EduMiXX Hukuk HMGS

Medeni Hukuk › Başlık 52 / 60

Tapu Sicili

99 Hâkimlik 2 HMGS Sorusu

Hızlı özet

Taşınmazlarda ayni hakkın aleniyet aracı tapu sicilidir: ayni hakkın doğduğu an, sırası ve üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilirliği ona bağlıdır.

İlkeler ve Unsurlar

Altı ilke sicilin işleyişini taşır. Aleniyet: sicil herkese açıktır, kimse bir kaydı bilmediğini ileri süremez (TMK m. 1020). Tescil: tescile tâbi ayni haklar tescil edilmedikçe doğmaz (TMK m. 1021). Sebebe bağlılık: tescil geçerli bir sebebe dayanmalı, aksi hâlde yolsuzdur. Güven: tescile iyiniyetle dayanarak kazanan korunur (TMK m. 1023). Talep: tescil malikin yazılı beyanı üzerine yapılır. Sabit derece: rehinde sıra tarihe değil dereceye göre belirlenir.

İşleyiş bir sıra izler: taleptasarruf yetkisi ve hukukî sebep denetimiyevmiye defterine kayıt (etkinin başlangıç anı) → kütüğe tescil (aleniyet).

Ana siciller: tapu kütüğü, kat mülkiyeti kütüğü, yevmiye defteri, belgeler ve plânlar (TMK m. 997/2). Yardımcı siciller — mal sahipleri, aziller ve düzeltmeler sicili — hak doğurmaz.

Sicile taşınmaz olarak arazi, bağımsız ve sürekli haklar ve kat mülkiyetine konu bağımsız bölümler kaydedilir (TMK m. 998/1); süreklilik için hak süresiz ya da en az otuz yıl olmalıdır. Her taşınmaza bir sayfa ayrılır; sütunlara mülkiyet, irtifak ve taşınmaz yükü, rehin tescil edilir. Bir hakkın içeriği dayandığı belgelere göre belirlenir (TMK m. 1022/3).

Kütükteki Dört İşlem

Tescil, malikin yazılı beyanı üzerine yapılır; edinen kanun hükmüne, kesinleşmiş mahkeme kararına veya eşdeğer belgeye dayanıyorsa beyana gerek yoktur (TMK m. 1013). İstemde bulunan iki şeyi belgeler: tasarruf yetkisi ve hukukî sebep (TMK m. 1015). Haklar tescille doğar, ama etkisi yevmiye kaydı tarihinden başlar (TMK m. 1022).

Miras, cebrî icra, mahkeme kararı ve işgalde hak tescilden önce doğar; tescil açıklayıcıdır (TMK m. 1013/3). Terkin, ancak kaydın hak sağladığı kişilerin yazılı beyanıyla yapılır (TMK m. 1014).

Şerh, kişisel hakka veya kısıtlamaya ayni etki kazandırır — onu ayni hakka dönüştürmez, yalnız sonradan hak kazananlara karşı ileri sürülebilir kılar; etkisi ileriye dönüktür. Şerh edilebilecekler sayılmıştır: arsa payı karşılığı inşaat, satış vaadi, kira, alım, önalım, gerialım (TMK m. 1009). Kısıtlamalarda çekişmeli hakları koruyan mahkeme kararları, haciz, iflâs, konkordato mehli ve artmirasçı atanması şerh edilir (TMK m. 1010).

Geçici tescil şerhi iki hâlde verilir: iddia edilen ayni hakkın güvenceye alınması gerekiyorsa ya da tasarruf yetkisi belgelerindeki noksanların sonradan tamamlanmasına kanun olanak tanıyorsa. Bütün ilgililerin rızası veya hâkim kararı gerekir; hak sonradan gerçekleşirse şerh tarihinden ileri sürülür (TMK m. 1011).

Beyan hak doğurmaz, olguyu duyurur: eklentiler malikin istemiyle beyanlar sütununa yazılır, terkini bütün ilgililerin rızasına bağlıdır (TMK m. 1012).

Yolsuz Tescil

Bağlayıcı olmayan işleme dayanan veya hukukî sebepten yoksun tescil yolsuzdur (TMK m. 1024/2): sebebin geçersizliği, ehliyetsizlik, irade sakatlığı, şekle aykırılık, sahte belge bu sonucu doğurur.

Yolsuz tescil, terkin veya değişiklik yüzünden ayni hakkı zedelenen kimse tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilir (TMK m. 1025). Dava tespit niteliğindedir ve süreye bağlı değildir. Ancak iyiniyetli üçüncü kişilerin kazanımları saklıdır; böyle bir kazanım varsa dava amacına ulaşmaz, gerçek hak sahibinin yolu tazminattır.

Güven ilkesinin koşulları: kütükte tescil bulunması, üçüncü kişinin buna dayanarak kazanması, kazanmanın ayni hakka ilişkin olması ve iyiniyet. İyiniyet kazanma anında aranır, varlığı asıldır; aksini iddia eden ispatlar. Ancak beklenen özeni göstermeyen iyiniyet iddiasında bulunamaz: kayıt malikinden başkasının oturması, bedelin rayicin çok altında olması, zincirleme devirler ve tarafların yakınlığı araştırma yükümlülüğü doğurur.

Yolsuzluğu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi tescile dayanamaz (TMK m. 1024).

Devletin sorumluluğu: sicilin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur, kusurlu görevliye rücu eder; dava sicilin bulunduğu yer mahkemesinde görülür (TMK m. 1007). Zarar gören doğrudan Devlete başvurur, görevlinin kusurunu ispat etmez.

Tescil Usulü

İstemler geliş sırasına göre derhâl yevmiye defterine yazılır (TMK m. 1002); kütükteki belirleme resmî ölçüme dayanan plâna göre yapılır (m. 1003). Taşınmaz bulunduğu bölgenin siciline kaydedilir; birden çok bölgedeyse işlemler büyük kısmının bulunduğu bölgede yapılır (TMK m. 1004–1005).

İstemin akıbeti üçtür: belgeler tamamsa tescil yapılır, eksikse reddedilir; yalnız tasarruf yetkisi belgesi tamamlanacaksa malikin rızası veya hâkim kararıyla geçici tescil şerhi verilir, sıra korunur (TMK m. 1016/2). Tesciller istem sırasına göre yapılır (TMK m. 1017).

Taşınmaz lehine irtifaklarda çift kayıt kuralı işler: tescil ve terkin hem yüklü hem yararlanan taşınmazın sayfasına yazılır (TMK m. 1018). Memur, ilgililerin bilgisi dışında yaptığı işlemleri tebliğ eder; itiraz süresi tebliğden işler (TMK m. 1019). Ayni hakkın sona ermesiyle tescil değerini yitirmişse yüklü taşınmaz maliki terkinini isteyebilir (TMK m. 1026); sicildeki yanlışlık ilgililerin yazılı rızası yoksa ancak mahkeme kararıyla, basit yazı yanlışlıkları memurca düzeltilir (m. 1027).

Sınavda Ne Çıkar

  • Haklar tescille doğar, ama etkisi yevmiye kaydı tarihinden başlar — belgelerin isteme eklenmiş olması koşuluyla (TMK m. 1022).
  • Tasarruflar aksi belirtilmedikçe eklentiyi de kapsar (TMK m. 686/1).
  • Bağımsız ve sürekli hakkın kaydı süresiz veya en az 30 yıl süreli olmasına bağlıdır.
  • Şerh kişisel hakka ayni etki kazandırır, onu ayni hakka dönüştürmez; sayım sınırlıdır.
  • Geçici tescil şerhi hakkın doğduğu anı şerh tarihine çeker.
  • Beyan hak doğurmaz; işlevi iyiniyet iddiasını kesmektir.
  • Düzeltme davası süreye bağlı değildir, ama iyiniyetli üçüncü kişi karşısında sonuç vermez; onların kazandığı ayni haklar ve her türlü tazminat istemi saklıdır (TMK m. 1025).
  • Basit yazı yanlışlıkları istisnadır: tapu memuru kendiliğinden düzeltir (TMK m. 1027).
  • Devlet bütün zararlardan sorumludur; kusur yalnız rücuda önemlidir.

Taşınmazlarda ayni hakkın aleniyet aracı tapu sicilidir. Taşınmazlar üzerindeki hakları göstermek üzere tapu sicili tutulur (TMK m. 997/1). Sicil, yalnız bir kayıt sistemi değildir: ayni hakkın doğduğu an, sırası ve üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilirliği ona bağlanmıştır.

A. Tapu Siciline Hâkim İlkeler

Sicilin işleyişi altı ilkeye dayanır.

  • Aleniyet ilkesi — Tapu sicili herkese açıktır; ilgisini inanılır kılan herkes ilgili sayfanın ve belgelerin kendisine gösterilmesini veya örneklerinin verilmesini isteyebilir. Kimse tapu sicilindeki bir kaydı bilmediğini ileri süremez (TMK m. 1020).
  • Tescil ilkesi — Kurulması kanunen tescile tâbi ayni haklar, tescil edilmedikçe varlık kazanamaz (TMK m. 1021).
  • Sebebe bağlılık ilkesi — Tescil, geçerli bir hukukî sebebe dayanmalıdır; hukukî sebepten yoksun tescil yolsuzdur (TMK m. 1024/2).
  • Güven ilkesi — Tescile iyiniyetle dayanarak ayni hak kazanan üçüncü kişinin kazanımı korunur (TMK m. 1023).
  • Talep ilkesi — Tescil, kural olarak malikin yazılı beyanı üzerine yapılır (TMK m. 1013/1); tapu memuru re'sen işlem yapmaz.
  • Sabit derece ilkesi — Taşınmaz rehninde sıra, kurulma tarihine değil dereceye göre belirlenir.

