Medeni Hukuk › Başlık 15 / 60
Kişiliğin Korunması
29 Hâkimlik
Hızlı özet
Kişilik yalnız hak sahibi olma yeteneği değil, aynı zamanda korunan bir değerler bütünüdür. Kanun bu bütünü iki yönden korur: kişinin kendi kendine karşı korunması ve üçüncü kişilerin saldırılarına karşı korunması. Birincisi vazgeçme ve aşırı sınırlama yasağıyla, ikincisi saldırıya karşı açılan davalarla sağlanır.
Kişilik Hakkının Kapsamı
Kişilik hakkı, kişinin kendi varlığına ilişkin değerler üzerindeki mutlak haktır. Herkese karşı ileri sürülebilir, kişiye sıkı sıkıya bağlıdır, devredilemez, mirasçılara geçmez ve vazgeçilemez.
Korunan değerler kanunda tek tek sayılmamıştır: fizikî değerler yaşam, vücut bütünlüğü ve sağlıktır; duygusal değerler aile bağları ve ölenin hatırasıdır; manevî ve sosyal değerler şeref, isim, resim, ses ve özel yaşamın gizliliğidir; ekonomik kişilik değerleri ise mesleki itibar ve ticarî güvenilirliktir. Ortak özellikleri para ile ölçülememeleri ve kişiden ayrılamamalarıdır. Sayının kapalı olmaması bilinçlidir; teknolojinin değişmesiyle yeni değerler korumaya girebilir.
Korumayı isteme yetkisi kural olarak yalnız hak sahibine aittir. İki sınır vardır: ölenin hatırasına yönelik saldırılarda dava hakkı, ölenin kişiliğinden değil yakınlarının kendi kişilik hakkından doğar; bir topluluğa yönelen saldırıda ise kişi ancak belirlenebilir biçimde hedef alınmışsa dava açabilir.
İçe Karşı Koruma
Kanun kişiyi kendi iradesine karşı da korur. Kimse hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez; kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlâka aykırı olarak sınırlayamaz (TMK m. 23/1-2).
İki fıkra arasındaki fark önemlidir. Ehliyetten vazgeçme mutlak biçimde yasaktır, kısmî vazgeçme bile geçersizdir. Özgürlüklerde ise yasak mutlak değildir; sınırlama mümkündür, yasaklanan hukuka veya ahlâka aykırı olanıdır. Ölçü, sınırlamanın kişiyi hukuk düzeninin öngördüğü asgari hareket alanının dışına itip itmediğidir: süresi belirli, konusu sınırlı ve karşılığı dengeli bir taahhüt geçerlidir; süresiz, kapsamı belirsiz ve ekonomik varlığı tehlikeye düşüren bir taahhüt aşırıdır.
Yasak, kişinin haklarını hiç kullanamayacağı anlamına gelmez. Yasaklanan, haktan ya da onu kullanma yeteneğinden önceden ve genel olarak feragat edilmesidir; tek tek işlemlerde tasarrufta bulunmak serbesttir.
Kanun biyolojik maddelere ilişkin özel bir düzenleme de yapmıştır: yazılı rıza üzerine insan kökenli biyolojik maddelerin alınması ve nakli mümkündür, ancak bu borç altına girenden edimini yerine getirmesi istenemez ve tazminat da istenemez (TMK m. 23/3). Yapı eksik borçtur: taahhüt geçerlidir, fakat zorla yerine getirilemez. Aykırılığın yaptırımı kesin hükümsüzlüktür ve hâkim re'sen gözetir.
Dışa Karşı Koruma: Hukuka Aykırılık Karinesi
Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir (TMK m. 24/1). Kanun burada bir karine kurar: kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır (TMK m. 24/2). Davacı saldırının hukuka aykırılığını ayrıca ispatlamak zorunda değildir; hukuka uygunluk sebebini ileri süren taraf onu ispatlar. Davacının ispatlayacağı şey saldırının varlığı, davalının ispatlayacağı şey saldırıyı haklı kılan sebeptir.
