EduMiXX Hukuk HMGS

Medeni Hukuk › Başlık 8 / 60

Hakların Kazanılması, İspat Yükü ve Karineler

9 Hâkimlik

Hızlı özet

Bir hakkın varlığını bilmek yetmez; onu kimin, nasıl kazandığı ve uyuşmazlıkta kimin ne ispatlayacağı da bilinmelidir. Başlangıç hükümlerinin son iki maddesi bu ikinci soruyu düzenler (TMK m. 6, TMK m. 7).

Aslen, Devren ve Tesisen Kazanma

Kazanma biçimleri, hakkın önceki sahibinden gelip gelmediğine göre ayrılır.

Aslen kazanmada hak, önceki bir hak sahibinden devralınmaksızın doğrudan doğruya kazanılır. Sahipsiz bir taşınırın mülkiyetinin ele geçirmeyle kazanılması böyledir. Önceki sahibin hukukî durumundaki sakatlıklar yeni sahibe geçmez; hak temiz olarak doğar.

Devren kazanmada hak, önceki sahibinden aynen geçer. Satış ve bağışlama yoluyla mülkiyetin kazanılması bu gruptadır. Kural şudur: kimse sahip olduğundan fazlasını devredemez. Bu yüzden önceki sahibin hakkındaki sınırlamalar yeni sahibi de bağlar; üzerindeki rehin, irtifak ve şerhler kazananla birlikte gelir.

Tesisen kazanmada mevcut bir haktan, ondan doğan yeni ve daha dar bir hak kurulur. Malikin taşınmazı üzerinde başkası lehine intifa veya rehin hakkı kurması buna örnektir. Ana hak sona ermez, yalnız içeriği daralır ve asıl hak sahibinin elinde kalmaya devam eder.

Külli ve Cüz'î Halefiyet

Miras yoluyla kazanma külli halefiyete dayanır: mirasçı tek tek malları değil, terekenin bütününü aktifi ve pasifiyle birlikte, tek bir işlemle ve kendiliğinden kazanır. Buna karşılık satış gibi işlemler cüz'î halefiyet doğurur; her bir mal için ayrı kazandırıcı işlem gerekir ve borçlar kendiliğinden intikal etmez. Ayrımın sınavdaki karşılığı çoğunlukla tek bir sorudur: borçlar da geçiyor mu?

İspat Yükü

Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür (TMK m. 6). Kural basittir: bir olgudan hak çıkaran taraf o olguyu ispatlar.

İki noktayı ayırmak gerekir. İspat yükü olgulara ilişkindir; hukuk kuralını bilmek ve uygulamak hâkimin görevidir, taraflar hukuku ispat etmez. İkincisi, ispat yükü iddianın doğruluğu değil, kimin ispat edeceği sorusunun cevabıdır; olgu ispatlanamazsa sonuç, ispat yükü kimin üzerindeyse onun aleyhine doğar.

Aynı davada her iki taraf da ispat yükü altında olabilir: davacı hakkı doğuran olguyu, davalı ise borcu sona erdiren olguyu ispatlar.

Karineler

Karine, bilinen bir olgudan bilinmeyen bir olgunun varlığı sonucuna varılmasıdır. Karine ispat yükünü kaldırmaz, yer değiştirir: karşı taraf, karinenin sonucunun aksini ispatlamak zorunda kalır.

Ancak karineden yararlanan taraf ispattan bütünüyle kurtulmaz. Karine temeli, karinenin dayandığı bilinen olgudur ve onu ileri süren ispatla yükümlüdür. Karine sonucu ise bundan çıkarılan olgudur ve ispatı gerekmez. İyiniyet karinesinden yararlanmak isteyen kişi, kanunun iyiniyete sonuç bağladığı durumun kendisi bakımından gerçekleştiğini ortaya koymak zorundadır; iyiniyetli olduğunu ayrıca ispatlaması gerekmez.

Karineler ikiye ayrılır. Adi karinelerin aksi her türlü delille ispatlanabilir; iyiniyet karinesi bu gruptadır. Kesin karinelerin aksinin ispatına kanun izin vermez ve bunlar ancak kanunun açıkça öngördüğü hâllerde bulunur. Üçüncü bir tür olan fiilî karineler ise kanunun değil, hayatın olağan akışının doğurduğu çıkarımlardır; ispat yükünü teknik anlamda yer değiştirmez, yalnız hâkimin takdirinde delil değeri taşır.