Bu ilkelerin ortak amacı, taşınmaz üzerindeki hakların dışarıdan güvenilir biçimde görülebilmesidir. Aleniyet olmadan güven, güven olmadan da işlem güvenliği sağlanamaz.

İlkelerin işleyişi bir sıra izler. Önce talep gelir: ilgili, tescil ya da terkin istemiyle tapu müdürlüğüne başvurur. Ardından tasarruf yetkisi ve hukukî sebep denetlenir; bu denetim, sebebe bağlılık ilkesinin uygulama aracıdır. Denetimi geçen istem yevmiye defterine kaydedilir ve bu kayıt, hakkın etkisinin başlangıç anını belirler. Son olarak kütüğe tescil yapılır ve hak, aleniyet kazanarak herkese karşı ileri sürülebilir hâle gelir.

Sıranın her adımı bir ilkeye karşılık gelir; bu sebeple tapu sicili hukuku, ilkeler ile işlemlerin birbirine sıkıca bağlandığı bir alandır. Bir işlemin geçerliliği tartışıldığında, hangi adımda hangi ilkenin ihlal edildiği sorulur.

B. Sicilin Unsurları: Ana ve Yardımcı Siciller

Tapu sicili, tapu kütüğü ve kat mülkiyeti kütüğü ile bunları tamamlayan yevmiye defteri, belgeler ve plânlardan oluşur (TMK m. 997/2).

Ana siciller tapu kütüğü, kat mülkiyeti kütüğü, yevmiye defteri, resmî belgeler ve plânlardır (TMK m. 997/2). Yardımcı siciller ise mal sahipleri sicili, aziller sicili, düzeltmeler sicili ve kamu orta malları sicili gibi kayıtlardır; bunlar hak doğurmaz, işlemlerin izlenmesini kolaylaştırır.

Tapu siciline taşınmaz olarak şunlar kaydedilir (TMK m. 998/1):

  • Arazi
  • Taşınmazlar üzerindeki bağımsız ve sürekli haklar
  • Kat mülkiyetine konu olan bağımsız bölümler

Bağımsız ve sürekli hakların kaydı için süreklilik koşulu aranır ve bu koşulun gerçekleşmesi için hakkın süresiz veya en az otuz yıl süreli olması gerekir (TMK m. 998/3).

Özel mülkiyete tâbi olmayan ve kamunun yararlanmasına ayrılan taşınmazlar, bunlara ilişkin tescili gerekli bir ayni hakkın kurulması söz konusu olmadıkça kütüğe kaydolunmaz (TMK m. 999/1).

Her taşınmaza kütükte bir sayfa ayrılır ve sayfa numaraları birbirini izler (TMK m. 1000/1). Kütüğün her sayfasındaki özel sütunlara mülkiyet, taşınmaz üzerinde kurulmuş veya o taşınmaz lehine başka taşınmaz üzerinde kurulmuş irtifak hakları ile taşınmaz yükü ve taşınmaz üzerindeki rehin hakları tescil edilir (TMK m. 1000/3).

Sicilin tutulması ve işleyişi bakımından iki kavram daha ayrılmalıdır. Tapu kütüğü ayni hakların yazıldığı ana sicildir; yevmiye defteri ise istemlerin geliş sırasını gösteren kayıttır ve tescilin etkisinin başlangıç anını belirler. Aynı gün gelen iki istem arasındaki sıra, kütüğe yazılma sırasına değil yevmiye kaydına göre çözülür.

Belgeler de sicilin parçasıdır. Bir hakkın içeriği, tescilin sınırları içinde, dayandığı belgelere göre veya diğer herhangi bir yolla belirlenir (TMK m. 1022/3). Bu sebeple kütükteki kısa kayıt yeterli olmadığında dayanak belgelere bakılır; belgeler tescilin anlamını tamamlar.

Yardımcı sicillerin işlevi ana sicilleri tamamlamaktır ve bunlar tek başına hak doğurmaz. Mal sahipleri sicili, bir kişinin adına kayıtlı taşınmazların topluca görülmesini sağlar; aziller sicili, vekâletten azil bildirimlerinin kaydedildiği yerdir ve tapu işlemlerinde vekâletin geçerliliğinin denetlenmesine yarar; düzeltmeler sicili, kayıtlarda yapılan düzeltmelerin izlenmesini sağlar.

Kütüğün yapısı da işlemlerin anlaşılmasını kolaylaştırır. Her sayfa, taşınmazın niteliklerini gösteren bölümle başlar; ardından mülkiyet, irtifak hakları ve taşınmaz yükü, rehin hakları, şerhler ve beyanlar sütunları gelir. Bir hakkın hangi sütunda yer aldığı, onun hukukî niteliğini de gösterir: rehin sütunundaki bir kayıt ayni hak, şerhler sütunundaki bir kayıt kural olarak kişisel haktır.

C. Kütükte Yapılacak İşlemler

Kütükte dört tür işlem yapılır ve bunların hukukî etkileri farklıdır.

1. Tescil ve Terkin

Tescil, ayni hakkın kütüğe yazılmasıdır. Taşınmaza ilişkin mülkiyet, irtifak hakları ve taşınmaz yükleri ile rehin hakları tapu kütüğüne tescil edilir (TMK m. 1008).

Tescil, tasarrufa konu olan taşınmaz malikinin yazılı beyanı üzerine yapılır. Edinen kimse kanun hükmüne, kesinleşmiş mahkeme kararına veya buna eşdeğer bir belgeye dayanıyorsa bu beyana gerek yoktur (TMK m. 1013/1–2).

İşlemin yapılabilmesi iki şeyin belgelenmesine bağlıdır: tasarruf yetkisi ve hukukî sebep. İstemde bulunan, sicilde hak sahibi görünen kişi veya onun temsilcisi olduğunu ispat ederek tasarruf yetkisini; sebebin geçerliliği için gerekli şekle uyulduğunu ispat ederek hukukî sebebi belgelemiş olur (TMK m. 1015).

Terkin, bir kaydın silinmesidir ve ancak bu kaydın kendilerine hak sağladığı kimselerin yazılı beyanı üzerine yapılabilir (TMK m. 1014).

Tescilin etkisi bakımından iki kural birliktedir: ayni haklar kütüğe tescil ile doğar; sıralarını ve tarihlerini tescile göre alır. Tescilin etkisi ise, belgeler isteme eklenmiş olmak koşuluyla, yevmiye defterine yapılan kayıt tarihinden başlar (TMK m. 1022/1–2).

Bu ikinci fıkra, aynı gün yapılan işlemlerin sırasını belirlediği için önemlidir: kütüğe yazılma günler sonra yapılsa bile, hak yevmiye kaydı anına göre doğmuş sayılır.

Tescilin yapılmaması ile yolsuz yapılması farklı sonuçlar doğurur. Tescil hiç yapılmamışsa ayni hak doğmaz (TMK m. 1021); taraflar arasında yalnız kişisel bir borç ilişkisi vardır ve alacaklı tescili talep edebilir. Tescil yapılmış ama sebebi geçersizse hak yine doğmaz, ancak ortada yolsuz bir kayıt bulunur ve bu kayıt, iyiniyetli üçüncü kişiler bakımından hak doğurabilir.

Kanun, tescilden önce hak kazanılan hâlleri de düzenlemiştir. Bir ayni hakkı tescilden önce kazanan kimse, gerekli belgeleri ibraz ederek tescili isteyebilir (TMK m. 1013/3). Miras, cebrî icra, mahkeme kararı ve işgal gibi hâllerde hak tescilden önce doğar; tescil bu hâllerde kurucu değil açıklayıcı işlev görür.

2. Şerh: Kişisel Haklar ve Tasarruf Kısıtlamaları

Şerh, kişisel bir hakka veya bir kısıtlamaya ayni etki kazandıran işlemdir. Şerh edilen hak ayni hakka dönüşmez; yalnız üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir hâle gelir.

Kişisel haklarda şerh. Arsa payı karşılığı inşaat, taşınmaz satış vaadi, kira, alım, önalım ve gerialım sözleşmelerinden doğan haklar ile şerhedilebileceği kanunlarda açıkça öngörülen diğer haklar tapu kütüğüne şerhedilebilir. Bunlar şerh verilmekle o taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri sürülebilir (TMK m. 1009).

Tasarruf yetkisinin kısıtlanmasında şerh. Şu sebeplere dayanan kısıtlamalar şerh verilebilir (TMK m. 1010/1):

  • Çekişmeli hakların korunmasına ilişkin mahkeme kararları
  • Haciz, iflâs kararı veya konkordato ile verilen süre
  • Aile yurdu kurulması, artmirasçı atanması gibi şerh verilmesi kanunen öngörülen işlemler

Bu kısıtlamalar da şerh verilmekle sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri sürülebilir (TMK m. 1010/2).

