Medeni Hukuk › Başlık 8 / 60
Hakların Kazanılması, İspat Yükü ve Karineler
9 Hâkimlik
Hızlı özet
Bir hakkın varlığını bilmek yetmez; onu kimin, nasıl kazandığı ve uyuşmazlıkta kimin ne ispatlayacağı da bilinmelidir. Başlangıç hükümlerinin son iki maddesi bu ikinci soruyu düzenler (TMK m. 6, TMK m. 7).
Aslen, Devren ve Tesisen Kazanma
Kazanma biçimleri, hakkın önceki sahibinden gelip gelmediğine göre ayrılır.
Aslen kazanmada hak, önceki bir hak sahibinden devralınmaksızın doğrudan doğruya kazanılır. Sahipsiz bir taşınırın mülkiyetinin ele geçirmeyle kazanılması böyledir. Önceki sahibin hukukî durumundaki sakatlıklar yeni sahibe geçmez; hak temiz olarak doğar.
Devren kazanmada hak, önceki sahibinden aynen geçer. Satış ve bağışlama yoluyla mülkiyetin kazanılması bu gruptadır. Kural şudur: kimse sahip olduğundan fazlasını devredemez. Bu yüzden önceki sahibin hakkındaki sınırlamalar yeni sahibi de bağlar; üzerindeki rehin, irtifak ve şerhler kazananla birlikte gelir.
Tesisen kazanmada mevcut bir haktan, ondan doğan yeni ve daha dar bir hak kurulur. Malikin taşınmazı üzerinde başkası lehine intifa veya rehin hakkı kurması buna örnektir. Ana hak sona ermez, yalnız içeriği daralır ve asıl hak sahibinin elinde kalmaya devam eder.
Külli ve Cüz'î Halefiyet
Miras yoluyla kazanma külli halefiyete dayanır: mirasçı tek tek malları değil, terekenin bütününü aktifi ve pasifiyle birlikte, tek bir işlemle ve kendiliğinden kazanır. Buna karşılık satış gibi işlemler cüz'î halefiyet doğurur; her bir mal için ayrı kazandırıcı işlem gerekir ve borçlar kendiliğinden intikal etmez. Ayrımın sınavdaki karşılığı çoğunlukla tek bir sorudur: borçlar da geçiyor mu?
İspat Yükü
Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür (TMK m. 6). Kural basittir: bir olgudan hak çıkaran taraf o olguyu ispatlar.
İki noktayı ayırmak gerekir. İspat yükü olgulara ilişkindir; hukuk kuralını bilmek ve uygulamak hâkimin görevidir, taraflar hukuku ispat etmez. İkincisi, ispat yükü iddianın doğruluğu değil, kimin ispat edeceği sorusunun cevabıdır; olgu ispatlanamazsa sonuç, ispat yükü kimin üzerindeyse onun aleyhine doğar.
Aynı davada her iki taraf da ispat yükü altında olabilir: davacı hakkı doğuran olguyu, davalı ise borcu sona erdiren olguyu ispatlar.
Karineler
Karine, bilinen bir olgudan bilinmeyen bir olgunun varlığı sonucuna varılmasıdır. Karine ispat yükünü kaldırmaz, yer değiştirir: karşı taraf, karinenin sonucunun aksini ispatlamak zorunda kalır.
Ancak karineden yararlanan taraf ispattan bütünüyle kurtulmaz. Karine temeli, karinenin dayandığı bilinen olgudur ve onu ileri süren ispatla yükümlüdür. Karine sonucu ise bundan çıkarılan olgudur ve ispatı gerekmez. İyiniyet karinesinden yararlanmak isteyen kişi, kanunun iyiniyete sonuç bağladığı durumun kendisi bakımından gerçekleştiğini ortaya koymak zorundadır; iyiniyetli olduğunu ayrıca ispatlaması gerekmez.
Karineler ikiye ayrılır. Adi karinelerin aksi her türlü delille ispatlanabilir; iyiniyet karinesi bu gruptadır. Kesin karinelerin aksinin ispatına kanun izin vermez ve bunlar ancak kanunun açıkça öngördüğü hâllerde bulunur. Üçüncü bir tür olan fiilî karineler ise kanunun değil, hayatın olağan akışının doğurduğu çıkarımlardır; ispat yükünü teknik anlamda yer değiştirmez, yalnız hâkimin takdirinde delil değeri taşır.
Karine hukukî bir sonuca değil olguya ilişkindir; hukukun uygulanması zaten hâkimin görevidir ve ispat konusu olmaz.
