Medeni Hukuk › Başlık 12 / 60
Fiil Ehliyeti ve Ehliyet Grupları
76 Hâkimlik 2 HMGS Sorusu
Hızlı özet
Hak sahibi olabilmek ile hakları kendi eylemleriyle kullanabilmek farklı şeylerdir. İkincisi fiil ehliyetidir ve kişiler hukukunun en çok soru üretilen konusudur. Sebebi, fiil ehliyetinin hak ehliyetinden farklı olarak dereceli bir yapıda kurulmuş olmasıdır.
Kapsamı
Fiil ehliyetine sahip olan kimse kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir (TMK m. 9). Hüküm üç ayrı yeteneği kapsar: hukukî işlem yapma anlamında işlem ehliyeti, kendi kusurlu davranışından doğan zarardan sorumlu tutulabilme anlamında haksız fiil sorumluluğu ehliyeti ve davada kendi adına usul işlemi yapabilme anlamında dava ehliyeti. Bu üç yetenek her zaman birlikte bulunmaz; kanun kimi gruplarda işlem ehliyetini kaldırdığı hâlde haksız fiil sorumluluğunu ayakta bırakmıştır.
Usul hukukunda iki kavram ayrılır: taraf ehliyeti hak ehliyetine, dava ehliyeti fiil ehliyetine bağlıdır. Ayırt etme gücü bulunmayan kişi davada taraf olabilir, ancak davayı yasal temsilcisi yürütür.
Fiil ehliyeti kişiye sıkı sıkıya bağlıdır: vazgeçilemez, sözleşmeyle daraltılamaz, devredilemez; sınırlama ancak kanunun öngördüğü hâllerde mümkündür.
Üç Koşul
Ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır (TMK m. 10). Üç koşul birlikte aranır ve yapıları farklıdır: ayırt etme gücü olgusal, erginlik biçimsel, kısıtlı olmamak ise olumsuz bir koşuldur.
Ayırt etme gücü. Yaşının küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da benzeri sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes ayırt etme gücüne sahiptir (TMK m. 13). Kanunun ifadesi olumsuzdur: ayırt etme gücü asıl, yokluğu istisnadır; bulunmadığını iddia eden ispatlar. İki unsuru vardır, anlama yeteneği ve irade yeteneği. Kavram nisbîdir: her işlem bakımından ayrı değerlendirilir ve kanunda yaş sınırı yoktur. Sebepler sürekli ve geçici olarak ikiye ayrılır; geçici sebeplerde sebebin işlem anında var olduğu ayrıca ispatlanır. Ayırt etme gücünü kendi kusuruyla geçici olarak yitiren kişi, bu sırada verdiği zarardan sorumlu tutulur.
Erginlik. Üç yoldan kazanılır. Onsekiz yaşın doldurulmasıyla kendiliğinden gerçekleşir (TMK m. 11/1). Evlenme kişiyi ergin kılar ve bu erginlik kalıcıdır; evliliğin boşanma, ölüm veya butlanla sona ermesi onu ortadan kaldırmaz (TMK m. 11/2). Ergin kılınmada ise onbeş yaş, küçüğün isteği ve velinin rızası birlikte aranır; koşullar gerçekleşse bile mahkeme takdir yetkisini kullanır ve talebi reddedebilir (TMK m. 12). Küçük vesayet altındaysa velinin rızası yerine vesayet makamının ve denetim makamının izni gerekir (TMK m. 463/6).
Kısıtlı olmamak. Kısıtlama sebepleri akıl hastalığı veya akıl zayıflığı (TMK m. 405), savurganlık ve bağımlılık gibi hâller (TMK m. 406), özgürlüğü bağlayıcı ceza (TMK m. 407) ve kişinin kendi isteğidir (TMK m. 408). Usulde iki güvence vardır: savurganlık, bağımlılık ve istek sebebiyle kişi dinlenilmeden kısıtlanamaz; akıl hastalığı ve akıl zayıflığında ise resmî sağlık kurulu raporu aranır (TMK m. 409). Kısıtlama ilân olunur ve iyiniyetli üçüncü kişileri ilândan önce etkilemez (TMK m. 410); bu koruma ayırt etme gücü yokluğuna uygulanmaz.
