EduMiXX Hukuk HMGS

Medeni Hukuk › Başlık 15 / 60

Kişiliğin Korunması

29 Hâkimlik

Hızlı özet

Kişilik yalnız hak sahibi olma yeteneği değil, aynı zamanda korunan bir değerler bütünüdür. Kanun bu bütünü iki yönden korur: kişinin kendi kendine karşı korunması ve üçüncü kişilerin saldırılarına karşı korunması. Birincisi vazgeçme ve aşırı sınırlama yasağıyla, ikincisi saldırıya karşı açılan davalarla sağlanır.

Kişilik Hakkının Kapsamı

Kişilik hakkı, kişinin kendi varlığına ilişkin değerler üzerindeki mutlak haktır. Herkese karşı ileri sürülebilir, kişiye sıkı sıkıya bağlıdır, devredilemez, mirasçılara geçmez ve vazgeçilemez.

Korunan değerler kanunda tek tek sayılmamıştır: fizikî değerler yaşam, vücut bütünlüğü ve sağlıktır; duygusal değerler aile bağları ve ölenin hatırasıdır; manevî ve sosyal değerler şeref, isim, resim, ses ve özel yaşamın gizliliğidir; ekonomik kişilik değerleri ise mesleki itibar ve ticarî güvenilirliktir. Ortak özellikleri para ile ölçülememeleri ve kişiden ayrılamamalarıdır. Sayının kapalı olmaması bilinçlidir; teknolojinin değişmesiyle yeni değerler korumaya girebilir.

Korumayı isteme yetkisi kural olarak yalnız hak sahibine aittir. İki sınır vardır: ölenin hatırasına yönelik saldırılarda dava hakkı, ölenin kişiliğinden değil yakınlarının kendi kişilik hakkından doğar; bir topluluğa yönelen saldırıda ise kişi ancak belirlenebilir biçimde hedef alınmışsa dava açabilir.

İçe Karşı Koruma

Kanun kişiyi kendi iradesine karşı da korur. Kimse hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez; kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlâka aykırı olarak sınırlayamaz (TMK m. 23/1-2).

İki fıkra arasındaki fark önemlidir. Ehliyetten vazgeçme mutlak biçimde yasaktır, kısmî vazgeçme bile geçersizdir. Özgürlüklerde ise yasak mutlak değildir; sınırlama mümkündür, yasaklanan hukuka veya ahlâka aykırı olanıdır. Ölçü, sınırlamanın kişiyi hukuk düzeninin öngördüğü asgari hareket alanının dışına itip itmediğidir: süresi belirli, konusu sınırlı ve karşılığı dengeli bir taahhüt geçerlidir; süresiz, kapsamı belirsiz ve ekonomik varlığı tehlikeye düşüren bir taahhüt aşırıdır.

Yasak, kişinin haklarını hiç kullanamayacağı anlamına gelmez. Yasaklanan, haktan ya da onu kullanma yeteneğinden önceden ve genel olarak feragat edilmesidir; tek tek işlemlerde tasarrufta bulunmak serbesttir.

Kanun biyolojik maddelere ilişkin özel bir düzenleme de yapmıştır: yazılı rıza üzerine insan kökenli biyolojik maddelerin alınması ve nakli mümkündür, ancak bu borç altına girenden edimini yerine getirmesi istenemez ve tazminat da istenemez (TMK m. 23/3). Yapı eksik borçtur: taahhüt geçerlidir, fakat zorla yerine getirilemez. Aykırılığın yaptırımı kesin hükümsüzlüktür ve hâkim re'sen gözetir.

Dışa Karşı Koruma: Hukuka Aykırılık Karinesi

Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir (TMK m. 24/1). Kanun burada bir karine kurar: kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır (TMK m. 24/2). Davacı saldırının hukuka aykırılığını ayrıca ispatlamak zorunda değildir; hukuka uygunluk sebebini ileri süren taraf onu ispatlar. Davacının ispatlayacağı şey saldırının varlığı, davalının ispatlayacağı şey saldırıyı haklı kılan sebeptir.

Hukuka uygunluk sebepleri üçtür: zarar görenin rızası, üstün nitelikte özel veya kamusal yarar, kanunun verdiği yetkinin kullanılması. Rızanın sınırı vazgeçme yasağından gelir; kişi vazgeçemeyeceği bir değer üzerinde geçerli rıza veremez. Üstün yarar ise bir tartma işlemidir. Basında dört ölçüt birlikte aranır: gerçeklik, güncellik, kamu yararı ve öz ile biçim arasında denge. Birinin eksikliği saldırıyı hukuka aykırı kılar; gerçek dışı isnat hiçbir yararla haklı kılınamaz. Kamuya mal olmuş kişilerde koruma tümüyle kalkmaz, yalnız eleştiri sınırı genişler.

Davalar

Üç koruyucu dava vardır (TMK m. 25/1). Önleme davası henüz gerçekleşmemiş ama yakın bir saldırı tehlikesini engeller. Durdurma davası sürmekte olan saldırıya son verir. Tespit davası, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığını saptar. Üçünün ortak özelliği kusura bağlı olmamalarıdır; saldırıda bulunanın kusuru, hatta ayırt etme gücü aranmaz. Davacı ayrıca kararın üçüncü kişilere bildirilmesini veya yayımlanmasını isteyebilir.

Bunlara karşılık maddî ve manevî tazminat kusura bağlıdır. Kazancın devri istemi ise vekâletsiz iş görme hükümlerine göre işler ve kusur da zarar da aramaz; ölçü, saldırıdan elde edilen menfaattir. Manevî tazminatın özel bir rejimi vardır: karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez, mirasbırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez (TMK m. 25/4).

Yetki bakımından davacıya seçim hakkı tanınmıştır: kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açabilir (TMK m. 25/5). Davalar aynı dilekçede birlikte istenebilir ve her istem kendi şartlarına göre ayrı değerlendirilir.