Karine hukukî bir sonuca değil olguya ilişkindir; hukukun uygulanması zaten hâkimin görevidir ve ispat konusu olmaz.

Resmî Sicil ve Senetlerin İspat Gücü

Resmî sicil ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur (TMK m. 7). Tapu sicili, nüfus sicili ve resmî senetler bu güce sahiptir. Ancak sağlanan güvence sınırsız değildir: içeriğin doğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça hiçbir şekle bağlı değildir. Resmî sicilin aksi ispatlanabilir ve bu ispat için özel bir delil türü aranmaz.

Sınavda Ne Çıkar

  • Aslen kazanmada hak temiz doğar, devren kazanmada önceki sahibin sınırlamaları geçer, tesisen kazanmada mevcut haktan daha dar bir hak kurulur.
  • Mirasta külli, satışta cüz'î halefiyet vardır; külli halefiyette borçlar da geçer, cüz'îde geçmez.
  • İspat yükü, hakkını bir olguya dayandıran taraftadır (TMK m. 6) ve yalnız olgulara ilişkindir; hukuku uygulamak hâkimin görevidir.
  • Karine ispat yükünü yer değiştirir: karineden yararlanan karine sonucunu ispatlamaktan kurtulur, ama karine temelini ispatla yükümlüdür.
  • Adi karinenin aksi ispatlanabilir, kesin karinenin aksi ispatlanamaz; fiilî karine ispat yükünü yer değiştirmez.
  • Resmî sicil ve senetler kanıt oluşturur (TMK m. 7), ancak içeriğinin aksi ispatlanabilir ve bu ispat şekle bağlı değildir — sık kurulan yanlış seçenek, aksinin hiç ispatlanamayacağıdır.

Bir hakkın varlığını bilmek yetmez; onu kimin, nasıl kazandığı ve uyuşmazlıkta kimin ne ispatlayacağı da bilinmelidir. Başlangıç hükümlerinin son iki maddesi bu ikinci soruyu düzenler (TMK m. 6, TMK m. 7).

A. Hakların Kazanılması: Aslen, Devren, Tesisen

Kazanma biçimleri, hakkın önceki sahibinden gelip gelmediğine göre ayrılır.

Aslen kazanmada hak, önceki bir hak sahibinden devralınmaksızın doğrudan doğruya kazanılır. Sahipsiz bir taşınırın mülkiyetinin ele geçirmeyle kazanılması böyledir. Burada önceki sahibin hukukî durumundaki sakatlıklar yeni sahibe geçmez; hak temiz olarak doğar.

Devren kazanmada hak, önceki sahibinden aynen geçer. Satış ve bağışlama yoluyla mülkiyetin kazanılması bu gruptadır. Kural şudur: kimse sahip olduğundan fazlasını devredemez. Bu yüzden devren kazanmada, önceki sahibin hakkındaki sınırlamalar yeni sahibi de bağlar.

Tesisen kazanmada ise mevcut bir haktan, ondan doğan yeni ve daha dar bir hak kurulur. Malikin taşınmazı üzerinde başkası lehine intifa veya rehin hakkı kurması buna örnektir. Ana hak sona ermez, yalnız içeriği daralır.

Miras yoluyla kazanma külli halefiyete dayanır: mirasçı tek tek malları değil, terekenin bütününü kendiliğinden kazanır. Buna karşılık satış gibi işlemler cüz'î halefiyet doğurur ve her bir mal için ayrı kazandırıcı işlem gerekir.

Üç kazanma biçiminin pratik sonucu, hakkın hangi yüklerle geldiğidir. Aslen kazanmada hak, önceki sahibinin üzerindeki sınırlamalardan arınmış olarak doğar; kazanan, kendisinden önceki ilişkilerin sonuçlarına katlanmaz. Devren kazanmada hak, önceki sahibin elindeki durumuyla geçer: üzerindeki rehin, irtifak ve şerhler kazananı bağlar. Tesisen kazanmada ise mevcut haktan daha dar bir hak kurulur ve asıl hak sahibinin elinde kalmaya devam eder.

Halefiyet ayrımı da buraya bağlanır. Külli halefiyette bir malvarlığının tamamı, aktifi ve pasifiyle birlikte ve tek bir işlemle geçer; mirasın kazanılması bunun tipik örneğidir. Cüz'î halefiyette ise tek tek mallar, her biri için ayrı bir kazanma işlemi yapılarak geçer ve borçlar kendiliğinden intikal etmez. Ayrımın sınavdaki karşılığı çoğunlukla şu sorudur: borçlar da geçiyor mu?