Şerhin hukukî etkisi üç noktada toplanır. Birincisi, şerh edilen hak ayni hakka dönüşmez; niteliği kişisel kalır ve borçlusu yine sözleşmenin karşı tarafıdır. İkincisi, şerh hakkı güçlendirir: sonradan taşınmaz üzerinde hak kazananlara karşı da ileri sürülebilir hâle gelir. Üçüncüsü, şerhin etkisi ileriye dönüktür; şerhten önce kazanılmış haklara dokunmaz.

Şerh edilebilecek haklar kanunda sayılmıştır ve bu sayım genişletilemez. Taraflar, kanunun şerh edilebileceğini öngörmediği bir kişisel hakkı şerh ettiremez; bu, sınırlı sayı ilkesinin şerh alanındaki görünümüdür.

3. Geçici Tescil Şerhi

Geçici tescil şerhi iki hâlde verilebilir (TMK m. 1011/1):

  • İddia edilen bir ayni hakkın güvence altına alınması gerekiyorsa
  • Tasarruf yetkisini belirleyen belgelerdeki noksanlıkların sonradan tamamlanmasına kanun olanak tanıyorsa

Şerh, bütün ilgililerin razı olmasına veya hâkimin karar vermesine bağlıdır. Şerhin konusu olan hak sonradan gerçekleşirse, şerh tarihinden başlayarak üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir (TMK m. 1011/2).

Son cümle kurumun özünü verir: geçici tescil şerhi, hakkın doğduğu anı geriye çeker ve arada yapılan işlemlere karşı korur.

4. Beyan

Beyan, hak doğurmayan, yalnız bir olguyu üçüncü kişilere duyuran kayıttır. Bir taşınmazın eklentileri, malikin istemi üzerine kütükteki beyanlar sütununa yazılır; bu kaydın terkini, kütükte hak sahibi görünen bütün ilgililerin rızasına bağlıdır (TMK m. 1012/1).

Taşınmaz mülkiyetine ilişkin kamu hukuku kısıtlamalarının beyanlar sütununa yazılması da mümkündür (TMK m. 1012/2).

Beyan ile şerh karıştırılmamalıdır: şerh bir hakka etki kazandırır, beyan yalnız bildirir. Beyanın hukukî sonucu, üçüncü kişilerin iyiniyet iddiasını ortadan kaldırmaktır.

Dört işlemin ortak yanı, hepsinin talep üzerine yapılmasıdır; tapu memuru kural olarak re'sen işlem yapmaz. Kütüğe tesciller istem tarihine ve sırasına göre yapılır ve sicildeki kaydın bir örneği isteyen ilgiliye verilir (TMK m. 1017).

Ayrıldıkları nokta ise doğurdukları etkidir: tescil ayni hak doğurur, terkin onu sona erdirir, şerh kişisel hakka ayni etki kazandırır, beyan ise yalnız bir olguyu duyurur. Bir sorunun çözümünde önce işlemin hangi türe girdiği belirlenmelidir; sonuç bu belirlemeden çıkar.

D. Yolsuz Tescil ve Düzeltilmesi

Bağlayıcı olmayan bir hukukî işleme dayanan veya hukukî sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur (TMK m. 1024/2).

Yolsuz tescilin başlıca sebepleri şunlardır: kazandırma sebebinin geçersiz olması, ehliyetsizlik, irade sakatlığı, şekle aykırılık, sahte belge kullanılması veya tescilin hiç sebebe dayanmaması.

Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş veya bir tescil yolsuz olarak terkin olunmuş ya da değiştirilmiş ise, bu yüzden ayni hakkı zedelenen kimse tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilir. İyiniyetli üçüncü kişilerin bu tescile dayanarak kazandıkları ayni haklar ve her türlü tazminat istemi saklıdır (TMK m. 1025).

Düzeltme davasının özellikleri şunlardır:

  • Davacı, yolsuz tescil yüzünden ayni hakkı zedelenen kişidir.
  • Dava, kaydın gerçeğe uygun hâle getirilmesine yöneliktir ve tespit niteliği taşır.
  • Dava süreye bağlı değildir; ayni hakka dayandığı için zamanaşımına uğramaz.
  • İyiniyetli üçüncü kişilerin kazandıkları ayni haklar ile tazminat istemleri saklıdır (TMK m. 1025/2).

Son madde davanın sınırını çizer: düzeltme davası, iyiniyetli üçüncü kişi hak kazanmışsa amacına ulaşamaz; bu durumda gerçek hak sahibinin yolu tazminattır.

1. İyiniyetli Üçüncü Kişinin Kazanımı

Yolsuz tescil kural olarak hak doğurmaz; ancak bu kuralın en önemli istisnası güven ilkesidir. Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur (TMK m. 1023).

Korumanın koşulları şunlardır:

  • Kütükte bir tescil bulunması
  • Üçüncü kişinin bu tescile dayanarak kazanmış olması
  • Kazanmanın ayni hakka ilişkin olması
  • Üçüncü kişinin iyiniyetli olması

İyiniyet, kazanma anında aranır ve asıl olan onun varlığıdır; aksini iddia eden ispatla yükümlüdür. Ancak durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz: taşınmazda başkasının oturması, kayıtla fiilî durum arasındaki açık uyumsuzluk gibi belirtiler araştırma yükümlülüğü doğurur.

Kötüniyetli üçüncü kişi ise korunmaz: bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmişse, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz ve ayni hakkı zedelenen kimse tescilin yolsuzluğunu ona karşı doğrudan doğruya ileri sürebilir (TMK m. 1024/1 ve 3).

İyiniyetin sınırını çizen ölçü, TMK m. 3/2'deki özen kuralıdır. Tapuya güvenen kişiden beklenen, kaydı incelemek ve kayıtla açıkça çelişen bir durum varsa araştırmaktır. Uygulamada araştırma yükümlülüğü doğuran belirtiler şunlardır: taşınmazda kayıt malikinden başkasının oturması, satış bedelinin rayicin çok altında olması, kısa aralıklarla yapılan zincirleme devirler ve tarafların yakınlık ilişkisi.

Bu belirtilerden biri varsa alıcının yalnız kayda bakmış olması yeterli sayılmaz; araştırma yapmadan hareket etmişse iyiniyeti korunmaz. Buna karşılık hiçbir belirti yoksa, kaydın gerçeği yansıtıp yansıtmadığını araştırma yükümlülüğü doğmaz; sicilin işlevi zaten bu araştırmayı gereksiz kılmaktır.

2. Devletin Sorumluluğu ve Rücu

Güven ilkesi gerçek hak sahibini kaybettirdiğinde, kanun onu tazminatla korur. Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur; Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder. Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür (TMK m. 1007).

Sorumluluğun özellikleri şunlardır: zarar gören doğrudan Devlete başvurur ve görevlinin kusurunu ispat etmek zorunda değildir; kusur yalnız rücu ilişkisinde önem taşır. Sorumluluk, sicilin tutulmasından doğan bütün zararları kapsar ve bu yönüyle geniştir.

E. Sicilin Tutulması ve Tescil Usulü

Kütüğün fizikî düzeni bakımından kural açıktır: her taşınmaza kütükte bir sayfa ayrılır ve sayfa numaraları birbirini izler (TMK m. 1000/1). Kat mülkiyetine konu bağımsız bölümler ise ayrıca tutulacak kat mülkiyeti kütüğüne yazılır ve özel kanun hükümleri saklı kalmak üzere bu kütükteki işlemler hakkında da tapu kütüğü hükümleri uygulanır (TMK m. 1001).

Tescil istemlerinin kaydı sırayı belirler: istemler, isteyenin kimliği ve istemin konusu belirtilerek istem sırasına göre derhâl yevmiye defterine yazılır; işlemlerin dayanağı belgeler özenle sıraya konulur ve saklanır (TMK m. 1002). Taşınmazın kütüğe kaydı ve belirlenmesinde ise resmî bir ölçüme dayanan plân esas alınır (TMK m. 1003).

Yer bakımından kural, taşınmazların bulundukları bölgenin siciline kaydedilmesidir (TMK m. 1004). Birden çok bölgede bulunan taşınmaz, diğer bölge sicillerine kayıtlı olduğu belirtilmek suretiyle her bölgedeki sicile ayrı ayrı kaydedilir; tescil istemleri ve işlemleri taşınmazın büyük kısmının bulunduğu bölgede yapılır (TMK m. 1005).

Tescil isteminin yapılabilmesi için istemde bulunanın iki hususu belgelemesi gerekir (TMK m. 1015/1):

  • Tasarruf yetkisi — sicilde hak sahibi görünen kişi olduğunu veya ondan yetki aldığını ispat
  • Hukukî sebep — tescili haklı gösteren geçerli bir kazanma sebebi

Tescil isteminin incelenmesi iki aşamalıdır. Tasarruf yetkisine ve hukukî sebebe ilişkin belgeler tamam değilse istem reddedilir; ancak hukukî sebebe ilişkin belgeler tamam olmasına rağmen yalnız tasarruf yetkisini belirten belgenin tamamlanması gerekiyorsa, malikin rızası veya hâkimin kararıyla geçici tescil şerhi verilebilir (TMK m. 1016/2). Kütüğe tesciller istem tarihine ve sırasına göre yapılır ve kaydın bir örneği isteyen ilgiliye verilir (TMK m. 1017/1–2).

Taşınmaz lehine irtifaklarda çift kayıt kuralı geçerlidir: tescil ve terkin hem yüklü hem yararlanan taşınmazın sayfasına kaydedilir (TMK m. 1018). Böylece irtifakın varlığı her iki taşınmazın kaydından da görülebilir.