Hukuka uygunluk sebepleri üçtür: zarar görenin rızası, üstün nitelikte özel veya kamusal yarar, kanunun verdiği yetkinin kullanılması. Rızanın sınırı vazgeçme yasağından gelir; kişi vazgeçemeyeceği bir değer üzerinde geçerli rıza veremez. Üstün yarar ise bir tartma işlemidir. Basında dört ölçüt birlikte aranır: gerçeklik, güncellik, kamu yararı ve öz ile biçim arasında denge. Birinin eksikliği saldırıyı hukuka aykırı kılar; gerçek dışı isnat hiçbir yararla haklı kılınamaz. Kamuya mal olmuş kişilerde koruma tümüyle kalkmaz, yalnız eleştiri sınırı genişler.
Davalar
Üç koruyucu dava vardır (TMK m. 25/1). Önleme davası henüz gerçekleşmemiş ama yakın bir saldırı tehlikesini engeller. Durdurma davası sürmekte olan saldırıya son verir. Tespit davası, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığını saptar. Üçünün ortak özelliği kusura bağlı olmamalarıdır; saldırıda bulunanın kusuru, hatta ayırt etme gücü aranmaz. Davacı ayrıca kararın üçüncü kişilere bildirilmesini veya yayımlanmasını isteyebilir.
Bunlara karşılık maddî ve manevî tazminat kusura bağlıdır. Kazancın devri istemi ise vekâletsiz iş görme hükümlerine göre işler ve kusur da zarar da aramaz; ölçü, saldırıdan elde edilen menfaattir. Manevî tazminatın özel bir rejimi vardır: karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez, mirasbırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez (TMK m. 25/4).
Yetki bakımından davacıya seçim hakkı tanınmıştır: kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açabilir (TMK m. 25/5). Davalar aynı dilekçede birlikte istenebilir ve her istem kendi şartlarına göre ayrı değerlendirilir.
Sınavda Ne Çıkar
- Kişilik hakkı mutlak, devredilemez, mirasçılara geçmez ve vazgeçilemez; korunan değerler sınırlı sayıda değildir.
- Ehliyetten kısmen dahi vazgeçilemez; özgürlüklerde yasak mutlak değildir, hukuka veya ahlâka aykırı sınırlama yasaktır.
- Biyolojik madde verme taahhüdü ifaya zorlanamaz ve ihlalinde tazminat istenemez (TMK m. 23/3).
- Her saldırı hukuka aykırıdır; hukuka uygunluk sebebini ileri süren ispatla yükümlüdür (TMK m. 24/2).
- Önleme, durdurma ve tespit davaları kusura bağlı değildir; tazminat davaları kusur arar, kazancın devri aramaz.
- Manevî tazminat kabul edilmedikçe devredilemez, ileri sürülmedikçe mirasçılara geçmez.
- Davacı kendi veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açabilir (TMK m. 25/5).
Kişilik yalnız hak sahibi olma yeteneği değil, aynı zamanda korunan bir değerler bütünüdür. Kanun bu bütünü iki yönden korur: kişinin kendi kendine karşı korunması ve üçüncü kişilerin saldırılarına karşı korunması. Birincisi vazgeçme ve aşırı sınırlama yasağıyla, ikincisi saldırıya karşı açılan davalarla sağlanır.
A. Kişilik Hakkı Kavramı ve Kapsamı
Kişilik hakkı, kişinin kendi varlığına ilişkin değerler üzerindeki mutlak haktır. Herkese karşı ileri sürülebilir, kişiye sıkı sıkıya bağlıdır, devredilemez, mirasçılara geçmez ve vazgeçilemez.
Korunan değerler kanunda tek tek sayılmamış, kapsamı öğreti ve uygulamaya bırakılmıştır. Başlıca gruplar şunlardır:
- Fizikî değerler — yaşam, vücut bütünlüğü, sağlık
- Duygusal değerler — aile bağları, yakınlara duyulan sevgi, ölenin hatırası
- Manevî ve sosyal değerler — şeref ve haysiyet, isim, resim, ses, özel yaşamın gizliliği, sır alanı
- Ekonomik kişilik değerleri — mesleki itibar, ticarî güvenilirlik
Bu değerlerin ortak özelliği para ile ölçülememeleri ve kişiden ayrılamamalarıdır. Sayının kapalı olmaması bilinçlidir: teknolojinin ve toplumsal ilişkilerin değişmesiyle yeni kişilik değerleri korumaya girebilir.