Sınavda Ne Çıkar

  • Kişilik hakkı mutlak, devredilemez, mirasçılara geçmez ve vazgeçilemez; korunan değerler sınırlı sayıda değildir.
  • Ehliyetten kısmen dahi vazgeçilemez; özgürlüklerde yasak mutlak değildir, hukuka veya ahlâka aykırı sınırlama yasaktır.
  • Biyolojik madde verme taahhüdü ifaya zorlanamaz ve ihlalinde tazminat istenemez (TMK m. 23/3).
  • Her saldırı hukuka aykırıdır; hukuka uygunluk sebebini ileri süren ispatla yükümlüdür (TMK m. 24/2).
  • Önleme, durdurma ve tespit davaları kusura bağlı değildir; tazminat davaları kusur arar, kazancın devri aramaz.
  • Manevî tazminat kabul edilmedikçe devredilemez, ileri sürülmedikçe mirasçılara geçmez.
  • Davacı kendi veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açabilir (TMK m. 25/5).

Kişilik yalnız hak sahibi olma yeteneği değil, aynı zamanda korunan bir değerler bütünüdür. Kanun bu bütünü iki yönden korur: kişinin kendi kendine karşı korunması ve üçüncü kişilerin saldırılarına karşı korunması. Birincisi vazgeçme ve aşırı sınırlama yasağıyla, ikincisi saldırıya karşı açılan davalarla sağlanır.

A. Kişilik Hakkı Kavramı ve Kapsamı

Kişilik hakkı, kişinin kendi varlığına ilişkin değerler üzerindeki mutlak haktır. Herkese karşı ileri sürülebilir, kişiye sıkı sıkıya bağlıdır, devredilemez, mirasçılara geçmez ve vazgeçilemez.

Korunan değerler kanunda tek tek sayılmamış, kapsamı öğreti ve uygulamaya bırakılmıştır. Başlıca gruplar şunlardır:

  • Fizikî değerler — yaşam, vücut bütünlüğü, sağlık
  • Duygusal değerler — aile bağları, yakınlara duyulan sevgi, ölenin hatırası
  • Manevî ve sosyal değerler — şeref ve haysiyet, isim, resim, ses, özel yaşamın gizliliği, sır alanı
  • Ekonomik kişilik değerleri — mesleki itibar, ticarî güvenilirlik

Bu değerlerin ortak özelliği para ile ölçülememeleri ve kişiden ayrılamamalarıdır. Sayının kapalı olmaması bilinçlidir: teknolojinin ve toplumsal ilişkilerin değişmesiyle yeni kişilik değerleri korumaya girebilir.

Kişilik hakkının iki temel özelliği, korumanın kapsamını da belirler. Hak mutlak olduğundan herkese karşı ileri sürülebilir; saldırıda bulunanın kimliği, sıfatı ya da saldırıyı hangi araçla gerçekleştirdiği önem taşımaz. Hak kişiye sıkı sıkıya bağlı olduğundan da, korunmayı isteme yetkisi kural olarak yalnız hak sahibine aittir.

İkinci özelliğin bir sınırı vardır. Ölenin hatırasına yönelik saldırılarda dava hakkı, ölenin kişiliğinden değil, yakınlarının kendi kişilik hakkından doğar. Aynı biçimde bir topluluğa yönelen saldırıda, topluluğa mensup kişi ancak saldırı kendisini belirlenebilir biçimde hedef alıyorsa dava açabilir.

B. İçe Karşı Koruma: Vazgeçme ve Aşırı Sınırlama

Kanun, kişiyi kendi iradesine karşı da korur. Kimse hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez; kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlâka aykırı olarak sınırlayamaz (TMK m. 23/1–2).

İki fıkra arasındaki fark önemlidir. Ehliyetten vazgeçme mutlak biçimde yasaktır: kısmî vazgeçme bile geçersizdir. Özgürlükler bakımından ise yasak mutlak değildir; sınırlama mümkündür, yasaklanan hukuka veya ahlâka aykırı sınırlamadır. Kişi mesleki faaliyetini belirli bir bölge ve süre için sınırlayan bir sözleşme yapabilir; ancak bu sınırlama ekonomik geleceğini tehlikeye düşürecek ölçüde ise aşırı sayılır ve geçersiz olur.

Kanun bu maddede biyolojik maddelere ilişkin özel bir düzenlemeye de yer vermiştir. Yazılı rıza üzerine insan kökenli biyolojik maddelerin alınması, aşılanması ve nakli mümkündür; ancak biyolojik madde verme borcu altına girmiş olandan edimini yerine getirmesi istenemez, maddî ve manevî tazminat isteminde de bulunulamaz (TMK m. 23/3). Buradaki çözüm eksik borç yapısındadır: taahhüt geçerlidir, fakat zorla yerine getirilemez ve ihlali yaptırıma bağlanmaz.

Aykırılığın yaptırımı kesin hükümsüzlüktür ve hâkim bunu re'sen gözetir; kişilik değerleri kamu düzeninden sayılır.

Vazgeçme yasağının kapsamı zaman zaman yanlış anlaşılır. Yasak, kişinin haklarını hiç kullanamayacağı anlamına gelmez; yasaklanan, hakkın kendisinden ya da onu kullanma yeteneğinden önceden ve genel olarak vazgeçilmesidir. Kişi tek tek işlemler bakımından tasarrufta bulunabilir, belirli bir kullanıma rıza gösterebilir, hatta bir hakkını kullanmaktan somut olayda kaçınabilir. Geçersiz olan, ileriye dönük ve belirsiz kapsamlı bir feragattir.