Sicili tutan teşkilat bakımından kanun genel bir atıfla yetinmiştir: tapu idarelerinin kuruluş, işleyiş ve hizmetlerinin yürütülmesi özel kanun hükümlerine tâbidir (TMK m. 1006). Medenî Kanun yalnız sicilin hukukî düzenini kurar; idarî yapı, kadro ve işleyiş özel mevzuata bırakılmıştır. Buna karşılık bu idarelerin tuttuğu sicilden doğan zararlardan Devletin sorumluluğu doğrudan Medenî Kanunda düzenlenmiştir (TMK m. 1007); yani teşkilat özel kanunda, sorumluluk genel kanundadır.

Memurun bir bildirim yükümlülüğü de vardır: tapu memuru, ilgililerin bilgisi dışında yaptığı işlemleri onlara tebliğ etmekle yükümlüdür ve itiraz süresi bu tebliğ tarihinden işlemeye başlar (TMK m. 1019).

Tescil isteminin akıbeti üç ihtimalden birine bağlanır:

  • Belgeler tamamsa tescil yapılır ve etkisini yevmiye kaydı tarihinden gösterir.
  • Belgeler eksikse istem reddedilir.
  • Yalnız tasarruf yetkisi belgesi tamamlanacaksa geçici tescil şerhi verilir ve sıra korunur.

Sicilin açıklığı ise sistemin taşıyıcı ilkesidir. Tapu sicili herkese açıktır; ilgisini inanılır kılan herkes, ilgili sayfanın ve belgelerin kendisine gösterilmesini veya örneklerinin verilmesini isteyebilir ve kimse tapu sicilindeki bir kaydı bilmediğini ileri süremez (TMK m. 1020). Güven ilkesinin meşruiyeti buradan gelir: herkesin ulaşabileceği bir sicile duyulan güven korunur.

Terkin ve düzeltme bakımından iki ayrı yol vardır. Bir ayni hakkın sona ermesiyle tescil her türlü hukukî değerini kaybetmişse, yüklü taşınmaz maliki terkinini isteyebilir (TMK m. 1026/1). Buna karşılık sicildeki yanlışlık, ilgililerin yazılı rızaları olmadıkça ancak mahkeme kararıyla düzeltilebilir; düzeltme, eski tescilin terkini ve yeni bir tescil biçiminde de olabilir. Tapu memuru basit yazı yanlışlıklarını ise kendiliğinden düzeltebilir (TMK m. 1027).

İşlemEtkisiSonucu
TescilAyni hak doğururHak, yevmiye kaydı tarihinden itibaren doğar
TerkinAyni hakkı sona erdirirHak sahibinin yazılı beyanı gerekir
ŞerhKişisel hakka ayni etki kazandırırSonradan hak kazananlara karşı ileri sürülür
Geçici tescil şerhiSırayı korurHak doğunca şerh tarihinden etki eder
BeyanHak doğurmazİyiniyet iddiasını ortadan kaldırır

Örnek olay

(L), taşınmazını (M)'ye satmak üzere taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yapmış ve bu hakkı tapuya şerh ettirmiştir. Kısa süre sonra (L), aynı taşınmazı (N)'ye satıp devretmiştir. (N), tapu kaydını incelemeden işlem yapmıştır. Ayrı bir olayda (L)'nin taşınmazı üzerinde, sahte vekâletname kullanılarak (P) adına tescil yapılmış; (P) de taşınmazı, durumu bilmeyen (R)'ye satmıştır.

Değerlendirme: İki olay, şerhin ve güven ilkesinin işleyişini ayrı ayrı gösterir.

Şerh ve (N)'nin durumu. Taşınmaz satış vaadinden doğan hak kişisel bir haktır ve kural olarak yalnız sözleşmenin tarafına karşı ileri sürülebilir. Ancak bu hak tapuya şerh edilmişse, o taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı da ileri sürülebilir (TMK m. 1009/2).

(N) taşınmazı şerhten sonra kazandığına göre, (M)'nin hakkı ona karşı da ileri sürülebilir. (N)'nin kaydı incelememiş olması onu korumaz: kimse tapu sicilindeki bir kaydı bilmediğini ileri süremez (TMK m. 1020/3). (M), (N)'ye karşı tapunun kendisine devrini isteyebilir.

Şerh yapılmamış olsaydı sonuç değişirdi: (M)'nin hakkı yalnız (L)'ye karşı ileri sürülebilir, (N)'nin kazanımı ayakta kalır ve (M) yalnız tazminat isteyebilirdi.

Sahte vekâletname ve (R)'nin durumu. Sahte vekâletnameye dayanan tescil, hukukî sebepten yoksun olduğundan yolsuzdur (TMK m. 1024/2). (P) mülkiyeti hiç kazanmamıştır.

Buna karşılık (R), kütükteki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet kazanmıştır ve bu kazanım korunur (TMK m. 1023). (R)'nin iyiniyetli sayılabilmesi için kendisinden beklenen özeni göstermiş olması gerekir; kayıtla fiilî durum arasında araştırmayı gerektiren açık bir uyumsuzluk yoksa iyiniyeti kabul edilir.

Gerçek malik (L) taşınmazı geri alamaz. Ancak tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur (TMK m. 1007/1); (L), zararının tazminini Devletten isteyebilir ve Devlet kusurlu görevliye rücu eder. (L)'nin ayrıca (P)'ye karşı haksız fiil ve sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanan kişisel talepleri saklıdır.

Sonuç (R) kötüniyetli olsaydı tersine dönerdi: yolsuz tescili bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi tescile dayanamaz (TMK m. 1024/1) ve (L) sicilin düzeltilmesini dava ederek taşınmazı geri alırdı (TMK m. 1025).

İkinci örnek olay

(S), taşınmazını (T)'ye satmayı vaat etmiş, ancak bu hak tapuya şerh edilmemiştir. Aynı taşınmaz üzerinde (S)'nin alacaklısı tarafından haciz konulmuş ve haciz tapuya şerh edilmiştir. Daha sonra (S), taşınmazı (U)'ya satmak istemiştir. Ayrıca (S), taşınmazdaki bazı makineleri kütüğün beyanlar sütununa eklenti olarak yazdırmıştır; taşınmazı satın alacak (U), bu makinelerin satışa dâhil olmadığını ileri sürmektedir.

Değerlendirme: Üç kayıt türü — şerh edilmemiş kişisel hak, şerh edilmiş kısıtlama ve beyan — farklı sonuçlar doğurur.

Şerh edilmemiş satış vaadi. Taşınmaz satış vaadinden doğan hak kişisel niteliktedir ve şerh edilmedikçe yalnız sözleşmenin tarafına karşı ileri sürülebilir (TMK m. 1009). (T), hakkını (S)'ye karşı ileri sürebilir; ancak taşınmaz üzerinde sonradan hak kazanan kişilere karşı ileri süremez. (T)'nin (S)'ye karşı tazminat talebi saklıdır.

Haciz şerhi. Haciz, tasarruf yetkisinin kısıtlanmasına ilişkin bir şerhtir ve şerh verilmekle taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri sürülebilir (TMK m. 1010). (U) taşınmazı satın alsa bile hacizle yüklü olarak kazanır; alacaklı hakkını ona karşı da ileri sürer. (U)'nun kaydı hiç incelememiş olması sonucu değiştirmez; kanun, sicildeki bir kaydın bilinmediğinin ileri sürülmesini kapatmıştır (TMK m. 1020/3).

Eklenti beyanı. Beyan hak doğurmaz; işlevi bir olguyu üçüncü kişilere duyurmaktır. Makinelerin eklenti olarak beyanlar sütununa yazılması (TMK m. 1012/1), onların eklenti niteliğini ilan eder. Eklenti bakımından kural ise şudur: bir şeye ilişkin tasarruflar aksi belirtilmedikçe eklentiyi de kapsar (TMK m. 686/1).

Bu sebeple (U)'nun iddiası tersine dönmektedir: beyan, makinelerin satış dışında kaldığını değil, satışa dâhil olduğunu gösteren bir işaret sağlar. Makinelerin satış dışında bırakılması için sözleşmede açıkça kararlaştırılması gerekirdi.

Beyanın ikinci sonucu iyiniyet bakımındandır: kütükte yazılı bir olguyu (U) bilmiyor sayılamaz; bu yüzden makineler hakkında iyiniyet iddiasında bulunamaz.

Üçüncü örnek olay

(V), taşınmazını (Y)'ye satmış; devir işlemi 10 Mart günü tapu müdürlüğüne başvurularak yapılmış ve istem aynı gün yevmiye defterine kaydedilmiştir. Kütüğe tescil ise iş yoğunluğu sebebiyle 14 Mart günü yazılmıştır. Bu arada (V)'nin bir alacaklısı, 12 Mart günü taşınmaz üzerine haciz konulması için başvurmuş ve haciz istemi o gün yevmiye defterine kaydedilmiştir. Alacaklı, tescil 14 Mart'ta yapıldığına göre haczin önce geldiğini ileri sürmektedir. Ayrıca (Y), satış bedelinin rayicin çok altında olduğunu bilerek işlem yapmıştır ve sonradan (V)'nin taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinin kısıtlanmış olduğu anlaşılmıştır.

Değerlendirme: İki ayrı sorun vardır ve ikisi de tescilin etkisiyle ilgilidir.