B. İspat Yükü

Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür (TMK m. 6). Kural basittir: bir olgudan hak çıkaran taraf o olguyu ispatlar.

İki noktayı ayırmak gerekir. İspat yükü olgulara ilişkindir; hukuk kuralını bilmek ve uygulamak hâkimin görevidir, taraflar hukuku ispat etmez. Ayrıca ispat yükü, iddianın doğruluğu değil, kimin ispat edeceği sorusunun cevabıdır; olgu ispatlanamazsa sonuç, ispat yükü kimin üzerindeyse onun aleyhine doğar.

C. Karineler ve Resmî Sicillerin İspat Gücü

Karine, bilinen bir olgudan bilinmeyen bir olgunun varlığı sonucuna varılmasıdır. Karine, ispat yükünü yer değiştirir: karşı taraf, karinenin sonucunun aksini ispatlamak zorunda kalır.

Ancak karineden yararlanan taraf ispattan bütünüyle kurtulmaz. İki kavram ayrılır: karine temeli, karinenin dayandığı bilinen olgudur ve onu ileri süren ispatla yükümlüdür; karine sonucu ise bundan çıkarılan olgudur ve ispatı gerekmez. Örneğin iyiniyet karinesinden yararlanmak isteyen kişi, kanunun iyiniyete sonuç bağladığı durumun kendisi bakımından gerçekleştiğini — yani karine temelini — ortaya koymak zorundadır; iyiniyetli olduğunu ayrıca ispatlaması gerekmez.

Karineler ikiye ayrılır:

  • Adi karineler, aksi her türlü delille ispatlanabilen karinelerdir. İyiniyet karinesi bu gruptadır.
  • Kesin karineler, aksinin ispatına kanunun izin vermediği karinelerdir ve ancak kanunun açıkça öngördüğü hâllerde bulunur.

Karinelerin işleyişinde iki nokta karıştırılmamalıdır. Birincisi, karine ispat yükünü kaldırmaz, yalnız yer değiştirir: ispat yükü karşı tarafa geçer ve o taraf karinenin dayandığı sonucun aksini ortaya koymakla yükümlü olur. İkincisi, karine hukukî bir sonuca değil, olguya ilişkindir; hukukun uygulanması zaten hâkimin görevidir ve ispat konusu olmaz.

Karinelerin bir üçüncü türü de kanunda sık geçer: fiilî karineler. Bunlar kanunun değil, hayatın olağan akışının doğurduğu çıkarımlardır ve kanunî karinelerden farklı olarak ispat yükünü teknik anlamda yer değiştirmez; yalnız hâkimin takdirinde delil değeri taşır.

Resmî sicil ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur (TMK m. 7). Tapu sicili, nüfus sicili ve resmî senetler bu güce sahiptir. Ancak sağlanan güvence sınırsız değildir: içeriğin doğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça hiçbir şekle bağlı değildir. Yani resmî sicilin aksi ispatlanabilir ve bu ispat için özel bir delil türü aranmaz.

Örnek olay

(F), (G)'ye ödünç para verdiğini ileri sürerek alacak davası açmıştır. (G) parayı hiç almadığını savunmakta, aldığı kabul edilse bile borcu ödediğini belirtmektedir. Aynı dosyada (F), tapuda kendi adına kayıtlı bir taşınmazın mülkiyetine de dayanmakta; (G) ise tapu kaydının gerçeği yansıtmadığını, taşınmazın kendisine ait olduğunu ancak bunu yalnız tanık beyanıyla ispatlayabileceğini söylemektedir.

Değerlendirme: Uyuşmazlık üç ayrı ispat sorusu içerir ve her biri farklı kuralla çözülür.

Ödüncün verildiği olgusundan hak çıkaran taraf (F) olduğuna göre, paranın verildiğini o ispatlayacaktır (TMK m. 6). (G)'nin "almadım" savunması bir olgu iddiası değil, karşı tarafın iddiasının inkârıdır ve kendisine ispat yükü yüklemez.

Ödeme savunması bakımından yük yer değiştirir. Ödeme, borcu sona erdiren yeni bir olgudur ve bu olgudan hak çıkaran taraf (G)'dir; dolayısıyla ödemeyi (G) ispatlar. Aynı dosyada iki tarafın da ispat yükü altında olması bu şekilde mümkündür.