Kişilik hakkının iki temel özelliği, korumanın kapsamını da belirler. Hak mutlak olduğundan herkese karşı ileri sürülebilir; saldırıda bulunanın kimliği, sıfatı ya da saldırıyı hangi araçla gerçekleştirdiği önem taşımaz. Hak kişiye sıkı sıkıya bağlı olduğundan da, korunmayı isteme yetkisi kural olarak yalnız hak sahibine aittir.
İkinci özelliğin bir sınırı vardır. Ölenin hatırasına yönelik saldırılarda dava hakkı, ölenin kişiliğinden değil, yakınlarının kendi kişilik hakkından doğar. Aynı biçimde bir topluluğa yönelen saldırıda, topluluğa mensup kişi ancak saldırı kendisini belirlenebilir biçimde hedef alıyorsa dava açabilir.
B. İçe Karşı Koruma: Vazgeçme ve Aşırı Sınırlama
Kanun, kişiyi kendi iradesine karşı da korur. Kimse hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez; kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlâka aykırı olarak sınırlayamaz (TMK m. 23/1–2).
İki fıkra arasındaki fark önemlidir. Ehliyetten vazgeçme mutlak biçimde yasaktır: kısmî vazgeçme bile geçersizdir. Özgürlükler bakımından ise yasak mutlak değildir; sınırlama mümkündür, yasaklanan hukuka veya ahlâka aykırı sınırlamadır. Kişi mesleki faaliyetini belirli bir bölge ve süre için sınırlayan bir sözleşme yapabilir; ancak bu sınırlama ekonomik geleceğini tehlikeye düşürecek ölçüde ise aşırı sayılır ve geçersiz olur.
Kanun bu maddede biyolojik maddelere ilişkin özel bir düzenlemeye de yer vermiştir. Yazılı rıza üzerine insan kökenli biyolojik maddelerin alınması, aşılanması ve nakli mümkündür; ancak biyolojik madde verme borcu altına girmiş olandan edimini yerine getirmesi istenemez, maddî ve manevî tazminat isteminde de bulunulamaz (TMK m. 23/3). Buradaki çözüm eksik borç yapısındadır: taahhüt geçerlidir, fakat zorla yerine getirilemez ve ihlali yaptırıma bağlanmaz.
Aykırılığın yaptırımı kesin hükümsüzlüktür ve hâkim bunu re'sen gözetir; kişilik değerleri kamu düzeninden sayılır.
Vazgeçme yasağının kapsamı zaman zaman yanlış anlaşılır. Yasak, kişinin haklarını hiç kullanamayacağı anlamına gelmez; yasaklanan, hakkın kendisinden ya da onu kullanma yeteneğinden önceden ve genel olarak vazgeçilmesidir. Kişi tek tek işlemler bakımından tasarrufta bulunabilir, belirli bir kullanıma rıza gösterebilir, hatta bir hakkını kullanmaktan somut olayda kaçınabilir. Geçersiz olan, ileriye dönük ve belirsiz kapsamlı bir feragattir.
Ölçü, sınırlamanın kişiyi hukuk düzeninin öngördüğü asgari hareket alanının dışına itip itmediğidir. Süresi belirli, konusu sınırlı ve karşılığı dengeli bir taahhüt geçerlidir; süresiz, kapsamı belirsiz ve kişinin ekonomik veya kişisel varlığını tehlikeye düşüren bir taahhüt aşırıdır. Bu değerlendirme somut olayda yapılır ve hâkimin takdirine bağlıdır.
Aynı ölçü, kişinin kendi vücut bütünlüğü üzerindeki tasarruflarında da işler. Tıbbî müdahaleye rıza, aydınlatılmış olmak koşuluyla geçerlidir ve müdahaleyi hukuka uygun kılar; buna karşılık kişinin vücut bütünlüğünü kalıcı biçimde ortadan kaldıracak bir müdahaleye verilen rıza, hukuka ve ahlâka aykırı sınırlama sayılır ve sonuç doğurmaz.
C. Dışa Karşı Koruma
Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir (TMK m. 24/1). Koruma isteminin muhatabı yalnız saldırıyı gerçekleştiren değil, ona katılan herkestir.