Sıra sorunu. Ayni haklar kütüğe tescil ile doğar ve sıralarını tescile göre alır; ancak tescilin etkisi, belgeler isteme eklenmiş olmak koşuluyla yevmiye defterine yapılan kayıt tarihinden başlar (TMK m. 1022/1–2). Kütüğe yazılma tarihi değil, yevmiye kaydı tarihi belirleyicidir.

(Y)'nin istemi 10 Mart'ta, haciz istemi 12 Mart'ta yevmiye defterine kaydedilmiştir. Bu sebeple (Y)'nin kazanımı önce gelir; kütüğe yazılmanın 14 Mart'ta yapılmış olması sonucu değiştirmez. Alacaklının iddiası yerinde değildir.

Kural, kanunun neden yevmiye defterini ayrı bir unsur olarak saydığını açıklar: kütüğe yazma işlemi zaman alabildiğinden, hakların sırası istemin geldiği ana göre belirlenir ve idarî gecikme hak sahibine yüklenmez.

İyiniyet sorunu. Tasarruf yetkisi kısıtlanmış bir malikten kazanma hâlinde, kazananın korunması iyiniyetine bağlıdır (TMK m. 1023). Kısıtlama tapuya şerh edilmişse (TMK m. 1010) kimse onu bilmediğini ileri süremez ve iyiniyet zaten söz konusu olmaz (TMK m. 1020/3).

Kısıtlama şerh edilmemişse iyiniyet tartışılır. Burada belirleyici olan, kendisinden beklenen özenin gösterilip gösterilmediğidir (TMK m. 3/2). Satış bedelinin rayicin çok altında olması, uygulamada araştırma yükümlülüğü doğuran tipik belirtilerdendir. (Y) bu belirtiye rağmen araştırma yapmamışsa iyiniyet iddiasında bulunamaz ve kazanımı korunmaz.

(Y)'nin iyiniyeti korunmazsa, ayni hakkı zedelenen kişi tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilir (TMK m. 1025/1).

(Y) korunursa gerçek hak sahibinin yolu daralır ve burada bir ayrım yapılmalıdır. Devletin sorumluluğu, zararın tapu sicilinin tutulmasından doğmasına bağlıdır (TMK m. 1007/1). Sicilin tutulmasında bir hata yoksa — kayıt doğru, yalnız bir tasarruf kısıtlaması şerh edilmemişse — zarar sicilin tutulmasından değil, kısıtlamayı şerh ettirmeyen tarafın kendi ihmalinden doğar ve TMK m. 1007 sorumluluğu bu hâlde tartışmalıdır.

Devletin sorumluluğunun tipik alanı, yolsuz tescilin memur işlemiyle doğduğu hâllerdir: sahte belgeye dayanan tescil, hatalı terkin, yanlış kayıt gibi. Ayrım şudur: sicil yanlış tutulmuşsa Devlet sorumludur; sicil doğru tutulmuş ama ilgili kendi hakkını şerh ettirmemişse sonuç ona yüklenir.

Dördüncü örnek olay

(A), tapuda kendi adına kayıtlı taşınmazını (B)'ye satmak üzere anlaşmış ve taraflar noterde taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yapmıştır; sözleşme tapu kütüğüne şerh edilmiştir. (A) daha sonra aynı taşınmazı (C)'ye satmış ve devir tescil edilmiştir; (C), satış vaadinden haberi olmadığını ileri sürmektedir. Ayrıca (A)'nın alacaklısı (D), taşınmaz üzerine haciz konulmasını sağlamış, ancak haciz henüz tapuya şerh edilmemiştir. Son olarak tapu memuru, (A)'nın soyadını kütüğe yanlış yazmıştır ve (A) bunun düzeltilmesini istemektedir.

Değerlendirme: Dört sorun sicilin farklı işlemlerine ilişkindir.

Şerhli satış vaadi. Satış vaadi bir kişisel hak doğurur; şerh, onu ayni hakka dönüştürmez, ancak sonradan hak kazananlara karşı ileri sürülebilmesini sağlar (TMK m. 1009/2). Şerh tapuda göründüğüne göre (C), tapu sicilindeki bir kaydı bilmediğini ileri süremez (TMK m. 1020/3).

(C)'nin "haberim yoktu" savunması bu sebeple dinlenmez. (B), şerhe dayanarak hakkını (C)'ye karşı ileri sürebilir ve taşınmazın kendisine devrini talep edebilir. Şerh olmasaydı sonuç tersine dönerdi: kişisel hak yalnız sözleşmenin tarafına karşı ileri sürülebildiğinden (B)'nin elinde (A)'ya karşı bir tazminat talebi kalırdı.

Şerh edilmemiş haciz. Haciz, kanunun şerh edilebileceğini öngördüğü tasarruf yetkisi kısıtlamalarındandır (TMK m. 1010/1). Şerh edilmediği sürece kısıtlama, sonradan hak kazanan üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez; sicile güvenerek kazanan iyiniyetli kişinin kazanımı korunur (TMK m. 1023).

Ayrım şuradadır: şerh, hakkı doğurmaz, ona üçüncü kişilere karşı etki kazandırır. Şerh edilmemiş bir kısıtlama vardır ve taraflar arasında geçerlidir; eksik olan yalnız sicile güvenen üçüncü kişiye karşı etkisidir.

Yazım yanlışı. Sicildeki yanlışlık kural olarak ilgililerin yazılı rızası yoksa ancak mahkeme kararıyla düzeltilir (TMK m. 1027/1). Ne var ki kanun basit yazı yanlışlıkları için istisna getirmiştir: bunları tapu memuru kendiliğinden düzeltebilir (TMK m. 1027/3). Soyadının yanlış yazılması bu kapsamdadır ve dava açılmasına gerek yoktur.

Yanlışlık kaydın içeriğine ilişkin olsaydı — örneğin malikin kimliği ya da hakkın konusu yanlış gösterilmiş olsaydı — durum değişir, düzeltme ancak ilgililerin rızası veya mahkeme kararıyla yapılabilirdi. Düzeltmenin biçimi de gösterilmiştir: eski tescilin terkini ve yeni bir tescil yapılması (TMK m. 1027/2).

Bu başlıktan çıkmış sorular

Resmî sınavlarda (HMGS, hâkimlik, KPSS, adli/idari yargı) çıkmış sorular. 12 soru eşleşti, ilk 12 gösteriliyor.