Dört Ehliyet Grubu
Tam ehliyetliler üç koşulu birlikte taşır ve her işlemi tek başına yapar. Ehliyet grubu kişinin genel durumuna, işlemin geçerliliği ise işlem anındaki duruma göre belirlenir; tam ehliyetlinin ayırt etme gücünü geçici olarak yitirdiği anda yaptığı işlem geçersizdir.
Sınırlı ehliyetliler tam ehliyetlidir, yalnız belirli işlemlerde tek başına hareket edemez. Kendisine yasal danışman atananlar, kanunun dokuz bent hâlinde saydığı işleri danışmanın görüşünü alarak yapar; ana parayı alma, bağışlama, kambiyo taahhüdü ve kefil olma en çok atlanan bentlerdir (TMK m. 429). Evli eşler ise aile konutuyla ilgili işlemlerde diğerinin açık rızasına bağlıdır (TMK m. 194). Sınırlama sayılan işlemlerle kayıtlıdır; sayılmayanlarda ehliyet tamdır.
Sınırlı ehliyetsizler ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılardır. Yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça borç altına giremezler (TMK m. 16/1); rıza önceden izin ya da sonradan icazet olabilir, icazetle işlem kuruluş anından geçerli olur. İki hâlde rıza aranmaz: karşılıksız kazanmalar ve kişiye sıkı sıkıya bağlı hakların kullanılması. Nişanlanma ve evlenme bu istisnanın dışındadır ve en sık kurulan tuzaktır: nişanlanmada rıza yoksa küçük bağlanmaz (TMK m. 118/2), evlenmede izin doğrudan geçerlilik koşuludur (TMK m. 126, m. 127). Bu grup haksız fiillerinden sorumludur (TMK m. 16/2).
Tam ehliyetsizler ayırt etme gücü bulunmayanlardır; ergin veya kısıtlı olmaları sonucu değiştirmez. Fiilleri hukukî sonuç doğurmaz (TMK m. 15); işlem kesin hükümsüzdür ve icazetle bile geçerli hâle gelmez. Sınırlı ehliyetsizden en keskin ayrıldığı nokta budur: orada askıda hükümsüzlük, burada kesin hükümsüzlük vardır.
Haksız Fiil ve Sebepsiz Zenginleşme
Ayrım şu ölçüye dayanır: sorumluluk iradeye mi, malvarlığındaki artışa mı bağlanmıştır? Haksız fiilde aranan kusurdur ve kusur ayırt etme gücünü gerektirir; bu yüzden ayırt etme gücüne sahip küçük ve kısıtlı sorumludur, bulunmayan kural olarak sorumlu değildir — hakkaniyet gerektirirse tazminata hükmedilebilir. Sebepsiz zenginleşmede ise kusur aranmaz; ayırt etme gücü bulunmayan da sorumludur, ancak sorumluluğu elinde kalan zenginleşmeyle sınırlıdır.
Sınavda Ne Çıkar
- Koşullar ayırt etme gücü, erginlik ve kısıtlı olmamaktır; üçü birlikte aranır.
- Ayırt etme gücü asıldır, nisbîdir ve kanunda yaş sınırı yoktur.
- Evlenmeyle kazanılan erginlik evlilik sona erse bile devam eder; ergin kılınmada mahkeme talebi reddedebilir.
- Sınırlı ehliyetsizin işlemi askıda, tam ehliyetsizin işlemi kesin hükümsüzdür; ikincisi icazetle dahi geçerli olmaz.
- Sınırlı ehliyetsiz haksız fiilinden sorumludur; tam ehliyetsiz sebepsiz zenginleşmeden elde kalanla sorumludur.
- Nişanlanma ve evlenme, rıza aranmayan işlemler arasında değildir.
Hak sahibi olabilmek ile hakları kendi eylemleriyle kullanabilmek farklı şeylerdir. İkincisi fiil ehliyetidir ve kişiler hukukunun en çok soru üretilen konusudur. Bunun sebebi, fiil ehliyetinin hak ehliyetinden farklı olarak dereceli bir yapıda kurulmuş olmasıdır.
