışkanlıklarını ve bakım düzenini de gözetir.

Onur'un elindeki ikinci yol, kişisel ilişki kararının icra yoluyla yerine getirilmesini istemektir; velâyetin değiştirilmesi en ağır tedbirdir ve daha hafif önlemler sonuç vermediğinde gündeme gelir.

İkinci örnek olay

Boşanma kararında velâyet Ayşe'ye verilmiş, iştirak nafakası aylık belirli bir tutar olarak hükmedilmiştir. Ayşe, boşanmadan sonra iyi bir işe girmiş ve maddî durumu belirgin biçimde düzelmiştir. Baba Halil, artık nafakaya gerek kalmadığını düşünerek ödemeyi durdurur. Ayrıca Ayşe, dava sırasında iştirak nafakası talebinden feragat ettiğini bildiren bir belge imzalamıştır.

Değerlendirme: Halil'in iki varsayımı da yanlıştır.

Feragat geçersizdir. İştirak nafakası çocuğun hakkıdır, ananın değil. Ana baba çocuğun bu hakkından feragat edemez; imzalanan belge çocuk bakımından sonuç doğurmaz. Aynı sebeple hâkim bu nafakaya re'sen hükmeder, ayrıca istem aranmaz — boşanmanın diğer malî sonuçlarındaki istem şartının istisnasıdır.

Ananın maddî durumu tek başına yeterli değildir. Velâyet kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine malî gücü oranında katılmakla yükümlüdür (TMK m. 182/3). Yükümlülüğün ölçüsü Halil'in gücü ve çocuğun ihtiyacıdır; Ayşe'nin gelirindeki artış bu dengeyi etkileyebilir ama yükümlülüğü ortadan kaldırmaz.

Halil'in yapması gereken, TMK m. 183 uyarınca durumun değişmesine dayanarak nafakanın yeniden belirlenmesini istemektir. Karar alınmadan ödemeyi durdurması onu temerrüde düşürür.

Bir de zamanlama ayrıntısı vardır: hâkim, taraflardan birinin talebi üzerine iradın gelecek yıllardaki miktarını önceden belirleyebilir (TMK m. 182/3). Bu imkân kullanılmışsa, her yıl yeniden dava açma gereği ortadan kalkar.

Üçüncü örnek olay

Elif ile Murat on iki yıllık evliliklerini bitirmektedir. Yargılamada Murat'ın tam kusurlu olduğu tespit edilir. Elif, evlilik boyunca çalışmamış, Murat'ın sigortasından yararlanmıştır; boşanma sonrası bu güvenceyi kaybedecek ve geçimini sağlayamayacaktır. Elif dava dilekçesinde yalnız yoksulluk nafakası istemiş, tazminat talebinde bulunmamıştır. Murat, Elif'e evlilik boyunca defalarca hakaret ettiğini ve onu tanıdıkları önünde küçük düşürdüğünü kabul etmektedir.

Değerlendirme: Üç kalem ayrı ayrı değerlendirilir ve üçünün de kaderi farklıdır.

Yoksulluk nafakası istenmiştir ve koşulları vardır: Elif boşanma yüzünden yoksulluğa düşecektir ve kusuru daha ağır değildir — hatta kusursuzdur. Murat'ın kusurlu olması bu talep bakımından gerekli bile değildir (TMK m. 175/2). Nafakaya süresiz olarak hükmedilebilir.

Maddî tazminat koşulları da gerçekleşmiştir: Elif kusursuzdur, Murat kusurludur ve Elif'in mevcut menfaati (sigorta güvencesi) ile beklenen menfaati (evliliğin devamı hâlinde elde edeceği ekonomik yararlar) boşanma yüzünden zedelenmektedir. Ancak Elif bu talepte bulunmamıştır ve hâkim maddî tazminata re'sen karar veremez (TMK m. 174/1). Talep edilmeyen tazminata hükmedilmez.

Manevî tazminat bakımından da koşullar vardır: hakaret ve küçük düşürücü davranışlar Elif'in kişilik hakkına saldırı oluşturur ve Murat kusurludur (TMK m. 174/2). Murat'ın bunları kabul etmesi hâkimi bağlamaz (TMK m. 184/3) ama delil olarak değerlendirilir. Bu talep de istem gerektirir; Elif istememişse hükmedilmez.

Elif'in yolu kapanmış değildir. Boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde ayrı bir dava açarak tazminat isteyebilir (TMK m. 178). Bu süre zamanaşımı süresidir — hak düşürücü değildir; durabilir, kesilebilir ve hâkim re'sen dikkate almaz, Murat'ın ileri sürmesi gerekir.

Son bir ayrıntı: manevî tazminata hükmedilirse yalnız toptan ödenir; irat biçiminde ödenmesine karar verilemez (TMK m. 176/2). Maddî tazminat ve yoksulluk nafakası ise irat biçiminde ödenebilir.

Dördüncü örnek olay

Nil ile Ozan'ın boşanma davası görülürken Nil, Ozan'ın kendisine ait olmayan bir suçtan hüküm giydiğini öğrenir ve buna da dayanmak ister. Ayrıca Ozan'ın uzun süredir kumar oynadığını, birikimlerini tükettiğini ve bu yüzden ailenin geçim sıkıntısına düştüğünü ileri sürer. Suç, evlenmeden önce işlenmiştir; kumar alışkanlığı ise evlilik boyunca sürmektedir.

Değerlendirme: İki olgu farklı sonuçlara götürür.

Suç işleme bakımından engel vardır: TMK m. 163 suçun evlilik sırasında işlenmesini arar. Evlenmeden önce işlenmiş bir suç bu maddeye dayanak olmaz. Koşulları varsa nispî butlan sebebi olabilirdi — eşin namus ve onuru hakkında aldatma (TMK m. 150/1) — ama bunun için de gizlemenin ve sürelerin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

Kumar ise haysiyetsiz hayat sürme kapsamındadır ve evlilik boyunca sürmektedir. Burada aranan unsur sürekliliktir; tek bir olay yeterli olmazdı, ama uzun süreli bir alışkanlık kanunun tarif ettiği "hayat sürme" niteliğini karşılar.

Sebep nispidir: hâkim, kumar alışkanlığının ispatından sonra ikinci bir soru soracaktır — bu sebeple Nil'den birlikte yaşamayı sürdürmesi beklenebilir mi? Ailenin geçim sıkıntısına düşmüş olması bu değerlendirmede Nil'in lehinedir.

Süre bakımından engel yoktur: TMK m. 163 için hak düşürücü süre öngörülmemiştir; Nil her zaman dava açabilir. Kanunda af hükmü de yoktur — ancak Nil'in durumu bilerek uzun süre birlikte yaşamayı sürdürmüş olması, çekilmezlik koşulunun gerçekleşmediği yönünde yorumlanabilir. Af ile çekilmezlik farklı kavramlardır, ama bu sebepte pratik sonuçları benzeşir.

Üçüncü örnek olay

Boşanma kararı 10 Ocak 2025'te verilmiş, istinaf yoluna başvurulmadığı için 25 Şubat 2025'te kesinleşmiştir. Kararda velâyet anneye verilmiş, iştirak nafakası hükmedilmiştir. Baba, 5 Şubat 2025 tarihinde — yani karar verilmiş ama henüz kesinleşmemişken — başka biriyle evlenmek üzere evlendirme memurluğuna başvurur.

Değerlendirme: Başvuru reddedilir. Boşanma kararı inşaî bir hükümdür ve evlilik, kararın verilmesiyle değil kesinleşmesiyle sona erer. 5 Şubat'ta baba hukuken hâlâ evlidir; önceki evliliğinin sona erdiğini ispat edemez (TMK m. 130) ve evlendirme memuru başvuruyu reddetmek zorundadır (TMK m. 137).