Ölçü, sınırlamanın kişiyi hukuk düzeninin öngördüğü asgari hareket alanının dışına itip itmediğidir. Süresi belirli, konusu sınırlı ve karşılığı dengeli bir taahhüt geçerlidir; süresiz, kapsamı belirsiz ve kişinin ekonomik veya kişisel varlığını tehlikeye düşüren bir taahhüt aşırıdır. Bu değerlendirme somut olayda yapılır ve hâkimin takdirine bağlıdır.

Aynı ölçü, kişinin kendi vücut bütünlüğü üzerindeki tasarruflarında da işler. Tıbbî müdahaleye rıza, aydınlatılmış olmak koşuluyla geçerlidir ve müdahaleyi hukuka uygun kılar; buna karşılık kişinin vücut bütünlüğünü kalıcı biçimde ortadan kaldıracak bir müdahaleye verilen rıza, hukuka ve ahlâka aykırı sınırlama sayılır ve sonuç doğurmaz.

C. Dışa Karşı Koruma

Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir (TMK m. 24/1). Koruma isteminin muhatabı yalnız saldırıyı gerçekleştiren değil, ona katılan herkestir.

1. Saldırının Hukuka Aykırılığı

Kanun burada bir karine kurar: kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır (TMK m. 24/2). Davacı, saldırının hukuka aykırı olduğunu ayrıca ispatlamak zorunda değildir; hukuka uygunluk sebebini ileri süren taraf onu ispatlar.

Bu kurgu ispat yükünü tersine çevirdiği için sınavda sık ölçülür. Davacının ispatlayacağı şey saldırının varlığı, davalının ispatlayacağı şey ise saldırıyı haklı kılan sebebin bulunmasıdır.

2. Hukuka Uygunluk Sebepleri

Saldırıyı hukuka uygun kılan sebepler kanunda sınırlı sayıda gösterilmiştir (TMK m. 24/2):

  • Zarar görenin rızası — kişilik hakkı zedelenenin, üzerinde tasarruf edebileceği bir değere ilişkin rızası
  • Üstün nitelikte özel veya kamusal yarar — basının haber verme hakkı, bilimsel eleştiri, kendi hakkını koruma
  • Kanunun verdiği yetkinin kullanılması — kolluğun yakalama yetkisi, hâkimin karar yetkisi

Rızanın sınırı, TMK m. 23'ten gelir: kişi vazgeçemeyeceği bir değer üzerinde geçerli rıza veremez. Üstün yarar değerlendirmesi ise bir tartma işlemidir; saldırının ağırlığı ile korunan yarar karşılaştırılır. Basının haber verme hakkında gerçeklik, güncellik, kamu yararı ve öz ile biçim arasında denge birlikte aranır.

Üstün yarar değerlendirmesinde kullanılan ölçütler uygulamada belirginleşmiştir:

  • Gerçeklik — aktarılan olgunun doğru olması; gerçek dışı isnat hiçbir yararla haklı kılınamaz
  • Güncellik — haberin kamuoyunu ilgilendirdiği anda verilmesi
  • Kamu yararı — açıklamanın toplumsal bir menfaate hizmet etmesi
  • Öz ile biçim arasında denge — anlatımın, aktarılan olgunun gerektirdiği ölçüyü aşmaması

Dört ölçütün birlikte gerçekleşmesi aranır; birinin eksikliği saldırıyı hukuka aykırı kılar. Kamuya mal olmuş kişilerde koruma tümüyle kalkmaz, yalnız eleştiri sınırı genişler.

D. Koruyucu Davalar: Tespit, Önleme, Durdurma

Davacı hâkimden üç koruyucu istemde bulunabilir (TMK m. 25/1):

  • Önleme davası — saldırı tehlikesinin önlenmesi; henüz gerçekleşmemiş ama yakın bir saldırıya karşı
  • Durdurma davası — sürmekte olan saldırıya son verilmesi
  • Tespit davası — sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespiti

Üç davanın ortak özelliği kusura bağlı olmamalarıdır. Saldırıda bulunanın kusuru aranmaz, hatta ayırt etme gücü de aranmaz; korunan, saldırının kendisine karşı kişiliktir.

Davacı bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması isteminde de bulunabilir (TMK m. 25/2). Bu istem bağımsız bir dava değil, koruyucu davaların sonucunu etkili kılan tamamlayıcı bir taleptir.

Koruyucu davaların bir başka özelliği, saldırının hangi araçla gerçekleştiğinden bağımsız olmalarıdır. Yazılı basın, görsel yayın, internet yayını ya da sosyal ağ üzerinden yapılan saldırılar aynı hükümlere tabidir. İnternet ortamındaki saldırılarda içeriğin kaldırılmış olması davayı gereksiz kılmaz; erişim sonuçlarında görünmeye devam eden bir içerik bakımından etkinin sürdüğü kabul edilir ve hukuka aykırılığın tespiti istenebilir.

Davaların kime karşı açılacağı da uygulamada tartışılır. Kanun, korunmanın saldırıda bulunanlara karşı isteneceğini söylemektedir; bu ifade yalnız saldırıyı gerçekleştireni değil, saldırıya katılan, onu yayan ve sürdüren kişileri de kapsar. Bir haberin yazarı ile onu yayımlayan kuruluş bu sebeple birlikte dava edilebilir. Katılanların sorumluluğu, katkılarının niteliğine göre belirlenir.

E. Tazminat ve Kazancın Devri Davaları

Davacının maddî ve manevî tazminat istemleri ile hukuka aykırı saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın, vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine verilmesine ilişkin istemde bulunma hakkı saklıdır (TMK m. 25/3).

Bu üç istem koruyucu davalardan ayrılır. Tazminat davaları kusura bağlıdır; kazancın devri istemi ise saldırıdan elde edilen menfaatin saldırganın elinde kalmasını önler ve zararın ispatını gerektirmemesi bakımından pratik bir üstünlük taşır.