Tapu bakımından (F), sicilin kanıt gücünden yararlanır (TMK m. 7). Kaydın doğruluğunu ayrıca ispatlaması gerekmez; aksini ileri süren (G) ispatla yükümlüdür. (G)'nin elinde yalnız tanık bulunması bu ispatı baştan imkânsız kılmaz: kanun, resmî sicilin içeriğinin aksinin ispatını şekle bağlamamıştır. Buradaki serbestlik ispat aracına ilişkindir; ispatın gücünü ve yeterliliğini değerlendirmek hâkime aittir.

İkinci örnek olay

(H) ile (K), bir taşınmazın satışı konusunda anlaşmış ve sözleşmeyi adi yazılı biçimde yapmışlardır. Resmî şekle uyulmaması konusunda ısrar eden taraf (H) olmuş, (K) ise noterde yapılmasını istemiştir. (K) bedeli tamamen ödemiş, taşınmaza yerleşmiş ve dokuz yıl boyunca oturmuştur. Taşınmazın değeri bu sürede birkaç katına çıkınca (H), sözleşmenin şekil eksikliği sebebiyle geçersiz olduğunu ileri sürerek taşınmazın boşaltılmasını istemiştir. Ayrıca (H), (K)'nin yıllardır ödediği emlak vergilerinin de kendisine ait olmadığını savunmaktadır.

Değerlendirme: Uyuşmazlık, dürüstlük kuralının sınırlama işlevine ilişkindir.

Şekil eksikliği kural olarak geçersizlik doğurur. Taşınmaz satışının resmî şekilde yapılması gerekir ve buna uyulmaması kural olarak kesin hükümsüzlük yaptırımına bağlıdır. Kesin hükümsüzlüğü, menfaati olan herkes ileri sürebilir ve hâkim re'sen gözetir.

Ne var ki hakkın kullanımı denetlenir. Herkes haklarını kullanırken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır ve bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz (TMK m. 2). Şekil eksikliğini kendi ısrarıyla yaratan tarafın, yıllar sonra ve değer artışından yararlanmak amacıyla bu eksikliği ileri sürmesi, tam da kanunun korumadığı kullanımdır.

Olayda üç belirti bir aradadır: eksikliği kendi kusuruyla (H) yaratmıştır, sözleşme ifa edilmiş ve (K) edimini tamamen yerine getirmiştir, hakkın ileri sürülmesi dokuz yıl sonra ve yalnız değer artışı üzerine gündeme gelmiştir. Bu tabloda hâkim, şekil eksikliğine dayanan itiraza itibar etmez ve sözleşme ayakta tutulur.

Denetlenen, şekil kuralının varlığı değildir. Kural yürürlüktedir ve başka olaylarda uygulanır; korunmayan, (H)'nin bu somut olaydaki kullanımıdır. Bu sebeple sonuç, şekil şartının kaldırılması anlamına gelmez.

Re'sen gözetme. Hakkın kötüye kullanılması bir def'i değildir; hâkim bunu kendiliğinden dikkate alır. (K) bu yönde bir savunma yapmasa bile hâkim, dosyadaki olgulardan hareketle sonuca varabilir.

Vergiler. Yıllarca vergileri ödeyip taşınmazı kullanan (K)'ye karşı bu ödemelerin de dayanaksız sayılması, aynı çelişkili davranış yasağına takılır: kendi davranışıyla karşı tarafta haklı bir güven yaratan kişi, sonradan bunun tersini ileri süremez. (H)'nin bu savunması da korunmaz.

Sonucun tersine dönebileceği hâl de bellidir: şekil eksikliğini ileri süren taraf kusursuz olsaydı, sözleşme hiç ifa edilmemiş olsaydı ya da hak makul bir süre içinde ileri sürülseydi, kesin hükümsüzlük sonucunu doğurur ve dürüstlük kuralı devreye girmezdi.

Bu başlıktan çıkmış sorular

Resmî sınavlarda (HMGS, hâkimlik, KPSS, adli/idari yargı) çıkmış sorular. 9 soru eşleşti, ilk 9 gösteriliyor.