Memur bu engeli görmeyip töreni yapsaydı, ikinci evlilik evlenme sırasında evli bulunma sebebiyle mutlak butlanla sakat olurdu (TMK m. 145/1). Ancak boşanma kararı 25 Şubat'ta kesinleşeceğinden, önceki evlilik butlan kararı verilmeden önce sona ermiş olurdu; diğer eş de iyiniyetliyse TMK m. 147/3 uyarınca butlana karar verilemezdi.

Kesinleşmeden önceki dönemde eşler bakımından başka sonuçlar da sürer: mirasçılık sıfatı devam eder, sadakat yükümlülüğü işler ve bu dönemde işlenen fiil zina oluşturur. Bu nedenle boşanma kararının verilmesi ile kesinleşmesi arasındaki süre hukuken boş bir aralık değildir.


Bu başlıktan çıkmış sorular

Resmî sınavlarda (HMGS, hâkimlik, KPSS, adli/idari yargı) çıkmış sorular. 12 soru eşleşti, ilk 12 gösteriliyor.

Çıkmış soru 1 2024 HMGS (EYLÜL)
A ile B, 01.05.2013 tarihinde evlenir. A, 01.05.2024 tarihinde iyileşme olanağı bulunmayan bir akıl hastalığına yakalanır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre B'nin akıl hastalığına dayalı boşanma davası açabilmesi için 1. B için akıl hastalığı sebebiyle ortak hayatın çekilmez hâle gelmesi, 2. A'nın akıl hastalığının geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmesi, 3. B'nin boşanma davasını 01.11.2024 tarihine kadar açması koşullarından hangileri gerçekleşmelidir?
A) Yalnız II
B) Yalnız III
C) I ve II
D) I ve III
E) II ve III
Cevabı göster
Cevap: C.
Çıkmış soru 2 2025 HMGS (NİSAN)
Eşler, evlilik birliğinin temelden sarsılması ve bu durumun kendileri açısından ortak hayatın devamının beklenemez hâle gelmesi durumunda anlaşma yoluyla boşanabilirler. Aşağıdakilerden hangisi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre hâkimin eşlerin evlilik birliğinin temelden sarsılması nedeniyle boşanması yönünde karar verebilmesi için gereken şartlardan biri değildir?
A) Evliliğin en az 1 yıl sürmüş olması
B) Eşlerin mahkemeye birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi
C) Hâkimin eşleri bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi
D) Tarafların daha önce karşılıklı anlaşma yoluyla boşanma için mahkemeye başvurmuş olup taleplerinin reddedilmemiş olması
E) Hâkimin boşanmanın mali sonuçlarıyla çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması
Cevabı göster
Cevap: D.
Çıkmış soru 3 2025 HMGS (NİSAN)
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre boşanmanın mali sonuçlarıyla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Taraflar arasında kusursuz veya daha az kusurlu olan tarafa maddi tazminat ödenmesine hâkim resen karar verir.
B) Manevi tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez.
C) Boşanmayla arasında illiyet bağı olmayan menfaat kayıpları maddi tazminat kapsamında yer almaz.
D) Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.
E) Irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat, alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır.
Cevabı göster
Cevap: A.
Çıkmış soru 4 2025 HMGS (NİSAN)
A ile B, 01.06.2021 tarihinde evlenir. A, 01.04.2023 tarihinde küçük düşürücü nitelikte bir suç işler. B ise bu sebebe dayanarak boşanma davası açmayı düşünmeye başlar. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre olayla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Hâkimin boşanmaya karar verebilmesi için işlediği küçük düşürücü suçtan dolayı A hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş olması gerekir.
B) B, bu davayı A'nın fiili işlediği tarihten itibaren 5 yıl içinde açabilir.
C) B, suç fiilinin işlenmesinden sonra A ile evlilik birliğini devam ettirdiği takdirde bu sebebe dayanarak dava açma hakkını kaybeder.
D) Hâkimin boşanmaya karar verebilmesi için A'nın suç fiilini işlemiş olması yeterlidir.
E) A'nın işlediği suçtan dolayı eşiyle birlikte yaşaması B'den beklenemezse boşanma davası bu sebebe dayanarak her zaman açılabilir.
Cevabı göster
Cevap: E.
Çıkmış soru 5 2025 HMGS (EYLÜL)
A, eşi B'nin kumar oynamasından dolayı sosyal çevresinde kötü muamelelerle karşı karşıya kalır. B'nin bu fiilinden vazgeçmemesinin ekonomik problemleri de beraberinde getirmesiyle A, boşanma davası açmayı düşünür. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre A'nın, haysiyetsiz hayat sürme sebebine dayanarak boşanma davası açabilmesiyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) B'nin bu fiili evlilik sırasında işlemesi, boşanma davası açmak için yeterli ve tek sebep olarak değerlendirilir.
B) A, bu sebebe dayanarak boşanma davasını B'nin bu fiili son kez işlemesinden itibaren kural olarak 5 yıl içinde açabilir.
C) B'nin bu fiilinden dolayı A'nın eşiyle birlikte yaşaması kendisinden beklenemezse A, her zaman boşanma davası açabilir.
D) A'nın, bu fiili bir kez affedip evlilik birliğine devam etmesi hâlinde dava açma hakkı ortadan kalkar.
E) A'nın boşanma davası açabilmesi için B'nin bu fiili en az 4 ay boyunca sürdürmüş olması şartı aranır.
Cevabı göster
Cevap: C.
Çıkmış soru 6 2025 HMGS (EYLÜL)
Yoksulluk nafakasıyla ilgili 1. Hâkim tarafından resen ödenmesine hükmedilemez. 2. Yoksulluk nafakasına süresiz olarak hükmedilebilir. 3. Nafaka yükümlüsü eşin boşanmada kusuru aranmaz. İfadelerinden hangileri doğrudur?
A) Yalnız I
B) Yalnız II
C) I ve II
D) II ve III
E) I, II ve III
Cevabı göster
Cevap: E.
Çıkmış soru 7 2005 ADLİ YARGI ARALIK 2017 (KASIM)
Hâkim boşanma halinde eşlerin edinilmiş mallara katılma rejiminde artık değere katılma payının azaltılmasına veya tamamen kaldırılmasına hangi bakımdan karar verebilir?
A) Terk nedeniyle boşanmada terk eden eş bakımından
B) Evlilik birliğinin sarsılması nedeniyle yapılan boşanmada her iki eş bakımından
C) Eşlerin anlaşmalı boşanma yolu ile evlilik birliğini sona erdirmeleri halinde, her iki eş bakımından
D) Zina nedeniyle boşanmada zina fiilini işleyen eş bakımından
E) Akıl hastalığı nedeniyle boşanmada akıl hastası olan eş bakımından
Cevabı göster
Cevap: D.
Çıkmış soru 8 ADLİ YARGI
Boşanmayla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi [yanlıştır]?
A) Eşler ayrılık talep etmişlerse, hâkim boşanmaya karar veremez.
B) Boşanma davası eşlerden birinin yerleşim yerinde açılabilir.
C) Boşanma davası sürerken ölen davacının mirasçıları davaya devam edebilir.
D) Yoksulluk nafakası talep edebilmesi için diğer eşin kusurlu olması şarttır.
E) Eşlerden birinin akıl hastası olması, ortak hayatı diğer eş için çekilmez hale getirirse, bu eş boşanma davası açabilir.
Cevabı göster
Cevap: D.
Çıkmış soru 9 2009 ADLİ YARGI (NİSAN)
Mutlu bir evlilik sürdüren A ile B ani bir kararla boşanmaya karar verirler ve devam eden boşanma davası sırasında ekonomik kriz sonucu işsiz kalan B başarılı bir iş kadını olan A'dan yoksulluk nafakası talep eder. Buna göre, aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Yoksulluk nafakası talep edebilmek için talepte bulunan tarafın kusurunun daha ağır olmaması gerekir.
B) Erkeğin kadından yoksulluk nafakası talep etmesi mümkün değildir.
C) Nafaka ödemek durumunda kalan nafaka yükümlüsünün mutlaka kusurunun olması gerekir.
D) Yoksulluk nafakası tazminat niteliği taşır.
E) Hâkim, B lehine en fazla 2 yıllığına yoksulluk nafakasına hükmedebilir.
Cevabı göster
Cevap: A.
Çıkmış soru 10 2011 AVUKATLAR İÇİN ADLİ YARGI
Aşağıdakilerden hangisi özel boşanma sebeplerinden biri [değildir]?
A) Zina
B) Terk
C) Hayata kast
D) Evlilik birliğinin sarsılması
E) Haysiyetsiz hayat sürme
Cevabı göster
Cevap: D.
Çıkmış soru 11 2012 AVUKATLAR İÇİN ADLİ YARGI (MAYIS)
A ile B evlendikten kısa bir süre sonra aralarında başlayan tartışmalardan bıkan B, evleneli henüz 3 ay geçtiği hâlde ortak konuttan ayrılıp aynı şehirde başka bir evde yaşamaya başlar. Bir süre eşinin eve dönmesini bekleyen A, aralarındaki sorunların düzelmeyeceğine karar vererek boşanma davası açmak ister. Bu olay ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Evlilikleri henüz bir yılı doldurmadığı için A, boşanma davası açamaz.
B) A, bu olayda sadece evlilik birliğinin temelden sarsılması sebebiyle anlaşmalı boşanma talep edebilir.
C) Bu olayda A'nın terk sebebiyle boşanma davası açabilmesi için A ile B arasındaki ayrı yaşamanın, en az 3 ay devam etmiş olması gerekir.
D) A'nın boşanma sebebi olarak dayanabileceği "terk", boşanmanın genel sebeplerinden biridir.
E) Terk sebebiyle boşanma davasının açılabilmesi için A'nın, terkin üzerinden en az 4 ay geçtikten sonra hâkime başvurması ve hâkimin terk eden eşe, 2 ay içinde eve dönmesi için ihtarda bulunması gerekir.
Cevabı göster
Cevap: E.
Çıkmış soru 12 2013 KPSS
Terk sebebiyle boşanma davası açılması ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi [yanlıştır]?
A) Terk fiilinin, ortak hayata son verecek şekilde gerçekleşmesi gerekir.
B) Terk fiilinin, haklı bir sebebe dayanmaması gerekir.
C) Terk sebebiyle ayrı yaşamanın, en az altı ay sürmüş ve devam etmekte olması gerekir.
D) Terk edilen eşin, en erken terk olayını izleyen üçüncü ayın sonunda hâkime başvurarak terk eden eşe ihtarda bulunması gerekir.
E) Terk, mutlak boşanma sebebi olduğundan boşanma davasında hâkim ortak hayatın çekilmez hâle gelip gelmediğini araştırmayacaktır.
Cevabı göster
Cevap: D.