Resmî Sicil ve Senetlerin İspat Gücü
Resmî sicil ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur (TMK m. 7). Tapu sicili, nüfus sicili ve resmî senetler bu güce sahiptir. Ancak sağlanan güvence sınırsız değildir: içeriğin doğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça hiçbir şekle bağlı değildir. Resmî sicilin aksi ispatlanabilir ve bu ispat için özel bir delil türü aranmaz.
Sınavda Ne Çıkar
- Aslen kazanmada hak temiz doğar, devren kazanmada önceki sahibin sınırlamaları geçer, tesisen kazanmada mevcut haktan daha dar bir hak kurulur.
- Mirasta külli, satışta cüz'î halefiyet vardır; külli halefiyette borçlar da geçer, cüz'îde geçmez.
- İspat yükü, hakkını bir olguya dayandıran taraftadır (TMK m. 6) ve yalnız olgulara ilişkindir; hukuku uygulamak hâkimin görevidir.
- Karine ispat yükünü yer değiştirir: karineden yararlanan karine sonucunu ispatlamaktan kurtulur, ama karine temelini ispatla yükümlüdür.
- Adi karinenin aksi ispatlanabilir, kesin karinenin aksi ispatlanamaz; fiilî karine ispat yükünü yer değiştirmez.
- Resmî sicil ve senetler kanıt oluşturur (TMK m. 7), ancak içeriğinin aksi ispatlanabilir ve bu ispat şekle bağlı değildir — sık kurulan yanlış seçenek, aksinin hiç ispatlanamayacağıdır.
Bir hakkın varlığını bilmek yetmez; onu kimin, nasıl kazandığı ve uyuşmazlıkta kimin ne ispatlayacağı da bilinmelidir. Başlangıç hükümlerinin son iki maddesi bu ikinci soruyu düzenler (TMK m. 6, TMK m. 7).
A. Hakların Kazanılması: Aslen, Devren, Tesisen
Kazanma biçimleri, hakkın önceki sahibinden gelip gelmediğine göre ayrılır.
Aslen kazanmada hak, önceki bir hak sahibinden devralınmaksızın doğrudan doğruya kazanılır. Sahipsiz bir taşınırın mülkiyetinin ele geçirmeyle kazanılması böyledir. Burada önceki sahibin hukukî durumundaki sakatlıklar yeni sahibe geçmez; hak temiz olarak doğar.
Devren kazanmada hak, önceki sahibinden aynen geçer. Satış ve bağışlama yoluyla mülkiyetin kazanılması bu gruptadır. Kural şudur: kimse sahip olduğundan fazlasını devredemez. Bu yüzden devren kazanmada, önceki sahibin hakkındaki sınırlamalar yeni sahibi de bağlar.
Tesisen kazanmada ise mevcut bir haktan, ondan doğan yeni ve daha dar bir hak kurulur. Malikin taşınmazı üzerinde başkası lehine intifa veya rehin hakkı kurması buna örnektir. Ana hak sona ermez, yalnız içeriği daralır.
Miras yoluyla kazanma külli halefiyete dayanır: mirasçı tek tek malları değil, terekenin bütününü kendiliğinden kazanır. Buna karşılık satış gibi işlemler cüz'î halefiyet doğurur ve her bir mal için ayrı kazandırıcı işlem gerekir.
Üç kazanma biçiminin pratik sonucu, hakkın hangi yüklerle geldiğidir. Aslen kazanmada hak, önceki sahibinin üzerindeki sınırlamalardan arınmış olarak doğar; kazanan, kendisinden önceki ilişkilerin sonuçlarına katlanmaz. Devren kazanmada hak, önceki sahibin elindeki durumuyla geçer: üzerindeki rehin, irtifak ve şerhler kazananı bağlar. Tesisen kazanmada ise mevcut haktan daha dar bir hak kurulur ve asıl hak sahibinin elinde kalmaya devam eder.
Halefiyet ayrımı da buraya bağlanır. Külli halefiyette bir malvarlığının tamamı, aktifi ve pasifiyle birlikte ve tek bir işlemle geçer; mirasın kazanılması bunun tipik örneğidir. Cüz'î halefiyette ise tek tek mallar, her biri için ayrı bir kazanma işlemi yapılarak geçer ve borçlar kendiliğinden intikal etmez. Ayrımın sınavdaki karşılığı çoğunlukla şu sorudur: borçlar da geçiyor mu?
B. İspat Yükü
Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür (TMK m. 6). Kural basittir: bir olgudan hak çıkaran taraf o olguyu ispatlar.