Çıkmış soru 1 2008 AVUKATLAR İÇİN ADLİ YARGI
Aşağıdakilerden hangisi mutlak haklardan biri [değildir]?
A) Fikrî haklar
B) Kişilik hakları
C) Taşınmaz yükü
D) İntifa hakkı
E) Paylı mülkiyette ön alım hakkı
Cevabı göster
Cevap: E.
Çıkmış soru 2 2008 AVUKATLAR İÇİN ADLİ YARGI
On yedi yaşındaki A, yaş gününde kendisine hediye edilen bilgisayarını B'ye satmış, B de bilgisayarı C'ye satıp teslim etmiş ve karşılığında satış bedelini almıştır. Buna göre, aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) B, iyi niyetliyse bilgisayarın mülkiyetini kazanır.
B) B, bilgisayarın zilyetliğini devren kazanmış olur.
C) B'nin almış olduğu satım bedelini geri vermesi için kendisine karşı istihkak davası açılması gerekir.
D) İyi niyetli de olsa C'nin mülkiyeti teslimle kazanabilmesi için A'nın yasal temsilcisinin onarımına gerek vardır.
E) C, iyi niyetliyse kendisine ödediği satış bedeli verilmedikçe bilgisayarı alıkoyabilir.
Cevabı göster
Cevap: B.
Çıkmış soru 3 2012 AVUKATLAR İÇİN İDARİ YARGI
I.Senedin borçlunun elinde bulunması, borcun ödenmiş olduğunu gösterir.II.Hiç kimse, tapu sicilinde kayıtlı olan bir durumun kendisince bilinmediği yolunda bir iddia ileri süremez.III.Hangisinin önce veya sonra öldüğünü tayin mümkün olmaksızın ölenler, aynı anda ölmüş sayılır. Medeni usul hukukunda; belli bir olay için hâkim tarafından çıkarılan sonuçlara "fiilî karine"; karşı tarafın aksini ispat etmesine izin verilmeyen ve belli bir olaydan belli olmayan bir olay için kanun tarafından çıkarılan sonuçlara "kesin kanuni karine"; karşı tarafın aksini ispat edebileceği ve belli bir olaydan belli olmayan bir olay için kanun tarafından çıkarılan sonuçlara ise "adi kanuni karine" adı verilir. Bu tanımlara göre, yukarıda verilen üç ayrı durum sırasıyla hangi karinelere örnektir?
A) Adi kanuni karine / fiilî karine / kesin kanuni karine
B) Fiilî karine / kesin kanuni karine / adi kanuni karine
C) Fiilî karine / fiilî karine / kesin kanuni karine
D) Adi kanuni karine / kesin kanuni karine / kesin kanuni karine
E) Fiilî karine/adi kanuni karine/adi kanuni karine
Cevabı göster
Cevap: B.
Çıkmış soru 4 2009 ADLİ HAKİMLİK
Aşağıdakilerden hangisi Türk Medeni Kanunu'nda düzenlenen resmî sicillerden biri değildir?
A) Kişisel durum sicili
B) Mülkiyeti saklı tutma sicili
C) Gemi sicili
D) Tapu sicili
E) Hayvan rehni sicili
Cevabı göster
Cevap: C.
Çıkmış soru 5 2013 ADLİ HAKİMLİK
Aşağıdaki karinelerin hangisinin kabul edilmesinde bazı olguların ispatının oldukça güç olması etkili olmuştur?
A) Birlikte ölüm karinesi
B) İyiniyet karinesi
C) Zilyetlik karinesi
D) Resmî sicil ve senetlerin doğruluğu hakkındaki karine
E) Paylı mülkiyet karinesi
Cevabı göster
Cevap: A.
Çıkmış soru 6 2014 İDARİ HAKİMLİK
Aşağıdaki resmi sicillerden hangisi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda düzenlenmemiştir?
A) Nüfus memurları tarafından tutulan kişisel durum sicili
B) Vakfın yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan vakıf sicili
C) Noterler tarafından tutulan mülkiyeti saklı tutma sicili
D) İcra daireleri tarafından tutulan hayvan rehni sicili
E) Gemi sicili
Cevabı göster
Cevap: E.
Çıkmış soru 7 2015 KPSS
İspat yüküyle ilgili, 1. Kural olarak taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. 2. Lehine kesin karine mevcut olan tarafın, iddiasının dayanağını oluşturan olguları ispat etme yükümlülüğü yoktur. 3. Hukuk kurallarında ispat yükü davacı tarafa aittir. ifadelerinden hangileri yanlıştır?
A) Yalnız I
B) Yalnız III
C) I ve II
D) I ve III
E) II ve III
Cevabı göster
Cevap: B.
Çıkmış soru 8 2000 SAYIŞTAY
Aşağıdaki konuların hangisi Medeni Kanun'un "Başlangıç Hükümleri" kısmında düzenlenmemiştir?
A) Akitlerin kurulması
B) Hâkimin takdir yetkisi
C) İyiniyetle hak iktisabı
D) İspat yükü
E) Medeni hukukun kaynakları
Cevabı göster
Cevap: A.
Çıkmış soru 9 2012 SAYIŞTAY
Aşağıdaki karinelerden hangisi, hukukumuzda kesin karine niteliğini taşımaktadır?
A) Babalık karinesi
B) Tapu sicilindeki kayıtların herkesçe bilindiği karinesi
C) Taşınırlarda zilyetlikten kaynaklanan mülkiyet karinesi (zilyetlikte hak karinesi)
D) Birlikte ölüm karinesi
E) Gaiplik karinesi
Cevabı göster
Cevap: B.