Bu başlığın soruları

Bu başlıktan 23 soru. Şıkları okuyup kendi cevabını verdikten sonra cevabı aç.

Soru 134
Zina sebebiyle boşanma bakımından aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Zinanın oluşması için tek bir cinsel ilişki yeterli sayılır.
B) Fiilen ayrı yaşamak, zinanın oluşmasına engel oluşturmaz.
C) Zinaya önceden gösterilen rıza, af niteliğinde kabul edilmez.
D) Ayırt etme gücü bulunmayan eşin fiili zina olarak nitelendirilemez.
E) Zina ispatlandığında hâkim ayrıca çekilmezlik değerlendirmesi yapar.
Cevabı göster
Cevap: E. Zina mutlak bir boşanma sebebidir. Fiil ispatlandığında hâkim, ortak hayatın çekilmez hâle gelip gelmediğini ayrıca araştıramaz ve boşanmaya karar vermek zorundadır. Çekilmezlik değerlendirmesi yalnız nispi sebeplerde, yani suç işleme ile haysiyetsiz hayat sürmede ve akıl hastalığında yapılır. Zinanın oluşması için tek bir cinsel ilişki yeterlidir; süreklilik aranmaz. Evlilik hukuken sürdüğü sürece fiilen ayrı yaşamak zinayı ortadan kaldırmaz. Zina kusura dayandığından ayırt etme gücü bulunmayan eşin fiili zina sayılmaz. Önceden verilen rıza ise af değildir ve geçersizdir.

Şık analizi

A) Doğru ifade — zinada süreklilik aranmaz; tek bir cinsel ilişki sebebin oluşması için yeterlidir.
B) Doğru ifade — evlilik kesinleşmiş bir boşanma kararıyla sona ermedikçe zina mümkündür; ayrı yaşamak sonucu değiştirmez.
C) Doğru ifade — önceden verilen rıza af sayılmaz ve geçersizdir; eş yine de dava açabilir.
D) Doğru ifade — zina kusura dayanan bir sebeptir; ayırt etme gücü bulunmayan eşin fiili bu sebebi oluşturmaz.
Soru 135
Ufuk, eşinin zinasını 5 Mart tarihinde öğrenir. Öğrendikten sonra iki ay birlikte yaşamayı sürdürür ve birlikte tatile çıkarlar. 20 Aralık tarihinde zina sebebiyle dava açar. Zina eylemi bir yıl önce gerçekleşmiştir. Buna göre aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A) Beş yıllık süre dolmadığından dava süresinde açılmış sayılır.
B) Dava hem sürenin dolması hem af sebebiyle reddedilir.
C) Birlikte yaşamayı sürdürmek, süreyi durduran bir sebep sayılır.
D) Af ancak açık bir beyanla olur; tatile gitmek af sayılmaz.
E) Hâkim süreyi re'sen gözetemez; davalının ileri sürmesi gerekir.
Cevabı göster
Cevap: B. Zinada dava hakkı iki süreye bağlıdır: öğrenmeden başlayarak altı ay ve her hâlde eylemden itibaren beş yıl. Ufuk 5 Mart'ta öğrenmiş, 20 Aralık'ta dava açmıştır; altı aylık süre dolmuştur. Bu süreler hak düşürücüdür, hâkim tarafından re'sen dikkate alınır, durmaz ve kesilmez; beş yıllık üst sınırın dolmamış olması sonucu değiştirmez. Ayrıca affeden tarafın dava hakkı yoktur. Af, açık olabileceği gibi örtülü de olabilir; zinayı öğrendikten sonra evlilik birliğini bilerek sürdürmek ve birlikte tatile çıkmak örtülü af sayılabilir. Her iki engel de tek başına davayı düşürür.