A. Fiil Ehliyetinin Kapsamı
Fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir (TMK m. 9). Hüküm kısa olmakla birlikte üç ayrı yeteneği kapsar:
- İşlem ehliyeti — hukukî işlem yaparak hak kazanma ve borç altına girme
- Haksız fiilden sorumluluk ehliyeti — kendi kusurlu davranışından doğan zarardan sorumlu tutulabilme
- Dava ehliyeti — davada kendi adına usul işlemi yapabilme
Bu üç yetenek her zaman birlikte bulunmaz. Kanun, kimi ehliyet gruplarında işlem ehliyetini kaldırdığı hâlde haksız fiil sorumluluğunu ayakta bırakmıştır; ayrım bu noktada önem kazanır.
Usul hukuku bakımından ayrıca iki kavram ayrılır. Taraf ehliyeti, davada taraf olabilme yeteneğidir ve hak ehliyetinin usul hukukundaki karşılığıdır; hak ehliyeti bulunan herkes taraf ehliyetine sahiptir. Dava ehliyeti ise davayı kendi adına yürütebilme yeteneğidir ve fiil ehliyetine bağlıdır. Ayırt etme gücü bulunmayan bir kişi davada taraf olabilir, ancak davayı yasal temsilcisi yürütür.
Fiil ehliyeti kişiye sıkı sıkıya bağlıdır. Kişi ondan vazgeçemez, onu sözleşmeyle daraltamaz ve başkasına devredemez; ehliyetin sınırlanması ancak kanunun öngördüğü hâllerde ve kanunun gösterdiği usulle mümkündür. Bu yönüyle fiil ehliyeti hak ehliyetiyle aynı düzeydedir; farkı, kapsamının kişiden kişiye değişebilmesidir.
Fiil ehliyetinin bulunmaması, kişinin hukuk hayatının dışında kalması anlamına da gelmez. Ehliyeti bulunmayan kişi haklarını yasal temsilcisi aracılığıyla kullanır; küçüklerde bu temsilci kural olarak ana ve baba, kısıtlılarda vasidir.
B. Koşulları
Ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır (TMK m. 10). Üç koşul birlikte aranır ve biri eksikse tam fiil ehliyetinden söz edilemez. Koşulların yapısı da farklıdır:
- Ayırt etme gücü olgusal bir durumdur; her işlem bakımından ayrı değerlendirilir.
- Erginlik biçimsel bir durumdur; yaş, evlenme veya mahkeme kararıyla kazanılır.
- Kısıtlı olmamak olumsuz bir koşuldur; kısıtlama ancak mahkeme kararıyla doğar.
1. Ayırt Etme Gücü
Yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes ayırt etme gücüne sahiptir (TMK m. 13).
Kanunun ifadesi olumsuzdur ve bu bilinçlidir: ayırt etme gücü asıl, yokluğu istisnadır. Bunun ispat bakımından sonucu şudur: ayırt etme gücünün bulunduğunu iddia eden ispat etmez, bulunmadığını iddia eden ispatlar.
Ayırt etme gücünün iki unsuru vardır:
- Anlama yeteneği — yapılan işlemin anlamını ve sonuçlarını kavrayabilme
- İrade yeteneği — kavradığına uygun biçimde davranabilme, dürtülere karşı koyabilme
Kavramın en belirgin özelliği nisbî olmasıdır. Ayırt etme gücü kişinin sürekli bir niteliği değildir; her işlem bakımından ayrı değerlendirilir. Bir kişi basit bir alışverişte ayırt etme gücüne sahip sayılırken, karmaşık bir taşınmaz işleminde sahip sayılmayabilir. Aynı şekilde geçici sebepler de ayırt etme gücünü kaldırabilir: ağır sarhoşluk, hipnoz, yüksek ateş veya şuur bulanıklığı süresince kişi ayırt etme gücünden yoksundur.
Kanun ayırt etme gücü için bir yaş sınırı koymamıştır. Yaşın küçüklüğü sebeplerden yalnız biridir ve her çocuk bakımından somut olarak değerlendirilir. Uygulamada aynı yaştaki iki çocuktan biri belirli bir işlem bakımından ayırt etme gücüne sahip sayılırken diğeri sayılmayabilir; ölçüt yaş değil, işlemin niteliği karşısındaki kavrayış düzeyidir.