Çıkmış soru 1 2024 HMGS (EYLÜL)
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre tapu siciliyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Tapu kütüğünde, her taşınmaz için ayrı sayfa açılır.
B) Tescil, terkin ve değişiklik gibi tasarruf işlemlerinin yapılabilmesi istemde bulunanın tasarruf yetkisini ve hukuki sebebi belgelemiş olmasına bağlıdır.
C) Tapu memuru, ilgililerin yazılı rızaları olmadıkça tapu sicilindeki yanlışlığı mahkeme kararıyla düzeltebilir.
D) Tapu sicilinin açıklığı ilkesi gereği isteyen herkes tapu sicilini inceleyebilir.
E) Tapu kütüğündeki tescile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin kazanımı kural olarak korunur.
Cevabı göster
Cevap: D.
Çıkmış soru 2 2025 HMGS (EYLÜL)
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre geçici tescil şerhiyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Geçici tescilin tapu kütüğüne şerhi bütün ilgililerin razı olmasına veya hâkimin karar vermesine bağlıdır.
B) İddia edilen bir ayni hakkın güvence altına alınmasının gerekli olduğu durumlarda geçici tescil şerhi verilebilir.
C) Geçici tescil şerhi verilmesi istemi üzerine hâkim, dosya üzerinde inceleme yaparak şerhe konu olan hakkın varlığının kabul edilebileceği kanaatine varırsa şerh kararı verir.
D) Geçici tescil şerhi, şerhin konusu olan hak sonradan gerçekleşirse kural olarak hakkın gerçekleştiği andan başlayarak üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir.
E) Tasarruf yetkisini belirleyen belgelerdeki noksanlıkların sonradan tamamlanmasına kanun olanak tanıyorsa geçici tescil şerhi verilebilir.
Cevabı göster
Cevap: D.
Çıkmış soru 3 2003 KPSS
Aşağıdakilerden hangisi bir tahsis işlemine gerek olmaksızın kamu malı niteliği taşır?
A) Devlet ormanları
B) Çocuk parkları
C) Otoyollar
D) Hükümet binaları
E) Devlete ait okul binaları
Cevabı göster
Cevap: A.
Çıkmış soru 4 2002 KPSS
İpotekle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi [yanlıştır]?
A) Şarta bağlı alacak ipotek ile temin edilebilir.
B) Miktarı belli olmayan bir alacak ipotekle temin edilebilir.
C) İpoteğe ilişkin tescil, alacağın varlığına karine teşkil etmez.
D) İpotekle temin edilen alacak sona erse dahi, ipoteğe ilişkin tescil rehinli alacaklının muvafakati ile terkin edilebilir.
E) İpoteğin kurulmasıyla borçlunun kişisel sorumluluğu sona erer.
Cevabı göster
Cevap: E.
Çıkmış soru 5 2002 KPSS
A'nın taşınmazını S sahte bir vekâletname ile iyiniyetli B'ye satmış ve taşınmazın mülkiyetinin B adına tescilini sağlamıştır. Bir süre sonra iflas eden B, taşınmazı C'ye satıp temlik etmiştir. Bu olayla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) İyiniyetli B, taşınmazın mülkiyetini kazanır.
B) A, B'den, B'nin taşınmazdan elde ettiği kira gelirlerini isteyebilir.
C) İflas, tapu kütüğüne şerh verilmedikçe iyi niyetli C, taşınmazın mülkiyetini adına yapılan tescille kazanmış olur.
D) A ancak tapu sicilinin yolsuz tutulmasından dolayı devletten tazminat talep edebilir.
E) Taşınmazın gerçek maliki hâlâ A'dır.
Cevabı göster
Cevap: E.
Çıkmış soru 6 2002 KPSS
Aşağıdakilerden hangisinin tapu kütüğüne şerhi [en çok] 5 yıl için etkili olur?
A) Kira
B) Gayrimenkul satış vaadi
C) Sözleşmeden doğan şufa hakkı
D) Sözleşmeden doğan iştira hakkı
E) Boşalan rehin derecesinden yararlanma hakkı
Cevabı göster
Cevap: B.
Çıkmış soru 7 2001 İDARİ YARGI
Aşağıdakilerden hangisinin tescili tapu kütüğüne geçici olarak şerh verilebilir?
A) Kütükte malik olarak kaydedilen kişinin iflası
B) Taşınmaza ilişkin iştira hakkı
C) Kütükte malik olarak kaydedilen kişiye karşı ileri sürülen ayni hak iddiası
D) Kamulaştırma kararı
E) Boşalan rehin derecesinden yararlanma hakkı
Cevabı göster
Cevap: C.
Çıkmış soru 8 2001 İDARİ YARGI
Devletin tapu sicilinin tutulmasından doğan zararlardan sorumluluğu ile ilgili olarak aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Devletin sorumluluğu ikincildir. Önce sicili tutan memura karşı dava açılmalı, o uğranılan zararı ödeyemezse, devlete karşı dava açılmalıdır.
B) Devlet, sicil tutan memurun kusuru yoksa, sorumlu değildir.
C) Devlet, tapu sicili hukuka uygun tutulsa da sorumludur.
D) Devletin sorumluluğuna, Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin genel hükümleri kıyasen uygulanır.
E) Burada idari bir işlemden doğan zarar söz konusu olduğundan, tazminat davası idari yargıda görülür.
Cevabı göster
Cevap: D.
Çıkmış soru 9 2003 ADLİ YARGI
A'nın taşınmazını S sahte bir vekaletname ile iyiniyetli B'ye satar ve taşınmazın mülkiyetinin B adına tescilini sağlar. B, bu taşınmazı iyiniyetli C'ye kiralar, kira sözleşmesi tapu kütüğüne şerh verilir. Bir süre sonra kira bedelinin düşük olduğundan şikayet eden B, taşınmazı ayırtım gücü olmayan D'ye satar ve mülkiyeti D adına tescil ettirir. Bu olayla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi [yanlıştır]?
A) B'nin iyiniyeti korunamayacağından, A, B adına yapılmış olan tescilin silinmesini sağlayabilecektir.
B) Kira sözleşmesi tapu kütüğüne şerh verildiğinden iyiniyetli C, kira sözleşmesini taşınmazın tüm maliklerine karşı ileri sürebilir.
C) D, tapu siciline güven ilkesinden yararlanamadığı için, taşınmazın mülkiyetini kazanamamıştır.
D) B, taşınmaza 10 yıl, davasız ve aralıksız iyiniyetle zilyet olsaydı, taşınmazın mülkiyetini kazanabilirdi.
E) A, D aleyhine açtığı sicilin düzeltilmesi davasında, geçici tescilin şerhini isteyebilir.
Cevabı göster
Cevap: B.
Çıkmış soru 10 2002 ADLİ YARGI
Yasal önalım hakkı ile ilgili olarak aşağıdaki ifadelerden hangisi [yanlıştır]?
A) Önalım hakkı satışın hak sahibine bildirildiği tarihten itibaren 1 ay içinde kullanılmalıdır.
B) Önalım hakkı alıcıya karşı ancak dava yoluyla kullanılabilir.
C) Önalım hakkının kullanılabilmesi için bir paydaşın payının tamamını veya bir kısmını üçüncü bir kişiye satması gerekir.
D) Önalım hakkının payı iktisap edenlere karşı ileri sürülebilmesi için tapu kütüğüne şerh edilmesi gerekmez.
E) Cebri artırmayla satışlarda önalım hakkı kullanılamaz.
Cevabı göster
Cevap: A.
Çıkmış soru 11 2002 ADLİ YARGI
Aşağıdakilerden hangisinin tescili, tapu kütüğüne geçici olarak şerh verilebilir?
A) Malikin iflası
B) Taşınmaza ilişkin iştira hakkı
C) Aile konutu
D) Sicilde malik olarak görünen kişiye karşı bir ayni hak iddiası
E) Paylı mülkiyette paydaşların kullanma, yararlanma ve yönetim şekline ilişkin sözleşme
Cevabı göster
Cevap: D.
Çıkmış soru 12 2002 ADLİ YARGI
M, K'nın L'den olan alacağını temin etmek üzere kendi taşınmazı üzerinde K lehine bir ipotek kurmuş ve bir süre sonra muaccel olan alacağı K'nın talebi üzerine ona ödemiştir. Olayla ilgili olarak aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Alacak hakkı M'ye geçer.
B) Bu tescilin terkini için K'nın muvafakati gerekmez.
C) M, terkini sağlamak için K'ya karşı sicilin düzeltilmesi davası açmalıdır.
D) M'ye geçen rehin hakkının hükümleri askıda kalır.
E) Borcu ödediğini kanıtlayan M'nin talebine rağmen ipoteğin terkin edilmemesi Devlet'in sorumluluğuna yol açabilir.
Cevabı göster
Cevap: C.

Bu başlığın soruları

Bu başlıktan 12 soru. Şıkları okuyup kendi cevabını verdikten sonra cevabı aç.

Soru 341
Aşağıdakilerden hangisi tapu sicilinin ana sicilleri arasında yer almaz?
A) Tapu kütüğü
B) Kat mülkiyeti kütüğü
C) Yevmiye defteri
D) Resmî belgeler ve plânlar
E) Mal sahipleri sicili
Cevabı göster
Cevap: E. Tapu sicili, tapu kütüğü ve kat mülkiyeti kütüğü ile bunları tamamlayan yevmiye defteri, belgeler ve plânlardan oluşur; bunlar ana sicillerdir. Yardımcı siciller ise mal sahipleri sicili, aziller sicili, düzeltmeler sicili ve kamu orta malları sicili gibi kayıtlardır. Yardımcı sicillerin işlevi ana sicilleri tamamlamaktır ve bunlar tek başına hak doğurmaz. Mal sahipleri sicili bir kişinin adına kayıtlı taşınmazların topluca görülmesini sağlar, aziller sicili vekâletten azil bildirimlerinin kaydedildiği yerdir, düzeltmeler sicili ise kayıtlarda yapılan düzeltmelerin izlenmesini sağlar.

Şık analizi

A) Bu gerçekten ana sicillerdendir. Tapu kütüğü ayni hakların yazıldığı temel sicildir.
B) Bu gerçekten ana sicillerdendir. Kat mülkiyeti kütüğü bağımsız bölümler için tutulur.
C) Bu gerçekten ana sicillerdendir. Yevmiye defteri istemlerin geliş sırasını gösterir.
D) Bu gerçekten ana sicillerdendir. Belgeler ve plânlar tescilin anlamını tamamlar.
Soru 342
Tapu siciline hâkim ilkeler bakımından aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Tapu sicili herkese açıktır ve kimse bir kaydı bilmediğini ileri süremez.
B) Tescile tâbi ayni haklar, tescil edilmedikçe varlık kazanamamaktadır.
C) Tapu memuru, tescil işlemlerini kural olarak re'sen yapmaktadır.
D) Hukukî sebepten yoksun bulunan tescil yolsuz sayılmaktadır.
E) Tescile iyiniyetle dayanarak hak kazanan üçüncü kişi korunmaktadır.
Cevabı göster
Cevap: C. Sicilin işleyişi altı ilkeye dayanır. Aleniyet ilkesi gereği tapu sicili herkese açıktır ve kimse sicildeki bir kaydı bilmediğini ileri süremez. Tescil ilkesi gereği kurulması kanunen tescile tâbi ayni haklar tescil edilmedikçe varlık kazanamaz. Sebebe bağlılık ilkesi gereği hukukî sebepten yoksun tescil yolsuzdur. Güven ilkesi gereği tescile iyiniyetle dayanarak ayni hak kazanan üçüncü kişinin kazanımı korunur. Talep ilkesi ise tescilin kural olarak malikin yazılı beyanı üzerine yapılmasını gerektirir; tapu memuru re'sen işlem yapmaz. Altıncı ilke, taşınmaz rehninde sıranın dereceye göre belirlenmesini sağlayan sabit derece ilkesidir.