Şık analizi

A) İki süre birlikte işler ve hangisi önce dolarsa hak düşer. Altı aylık sürenin dolması, beş yılın dolmamış olmasıyla giderilmez.
C) Hak düşürücü süre durmaz ve kesilmez. Birlikte yaşamayı sürdürmek süreyi uzatmaz, aksine af sonucunu doğurabilir.
D) Af açık olabileceği gibi örtülü de olabilir. Zinayı bilerek evliliği sürdürmek örtülü af olarak değerlendirilir.
E) Hak düşürücü süre hâkim tarafından re'sen dikkate alınır. Davalının ayrıca ileri sürmesi gerekmez.
Soru 136
Özel boşanma sebeplerinin niteliğiyle ilgiliI.Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme nispi bir sebeptir.II.Akıl hastalığı kusura dayanmayan tek özel sebeptir.III.Terk sebebinde hâkim ayrıca çekilmezlik değerlendirmesi yapar.ifadelerinden hangileri doğrudur?
A) Yalnız I
B) Yalnız III
C) I ve II
D) II ve III
E) I, II ve III
Cevabı göster
Cevap: C. Beş özel sebep üç ölçüte göre ayrılır ve bu ölçütler birbirinden bağımsız çalışır. Nitelik bakımından zina, hayata kast türü davranışlar ve terk mutlaktır; suç işleme ile haysiyetsiz hayat sürme ve akıl hastalığı nispidir. Mutlak sebeplerde olgunun ispatı yeterlidir, hâkim ayrıca çekilmezlik araştırmaz; nispi sebeplerde ikinci bir değerlendirme yapılır. Kusur bakımından ise akıl hastalığı beş sebep içinde kusura dayanmayan tek sebeptir; akıl hastası eşin kusurundan söz edilemez. Terk kusura dayanan ve mutlak bir sebeptir, koşulları gerçekleştiğinde çekilmezlik aranmaz. Buna göre I ve II doğru, III yanlıştır.

Şık analizi

A) I doğru, ancak II de doğrudur. Akıl hastalığında kusur aranmaz; bu, beş özel sebep içindeki tek istisnadır.
B) III yanlıştır. Terk mutlak bir sebeptir; koşulları gerçekleştiğinde hâkim çekilmezlik araştırması yapmaz.
D) II doğru, ancak III yanlıştır. Çekilmezlik değerlendirmesi yalnız nispi sebeplerde yapılır.
E) I ve II doğru, III yanlıştır. Nispi olan iki sebep suç işleme ve akıl hastalığıdır.
Soru 137
Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme sebebiyle boşanma bakımından aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A) Dava, sebep devam ettiği sürece her zaman açılabilir.
B) Suçun işlendiğinin mahkûmiyet kararıyla belgelenmesi zorunludur.
C) Haysiyetsiz hayat sürmede tek bir olayın ispatı yeterli görülür.
D) Evlenmeden önce işlenen küçük düşürücü suç da bu sebebe dayanak olur.
E) Suçun küçük düşürücü olması yeterlidir; ayrıca bir koşul aranmaz.
Cevabı göster
Cevap: A. Bu sebep süre rejimi bakımından diğerlerinden keskin biçimde ayrılır: kanun burada hak düşürücü süre öngörmemiş, davanın her zaman açılabileceğini belirtmiştir. Diğer ayrıntılar da dikkat ister. Mahkûmiyet kararı şart değildir; boşanma hâkimi suçun işlendiğini kendi değerlendirmesiyle tespit edebilir. Suçun evlilik sırasında işlenmiş olması gerekir; evlenmeden önce işlenen suç bu maddeye dayanak olmaz. Haysiyetsiz hayat sürmede belirleyici unsur sürekliliktir, tek bir olay yeterli değildir. Sebep nispi olduğu için suçun küçük düşürücülüğü tek başına yetmez; ayrıca birlikte yaşamanın diğer eşten beklenemeyecek hâle gelmesi aranır.

Şık analizi

B) Mahkûmiyet kararı aranmaz. Boşanma hâkimi suçun işlenip işlenmediğini kendisi değerlendirebilir.
C) Haysiyetsiz hayat sürmede süreklilik aranır. Kanun "hayat sürme" diyerek bir yaşam biçimini kastetmiştir.
D) Suçun evlilik sırasında işlenmiş olması gerekir. Evlenmeden önceki suç, koşulları varsa nispî butlan sebebi olabilir.
E) Sebep nispidir; küçük düşürücülük tek başına yetmez. Ayrıca birlikte yaşamanın beklenemez hâle gelmesi aranır.
Soru 138
Terk sebebiyle boşanmada, terkin üzerinden kaç ay bitmeden ihtar isteminde bulunulamaz?
A) İki ay
B) Üç ay
C) Dört ay
D) Altı ay
E) Sekiz ay
Cevabı göster
Cevap: C. Terkte süre mekanizması iki dilimden oluşur ve bu dilimler ardışıktır. Terkin üzerinden dördüncü ay bitmeden ihtar isteminde bulunulamaz. İhtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği bildirilir ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz. Dört ay ile iki ayın toplamı, kanunun aradığı en az altı aylık ayrılık süresini kendiliğinden verir. İhtar dördüncü ayın bitiminden önce istenirse geçersizdir ve süreyi başlatmaz; usulüne uygun yeni bir ihtar gerekir.

Şık analizi

A) İki ay, ihtardan sonra dava açmak için beklenmesi gereken süredir; ihtarın istenebilmesi için değil.
B) Üç aylık bir dilim kanunda yer almaz. Kanun ilk dilimi ay ay belirlemiş ve daha uzun tutmuştur.
D) Altı ay, ayrılığın toplam olarak sürmesi gereken asgari süredir; ihtarın istenmesi için beklenen süre değildir.
E) Sekiz aylık bir süre kanunda bulunmaz. İki dilimin toplamı zaten altı ayı verir.
Soru 139
Ceyda 1 Mart'ta ortak konutu terk eder. Eşi Alp 5 Mayıs'ta noter aracılığıyla ihtar çekerek iki ay içinde dönmesini ister; bu arada konutun kilidini değiştirmiştir. Ceyda dönmez ve Alp 10 Temmuz'da terk sebebiyle dava açar. Buna göre aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A) İhtar süresinde çekilmiştir; dava koşulları tamamen gerçekleşmiştir.
B) İhtar erken çekilmiş ve samimi olmadığından dava reddedilir.
C) Kilidin değiştirilmesi ihtarın geçerliliğini hiçbir biçimde etkilemez.
D) Terkin haklı sebebe dayandığını Alp ileri sürüp ispatlamak zorundadır.
E) Noter yerine doğrudan gönderilen mektup da ihtar yerine geçebilirdi.
Cevabı göster
Cevap: B. İhtar iki yönden sakattır. Birincisi zamanlamadır: terkin üzerinden dördüncü ay bitmeden ihtar istenemez. Terk 1 Mart'ta gerçekleştiğine göre dördüncü ay 30 Haziran'da biter; 5 Mayıs'ta çekilen ihtar geçersizdir ve süreyi başlatmaz. İkincisi samimiyettir: ihtarın geçerli olması için ortak konutun dönen eş için hazır bulundurulması gerekir. Kilidin değiştirilmiş olması, davacının dönüşü gerçekten istemediğini gösterir ve samimi olmayan ihtara dayanılarak terk sebebine gidilemez. Ayrıca haklı sebebi terk eden eş ileri sürüp ispatlar; davacı yalnız ayrılığı ve süreyi ispatlar. İhtar da hâkim veya noter aracılığıyla yapılmalıdır.