Üç istemin ayrıldığı noktalar şunlardır:

  • Maddî tazminat zararın ve kusurun ispatını gerektirir.
  • Manevî tazminat kusur arar ve kişiye sıkı sıkıya bağlıdır.
  • Kazancın devri kusur ve zarar aramaz; ölçü, saldırıdan elde edilen menfaattir.

Manevî tazminat isteminin özel bir rejimi vardır: karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez; mirasbırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez (TMK m. 25/4). Kişiye sıkı sıkıya bağlılık bu iki sınırlamada somutlaşır.

Yetki bakımından davacıya bir kolaylık tanınmıştır: kişilik haklarının korunması için kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açabilir (TMK m. 25/5). Bu, genel yetki kuralına göre davacı lehine bir seçim hakkıdır.

Davaların birlikte açılması mümkündür ve uygulamada olağandır: aynı dilekçede durdurma, tespit, kararın yayımlanması ve manevî tazminat istenebilir. Her istem kendi şartlarına göre ayrı ayrı değerlendirilir; birinin reddi diğerlerini etkilemez.

DavaKusur aranır mıAmacı
ÖnlemeHayırYakın saldırı tehlikesini engellemek
DurdurmaHayırSüren saldırıyı sona erdirmek
TespitHayırEtkisi süren saldırının aykırılığını saptamak
Maddî tazminatEvetMalvarlığı zararını gidermek
Manevî tazminatEvetManevî zararı denkleştirmek
Kazancın devriHayırSaldırıdan elde edilen kazancı almak

Örnek olay

Bir internet sitesinde (D) hakkında, gerçek olmayan ve mesleki itibarını zedeleyen bir haber yayımlanmıştır. Haber yayından kaldırılmış, ancak arama sonuçlarında görünmeye devam etmektedir. Site, haberin yayımlandığı dönemde reklam gelirinde belirgin bir artış elde etmiştir. (D), hem içeriğin etkilerinin giderilmesini hem de sitenin bu kazancını istemektedir. Site ise haberin kamu yararına olduğunu, ayrıca (D)'nin kamuya mal olmuş bir kişi olduğunu savunmaktadır.

Değerlendirme: İlk saptama hukuka aykırılık karinesine ilişkindir. Kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır (TMK m. 24/2); (D)'nin ispatlayacağı şey saldırının varlığı, sitenin ispatlayacağı şey ise haklı kılan bir sebebin bulunmasıdır. İspat yükü bu noktada davalıdadır.

Savunmanın dayandığı üstün yarar değerlendirmesi bir tartma işlemidir. Haber verme hakkının saldırıyı haklı kılabilmesi için içeriğin gerçek olması aranır. Olayda haberin gerçek olmadığı belirlendiğine göre bu koşul en baştan gerçekleşmemiştir; (D)'nin kamuya mal olmuş bir kişi olması, gerçek dışı isnadı hukuka uygun hâle getirmez. Kamuya mal olmuş kişilerde korumanın daralması, yalnız eleştiri sınırının genişlemesi anlamına gelir.

Talepler bakımından üç ayrı yol açıktır. Haber yayından kaldırılmış olsa da etkileri devam ettiğinden, hukuka aykırılığın tespiti istenebilir (TMK m. 25/1); ayrıca kararın yayımlanması talep edilerek etki giderilebilir (TMK m. 25/2). Bu istemler kusura bağlı değildir.

Reklam geliri bakımından ise kazancın devri istemi işler (TMK m. 25/3). Bu istemin üstünlüğü, (D)'nin kendi malvarlığında bir azalma ispat etmek zorunda olmamasıdır; talep, saldırıdan elde edilen kazancın saldırganda kalmamasına dayanır. Maddî tazminat istenecekse zarar, manevî tazminat istenecekse kusur ayrıca ortaya konmalıdır.

(D) davasını kendi yerleşim yeri mahkemesinde açabilir (TMK m. 25/5); davalının merkezinin başka yerde bulunması bu seçimi engellemez.

İkinci örnek olay

(K), yakın arkadaşının yürüttüğü bir bilimsel araştırmaya katılmayı kabul etmiş ve araştırma kapsamında kendisinden doku alınmasına yazılı olarak rıza vermiştir. Daha sonra fikrini değiştiren (K), doku vermekten kaçınmıştır. Araştırmayı yürüten kurum, taahhüde uyulmasını, aksi hâlde uğradığı zararın giderilmesini istemektedir. Aynı sözleşmede (K), araştırma süresince başka hiçbir kurumla çalışmayacağını ve mesleğini sürdürmeyeceğini de taahhüt etmiştir.

Değerlendirme: İki taahhüt farklı hükümlere tabidir ve ikisi de aynı yönde sonuçlanır, ancak gerekçeleri ayrıdır.

Doku verme taahhüdü bakımından kanun özel bir çözüm getirmiştir. Yazılı rıza üzerine insan kökenli biyolojik maddelerin alınması mümkündür; ancak biyolojik madde verme borcu altına girmiş olandan edimini yerine getirmesi istenemez ve maddî ile manevî tazminat isteminde bulunulamaz (TMK m. 23/3). Taahhüt geçersiz değildir; yalnız ifaya zorlanamaz ve ihlali yaptırıma bağlanmaz. Kurumun her iki talebi de bu sebeple reddedilir.

Mesleği sürdürmeme taahhüdü ise özgürlüğün sınırlanmasına ilişkindir. Kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlâka aykırı olarak sınırlayamaz (TMK m. 23/2). Yasak mutlak değildir: sınırlama mümkündür, aşırı sınırlama geçersizdir. Kişinin mesleğini tümüyle bırakmayı taahhüt etmesi, ekonomik geleceğini tehlikeye düşüren bir sınırlama olduğundan aşırı sayılır ve bu kısım kesin hükümsüzdür.