1. Saldırının Hukuka Aykırılığı
Kanun burada bir karine kurar: kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır (TMK m. 24/2). Davacı, saldırının hukuka aykırı olduğunu ayrıca ispatlamak zorunda değildir; hukuka uygunluk sebebini ileri süren taraf onu ispatlar.
Bu kurgu ispat yükünü tersine çevirdiği için sınavda sık ölçülür. Davacının ispatlayacağı şey saldırının varlığı, davalının ispatlayacağı şey ise saldırıyı haklı kılan sebebin bulunmasıdır.
2. Hukuka Uygunluk Sebepleri
Saldırıyı hukuka uygun kılan sebepler kanunda sınırlı sayıda gösterilmiştir (TMK m. 24/2):
- Zarar görenin rızası — kişilik hakkı zedelenenin, üzerinde tasarruf edebileceği bir değere ilişkin rızası
- Üstün nitelikte özel veya kamusal yarar — basının haber verme hakkı, bilimsel eleştiri, kendi hakkını koruma
- Kanunun verdiği yetkinin kullanılması — kolluğun yakalama yetkisi, hâkimin karar yetkisi
Rızanın sınırı, TMK m. 23'ten gelir: kişi vazgeçemeyeceği bir değer üzerinde geçerli rıza veremez. Üstün yarar değerlendirmesi ise bir tartma işlemidir; saldırının ağırlığı ile korunan yarar karşılaştırılır. Basının haber verme hakkında gerçeklik, güncellik, kamu yararı ve öz ile biçim arasında denge birlikte aranır.
Üstün yarar değerlendirmesinde kullanılan ölçütler uygulamada belirginleşmiştir:
- Gerçeklik — aktarılan olgunun doğru olması; gerçek dışı isnat hiçbir yararla haklı kılınamaz
- Güncellik — haberin kamuoyunu ilgilendirdiği anda verilmesi
- Kamu yararı — açıklamanın toplumsal bir menfaate hizmet etmesi
- Öz ile biçim arasında denge — anlatımın, aktarılan olgunun gerektirdiği ölçüyü aşmaması
Dört ölçütün birlikte gerçekleşmesi aranır; birinin eksikliği saldırıyı hukuka aykırı kılar. Kamuya mal olmuş kişilerde koruma tümüyle kalkmaz, yalnız eleştiri sınırı genişler.
D. Koruyucu Davalar: Tespit, Önleme, Durdurma
Davacı hâkimden üç koruyucu istemde bulunabilir (TMK m. 25/1):
- Önleme davası — saldırı tehlikesinin önlenmesi; henüz gerçekleşmemiş ama yakın bir saldırıya karşı
- Durdurma davası — sürmekte olan saldırıya son verilmesi
- Tespit davası — sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespiti
Üç davanın ortak özelliği kusura bağlı olmamalarıdır. Saldırıda bulunanın kusuru aranmaz, hatta ayırt etme gücü de aranmaz; korunan, saldırının kendisine karşı kişiliktir.
Davacı bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması isteminde de bulunabilir (TMK m. 25/2). Bu istem bağımsız bir dava değil, koruyucu davaların sonucunu etkili kılan tamamlayıcı bir taleptir.
Koruyucu davaların bir başka özelliği, saldırının hangi araçla gerçekleştiğinden bağımsız olmalarıdır. Yazılı basın, görsel yayın, internet yayını ya da sosyal ağ üzerinden yapılan saldırılar aynı hükümlere tabidir. İnternet ortamındaki saldırılarda içeriğin kaldırılmış olması davayı gereksiz kılmaz; erişim sonuçlarında görünmeye devam eden bir içerik bakımından etkinin sürdüğü kabul edilir ve hukuka aykırılığın tespiti istenebilir.
Davaların kime karşı açılacağı da uygulamada tartışılır. Kanun, korunmanın saldırıda bulunanlara karşı isteneceğini söylemektedir; bu ifade yalnız saldırıyı gerçekleştireni değil, saldırıya katılan, onu yayan ve sürdüren kişileri de kapsar. Bir haberin yazarı ile onu yayımlayan kuruluş bu sebeple birlikte dava edilebilir. Katılanların sorumluluğu, katkılarının niteliğine göre belirlenir.