İki noktayı ayırmak gerekir. İspat yükü olgulara ilişkindir; hukuk kuralını bilmek ve uygulamak hâkimin görevidir, taraflar hukuku ispat etmez. Ayrıca ispat yükü, iddianın doğruluğu değil, kimin ispat edeceği sorusunun cevabıdır; olgu ispatlanamazsa sonuç, ispat yükü kimin üzerindeyse onun aleyhine doğar.
C. Karineler ve Resmî Sicillerin İspat Gücü
Karine, bilinen bir olgudan bilinmeyen bir olgunun varlığı sonucuna varılmasıdır. Karine, ispat yükünü yer değiştirir: karşı taraf, karinenin sonucunun aksini ispatlamak zorunda kalır.
Ancak karineden yararlanan taraf ispattan bütünüyle kurtulmaz. İki kavram ayrılır: karine temeli, karinenin dayandığı bilinen olgudur ve onu ileri süren ispatla yükümlüdür; karine sonucu ise bundan çıkarılan olgudur ve ispatı gerekmez. Örneğin iyiniyet karinesinden yararlanmak isteyen kişi, kanunun iyiniyete sonuç bağladığı durumun kendisi bakımından gerçekleştiğini — yani karine temelini — ortaya koymak zorundadır; iyiniyetli olduğunu ayrıca ispatlaması gerekmez.
Karineler ikiye ayrılır:
- Adi karineler, aksi her türlü delille ispatlanabilen karinelerdir. İyiniyet karinesi bu gruptadır.
- Kesin karineler, aksinin ispatına kanunun izin vermediği karinelerdir ve ancak kanunun açıkça öngördüğü hâllerde bulunur.
Karinelerin işleyişinde iki nokta karıştırılmamalıdır. Birincisi, karine ispat yükünü kaldırmaz, yalnız yer değiştirir: ispat yükü karşı tarafa geçer ve o taraf karinenin dayandığı sonucun aksini ortaya koymakla yükümlü olur. İkincisi, karine hukukî bir sonuca değil, olguya ilişkindir; hukukun uygulanması zaten hâkimin görevidir ve ispat konusu olmaz.
Karinelerin bir üçüncü türü de kanunda sık geçer: fiilî karineler. Bunlar kanunun değil, hayatın olağan akışının doğurduğu çıkarımlardır ve kanunî karinelerden farklı olarak ispat yükünü teknik anlamda yer değiştirmez; yalnız hâkimin takdirinde delil değeri taşır.
Resmî sicil ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur (TMK m. 7). Tapu sicili, nüfus sicili ve resmî senetler bu güce sahiptir. Ancak sağlanan güvence sınırsız değildir: içeriğin doğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça hiçbir şekle bağlı değildir. Yani resmî sicilin aksi ispatlanabilir ve bu ispat için özel bir delil türü aranmaz.
Örnek olay
(F), (G)'ye ödünç para verdiğini ileri sürerek alacak davası açmıştır. (G) parayı hiç almadığını savunmakta, aldığı kabul edilse bile borcu ödediğini belirtmektedir. Aynı dosyada (F), tapuda kendi adına kayıtlı bir taşınmazın mülkiyetine de dayanmakta; (G) ise tapu kaydının gerçeği yansıtmadığını, taşınmazın kendisine ait olduğunu ancak bunu yalnız tanık beyanıyla ispatlayabileceğini söylemektedir.
Değerlendirme: Uyuşmazlık üç ayrı ispat sorusu içerir ve her biri farklı kuralla çözülür.
Ödüncün verildiği olgusundan hak çıkaran taraf (F) olduğuna göre, paranın verildiğini o ispatlayacaktır (TMK m. 6). (G)'nin "almadım" savunması bir olgu iddiası değil, karşı tarafın iddiasının inkârıdır ve kendisine ispat yükü yüklemez.
Ödeme savunması bakımından yük yer değiştirir. Ödeme, borcu sona erdiren yeni bir olgudur ve bu olgudan hak çıkaran taraf (G)'dir; dolayısıyla ödemeyi (G) ispatlar. Aynı dosyada iki tarafın da ispat yükü altında olması bu şekilde mümkündür.
Tapu bakımından (F), sicilin kanıt gücünden yararlanır (TMK m. 7). Kaydın doğruluğunu ayrıca ispatlaması gerekmez; aksini ileri süren (G) ispatla yükümlüdür. (G)'nin elinde yalnız tanık bulunması bu ispatı baştan imkânsız kılmaz: kanun, resmî sicilin içeriğinin aksinin ispatını şekle bağlamamıştır. Buradaki serbestlik ispat aracına ilişkindir; ispatın gücünü ve yeterliliğini değerlendirmek hâkime aittir.