Şık analizi

A) İhtar dördüncü ay bitmeden çekilmiştir. Bu ihtar geçersizdir ve süreyi başlatmaz; yeni bir ihtar gerekir.
C) İhtarın samimi olması aranır. Kilidin değiştirilmesi, konutun dönen eş için hazır bulundurulmadığını gösterir.
D) Haklı sebebi terk eden eş ileri sürer ve ispatlar. Davacıya düşen yalnız ayrılığı ve süreyi ispatlamaktır.
E) İhtar hâkim veya noter aracılığıyla yapılır. Eşin doğrudan gönderdiği mektup veya mesaj ihtar yerine geçmez.
Soru 140
Akıl hastalığı sebebiyle boşanma bakımından aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla saptanmalıdır.
B) Ortak hayatın diğer eş için çekilmez hâle gelmiş olması ayrıca aranır.
C) Bu sebebe dayanan davada hak düşürücü bir süre öngörülmemiştir.
D) Akıl hastası eş, koşulları varsa yoksulluk nafakası isteyebilir.
E) Davacı eş, karşı tarafın kusuruna dayanarak maddî tazminat isteyebilir.
Cevabı göster
Cevap: E. Akıl hastalığı, beş özel sebep içinde kusura dayanmayan tek sebeptir. Akıl hastası eşe kusur yüklenemeyeceği için maddî tazminatın koşulu olan karşı tarafın kusuru hiçbir zaman gerçekleşmez; aynı sebeple manevî tazminat da istenemez. Buna karşılık akıl hastası eş yoksulluk nafakası isteyebilir, çünkü nafakada yükümlünün kusuru aranmaz ve alacaklının kusuru daha ağır olmamalıdır. Sebebin iki koşulu birlikte aranır: ortak hayatın diğer eş için çekilmez hâle gelmesi ve hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla tespiti. Bu sebep için hak düşürücü süre de öngörülmemiştir.

Şık analizi

A) Doğru ifade — kanun belirli bir ispat aracını zorunlu kılmıştır; rapor iyileşme olanağı bulunmadığını göstermelidir.
B) Doğru ifade — hastalığın varlığı tek başına yetmez; çekilmezlik hâkim tarafından ayrıca değerlendirilir.
C) Doğru ifade — koşullar devam ettiği sürece her zaman dava açılabilir; süre sınırı yoktur.
D) Doğru ifade — yoksulluk nafakasında yükümlünün kusuru aranmaz; kusursuz eş bu koşulu zaten karşılar.
Soru 141
Aşağıdakilerden hangisi terkin oluşmadığı hâllerden biri değildir?
A) Eşin askerlik görevi sebebiyle ortak konuttan ayrı bulunması
B) Eşin tedavi amacıyla uzun süre başka şehirde kalması
C) Eşin şiddete uğradığı için ortak konuttan ayrılması
D) Eşin diğerini ortak konutu terk etmeye zorlaması
E) Eşin işi gereği geçici olarak başka şehirde çalışması
Cevabı göster
Cevap: D. Terkin oluşması için ortak konuttan ayrılmanın yanında evlilik yükümlülüklerinden kaçınma kastı da aranır. Askerlik, tutukluluk, tedavi, iş gereği geçici görev ve haklı sebebe dayanan ayrılık hâllerinde bu kast bulunmadığı için terk oluşmaz. Kanun bir de ters yönlü bir kural getirmiştir: diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı sebep olmaksızın dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. Bu hüküm, fiilen evden ayrılan eşin her zaman terk eden taraf olmadığını gösterir; terk eden, evde kalmakla birlikte diğerini gitmeye zorlayan eştir.

Şık analizi

A) Bu gerçekten terk sayılmayan hâllerdendir. Askerlik irade dışı bir ayrılıktır; yükümlülüklerden kaçınma kastı bulunmaz.
B) Bu gerçekten terk sayılmayan hâllerdendir. Tedavi sebebiyle başka yerde bulunmak terk kastını göstermez.
C) Bu gerçekten terk sayılmayan hâllerdendir. Şiddet haklı sebep sayılır ve haklı sebebe dayanan ayrılıkta terk oluşmaz.
E) Bu gerçekten terk sayılmayan hâllerdendir. İş gereği geçici olarak başka şehirde bulunmak ayrılık kastı doğurmaz.
Soru 142
Anlaşmalı boşanma bakımından aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A) Hâkim, tarafları bizzat dinleyerek iradelerin serbestçe açıklandığına kanaat getirmelidir.
B) Eşlerin mahkemeye birlikte başvurmuş olmaları her hâlde zorunludur.
C) Hâkim protokolü ya olduğu gibi onaylar ya da tamamen reddeder.
D) Tarafların ikrarının hâkimi bağlamayacağı kuralı burada da uygulanır.
E) Evliliğin en az iki yıl sürmüş olması koşulu aranmaktadır.
Cevabı göster
Cevap: A. Anlaşmalı boşanmada dört koşul birlikte aranır: evliliğin en az bir yıl sürmüş olması, eşlerin birlikte başvurması ya da birinin diğerinin davasını kabul etmesi, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve hâkimin malî sonuçlar ile çocukların durumuna ilişkin düzenlemeyi uygun bulması. Bizzat dinleme koşulu vekâletle karşılanamaz. Kanun iki başvuru yolunu da tanıdığı için birlikte başvurmak zorunlu değildir. Hâkimin yetkisi onaylama ile reddetme arasında sıkışmaz; gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Ayrıca ikrarın hâkimi bağlamayacağı kural bu hâlde uygulanmaz.

Şık analizi

B) Birlikte başvurmak tek yol değildir. Eşlerden birinin diğerinin davasını kabul etmesi de koşulu karşılar.
C) Hâkimin üçüncü bir yetkisi vardır: anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir ve taraflar kabul ederse hüküm kurar.
D) Anlaşmalı boşanmada ikrar hâkimi bağlar. Kanun genel kuralın burada uygulanmayacağını açıkça belirtmiştir.
E) Aranan süre bir yıldır. İki yıllık bir koşul kanunda yer almaz.
Soru 143
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle açılan davadaI.Davacının kusuru daha ağırsa davalının itiraz hakkı doğar.II.Eşit kusur hâlinde de davalı bu itirazı ileri sürebilir.III.İtirazın aşılması için iki koşulun birlikte gerçekleşmesi aranır.ifadelerinden hangileri doğrudur?
A) Yalnız I
B) Yalnız II
C) I ve III
D) II ve III
E) I, II ve III
Cevabı göster
Cevap: C. Davalının itiraz hakkı, davacının kusurunun daha ağır olması koşuluna bağlanmıştır. Eşlerin kusuru eşitse bu hak doğmaz; kanun "daha ağır" diyerek karşılaştırmalı bir ölçüt koymuştur. İtiraz yerinde olsa bile mutlak değildir: itiraz hakkın kötüye kullanılması niteliğindeyse ve evlilik birliğinin devamında davalı ile çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa hâkim yine de boşanmaya karar verebilir. İki koşul birlikte aranır; yalnızca itirazın kötüye kullanma sayılması yeterli değildir. Buna göre I ve III doğru, II yanlıştır.

Şık analizi

A) I doğru, ancak III de doğrudur. İtirazın aşılabilmesi için kötüye kullanma ile korunmaya değer yararın kalmaması birlikte aranır.
B) II yanlıştır. Eşit kusurda itiraz hakkı doğmaz; itiraz için davacının kusuru daha ağır olmalıdır.
D) II yanlıştır, III doğrudur. Kanun itiraz hakkını kusur karşılaştırmasına bağlamıştır.
E) I ve III doğru, II yanlıştır. Eşit kusur, itiraz hakkı bakımından yeterli bir ölçüt değildir.
Soru 144
Ortak hayatın yeniden kurulamaması sebebiyle boşanma bakımından aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
A) Önceki boşanma davasının reddedilmiş olması koşulu aranır.
B) Ortak hayatın hangi sebeple kurulamadığı ayrıca araştırılır.
C) Davayı, önceki davada davalı olan taraf da açabilir.
D) Red kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıl geçmelidir.
E) Sebep mutlaktır; hâkim sarsılmayı ayrıca araştırmaz.
Cevabı göster
Cevap: B. Bu hâlde kanun bir karine kurmuştur: boşanma davasının reddine karar verilmiş, karar kesinleşmiş ve kesinleşmeden itibaren bir yıl geçmişken ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Karine mutlak bir sebep doğurur; hâkim sarsılmayı ayrıca araştırmaz. Kanun burada "her ne sebeple olursa olsun" diyerek ortak hayatın hangi sebeple kurulamadığının araştırılmayacağını açıkça belirtmiştir. Davayı eşlerden biri açabilir; önceki davada davalı olan taraf da bu hakka sahiptir. Önceki davanın reddedilmiş olması aranır, feragat veya davanın açılmamış sayılması yeterli değildir.