Yaptırımın niteliği önemlidir: kesin hükümsüzlük hâkim tarafından re'sen gözetilir ve tarafların sonradan onayı işlemi geçerli kılmaz. Kişilik değerleri kamu düzeninden sayıldığı için burada sözleşme özgürlüğü geri çekilir.

Bu başlıktan çıkmış sorular

Resmî sınavlarda (HMGS, hâkimlik, KPSS, adli/idari yargı) çıkmış sorular. 12 soru eşleşti, ilk 12 gösteriliyor.

Çıkmış soru 1 2001 İDARİ YARGI
H, kendisinin 18 yaşını tamamlamış olduğunu söyleyen 15 yaşındaki A ile bir satış akdi yapmıştır. Buna göre, aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A) İyiniyetli H gerekli araştırmayı yaptığı için yapılan satış akdi geçerlidir.
B) A'nın yaptığı anlaşma eksiklikle sakattır.
C) A, işlemi yaparken reşit olmadığı için işlem butlanla sakattır.
D) A, H'ye gerçek dışı beyanda bulunduğu için H hileye dayanarak iptal davası açabilir.
E) A'nın geçerli bir irade beyanı bulunmadığından işlem meydana gelmemiştir.
Cevabı göster
Cevap: B.
Çıkmış soru 2 2002 ADLİ YARGI
Kişiliğin korunmasıyla ilgili olarak aşağıdaki davalardan hangisinin açılması söz konusu [olamaz]?
A) Tecavüze son verilmesi davası
B) Önleme davası
C) Durdurma davası
D) Tespit davası
E) Eski hale getirme davası
Cevabı göster
Cevap: E.
Çıkmış soru 3 KPSS / ADLİ YARGI
Şahsiyete bağlı haklara yapılan hukuka aykırı saldırılardan dolayı maddi tazminat davası açabilmek için aşağıdaki şartlardan hangisinin bulunması zorunlu [değildir]?
A) Hukuka aykırı saldırı
B) Kusur
C) Zarar
D) Müeyyide
E) İlliyet bağı
Cevabı göster
Cevap: D.
Çıkmış soru 4 KPSS / ADLİ YARGI
Kişiliğe tecavüz tehlikesinin bulunduğu hallerde bu tehlikeyi engellemek için aşağıdaki davalardan hangisi açılmalıdır?
A) Tazminat davası
B) Tecavüzün men'i davası
C) Tespit davası
D) Vekaletsiz iş görmeden kaynaklanan dava
E) Önleme davası
Cevabı göster
Cevap: E.
Çıkmış soru 5 2005 ADLİ YARGI (KASIM)
Haklarla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi [yanlıştır]?
A) Vasiyetname düzenlemek, kullanmaya karar verdikten sonra dahi temsilci aracılığıyla kullanılamayacak olan kişiye sıkı sıkıya bağlı bir haktır.
B) Ayni haklar arasında şahısla kaim olanlar da vardır.
C) Kişilik (şahsiyet) hakları ayni haklardan değil, kişisel haklardandır.
D) Hak sahibi tarafından kullanılmaya karar verdikten sonra, bir temsilci aracılığıyla kullanılması mümkün olan kişiye sıkı sıkıya bağlı haklar da vardır.
E) Kişi lehine kurulan irtifak haklarının devri ve mirasçıya intikali mümkün olanları, bağımsız irtifak haklarıdır.
Cevabı göster
Cevap: C.
Çıkmış soru 6 İDARİ YARGI
Kişilik hakkının korunmasıyla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Kişilik hakkına saldırı nedeniyle ileri sürülebilecek olan manevi tazminat talebi, karşı tarafça kabul edilmişse devredilebilir.
B) Kişilik hakkını koruyucu nitelikte olan tüm davaların ortak şartı, kişilik hakkının tecavüze uğraması neticesinde bir zararın doğmasıdır.
C) Kişilik hakkına yapılmış ve halen devam etmekte olan hukuka aykırı bir tecavüze karşı, tecavüzün sona erdirilmesi davasıyla birlikte, tecavüzün hukuka aykırılığının tespiti ve kararın yayımlanması davası da açılabilir.
D) Kişilik hakkı hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan bir kimse, bu nedenle uğradığı maddi kaybı, saldırgandan, gerçek olmayan vekaletsiz iş görme hükümlerine dayanarak açacağı bir davayla talep edebilir.
E) Kişilik hakkına yapılan tecavüze önceden verilen rıza, herhalde o tecavüzün hukuka aykırılığını ortadan kaldırır.
Cevabı göster
Cevap: A.
Çıkmış soru 7 2006 KAMU İHALE KURUMU UZMAN YRD.
A'ya ait olan bir makale onun ismine yer verilmeden ve bedel alınmadan yayınlanmıştır. Buna göre A aşağıdaki davalardan hangisini [açamaz]?
A) Önleme davası
B) Durdurma davası
C) Maddi tazminat davası
D) Manevi tazminat davası
E) Sebepsiz zenginleşme davası
Cevabı göster
Cevap: A.
Çıkmış soru 8 2006 SAYIŞTAY
Kişilik haklarına bir tecavüzün olması halinde aşağıdaki davaların hangisinde zarar verenin kusuru aranır?
A) Önleme davası
B) Durdurma davası
C) Tespit davası
D) Davranışı kınayan bir kararın yayınlanmasını talep davası
E) Maddi tazminat davası
Cevabı göster
Cevap: E.
Çıkmış soru 9 2009 ADLİ YARGI BENZER SORU: KPSS 2017 (NİSAN)
Kişilik hakkı saldırıya uğrayan kişi aşağıdaki davalardan hangisini [açamaz]?
A) Saldırıya son verilmesi davası
B) Saldırının hukuka aykırılığının tespiti davası
C) Saldırıdan elde edilen kazancın verilmesi davası
D) Saldırı sebebiyle haksız el atmanın önlenmesi davası
E) Manevi tazminat davası
Cevabı göster
Cevap: D.
Çıkmış soru 10 1998 ADLİ YARGI (MAYIS)
A firması, ünlü şarkıcı Ş'nin resmini onun izni olmadan bir araba reklamında kullanmaktadır. Şarkıcı Ş'nin A firmasına açamayacağı dava aşağıdakilerden hangisidir?
A) Tecavüzün men'i
B) Maddi tazminat
C) Manevi tazminat
D) Vekaletsiz iş görmeden doğan dava
E) Tespit davası
Cevabı göster
Cevap: E.
Çıkmış soru 11 2009 ADLİ YARGI (ARALIK)
Kişilik hakkının saldırıya karşı korunmasıyla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi [yanlıştır]?
A) Kişilik hakkına saldırı, kişiliğin kapsamına giren unsurlara saldırı anlamına gelir.
B) Kişiliğe saldırıda bulunulmamasını isteme yetkisi, nispi bir hakka dayanır ve kişiliği oluşturan unsurların her biri bu kapsama girer.
C) Kişiliği korumaya yönelik her türlü hukuk kuralına aykırılık hukuka aykırılık anlamına gelir.
D) Üstün nitelikte kamu yararı bulunan hâllerde bir kimsenin kişiliğine saldırı hukuka aykırı değildir.
E) Kişilik hakkına yönelik devam eden bir saldırıyı sona erdirmek için saldırıya son verilmesi davasının açılması mümkündür.
Cevabı göster
Cevap: B.
Çıkmış soru 12 2010 MALİ HİZMET UZM. YRD.
Medeni hukukta kişiliğin dışa karşı korunmasıyla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi [yanlıştır]?
A) Kişiliğin dışa karşı korunmasında açılabilecek davalardan biri olan tespit davası ile kişilik hakkı haksız saldırı sonucunda zedelenmiş olan kimse, saldırının hukuka aykırılığını tespit ettirebilir.
B) Kişilik hakkına yapılmış haksız saldırının sona ermiş olması durumunda, haksız saldırı etkilerini hâlâ devam ettiriyor olmasa da saldırının önlenmesi davası açılabilir.
C) Saldırının önlenmesi davası ile ileride gerçekleşmesi beklenmekte olan haksız saldırının ortaya çıkması önceden önlenir.
D) Kişilik hakkına karşı hukuka aykırı bir saldırının gerçekleşmesi ve halen devam etmekte bulunması durumunda saldırıya son verme davası açılır.
E) Haksız saldırı niteliği taşımayan fiil ve davranışlara karşı saldırıya son verilmesi davası açılamaz.
Cevabı göster
Cevap: B.