Şık analizi

A) Doğru ifade — aleniyet ilkesi gereği sicil herkese açıktır ve bilinmediği ileri sürülemez.
B) Doğru ifade — tescil ilkesi gereği tescil edilmeyen ayni hak doğmaz.
D) Doğru ifade — sebebe bağlılık ilkesi gereği sebepten yoksun tescil yolsuzdur.
E) Doğru ifade — güven ilkesi, tescile iyiniyetle dayanan üçüncü kişiyi korur.
Soru 343
Tescilin etkisinin başlangıcıyla ilgiliI.Ayni haklar kütüğe tescil ile doğar ve sıralarını tescile göre alır.II.Tescilin etkisi, yevmiye defterine yapılan kayıt tarihinden başlar.III.Aynı gün gelen istemler arasındaki sıra kütüğe yazılma sırasına göre çözülür.ifadelerinden hangileri doğrudur?
A) Yalnız I
B) Yalnız III
C) I ve II
D) II ve III
E) I, II ve III
Cevabı göster
Cevap: C. Tescilin etkisi bakımından iki kural birliktedir: ayni haklar kütüğe tescil ile doğar ve sıralarını ile tarihlerini tescile göre alır; tescilin etkisi ise belgeler isteme eklenmiş olmak koşuluyla yevmiye defterine yapılan kayıt tarihinden başlar. Bu ikinci kural, aynı gün yapılan işlemlerin sırasını belirlediği için önemlidir: kütüğe yazılma günler sonra yapılsa bile hak, yevmiye kaydı anına göre doğmuş sayılır. Dolayısıyla aynı gün gelen iki istem arasındaki sıra kütüğe yazılma sırasına değil, yevmiye kaydına göre çözülür. İstemler de isteyenin kimliği ve konusu belirtilerek istem sırasına göre derhâl yevmiye defterine yazılır. Buna göre I ve II doğru, III yanlıştır.

Şık analizi

A) I doğru, ancak II de doğrudur. Etkinin başlangıcı yevmiye kaydına bağlanmıştır.
B) III yanlıştır. Sıra kütüğe yazılma sırasına göre değil yevmiye kaydına göre belirlenir.
D) II doğru, ancak III yanlıştır. Yevmiye defteri tam da bu sıra sorununu çözmek içindir.
E) I ve II doğru, III yanlıştır. Kütüğe yazılma anı sıra bakımından belirleyici değildir.
Soru 344
Tapu kütüğünde yapılan işlemler bakımından aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A) Şerh, kişisel hakka ayni etki kazandıran bir işlemdir.
B) Şerh edilen kişisel hak, şerhle birlikte ayni hakka dönüşmektedir.
C) Beyan, üçüncü kişilere karşı yeni bir ayni hak doğurmaktadır.
D) Terkin, kaydın kendisine hak sağladığı kişinin rızası olmadan yapılır.
E) Şerh edilebilecek haklar taraflarca serbestçe belirlenebilmektedir.
Cevabı göster
Cevap: A. Kütükte dört tür işlem yapılır ve hukukî etkileri farklıdır. Tescil ayni hak doğurur, terkin onu sona erdirir ve ancak kaydın kendilerine hak sağladığı kimselerin yazılı beyanı üzerine yapılabilir. Şerh, kişisel bir hakka veya bir kısıtlamaya ayni etki kazandıran işlemdir; şerh edilen hak ayni hakka dönüşmez, niteliği kişisel kalır ve yalnız üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir hâle gelir. Şerh edilebilecek haklar kanunda sayılmıştır ve bu sayım genişletilemez; bu, sınırlı sayı ilkesinin şerh alanındaki görünümüdür. Beyan ise hak doğurmayan, yalnız bir olguyu üçüncü kişilere duyuran kayıttır ve sonucu iyiniyet iddiasını ortadan kaldırmaktır.

Şık analizi

B) Şerh edilen hak ayni hakka dönüşmez; yalnız üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir hâle gelir.
C) Beyan hak doğurmaz; yalnız bir olguyu duyurur ve iyiniyet iddiasını ortadan kaldırır.
D) Terkin, kaydın kendilerine hak sağladığı kimselerin yazılı beyanına bağlıdır.
E) Şerh edilebilecek haklar kanunda sayılmıştır ve sayım genişletilemez.
Soru 345
Aşağıdakilerden hangisi tapu kütüğüne şerh edilebilecek kişisel haklar arasında yer almaz?
A) Taşınmaz satış vaadinden doğan hak
B) Kira sözleşmesinden doğan hak
C) Önalım sözleşmesinden doğan hak
D) Gerialım sözleşmesinden doğan hak
E) Taşınmaz üzerindeki intifa hakkı
Cevabı göster
Cevap: E. Arsa payı karşılığı inşaat, taşınmaz satış vaadi, kira, alım, önalım ve gerialım sözleşmelerinden doğan haklar ile şerh edilebileceği kanunlarda açıkça öngörülen diğer haklar tapu kütüğüne şerh edilebilir; bunlar şerh verilmekle o taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri sürülebilir. Sayılan hakların ortak yanı kişisel hak olmalarıdır; şerh onlara ayni etki kazandırır ama ayni hakka dönüştürmez. İntifa hakkı ise zaten bir sınırlı ayni haktır ve şerh değil tescil konusudur; kütükte irtifak hakları sütununa tescil edilir. Bir hakkın hangi sütunda yer aldığı hukukî niteliğini de gösterir.

Şık analizi

A) Bu gerçekten şerh edilebilecek haklardandır. Satış vaadi kişisel hak doğurur.
B) Bu gerçekten şerh edilebilecek haklardandır. Kira hakkı şerhle sonraki maliklere karşı ileri sürülür.
C) Bu gerçekten şerh edilebilecek haklardandır. Önalım sözleşmesinden doğan hak sayımdadır.
D) Bu gerçekten şerh edilebilecek haklardandır. Gerialım hakkı da kanunda sayılmıştır.
Soru 346
Geçici tescil şerhi bakımından aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Güvence altına alınması gereken bir ayni hak iddiası varsa verilebilir.
B) Belgelerdeki noksanlıkların tamamlanmasına olanak varsa verilebilir.
C) Şerh, ilgililerin rızasına veya hâkimin kararına bağlı tutulmuştur.
D) Hak sonradan gerçekleşirse şerh tarihinden itibaren ileri sürülebilir.
E) Şerh, hakkı doğduğu andan önceki işlemlere karşı korumamaktadır.
Cevabı göster
Cevap: E. Geçici tescil şerhi iki hâlde verilebilir: iddia edilen bir ayni hakkın güvence altına alınması gerekiyorsa ve tasarruf yetkisini belirleyen belgelerdeki noksanlıkların sonradan tamamlanmasına kanun olanak tanıyorsa. Şerh, bütün ilgililerin razı olmasına veya hâkimin karar vermesine bağlıdır. Şerhin konusu olan hak sonradan gerçekleşirse, şerh tarihinden başlayarak üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir. Bu son cümle kurumun özünü verir: geçici tescil şerhi hakkın doğduğu anı geriye çeker ve arada yapılan işlemlere karşı korur. Kurum tam olarak bu koruma için öngörülmüştür.

Şık analizi

A) Doğru ifade — güvenceye alınması gereken ayni hak iddiası ilk hâldir.
B) Doğru ifade — belgelerdeki noksanlığın tamamlanabildiği hâl ikinci sebeptir.
C) Doğru ifade — şerh ilgililerin rızası veya hâkim kararıyla verilir.
D) Doğru ifade — hak gerçekleşirse şerh tarihinden itibaren ileri sürülebilir.
Soru 347
Bir taşınmaz, sahte vekâletname kullanılarak üçüncü bir kişiye devredilmiş ve tapuda onun adına tescil edilmiştir. Bu kişi taşınmazı, durumu bilmeyen ve kayıtla fiilî durum arasında hiçbir uyumsuzluk bulunmayan bir alıcıya satmıştır. Buna göre hangi sonuca varılır?
A) İlk tescil yolsuzdur; sonraki alıcının kazanımı da her hâlde geçersizdir.
B) İlk tescil geçerlidir; sahte vekâletname tescili etkilememektedir.
C) İlk tescil yolsuzdur; iyiniyetli alıcının kazanımı ise korunmaktadır.
D) Gerçek malikin tek yolu, alıcıya karşı düzeltme davası açmaktır.
E) Devletin sorumluluğu bu olayda hiçbir biçimde doğmamaktadır.
Cevabı göster
Cevap: C. Bağlayıcı olmayan bir hukukî işleme dayanan veya hukukî sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur; sahte belge kullanılması yolsuz tescilin tipik sebeplerindendir ve ilk tescil bu sebeple yolsuzdur. Ancak yolsuz tescilin en önemli istisnası güven ilkesidir: tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin kazanımı korunur. Olayda kayıtla fiilî durum arasında araştırma yükümlülüğü doğuracak bir uyumsuzluk bulunmadığına göre alıcı iyiniyetlidir ve kazanımı ayakta kalır. Gerçek malikin düzeltme davası bu durumda amacına ulaşamaz; yolu tazminattır ve tapu sicilinin tutulmasından doğan zararlardan Devlet sorumludur.