Şık analizi

A) Doğru ifade — önceki davanın reddedilmiş olması aranır; feragat veya davanın açılmamış sayılması bu koşulu karşılamaz.
C) Doğru ifade — kanun davayı eşlerden birine tanımıştır; önceki davada davalı olan taraf da açabilir.
D) Doğru ifade — süre red kararının kesinleşmesinden işler ve bir yıldır.
E) Doğru ifade — kurulan karine mutlaktır; hâkim ayrıca çekilmezlik veya sarsılma araştırması yapmaz.
Soru 145
Ayrılığa en çok kaç yıl için karar verilebilir?
A) Bir yıl
B) İki yıl
C) Üç yıl
D) Beş yıl
E) On yıl
Cevabı göster
Cevap: C. Ayrılığa bir yıldan üç yıla kadar bir süre için karar verilebilir; üst sınır üç yıldır. Süre, ayrılık kararının kesinleşmesiyle işlemeye başlar. Sürenin bitiminde ayrılık durumu kendiliğinden sona erer, yeni bir karara gerek yoktur. Ortak hayat yeniden kurulmamışsa eşlerden her biri boşanma davası açabilir ve bu davada ilk davada ispatlanmış olaylar ile ayrılık süresinde ortaya çıkan durumlar birlikte değerlendirilir.

Şık analizi

A) Bir yıl, ayrılık için belirlenebilecek en kısa süredir; üst sınır değildir.
B) İki yıl bu aralığın içinde kalır, ancak kanunun belirlediği üst sınırı göstermez.
D) Beş yıllık bir ayrılık süresi kanunda öngörülmemiştir. Ayrılık geçici bir düzenlemedir ve süresi sınırlı tutulmuştur.
E) On yıl, ayrılığın amacına aykırı düşecek kadar uzundur ve kanunda yer almaz.
Soru 146
Boşanma davası İstanbul'da açılmıştır. Davalı, tarafların hiç İstanbul'da oturmadığını, son olarak dört ay Antalya'da birlikte yaşadıklarını ve kendisinin İzmir'de yerleşik olduğunu belirterek yetki itirazında bulunur. Davacı ise İstanbul'da yerleşiktir. Bu itiraz bakımından aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
A) Taraflar dört ay birlikte oturduğundan Antalya mahkemesi yetkili sayılır.
B) İtiraz kabul edilir; yalnız davalının yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.
C) İtiraz kabul edilir; son birlikte oturulan yer mahkemesi kesin yetkilidir.
D) Yetki kesin olduğundan mahkeme itiraz olmasa da yetkisizlik kararı verir.
E) İtiraz reddedilir; davacının yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir.
Cevabı göster
Cevap: E. Kanun boşanma davasında iki seçenekli bir yetki kuralı getirmiştir: eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer. Birinci ölçütte davacının yerleşim yeri de yeterlidir; davacı İstanbul'da yerleşikse İstanbul mahkemesi yetkilidir. İkinci ölçüt ise en az altı aylık birlikte oturmayı arar, dört aylık birliktelik bu süreyi karşılamaz. Davalının yerleşim yeri olarak İzmir de yetkilidir, ancak bu İstanbul'un yetkisini ortadan kaldırmaz; kural seçimliktir ve seçim davacıya aittir. Bu yetki ayrıca kesin yetki değildir.

Şık analizi

A) İkinci ölçüt için en az altı ay birlikte oturulmuş olması gerekir; dört ay bu süreyi doldurmaz.
B) Kural seçimliktir. Eşlerden birinin yerleşim yeri yeterlidir ve bu, davacının yerleşim yeri de olabilir.
C) Son birlikte oturulan yer ölçütü altı aylık süreyi arar. Dört aylık birliktelik bu ölçütü karşılamaz.
D) Boşanmadaki yetki kesin yetki değildir. Taraflar itiraz etmezse yetkisiz mahkeme de davaya bakabilir.
Soru 147
Aşağıdakilerden hangisi boşanma yargılamasında hâkimin re'sen karar verdiği hâllerden biri değildir?
A) Dava süresince eşlerin barınmasına ilişkin geçici önlemler
B) Dava süresince çocukların bakımına ilişkin geçici önlemler
C) Yoksulluğa düşecek eşe yoksulluk nafakası bağlanması
D) Velâyetin ve çocukla kişisel ilişkinin hâkimce düzenlenmesi
E) Yeni olguların zorunlu kıldığı koruma önlemlerinin alınması
Cevabı göster
Cevap: C. Boşanma hukukunda istem şartı geneldir, ancak hâkimin kendiliğinden karar verdiği üç alan vardır: dava süresince alınacak geçici önlemler, çocuklara ilişkin düzenlemeler ve durumun değişmesi hâlinde gerekli önlemler. Üçünün ortak yanı, korunan menfaatin tarafların iradesine bırakılamayacak nitelikte olmasıdır. Buna karşılık maddî ve manevî tazminat ile yoksulluk nafakası yalnız istem üzerine hükmedilir; eşin kendi malî menfaati onun tasarrufundadır. Bu ayrım, "hâkim re'sen karar verir" ifadesini taşıyan seçeneklerin doğru mu yanlış mı olduğunu belirler.

Şık analizi

A) Bu gerçekten re'sen karar verilen hâllerdendir. Barınma, davanın uzunluğu boyunca askıda kalamayacak bir ihtiyaçtır.
B) Bu gerçekten re'sen karar verilen hâllerdendir. Çocukların bakımı ve korunması dava süresince hâkimin gözetimindedir.
D) Bu gerçekten re'sen karar verilen hâllerdendir. Çocuğun menfaati tarafların talebine bırakılamaz.
E) Bu gerçekten re'sen karar verilen hâllerdendir. Yeni olguların zorunlu kıldığı önlemleri hâkim kendiliğinden alabilir.
Soru 148
Pınar, eşine karşı yalnız ayrılık istemiyle dava açmıştır. Yargılamada boşanma sebebinin gerçekleştiği ispatlanmış, tarafların ortak hayatı yeniden kurma ihtimalinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Buna göre aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A) Hâkim, evliliğin fiilen bittiği kanaatiyle boşanmaya karar verebilir.
B) Dava yalnız ayrılığa ilişkin olduğundan boşanmaya karar verilemez.
C) İhtimal bulunmadığı için hâkim ayrılığa da boşanmaya da karar veremez.
D) Hâkim talebi aşarak boşanmaya, aşmayarak ayrılığa karar vermekte serbesttir.
E) Ayrılık süresi karar tarihinden değil dava tarihinden işlemeye başlar.
Cevabı göster
Cevap: B. Kanun hâkimin karar seçeneklerini asimetrik biçimde düzenlemiştir. Dava yalnız ayrılığa ilişkinse boşanmaya karar verilemez; davacının istemediği bir sonuç ona dayatılamaz ve hâkim talebi aşamaz. Bunun tersi mümkündür: boşanma istenmişken hâkim ayrılığa hükmedebilir, ancak bunun koşulu ortak hayatın yeniden kurulma ihtimalinin bulunmasıdır. Asimetri kasıtlıdır; kanun evliliğin sürdürülmesine öncelik verdiği için daha hafif sonucu ağır talebin içinde görür, ağır sonucu hafif talebin içinde görmez. Ayrılık kararı verilirse süre bir yıldan üç yıla kadar belirlenir ve kararın kesinleşmesiyle işlemeye başlar.