Bu başlığın soruları

Bu başlıktan 8 soru. Şıkları okuyup kendi cevabını verdikten sonra cevabı aç.

Soru 61
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre kişiliğin kendi iradesine karşı korunmasıyla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Kimse hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez.
B) Özgürlüklerin hukuka veya ahlâka aykırı biçimde sınırlanması yasaktır.
C) Özgürlüklerin sınırlanması her hâlde yasaktır; hiçbir sınırlama geçerli olmaz.
D) Aşırı sınırlamanın yaptırımı kesin hükümsüzlüktür ve hâkim bunu re'sen gözetir.
E) Biyolojik madde verme borcu altına girenden edimini yerine getirmesi istenemez.
Cevabı göster
Cevap: C. İki fıkra arasındaki fark önemlidir. Ehliyetten vazgeçme mutlak biçimde yasaktır ve kısmî vazgeçme bile geçersizdir. Özgürlükler bakımından ise yasak mutlak değildir: sınırlama mümkündür, yasaklanan hukuka veya ahlâka aykırı sınırlamadır. Kişi mesleki faaliyetini belirli bir bölge ve süre için sınırlayan bir sözleşme yapabilir; sınırlama ancak ekonomik geleceğini tehlikeye düşürecek ölçüde ise aşırı sayılır ve geçersiz olur. C seçeneği bu ayrımı ortadan kaldırdığı için yanlıştır.

Şık analizi

A) Doğru ifade. Ehliyetten vazgeçme yasağı mutlaktır; kısmî vazgeçme bile geçersizdir.
B) Doğru ifade. Özgürlüklerde yasaklanan, hukuka veya ahlâka aykırı sınırlamadır.
D) Doğru ifade. Kişilik değerleri kamu düzenindendir; yaptırım kesin hükümsüzlüktür ve hâkim kendiliğinden gözetir.
E) Doğru ifade. Taahhüt geçerlidir, ancak ifaya zorlanamaz ve ihlali tazminata bağlanmaz.
Soru 62
Kişilik hakkına yapılan bir saldırıda ispat yükü bakımından 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
A) Davacı, saldırının hem varlığını hem hukuka aykırılığını ispatlamak zorundadır.
B) Davacı yalnız hukuka aykırılığı, davalı ise saldırının varlığını ispatlar.
C) İspat yükü hâkimin takdirine göre taraflar arasında paylaştırılır.
D) Saldırının hukuka aykırı olup olmadığı re'sen araştırılır; taraflara ispat yükü düşmez.
E) Davacı saldırının varlığını, davalı ise hukuka uygunluk sebebini ispatlar.
Cevabı göster
Cevap: E. Kanun burada bir karine kurar: kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır. Davacı, saldırının hukuka aykırı olduğunu ayrıca ispatlamak zorunda değildir; hukuka uygunluk sebebini ileri süren taraf onu ispatlar. Böylece davacının ispatlayacağı şey saldırının varlığı, davalının ispatlayacağı şey ise saldırıyı haklı kılan sebebin bulunmasıdır. Bu kurgu ispat yükünü tersine çevirdiği için sınavda sık ölçülür.