Ayırt etme gücünü kaldıran sebepler kanunda örnek olarak sayılmıştır ve liste kapalı değildir; hüküm "bunlara benzer sebepler" diyerek açık uçlu bırakılmıştır. Sebepler niteliklerine göre ikiye ayrılır:
- Sürekli sebepler — akıl hastalığı ve akıl zayıflığı gibi, kişinin durumunu kalıcı olarak etkileyen sebepler
- Geçici sebepler — ağır sarhoşluk, uyuşturucu etkisi, hipnoz, ağır ateş ve benzeri, yalnız sürdükleri süre boyunca etkili olan sebepler
Ayrımın sonucu ispat düzleminde ortaya çıkar. Sürekli bir sebep bulunduğu ispatlanırsa, işlem anında da bu sebebin devam ettiği kabul edilir ve aksini ileri süren ispatlar. Geçici sebeplerde ise sebebin işlem anında var olduğunun ayrıca ortaya konması gerekir.
Ayırt etme gücünün geçici olarak kaybedilmesinde kişinin kendi kusuru bulunuyorsa, bu durum onu her sonuçtan kurtarmaz: kusuruyla kendini ayırt etme gücünden yoksun bırakan kişi, bu sırada verdiği zarardan sorumlu tutulur.
2. Erginlik: Yaş, Evlenme, Ergin Kılınma
Erginlik üç yoldan kazanılır ve üçünün sonucu aynıdır.
Yaşla erginlik. Erginlik onsekiz yaşın doldurulmasıyla başlar (TMK m. 11/1). Bu, erginliğin olağan yoludur ve kendiliğinden gerçekleşir; karar, tescil veya bildirim gerekmez.
Evlenmeyle erginlik. Kanun, evlenme yaşını erginlik yaşından düşük tutmuştur: erkek veya kadın onyedi yaşını doldurmadıkça evlenemez; hâkim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple onaltı yaşını doldurmuş olanın evlenmesine izin verebilir (TMK m. 124). Bu sebeple evlenen kişinin ergin olmaması mümkündür ve kanun bu boşluğu doldurur: evlenme kişiyi ergin kılar (TMK m. 11/2). Evlenen küçük, onsekiz yaşını doldurmamış olsa bile ergin olur. Bu erginlik kalıcıdır: evliliğin boşanma ya da ölümle sona ermesi erginliği ortadan kaldırmaz. Evliliğin butlanı hâlinde de kural aynı yönde uygulanır; kanun, kazanılmış ehliyetin geri alınmasını uygun görmemiştir.
Ergin kılınma (kazaî rüşt). Onbeş yaşını dolduran küçük, kendi isteği ve velisinin rızasıyla mahkemece ergin kılınabilir (TMK m. 12). Üç koşul birlikte aranır: yaş koşulu, küçüğün isteği ve velinin rızası. Karar mahkemeye aittir ve mahkeme, küçüğün menfaatini değerlendirerek talebi reddedebilir; koşulların gerçekleşmesi mahkemeyi bağlamaz.
Bu üç koşul velâyet altındaki küçük içindir. Küçük vesayet altındaysa izin düzeni değişir: ergin kılınma, vasinin görüşü alındıktan sonra vesayet makamının izni ve ayrıca denetim makamının iznine bağlıdır (TMK m. 463/6). Vesayette veli bulunmadığı için onun rızasının yerini bu iki makamın izni alır.
Ergin kılınmanın sonucu, küçüğün velâyetten çıkması ve tam fiil ehliyeti kazanmasıdır. Karar mahkemece verildiği için kazaî rüşt adını alır ve nüfus siciline işlenir. Ergin kılınan küçük, artık yasal temsilcinin rızasına ihtiyaç duymaksızın işlem yapar ve borç altına girer.
Üç yolun ortak sonucu tam fiil ehliyetidir; ancak bazı hakların kullanılması için kanun ayrıca daha yüksek bir yaş arayabilir. Erginlik, kanunun ayrıca yaş şartı öngördüğü hâllerde o şartın yerine geçmez.
3. Kısıtlı Olmamak
Kısıtlama, ergin bir kişinin fiil ehliyetinin mahkeme kararıyla sınırlandırılmasıdır. Kısıtlama sebepleri kanunda sayılmıştır:
- Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı — işlerini göremeyen, sürekli yardıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan ergin kısıtlanır (TMK m. 405).
- Savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim — bu sebeplerle kendisini veya ailesini darlık ya da yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan ve bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehdit eden ergin kısıtlanır (TMK m. 406). İki koşul birlikte aranır: tehlikenin doğması tek başına yetmez, ayrıca korunma ihtiyacı veya güvenlik tehdidi bulunmalıdır.
- Özgürlüğü bağlayıcı ceza — kesinleşmiş hapis cezasının infazı için ceza infaz kurumunda bulunan ergin, isteği üzerine kısıtlanır veya kendisine kayyım atanır. Toplam beş yıl veya daha fazla cezanın infazı hâlinde, isteği bulunmasa dahi kişiliğinin veya malvarlığının korunması gerekli görülürse kısıtlanabilir (TMK m. 407).
- İstek üzerine kısıtlama — yaşlılığı, engelliliği, deneyimsizliği veya ağır hastalığı sebebiyle işlerini gerektiği gibi yönetemediğini ispat eden her ergin, kendi kısıtlanmasını isteyebilir (TMK m. 408).
Usul bakımından iki güvence öne çıkar. Bir kimse dinlenilmeden savurganlığı, bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetimi veya isteği sebebiyle kısıtlanamaz; akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya ise ancak resmî sağlık kurulu raporu üzerine karar verilir (TMK m. 409).
Kısıtlama kararı kesinleşince kısıtlının yerleşim yeri ile nüfusa kayıtlı olduğu yerde ilân olunur ve kısıtlama, iyiniyetli üçüncü kişileri ilândan önce etkilemez (TMK m. 410/1–2). Buradaki koruma yalnız kısıtlamaya özgüdür: ayırt etme gücünün bulunmamasının sonuçlarına ilişkin hükümler saklıdır (TMK m. 410/3). Yani ilân yapılmamış olsa bile, ayırt etme gücü bulunmayan kişinin işlemi geçerli hâle gelmez.
Küçükler bakımından da kısıtlama kararı verilebilir; ancak karar ergin olduktan sonra sonuç doğurur. Kısıtlanan ergin çocuklar kural olarak vesayet altına alınmayıp velâyet altında bırakılır (TMK m. 419/2–3).
Kısıtlamanın sona ermesi, kısıtlama sebebine göre farklı koşullara bağlanmıştır:
- Akıl hastalığı veya akıl zayıflığında vesayetin kaldırılmasına, ancak sebebin ortadan kalktığının resmî sağlık kurulu raporuyla belirlenmesi hâlinde karar verilir (TMK m. 474).
- Savurganlık ve bağımlılık gibi sebeplerde kısıtlı, en az bir yıldan beri kısıtlama sebebinin gerçekleşmemiş olması koşuluyla vesayetin kaldırılmasını isteyebilir (TMK m. 475).
- Kendi isteğiyle kısıtlanmış kişide vesayetin kaldırılması, kısıtlamayı gerektiren sebebin ortadan kalkmasına bağlıdır (TMK m. 476).
- Özgürlüğü bağlayıcı cezaya dayanan kısıtlamada vesayet, hapis hâlinin hukuka uygun biçimde sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkar (TMK m. 471/1).
Son hâldeki kendiliğindenlik dikkat ister: diğer sebeplerde vesayetin kaldırılması için ayrı bir karar gerekirken, burada kısıtlamanın dayanağı olan olgu ortadan kalktığında sonuç doğrudan doğar.
Kanun, fiil ehliyetinin bulunmadığı hâlleri de topluca göstermiştir: ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyeti yoktur (TMK m. 14). Hüküm mutlak okunmamalıdır; bu üç grubun ehliyetsizliği aynı ağırlıkta değildir ve izleyen maddeler ayrımı yapar. Ayırt etme gücü bulunmayanın fiilleri hiç sonuç doğurmazken (TMK m. 15), ayırt etme gücüne sahip küçük ve kısıtlı yasal temsilcinin rızasıyla işlem yapabilir (TMK m. 16). Bu sebeple TMK m. 14, bir genel kural cümlesi; m. 15 ve m. 16 ise onun derecelendirilmiş uygulamasıdır.