Bu başlığın soruları

Bu başlıktan 2 soru. Şıkları okuyup kendi cevabını verdikten sonra cevabı aç.

Soru 15
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre aşağıdakilerden hangisi külli halefiyetin özellikleri arasında sayılmamıştır?
A) Malvarlığının aktifi ve pasifiyle birlikte bir bütün olarak geçmesi
B) Geçişin tek bir hukuki işlemle ve kendiliğinden gerçekleşmesi
C) Mirasçının terekenin bütününü ayrıca bir beyana gerek olmaksızın kazanması
D) Her bir mal için ayrı bir kazandırıcı işlem yapılması
E) Mirasbırakanın borçlarının da mirasçıya intikal etmesi
Cevabı göster
Cevap: D. Külli halefiyette bir malvarlığının tamamı, aktifi ve pasifiyle birlikte ve tek bir işlemle geçer; mirasçı tek tek malları değil terekenin bütününü kendiliğinden kazanır ve borçlar da ona intikal eder. Her bir mal için ayrı kazandırıcı işlem yapılması ise cüz'î halefiyetin özelliğidir; satış gibi işlemler bu gruba girer ve orada borçlar kendiliğinden geçmez. D seçeneği bu sebeple külli halefiyetin değil, karşıt kavramın özelliğidir.

Şık analizi

A) Bu gerçekten külli halefiyetin özelliğidir: malvarlığı aktifi ve pasifiyle birlikte bir bütün olarak geçer.
B) Bu da külli halefiyetin özelliğidir. Geçiş tek bir işlemle ve kendiliğinden gerçekleşir.
C) Bu da külli halefiyetin özelliğidir. Mirasçı terekenin bütününü kazanır; ayrıca bir kabul beyanı gerekmez.
E) Bu da külli halefiyetin özelliğidir ve ayrımın sınavdaki asıl ölçüsüdür: külli halefiyette borçlar da geçer, cüzi halefiyette geçmez.
Soru 16
Kanunun iyiniyete sonuç bağladığı bir kazanmada, iyiniyet karinesine dayanan kişinin durumu bakımından 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Karineden yararlanan taraf hiçbir olguyu ispatla yükümlü değildir.
B) Karine ispat yükünü ortadan kaldırır ve karşı tarafa da bir yük yüklemez.
C) İyiniyet karinesi kesin karine olduğundan aksinin ispatına izin verilmez.
D) Karinenin dayandığı bilinen olguyu, karinenin aksini iddia eden taraf ispatlar.
E) Karineden yararlanan karine temelini ispatlar, karine sonucunu ispatlaması gerekmez.
Cevabı göster
Cevap: E. Karine, bilinen bir olgudan bilinmeyen bir olgunun varlığı sonucuna varılmasıdır ve ispat yükünü ortadan kaldırmaz, yer değiştirir. Karineden yararlanan taraf ispattan bütünüyle kurtulmaz: karinenin dayandığı bilinen olguyu, yani karine temelini ortaya koymak zorundadır; bundan çıkarılan karine sonucunu ise ispatlaması gerekmez. İyiniyet karinesi adi karinedir, aksi her türlü delille ispatlanabilir ve bu ispat karşı tarafa düşer.

Şık analizi

A) Yanlış. Karineden yararlanan taraf ispattan tümüyle kurtulmaz; karinenin dayandığı bilinen olguyu ortaya koymak zorundadır.
B) Yanlış. Karine ispat yükünü ortadan kaldırmaz, yer değiştirir: yük karşı tarafa geçer.
C) Yanlış. İyiniyet karinesi adi karinedir; aksi her türlü delille ispatlanabilir.
D) Yanlış. Karinenin dayandığı bilinen olguyu, karineden yararlanan taraf ortaya koyar; aksini iddia eden taraf ise karinenin sonucunu çürütür.

← İyiniyetKişi Kavramı ve Kişiliğin Başlangı →