Şık analizi

A) Hâkim talebi aşamaz. Yalnız ayrılık istenmişse, boşanma sebebi ispatlansa bile boşanmaya karar verilemez.
C) Ayrılık zaten istenmiştir ve sebep ispatlanmıştır; hâkim ayrılığa karar verir. İhtimal koşulu, boşanma istenmişken ayrılığa hükmetmek için aranır.
D) Serbestlik yoktur. Kanun boşanma istenmişken ayrılığa hükmetmeye izin verir, tersine izin vermez.
E) Ayrılık süresi kararın kesinleşmesiyle işlemeye başlar; dava tarihi ölçüt alınmaz.
Soru 149
Boşanmanın kişisel sonuçları bakımından aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Evlilik, boşanma kararının kesinleşmesiyle sona ermiş olur.
B) Kayın hısımlığı boşanmayla birlikte kendiliğinden sona erer.
C) Kadın, evlenme ile kazandığı kişisel durumunu korumaya devam eder.
D) Evlenmeyle kazanılan erginlik boşanmayla ortadan kalkmaz.
E) Boşanan eşler bu sıfatla birbirlerinin yasal mirasçısı olamaz.
Cevabı göster
Cevap: B. Kayın hısımlığı, kendisini doğuran evliliğin sona ermesiyle ortadan kalkmaz; buna bağlı evlenme engeli de devam eder. Bu, boşanmanın bazı sonuçlarının evliliğin sona ermesinden sonra da sürdüğünü gösteren en tipik örnektir. Boşanma kararı inşaî bir hükümdür ve evlilik kararın verilmesiyle değil kesinleşmesiyle sona erer; kesinleşmeden önce eşler hâlâ evlidir. Kadın evlenme ile kazandığı kişisel durumunu korur; evlenmeyle kazanılan erginlik de boşanmayla ortadan kalkmaz. Boşanan eşler ise bu sıfatla birbirlerinin yasal mirasçısı olamaz.

Şık analizi

A) Doğru ifade — boşanma kararı inşaîdir; evlilik kararın kesinleşmesiyle sona erer, verilmesiyle değil.
C) Doğru ifade — kadın evlenme ile kazandığı kişisel durumunu boşanmadan sonra da korur.
D) Doğru ifade — evlenmeyle kazanılan erginlik kalıcıdır ve evliliğin sona ermesinden etkilenmez.
E) Doğru ifade — boşanan eşler birbirinin yasal mirasçısı olamaz ve ölüme bağlı tasarrufla sağlanan hakları kural olarak yitirir.
Soru 150
Boşanmanın miras hukuku bakımından sonuçlarıyla ilgiliI.Boşanan eşler bu sıfatla birbirlerinin yasal mirasçısı olamaz.II.Boşanmadan önceki ölüme bağlı tasarrufla sağlanan haklar her hâlde yitirilir.III.Dava sürerken ölüm hâlinde sağ kalan eşin kusuru ispatlanmalıdır.ifadelerinden hangileri doğrudur?
A) Yalnız I
B) Yalnız II
C) I ve III
D) II ve III
E) I, II ve III
Cevabı göster
Cevap: C. Boşanan eşler bu sıfatla birbirlerinin yasal mirasçısı olamaz; bu sonuç kesindir. Boşanmadan önce yapılmış ölüme bağlı tasarrufla sağlanan hakların yitirilmesi ise mutlak değildir: kanun "aksi tasarruftan anlaşılmadıkça" diyerek mirasbırakanın iradesine üstünlük tanımıştır. Mirasbırakan boşanma hâlinde de kazandırmanın geçerli kalmasını istediğini belirtmişse bu irade üstün tutulur. Dava devam ederken eşlerden biri ölürse, mirasçılardan birinin davaya devam etmesi ve sağ kalan eşin kusurunun ispatlanması hâlinde aynı sonuç uygulanır; iki koşul birlikte aranır. Buna göre I ve III doğru, II yanlıştır.

Şık analizi

A) I doğru, ancak III de doğrudur. Dava sürerken ölüm hâlinde sonucun doğması kusurun ispatına bağlıdır.
B) II yanlıştır. Aksi tasarruftan anlaşılıyorsa kazandırma geçerliliğini korur.
D) II yanlıştır, III doğrudur. Mirasbırakanın açık iradesi kanunun varsayımını aşar.
E) I ve III doğru, II yanlıştır. Ölüme bağlı tasarrufla sağlanan hakların yitirilmesi kesin bir sonuç değildir.
Soru 151
Boşanmanın malî sonuçları bakımından aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A) Manevî tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez.
B) Maddî tazminat için talep edenin kusursuz olması aranmaktadır.
C) Yoksulluk nafakasında yükümlünün kusurlu olması koşuldur.
D) Eşit kusur hâlinde taraflar maddî tazminat isteyebilmektedir.
E) Yoksulluk nafakasına hâkim tarafından re'sen hükmedilebilir.
Cevabı göster
Cevap: A. Manevî tazminat yalnız toptan ödenir; irat biçiminde ödenmesine karar verilemez. Bu, manevî tazminatın niteliğinden gelir: sürekli bir yardım değil, bir kereye mahsus bir giderimdir. Maddî tazminat ve yoksulluk nafakası ise irat biçiminde ödenebilir. Maddî tazminatta talep edenin kusursuz olması gerekmez, daha az kusurlu olması yeterlidir; eşit kusurda ise maddî tazminat istenemez. Yoksulluk nafakasında yükümlünün kusuru hiç aranmaz, talep edenin kusuru daha ağır olmamalıdır. Tazminat ve nafakanın üçüne de re'sen hükmedilemez; hepsi istem gerektirir.

Şık analizi

B) Talep edenin kusursuz olması gerekmez; daha az kusurlu olması yeterlidir. Eşitlik hâlinde ise istenemez.
C) Yoksulluk nafakasında yükümlünün kusuru aranmaz. Nafaka bir tazminat değil, yardım yükümlülüğüdür.
D) Eşit kusurda maddî tazminat istenemez. Eşit kusurun engel olmadığı kalem yoksulluk nafakasıdır.
E) Yoksulluk nafakasına istem üzerine hükmedilir. Hâkimin re'sen karar verdiği alanlar geçici önlemler ile çocuklara ilişkin düzenlemelerdir.
Soru 152
Boşanmaya karar verilen davada mahkeme, tarafların eşit kusurlu olduğunu saptamıştır. Gelir getirici işi bulunmayan İlkay boşanma yüzünden yoksulluğa düşecektir ve yalnız yoksulluk nafakası istemiştir. Buna göre aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A) Eşit kusur yoksulluk nafakasına engel olduğundan istem reddedilir.
B) Hâkim, istenmemiş olsa da maddî tazminata birlikte hükmedebilir.
C) İlkay nafaka isteyebilir; maddî tazminata ise hükmedilemez.
D) Nafakaya ancak karşı tarafın kusuru daha ağırsa hükmedilebilir.
E) Nafaka yalnız belirli bir süre için bağlanabilir; süresiz olamaz.
Cevabı göster
Cevap: C. Yoksulluk nafakasında talep edenin kusurunun daha ağır olmaması aranır; kusursuz olması gerekmez ve eşit kusur engel değildir. Yükümlünün kusuru ise hiç aranmaz, çünkü nafaka bir tazminat değil yardım yükümlülüğüdür. Nafakaya süresiz olarak hükmedilebilir; kanunda azamî bir süre yoktur. Maddî tazminat bakımından ise iki engel vardır: İlkay kusursuz veya daha az kusurlu değildir ve böyle bir talepte de bulunmamıştır. Hâkim maddî tazminata re'sen karar veremez; boşanmanın malî sonuçlarının üçü de istem gerektirir.