Şık analizi

A) Yanlış. Kanun her saldırıyı hukuka aykırı saydığından davacının ayrıca hukuka aykırılığı ispatlaması gerekmez.
B) Yanlış. İki yükün yeri değişmiştir: saldırının varlığını ileri süren davacı ispatlar.
C) Yanlış. İspat yükünün dağılımını kanun belirlemiştir; hâkimin takdirine bırakılmamıştır.
D) Yanlış. Hukuka uygunluk sebebi kendiliğinden araştırılmaz; davalı tarafından ileri sürülür ve ispatlanır.
Soru 63
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre aşağıdakilerden hangisi kişilik hakkına yapılan saldırıyı hukuka uygun kılan sebepler arasında sayılmamıştır?
A) Saldırıda bulunanın kusurunun bulunmaması
B) Kişilik hakkı zedelenenin rızasının bulunması
C) Üstün nitelikte özel bir yararın bulunması
D) Üstün nitelikte kamusal bir yararın bulunması
E) Kanunun verdiği bir yetkinin kullanılmış olması
Cevabı göster
Cevap: A. Saldırıyı hukuka uygun kılan sebepler kanunda sınırlı sayıda gösterilmiştir: zarar görenin rızası, üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ve kanunun verdiği yetkinin kullanılması. Kusurun bulunmaması bir hukuka uygunluk sebebi değildir; koruyucu davalar zaten kusura bağlı değildir ve kusursuz bir saldırı da hukuka aykırı olmaya devam eder. Kusur yalnız tazminat istemleri bakımından önem taşır.

Şık analizi

B) Bu gerçekten bir hukuka uygunluk sebebidir. Kişi, üzerinde tasarruf edebileceği bir değere ilişkin geçerli rıza verebilir.
C) Bu da bir sebeptir. Üstün nitelikte özel yarar, saldırının ağırlığıyla tartılarak değerlendirilir.
D) Bu da bir sebeptir. Kamusal yarar tartma sonucunda kişilik hakkına üstün gelebilir.
E) Bu da bir sebeptir. Kolluğun yakalama yetkisi ve hâkimin karar yetkisi bu kapsamdadır.
Soru 64
Bir internet sitesinde D hakkında gerçek olmayan ve mesleki itibarını zedeleyen bir haber yayımlanmıştır. Haber yayından kaldırılmış, ancak arama sonuçlarında görünmeye devam etmektedir. Site, haberin yayımlandığı dönemde reklam gelirinde belirgin bir artış elde etmiştir. Site, D'nin kamuya mal olmuş bir kişi olduğunu savunmaktadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre olayla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Haber yayından kaldırıldığı için hukuka aykırılığın tespiti istenemez.
B) D'nin kamuya mal olmuş kişi olması, gerçek dışı isnadı hukuka uygun kılar.
C) Reklam gelirinin istenebilmesi, D'nin malvarlığında azalma ispatına bağlıdır.
D) Etkisi sürdüğü için tespit istenebilir; reklam geliri kazancın devri yoluyla istenebilir.
E) D, davasını yalnız sitenin merkezinin bulunduğu yer mahkemesinde açabilir.
Cevabı göster
Cevap: D. Haber yayından kaldırılmış olsa da erişim sonuçlarında görünmeye devam ettiğinden etkileri sürmektedir; sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespiti istenebilir ve bu istem kusura bağlı değildir. Reklam geliri bakımından ise kazancın devri istemi işler; bu istemin üstünlüğü, davacının kendi malvarlığında bir azalma ispat etmek zorunda olmamasıdır. Haberin gerçek olmaması, üstün yarar savunmasını en baştan çökertir; kamuya mal olmuş kişilerde yalnız eleştiri sınırı genişler.

Şık analizi

A) Yanlış. Saldırının sona ermesi tespiti engellemez; ölçü etkinin sürüp sürmediğidir ve içerik erişim sonuçlarında görünmeye devam etmektedir.
B) Yanlış. Kamuya mal olmuş kişide yalnız eleştiri sınırı genişler; gerçek dışı isnat hiçbir yararla haklı kılınamaz.
C) Yanlış. Kazancın devri istemi zarar ispatını gerektirmez; ölçü saldırıdan elde edilen menfaattir.
E) Yanlış. Davacı kendi yerleşim yeri mahkemesini de seçebilir.
Soru 65
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre kişiliğin korunmasına ilişkin davalarla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Önleme davası, henüz gerçekleşmemiş ancak yakın bir saldırı tehlikesine karşı açılır.
B) Önleme, durdurma ve tespit davalarında saldırıda bulunanın kusuru aranır.
C) Tespit davası, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırılar için açılabilir.
D) Maddi ve manevi tazminat istemleri saldırıda bulunanın kusurunu gerektirir.
E) Kararın üçüncü kişilere bildirilmesi veya yayımlanması ayrıca istenebilir.
Cevabı göster
Cevap: B. Önleme, durdurma ve tespit davalarının ortak özelliği kusura bağlı olmamalarıdır. Saldırıda bulunanın kusuru aranmaz, hatta ayırt etme gücü de aranmaz; korunan, saldırının kendisine karşı kişiliktir. Kusur yalnız maddi ve manevi tazminat istemlerinde aranır. Kazancın devri istemi ise kusur da zarar da aramaz; ölçü saldırıdan elde edilen menfaattir. B seçeneği koruyucu davalara kusur şartı eklediği için yanlıştır.