E. Tazminat ve Kazancın Devri Davaları
Davacının maddî ve manevî tazminat istemleri ile hukuka aykırı saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın, vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine verilmesine ilişkin istemde bulunma hakkı saklıdır (TMK m. 25/3).
Bu üç istem koruyucu davalardan ayrılır. Tazminat davaları kusura bağlıdır; kazancın devri istemi ise saldırıdan elde edilen menfaatin saldırganın elinde kalmasını önler ve zararın ispatını gerektirmemesi bakımından pratik bir üstünlük taşır.
Üç istemin ayrıldığı noktalar şunlardır:
- Maddî tazminat zararın ve kusurun ispatını gerektirir.
- Manevî tazminat kusur arar ve kişiye sıkı sıkıya bağlıdır.
- Kazancın devri kusur ve zarar aramaz; ölçü, saldırıdan elde edilen menfaattir.
Manevî tazminat isteminin özel bir rejimi vardır: karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez; mirasbırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez (TMK m. 25/4). Kişiye sıkı sıkıya bağlılık bu iki sınırlamada somutlaşır.
Yetki bakımından davacıya bir kolaylık tanınmıştır: kişilik haklarının korunması için kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açabilir (TMK m. 25/5). Bu, genel yetki kuralına göre davacı lehine bir seçim hakkıdır.
Davaların birlikte açılması mümkündür ve uygulamada olağandır: aynı dilekçede durdurma, tespit, kararın yayımlanması ve manevî tazminat istenebilir. Her istem kendi şartlarına göre ayrı ayrı değerlendirilir; birinin reddi diğerlerini etkilemez.
| Dava | Kusur aranır mı | Amacı |
|---|---|---|
| Önleme | Hayır | Yakın saldırı tehlikesini engellemek |
| Durdurma | Hayır | Süren saldırıyı sona erdirmek |
| Tespit | Hayır | Etkisi süren saldırının aykırılığını saptamak |
| Maddî tazminat | Evet | Malvarlığı zararını gidermek |
| Manevî tazminat | Evet | Manevî zararı denkleştirmek |
| Kazancın devri | Hayır | Saldırıdan elde edilen kazancı almak |
Örnek olay
Bir internet sitesinde (D) hakkında, gerçek olmayan ve mesleki itibarını zedeleyen bir haber yayımlanmıştır. Haber yayından kaldırılmış, ancak arama sonuçlarında görünmeye devam etmektedir. Site, haberin yayımlandığı dönemde reklam gelirinde belirgin bir artış elde etmiştir. (D), hem içeriğin etkilerinin giderilmesini hem de sitenin bu kazancını istemektedir. Site ise haberin kamu yararına olduğunu, ayrıca (D)'nin kamuya mal olmuş bir kişi olduğunu savunmaktadır.
Değerlendirme: İlk saptama hukuka aykırılık karinesine ilişkindir. Kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır (TMK m. 24/2); (D)'nin ispatlayacağı şey saldırının varlığı, sitenin ispatlayacağı şey ise haklı kılan bir sebebin bulunmasıdır. İspat yükü bu noktada davalıdadır.
Savunmanın dayandığı üstün yarar değerlendirmesi bir tartma işlemidir. Haber verme hakkının saldırıyı haklı kılabilmesi için içeriğin gerçek olması aranır. Olayda haberin gerçek olmadığı belirlendiğine göre bu koşul en baştan gerçekleşmemiştir; (D)'nin kamuya mal olmuş bir kişi olması, gerçek dışı isnadı hukuka uygun hâle getirmez. Kamuya mal olmuş kişilerde korumanın daralması, yalnız eleştiri sınırının genişlemesi anlamına gelir.
Talepler bakımından üç ayrı yol açıktır. Haber yayından kaldırılmış olsa da etkileri devam ettiğinden, hukuka aykırılığın tespiti istenebilir (TMK m. 25/1); ayrıca kararın yayımlanması talep edilerek etki giderilebilir (TMK m. 25/2). Bu istemler kusura bağlı değildir.