İkinci örnek olay
(H) ile (K), bir taşınmazın satışı konusunda anlaşmış ve sözleşmeyi adi yazılı biçimde yapmışlardır. Resmî şekle uyulmaması konusunda ısrar eden taraf (H) olmuş, (K) ise noterde yapılmasını istemiştir. (K) bedeli tamamen ödemiş, taşınmaza yerleşmiş ve dokuz yıl boyunca oturmuştur. Taşınmazın değeri bu sürede birkaç katına çıkınca (H), sözleşmenin şekil eksikliği sebebiyle geçersiz olduğunu ileri sürerek taşınmazın boşaltılmasını istemiştir. Ayrıca (H), (K)'nin yıllardır ödediği emlak vergilerinin de kendisine ait olmadığını savunmaktadır.
Değerlendirme: Uyuşmazlık, dürüstlük kuralının sınırlama işlevine ilişkindir.
Şekil eksikliği kural olarak geçersizlik doğurur. Taşınmaz satışının resmî şekilde yapılması gerekir ve buna uyulmaması kural olarak kesin hükümsüzlük yaptırımına bağlıdır. Kesin hükümsüzlüğü, menfaati olan herkes ileri sürebilir ve hâkim re'sen gözetir.
Ne var ki hakkın kullanımı denetlenir. Herkes haklarını kullanırken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır ve bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz (TMK m. 2). Şekil eksikliğini kendi ısrarıyla yaratan tarafın, yıllar sonra ve değer artışından yararlanmak amacıyla bu eksikliği ileri sürmesi, tam da kanunun korumadığı kullanımdır.
Olayda üç belirti bir aradadır: eksikliği kendi kusuruyla (H) yaratmıştır, sözleşme ifa edilmiş ve (K) edimini tamamen yerine getirmiştir, hakkın ileri sürülmesi dokuz yıl sonra ve yalnız değer artışı üzerine gündeme gelmiştir. Bu tabloda hâkim, şekil eksikliğine dayanan itiraza itibar etmez ve sözleşme ayakta tutulur.
Denetlenen, şekil kuralının varlığı değildir. Kural yürürlüktedir ve başka olaylarda uygulanır; korunmayan, (H)'nin bu somut olaydaki kullanımıdır. Bu sebeple sonuç, şekil şartının kaldırılması anlamına gelmez.
Re'sen gözetme. Hakkın kötüye kullanılması bir def'i değildir; hâkim bunu kendiliğinden dikkate alır. (K) bu yönde bir savunma yapmasa bile hâkim, dosyadaki olgulardan hareketle sonuca varabilir.
Vergiler. Yıllarca vergileri ödeyip taşınmazı kullanan (K)'ye karşı bu ödemelerin de dayanaksız sayılması, aynı çelişkili davranış yasağına takılır: kendi davranışıyla karşı tarafta haklı bir güven yaratan kişi, sonradan bunun tersini ileri süremez. (H)'nin bu savunması da korunmaz.
Sonucun tersine dönebileceği hâl de bellidir: şekil eksikliğini ileri süren taraf kusursuz olsaydı, sözleşme hiç ifa edilmemiş olsaydı ya da hak makul bir süre içinde ileri sürülseydi, kesin hükümsüzlük sonucunu doğurur ve dürüstlük kuralı devreye girmezdi.
Bu başlıktan çıkmış sorular
Resmî sınavlarda (HMGS, hâkimlik, KPSS, adli/idari yargı) çıkmış sorular. 9 soru eşleşti, ilk 9 gösteriliyor.
Çıkmış soru 1 2008 AVUKATLAR İÇİN ADLİ YARGI
Cevabı göster
Çıkmış soru 2 2008 AVUKATLAR İÇİN ADLİ YARGI
Cevabı göster
Çıkmış soru 3 2012 AVUKATLAR İÇİN İDARİ YARGI
Cevabı göster
Çıkmış soru 4 2009 ADLİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 5 2013 ADLİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 6 2014 İDARİ HAKİMLİK
Cevabı göster
Çıkmış soru 7 2015 KPSS
Cevabı göster
Çıkmış soru 8 2000 SAYIŞTAY
Cevabı göster
Çıkmış soru 9 2012 SAYIŞTAY
Cevabı göster
Bu başlığın soruları
Bu başlıktan 2 soru. Şıkları okuyup kendi cevabını verdikten sonra cevabı aç.