Şık analizi

A) Doğru ifade. Önleme davası, henüz gerçekleşmemiş ama yakın bir saldırı tehlikesine karşı açılır.
C) Doğru ifade. Saldırı sona ermiş olsa bile etkileri sürüyorsa hukuka aykırılığın tespiti istenebilir.
D) Doğru ifade. Maddi ve manevi tazminat kusura bağlıdır; koruyucu davalar ise değildir.
E) Doğru ifade. Kararın bildirilmesi veya yayımlanması, koruyucu davaları tamamlayan bir taleptir.
Soru 66
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre manevi tazminat istemiyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez ve ileri sürülmedikçe mirasçılara geçmez.
B) Kişiye sıkı sıkıya bağlı olduğundan hiçbir hâlde devredilemez ve mirasçılara geçmez.
C) Malvarlığı hakkı niteliğinde olduğundan her zaman serbestçe devredilebilir.
D) Mirasbırakanın ölümüyle mirasçılara kendiliğinden ve bütün hâlinde geçer.
E) Devri ancak hâkimin izniyle ve saldırıda bulunanın rızasıyla mümkündür.
Cevabı göster
Cevap: A. Manevi tazminat isteminin özel bir rejimi vardır: karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez ve mirasbırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez. Kişiye sıkı sıkıya bağlılık bu iki sınırlamada somutlaşır. Yani devir ve mirasa geçme tümüyle yasak değildir; her ikisi de belirli bir koşula bağlanmıştır. Koşul gerçekleştiğinde istem malvarlığı değeri kazanır ve bu niteliğiyle el değiştirebilir.

Şık analizi

B) Yanlış. Yasak mutlak değildir; karşı taraf kabul etmişse devir, mirasbırakan ileri sürmüşse mirasa geçiş mümkündür.
C) Yanlış. Manevi tazminat istemi kişiye sıkı sıkıya bağlıdır; serbestçe devredilemez.
D) Yanlış. Mirasa geçiş kendiliğinden olmaz; mirasbırakanın istemi ileri sürmüş olması gerekir.
E) Yanlış. Kanunda böyle bir izin usulü yoktur; aranan, karşı tarafın kabulüdür.
Soru 67
K, bir bilimsel araştırmaya katılmayı kabul etmiş ve kendisinden doku alınmasına yazılı olarak rıza vermiştir. Sonradan fikrini değiştiren K doku vermekten kaçınmıştır. Aynı sözleşmede K, araştırma süresince mesleğini hiç sürdürmeyeceğini de taahhüt etmiştir. Kurum, taahhüde uyulmasını ve zararının giderilmesini istemektedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre olayla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Yazılı rıza verildiğinden doku verme taahhüdü ifaya zorlanabilir niteliktedir.
B) Doku verilmemesi sebebiyle kurum maddi ve manevi tazminat isteyebilir.
C) Mesleği hiç sürdürmeme taahhüdü, süreyle sınırlı olduğundan geçerlidir.
D) Her iki taahhüt de geçerlidir; kurum ikisi için de ifa talep edebilir.
E) Doku verme taahhüdü ifaya zorlanamaz; mesleği bırakma taahhüdü ise kesin hükümsüzdür.
Cevabı göster
Cevap: E. İki taahhüt farklı hükümlere tabidir ve ikisi de aynı yönde sonuçlanır, ancak gerekçeleri ayrıdır. Yazılı rıza üzerine insan kökenli biyolojik maddelerin alınması mümkündür; ancak biyolojik madde verme borcu altına girmiş olandan edimini yerine getirmesi istenemez ve maddi ile manevi tazminat isteminde de bulunulamaz. Taahhüt geçersiz değildir, yalnız ifaya zorlanamaz. Mesleği hiç sürdürmeme taahhüdü ise kişinin ekonomik geleceğini tehlikeye düşüren aşırı bir sınırlamadır ve bu kısım kesin hükümsüzdür.

Şık analizi

A) Yanlış. Yazılı rıza alınmasına izin verir ama ifaya zorlamaz; kanun edimin yerine getirilmesinin istenemeyeceğini açıkça söyler.
B) Yanlış. Kanun tazminat yolunu da kapatmıştır; maddi ve manevi tazminat istenemez.
C) Yanlış. Süreyle sınırlı olmak aşırılığı gidermeye yetmez; mesleğin tümüyle bırakılması ekonomik geleceği tehlikeye düşürür.
D) Yanlış. İki taahhüt de ifa edilemez; biri kanunun açık hükmü, diğeri aşırı sınırlama sebebiyle.
Soru 68
Basının haber verme hakkının kişilik hakkına yapılan saldırıyı hukuka uygun kılabilmesi içinI.Aktarılan olgunun gerçek olması gerekir.II.Haberin kamuoyunu ilgilendirdiği anda verilmiş olması gerekir.III.Anlatımın, aktarılan olgunun gerektirdiği ölçüyü aşmaması gerekir.ifadelerinden hangileri doğrudur?
A) Yalnız I
B) Yalnız II
C) I ve II
D) I, II ve III
E) II ve III
Cevabı göster
Cevap: D. Üstün yarar değerlendirmesi bir tartma işlemidir ve basının haber verme hakkında kullanılan ölçütler uygulamada belirginleşmiştir: gerçeklik, güncellik, kamu yararı ile öz ile biçim arasında denge. Dört ölçütün birlikte gerçekleşmesi aranır; birinin eksikliği saldırıyı hukuka aykırı kılar. Öncüllerin üçü de bu ölçütlerden birini ifade etmektedir. Kamuya mal olmuş kişilerde koruma tümüyle kalkmaz, yalnız eleştiri sınırı genişler.

Şık analizi

A) I doğru, ancak II ve III de doğrudur. Gerçek bir olgunun ölçüsüz aktarımı da hukuka aykırıdır.
B) II doğru, ancak I ve III de doğrudur. Güncellik tek başına yeterli değildir.
C) I ve II doğru, ancak III de doğrudur. Öz ile biçim arasındaki denge de aranan ölçütlerdendir.
E) II ve III doğru, ancak I de doğrudur. Gerçeklik ölçütü olmadan hiçbir yarar saldırıyı haklı kılmaz.

← Yerleşim YeriAd ve Adın Korunması →