Reklam geliri bakımından ise kazancın devri istemi işler (TMK m. 25/3). Bu istemin üstünlüğü, (D)'nin kendi malvarlığında bir azalma ispat etmek zorunda olmamasıdır; talep, saldırıdan elde edilen kazancın saldırganda kalmamasına dayanır. Maddî tazminat istenecekse zarar, manevî tazminat istenecekse kusur ayrıca ortaya konmalıdır.
(D) davasını kendi yerleşim yeri mahkemesinde açabilir (TMK m. 25/5); davalının merkezinin başka yerde bulunması bu seçimi engellemez.
İkinci örnek olay
(K), yakın arkadaşının yürüttüğü bir bilimsel araştırmaya katılmayı kabul etmiş ve araştırma kapsamında kendisinden doku alınmasına yazılı olarak rıza vermiştir. Daha sonra fikrini değiştiren (K), doku vermekten kaçınmıştır. Araştırmayı yürüten kurum, taahhüde uyulmasını, aksi hâlde uğradığı zararın giderilmesini istemektedir. Aynı sözleşmede (K), araştırma süresince başka hiçbir kurumla çalışmayacağını ve mesleğini sürdürmeyeceğini de taahhüt etmiştir.
Değerlendirme: İki taahhüt farklı hükümlere tabidir ve ikisi de aynı yönde sonuçlanır, ancak gerekçeleri ayrıdır.
Doku verme taahhüdü bakımından kanun özel bir çözüm getirmiştir. Yazılı rıza üzerine insan kökenli biyolojik maddelerin alınması mümkündür; ancak biyolojik madde verme borcu altına girmiş olandan edimini yerine getirmesi istenemez ve maddî ile manevî tazminat isteminde bulunulamaz (TMK m. 23/3). Taahhüt geçersiz değildir; yalnız ifaya zorlanamaz ve ihlali yaptırıma bağlanmaz. Kurumun her iki talebi de bu sebeple reddedilir.
Mesleği sürdürmeme taahhüdü ise özgürlüğün sınırlanmasına ilişkindir. Kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlâka aykırı olarak sınırlayamaz (TMK m. 23/2). Yasak mutlak değildir: sınırlama mümkündür, aşırı sınırlama geçersizdir. Kişinin mesleğini tümüyle bırakmayı taahhüt etmesi, ekonomik geleceğini tehlikeye düşüren bir sınırlama olduğundan aşırı sayılır ve bu kısım kesin hükümsüzdür.
Yaptırımın niteliği önemlidir: kesin hükümsüzlük hâkim tarafından re'sen gözetilir ve tarafların sonradan onayı işlemi geçerli kılmaz. Kişilik değerleri kamu düzeninden sayıldığı için burada sözleşme özgürlüğü geri çekilir.
Bu başlıktan çıkmış sorular
Resmî sınavlarda (HMGS, hâkimlik, KPSS, adli/idari yargı) çıkmış sorular. 12 soru eşleşti, ilk 12 gösteriliyor.
Çıkmış soru 1 2001 İDARİ YARGI
Cevabı göster
Çıkmış soru 2 2002 ADLİ YARGI
Cevabı göster
Çıkmış soru 3 KPSS / ADLİ YARGI
Cevabı göster
Çıkmış soru 4 KPSS / ADLİ YARGI
Cevabı göster
Çıkmış soru 5 2005 ADLİ YARGI (KASIM)
Cevabı göster
Çıkmış soru 6 İDARİ YARGI
Cevabı göster
Çıkmış soru 7 2006 KAMU İHALE KURUMU UZMAN YRD.
Cevabı göster
Çıkmış soru 8 2006 SAYIŞTAY
Cevabı göster
Çıkmış soru 9 2009 ADLİ YARGI BENZER SORU: KPSS 2017 (NİSAN)
Cevabı göster
Çıkmış soru 10 1998 ADLİ YARGI (MAYIS)
Cevabı göster
Çıkmış soru 11 2009 ADLİ YARGI (ARALIK)
Cevabı göster
Çıkmış soru 12 2010 MALİ HİZMET UZM. YRD.
Cevabı göster
Bu başlığın soruları
Bu başlıktan 8 soru. Şıkları okuyup kendi cevabını verdikten sonra cevabı aç.