Şık analizi

A) Eşit kusur yoksulluk nafakasına engel değildir. Kanun yalnız daha ağır kusurlu tarafı bu haktan yoksun bırakır.
B) Hâkim maddî tazminata re'sen karar veremez. Talep edilmeyen tazminata hükmedilmez.
D) Yükümlünün kusuru aranmaz. Hiç kusuru olmayan eş de yoksulluk nafakasıyla yükümlü tutulabilir.
E) Yoksulluk nafakası süresiz olarak istenebilir; kanunda azamî bir süre öngörülmemiştir.
Soru 153
Aşağıdakilerden hangisi irat biçiminde ödenen nafakanın kendiliğinden kalktığı hâllerden biri değildir?
A) Nafaka alacaklısının yeniden evlenmiş olması
B) Nafaka yükümlüsünün ölmüş olması
C) Nafaka alacaklısının ölmüş olması
D) Nafaka alacaklısının yoksulluğunun ortadan kalkmış olması
E) Taraflardan birinin yargılama sırasında ölmüş olması
Cevabı göster
Cevap: D. Kanun irat biçiminde ödenen maddî tazminat ve nafakanın sona ermesini iki gruba ayırmıştır. Kendiliğinden kalkan hâller ikidir: alacaklının yeniden evlenmesi ve taraflardan birinin ölümü. Bu iki hâlde mahkeme kararına gerek yoktur. Mahkeme kararıyla kaldırılan hâller ise üçtür: alacaklının evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ve haysiyetsiz hayat sürmesi. Yoksulluğun ortadan kalkması bu ikinci gruptadır; yükümlü ödemeyi kendiliğinden durduramaz, kaldırma davası açması gerekir. Koşullar tamamen kalkmamış yalnız değişmişse kaldırma değil azaltma istenir.

Şık analizi

A) Bu gerçekten kendiliğinden kalkma hâllerindendir. Alacaklının yeniden evlenmesi için ayrıca karar gerekmez.
B) Bu gerçekten kendiliğinden kalkma hâllerindendir. Kanun taraflardan birinin ölümünü ayrım yapmadan saymıştır.
C) Bu gerçekten kendiliğinden kalkma hâllerindendir. Alacaklının ölümü de taraflardan birinin ölümü kapsamındadır.
E) Bu gerçekten kendiliğinden kalkma hâllerindendir. Ölümün hangi aşamada gerçekleştiği sonucu değiştirmez.
Soru 154
Velâyet kendisine verilmeyen eşin ödediği iştirak nafakası bakımından aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A) Nafaka çocuğun hakkıdır; ana baba bu haktan feragat edemez.
B) Nafaka eşin hakkıdır; eş dilerse bu haktan feragat edebilir.
C) Nafakaya ancak velâyet sahibinin istemi üzerine hükmedilir.
D) Nafaka, yükümlünün boşanmadaki kusuru oranında belirlenir.
E) Nafaka her hâlde çocuğun ergin olmasıyla kendiliğinden biter.
Cevabı göster
Cevap: A. İştirak nafakası çocuğun hakkıdır, ananın veya babanın değil. Bu nitelik birkaç sonuç doğurur: ana baba çocuğun bu hakkından feragat edemez, nafaka kusura bağlı değildir ve hâkim ayrıca istem aranmaksızın re'sen hükmeder. Ölçü, yükümlünün malî gücüyle orantılılıktır. Nafaka kural olarak çocuğun ergin olmasıyla sona erer; ancak eğitimi devam eden çocuk bakımından yükümlülük eğitim süresince sürebilir ve bu, ergin çocuğun kendi adına açacağı davayla istenir. Yoksulluk nafakasından ayrıldığı nokta tam da hakkın sahibidir.

Şık analizi

B) Nafaka eşin değil çocuğun hakkıdır. Eşin feragati çocuk bakımından sonuç doğurmaz.
C) Hâkim çocuğa ilişkin düzenlemelere re'sen karar verir; ayrıca istem aranmaz.
D) İştirak nafakası kusura bağlı değildir. Ölçü, yükümlünün malî gücü ile çocuğun ihtiyacıdır.
E) Erginlik kural olarak sona erdirir, ancak eğitimi süren çocuk bakımından yükümlülük uzayabilir.
Soru 155
Boşanma sebebiyle sona eren evlilikten doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren kaç yıl geçmekle zamanaşımına uğrar?
A) Altı ay
B) Bir yıl
C) İki yıl
D) Beş yıl
E) On yıl
Cevabı göster
Cevap: B. Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Sürenin başlangıcı kararın kesinleşme tarihidir, verilme tarihi değildir. Bu süre özellikle boşanma davasıyla birlikte istenmemiş malî talepler bakımından önem taşır. Nitelik olarak bir zamanaşımı süresidir: durabilir, kesilebilir ve hâkim tarafından re'sen dikkate alınmaz, karşı tarafın ileri sürmesi gerekir. Boşanma sebeplerindeki altı ay ve beş yıllık süreler ise hak düşürücü niteliktedir.

Şık analizi

A) Altı ay, zina ve benzeri özel sebeplerde öğrenmeden itibaren işleyen hak düşürücü süredir; buradaki süre değildir.
C) İki yıllık bir süre bu konuda öngörülmemiştir. Kanun süreyi bir yıl olarak belirlemiştir.
D) Beş yıl, özel boşanma sebeplerinde fiilden itibaren işleyen üst sınırdır; boşanmadan sonraki talepler için değildir.
E) On yıl, borçlar hukukundaki genel zamanaşımıdır. Burada özel bir süre bulunduğu için genel süre işlemez.
Soru 156
Boşanmada sürelerin niteliğiyle ilgiliI.Zinadaki altı aylık süre hak düşürücü niteliktedir.II.Boşanmadan doğan dava haklarındaki bir yıllık süre zamanaşımıdır.III.Her iki süre de hâkim tarafından re'sen dikkate alınır.ifadelerinden hangileri doğrudur?
A) Yalnız I
B) Yalnız III
C) I ve II
D) II ve III
E) I, II ve III
Cevabı göster
Cevap: C. Boşanmada iki ayrı süre rejimi işler ve nitelikleri farklıdır. Özel boşanma sebeplerindeki altı ay ve beş yıllık süreler hak düşürücüdür; durmaz, kesilmez ve hâkim tarafından re'sen dikkate alınır. Buna karşılık boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren işleyen bir yıllık süre bir zamanaşımı süresidir; durabilir, kesilebilir ve hâkim tarafından re'sen dikkate alınmaz, ileri sürülmesi gerekir. Üçüncü ifade bu farkı gözden kaçırmakta, iki süreyi aynı rejime tâbi tutmaktadır. Sürenin uzunluğu değil niteliği, sonucu belirleyen ölçüttür. Buna göre I ve II doğru, III yanlıştır.

Şık analizi

A) I doğru, ancak II de doğrudur. Boşanmadan doğan dava haklarındaki süre kanunda zamanaşımı olarak düzenlenmiştir.
B) III yanlıştır. Zamanaşımı re'sen dikkate alınmaz; yalnız hak düşürücü süre re'sen gözetilir.
D) II doğru, ancak III yanlıştır. İki sürenin rejimi farklıdır ve aynı sonuca bağlanamaz.
E) I ve II doğru, III yanlıştır. Sürenin niteliği, re'sen gözetilip gözetilmeyeceğini belirler.

← Evlenmenin HükümsüzlüğüEvliliğin Genel Hükümleri →