Şık analizi

A) Güven ilkesi gereği iyiniyetli üçüncü kişinin kazanımı yolsuz tescile rağmen korunur.
B) Sahte vekâletnameye dayanan tescil hukukî sebepten yoksundur ve yolsuzdur.
D) İyiniyetli kazanım karşısında düzeltme davası sonuç vermez; gerçek malikin yolu tazminattır.
E) Tapu sicilinin tutulmasından doğan zararlardan Devlet sorumludur.
Soru 348
Tapu sicilinin düzeltilmesi davası bakımından aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A) Davayı, yolsuz tescil yüzünden ayni hakkı zedelenen kişi açabilmektedir.
B) Dava, bir yıllık hak düşürücü süreye bağlı olarak açılabilmektedir.
C) Dava kabul edilirse iyiniyetli üçüncü kişinin kazanımı da ortadan kalkar.
D) Davanın konusu, yalnız yolsuz olarak yapılmış tescillerdir.
E) Dava bir eda davası olup tazminat istemini de zorunlu kılmaktadır.
Cevabı göster
Cevap: A. Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş veya bir tescil yolsuz olarak terkin olunmuş ya da değiştirilmiş ise, bu yüzden ayni hakkı zedelenen kimse tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilir; davanın konusu yalnız yolsuz tescil değil, yolsuz terkin ve değiştirmeyi de kapsar. Dava kaydın gerçeğe uygun hâle getirilmesine yöneliktir ve tespit niteliği taşır; ayni hakka dayandığı için süreye bağlı değildir ve zamanaşımına uğramaz. Kanun bir de sınır çizmiştir: iyiniyetli üçüncü kişilerin bu tescile dayanarak kazandıkları ayni haklar ve her türlü tazminat istemi saklıdır. Yani iyiniyetli üçüncü kişi hak kazanmışsa dava amacına ulaşamaz ve gerçek hak sahibinin yolu tazminattır.

Şık analizi

B) Dava ayni hakka dayandığı için süreye bağlı değildir ve zamanaşımına uğramaz.
C) İyiniyetli üçüncü kişilerin kazandıkları ayni haklar saklıdır; dava onlara karşı sonuç vermez.
D) Dava yolsuz terkin ve yolsuz değiştirme hâllerini de kapsar.
E) Dava tespit niteliğindedir; tazminat istemi ayrı ve saklı bir yoldur.
Soru 349
Bir alıcı, taşınmazı tapu kaydına bakarak satın almıştır; ancak taşınmazda kayıt malikinden başka biri oturmakta, satış bedeli rayicin çok altında bulunmakta ve taşınmaz kısa aralıklarla birkaç kez devredilmiş görünmektedir. Buna göre alıcının iyiniyeti bakımından hangi sonuca varılır?
A) Kayda bakmış olması yeterlidir; başka bir araştırma yükümlülüğü doğmaz.
B) Belirtiler araştırma yükümlülüğü doğurur; araştırmayan iyiniyet iddia edemez.
C) İyiniyet karine olduğundan aksi hiçbir biçimde ileri sürülememektedir.
D) İyiniyet, kazanmadan sonraki bir tarihte de doğmuş sayılabilmektedir.
E) Bu belirtiler yalnız satıcının sorumluluğu bakımından önem taşımaktadır.
Cevabı göster
Cevap: B. İyiniyet kazanma anında aranır ve asıl olan onun varlığıdır; aksini iddia eden ispatla yükümlüdür. Ancak durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz. Uygulamada araştırma yükümlülüğü doğuran belirtiler şunlardır: taşınmazda kayıt malikinden başkasının oturması, satış bedelinin rayicin çok altında olması, kısa aralıklarla yapılan zincirleme devirler ve tarafların yakınlık ilişkisi. Bu belirtilerden biri varsa alıcının yalnız kayda bakmış olması yeterli sayılmaz; araştırma yapmadan hareket etmişse iyiniyeti korunmaz. Hiçbir belirti yoksa ise araştırma yükümlülüğü doğmaz, çünkü sicilin işlevi zaten bu araştırmayı gereksiz kılmaktır.

Şık analizi

A) Belirtiler varken yalnız kayda bakmak yeterli sayılmaz; özen yükümlülüğü devreye girer.
C) İyiniyet karinesi adidir; aksi ispatlanabilir ve özen göstermeyen korunmaz.
D) İyiniyet kazanma anında aranır; sonradan doğması sonucu değiştirmez.
E) Belirtiler doğrudan alıcının iyiniyetinin değerlendirilmesinde rol oynar.
Soru 350
Tapu sicilinin tutulmasından doğan zararlar bakımından aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A) Zarardan Devlet sorumludur; zarar gören doğrudan Devlete başvurabilir.
B) Zarar gören önce görevlinin kusurunu ispat etmek zorunda tutulmuştur.
C) Devletin sorumluluğu yalnız görevlinin ağır kusuru hâlinde doğmaktadır.
D) Devletin kusurlu görevlilere rücu etmesi kanunda öngörülmemiştir.
E) Sorumluluk davaları davacının yerleşim yeri mahkemesinde görülmektedir.
Cevabı göster
Cevap: A. Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur ve Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder. Sorumluluğun özellikleri şunlardır: zarar gören doğrudan Devlete başvurur ve görevlinin kusurunu ispat etmek zorunda değildir; kusur yalnız rücu ilişkisinde önem taşır. Sorumluluk, sicilin tutulmasından doğan bütün zararları kapsar ve bu yönüyle geniştir. Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar ise tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür. Bu düzenleme, güven ilkesinin gerçek hak sahibini kaybettirdiği hâllerde onu tazminatla korumaya yöneliktir.

Şık analizi

B) Zarar gören görevlinin kusurunu ispat etmek zorunda değildir; kusur rücuda önem taşır.
C) Sorumluluk ağır kusurla sınırlı değildir; sicilin tutulmasından doğan bütün zararları kapsar.
D) Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder.
E) Davalar tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür.
Soru 351
Tapu siciline taşınmaz olarak kaydedilecek değerlerle ilgiliI.Arazi taşınmaz olarak kütüğe kaydedilir.II.Bağımsız ve sürekli hakların kaydı için hakkın süresiz ya da en az otuz yıllık olması gerekir.III.Kat mülkiyetine konu bağımsız bölümler kütüğe kaydedilemez.ifadelerinden hangileri doğrudur?
A) Yalnız I
B) Yalnız III
C) I ve II
D) II ve III
E) I, II ve III
Cevabı göster
Cevap: C. Tapu siciline taşınmaz olarak arazi, taşınmazlar üzerindeki bağımsız ve sürekli haklar ile kat mülkiyetine konu olan bağımsız bölümler kaydedilir. Bağımsız ve sürekli hakların kaydı için süreklilik koşulu aranır ve bu koşulun gerçekleşmesi için hakkın süresiz veya en az otuz yıl süreli olması gerekir. Kat mülkiyetine konu bağımsız bölümler ise ayrıca tutulacak kat mülkiyeti kütüğüne yazılır ve özel kanun hükümleri saklı kalmak üzere bu kütükteki işlemler hakkında da tapu kütüğü hükümleri uygulanır. Özel mülkiyete tâbi olmayan ve kamunun yararlanmasına ayrılan taşınmazlar ise tescili gerekli bir ayni hak söz konusu olmadıkça kütüğe kaydolunmaz. Buna göre I ve II doğru, III yanlıştır.

Şık analizi

A) I doğru, ancak II de doğrudur. Süreklilik koşulu kanunda sayıyla belirlenmiştir.
B) III yanlıştır. Bağımsız bölümler kat mülkiyeti kütüğüne kaydedilir.
D) II doğru, ancak III yanlıştır. Kat mülkiyeti kütüğü de tapu sicilinin ana sicillerindendir.
E) I ve II doğru, III yanlıştır. Üç grup da taşınmaz olarak kaydedilir.
Soru 352
Tescil isteminin belgelenmesi bakımından aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
A) Tescil, kural olarak taşınmaz malikinin yazılı beyanı üzerine yapılır.
B) Kesinleşmiş mahkeme kararına dayanan edinende bu beyan aranmaz.
C) İstemde bulunanın tasarruf yetkisini belgelemesi gerekmektedir.
D) Hukukî sebebin belgelenmesi için şekle uyulduğunun ispatı aranır.
E) Ayni hakkı tescilden önce kazanan kimse tescil isteyememektedir.
Cevabı göster
Cevap: E. Tescil, tasarrufa konu olan taşınmaz malikinin yazılı beyanı üzerine yapılır; edinen kimse kanun hükmüne, kesinleşmiş mahkeme kararına veya buna eşdeğer bir belgeye dayanıyorsa bu beyana gerek yoktur. İşlemin yapılabilmesi iki şeyin belgelenmesine bağlıdır: tasarruf yetkisi ve hukukî sebep. İstemde bulunan, sicilde hak sahibi görünen kişi veya onun temsilcisi olduğunu ispat ederek tasarruf yetkisini; sebebin geçerliliği için gerekli şekle uyulduğunu ispat ederek hukukî sebebi belgelemiş olur. Kanun ayrıca tescilden önce hak kazanılan hâlleri de düzenlemiştir: bir ayni hakkı tescilden önce kazanan kimse, gerekli belgeleri ibraz ederek tescili isteyebilir; miras, cebrî icra ve mahkeme kararı gibi hâllerde tescil açıklayıcı işlev görür.

Şık analizi

A) Doğru ifade — talep ilkesi gereği tescil malikin yazılı beyanı üzerine yapılır.
B) Doğru ifade — kanun hükmüne veya kesinleşmiş mahkeme kararına dayanan edinende beyan aranmaz.
C) Doğru ifade — istemde bulunan sicilde hak sahibi göründüğünü ispatlamalıdır.
D) Doğru ifade — hukukî sebep, şekle uyulduğunun ispatıyla belgelenir.

← ZilyetlikMülkiyetin Genel Hükümleri ve Birl →