C. Ehliyet Grupları
Fiil ehliyetinin üç koşulu, kişileri dört gruba ayırır. Grupları ayıran ölçüt tek başına yaş değil, ayırt etme gücü ile erginlik ve kısıtlılık durumunun bileşimidir.
1. Tam Ehliyetliler
Ayırt etme gücüne sahip, ergin ve kısıtlı olmayan kişilerdir. Üç koşulu birlikte taşırlar ve fiil ehliyetleri sınırsızdır: her türlü hukukî işlemi tek başlarına yapabilir, borç altına girebilir, dava açabilir ve haksız fiillerinden sorumlu olurlar.
Tam ehliyetli olmak, kişinin her işlemi sınırsızca yapabileceği anlamına gelmez. Kanun bazı işlemler için ayrıca özel koşullar aramış olabilir: belirli sözleşmeler şekle bağlanmış, bazı hakların kullanılması için daha yüksek bir yaş öngörülmüş, kimi işlemler için ayrıca izin aranmış olabilir. Bu koşullar fiil ehliyetini sınırlamaz; işlemin geçerlilik şartları arasında yer alır.
Aynı şekilde tam ehliyetli kişi, ayırt etme gücünü geçici olarak kaybettiği bir anda işlem yaparsa o işlem geçerli olmaz. Ehliyet gruplarının belirlenmesi kişinin genel durumuna, işlemin geçerliliği ise işlem anındaki duruma göre değerlendirilir.
2. Sınırlı Ehliyetliler
Tam ehliyetli oldukları hâlde, kanunun belirli işlemler bakımından ehliyetlerini daralttığı kişilerdir. İki grup vardır.
Kendisine yasal danışman atananlar. Öğretide bu kurum iki görünüme ayrılır: kişinin belirli işlemleri yalnız danışmanın görüşü alınarak yapabildiği oy danışmanlığı ile malvarlığının yönetiminin danışmana bırakıldığı yönetim danışmanlığı. Her iki hâlde de kişi kısıtlanmış değildir; ehliyeti yalnız belirli bir alanda daraltılmıştır.
Kısıtlanması için yeterli sebep bulunmamakla beraber korunması bakımından fiil ehliyetinin sınırlanması gerekli görülen ergine, belirli işlerde görüşü alınmak üzere bir yasal danışman atanır. Kanun bu işleri dokuz bent hâlinde saymıştır (TMK m. 429/1):
- Dava açma ve sulh olma
- Taşınmazların alımı, satımı, rehnedilmesi ve bunlar üzerinde başka bir ayni hak kurulması
- Kıymetli evrakın alımı, satımı ve rehnedilmesi
- Olağan yönetim sınırları dışında kalan yapı işleri
- Ödünç verme ve alma
- Ana parayı alma
- Bağışlama
- Kambiyo taahhüdü altına girme
- Kefil olma
Son dört kalem sınavda en çok atlanan bentlerdir; özellikle kefil olma ve bağışlama, "yasal danışmanın görüşü aranmayan işlem hangisidir" kalıbında yanlış seçenek olarak kullanılır.
Kişi bu işlemleri kendisi yapar; yasal danışman onun yerine geçmez, yalnız görüşünü bildirir. Sayılan işler dışında ehliyeti tamdır.
Evli eşler. Eşlerden biri, diğerinin açık rızası bulunmadıkça aile konutuyla ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz (TMK m. 194/1). Burada da ehliyet tümüyle kaldırılmamış, yalnız belirli işlemler diğer eşin rızasına bağlanmıştır.
Sınırlı ehliyetliliğin ortak özelliği şudur: kişi ehliyetsiz değildir, yalnız belirli işlemlerde tek başına hareket edemez. Sınırlamanın kapsamı da kanunda ya da mahkeme kararında sayılarak belirlenir; sayılmayan işlemlerde ehliyet tamdır.
3. Sınırlı Ehliyetsizler
Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar bu gruptadır. Ayırt etme gücü vardır, ancak erginlik ya da kısıtlı olmama koşulu eksiktir.
Kural şudur: bu kişiler yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremezler (TMK m. 16/1). Rıza önceden izin ya da sonradan icazet biçiminde verilebilir; icazetle işlem baştan itibaren geçerli hâle gelir. Rıza verilmezse işlem kesin hükümsüzlüğe dönüşür.
Kanun iki hâlde rızayı aramaz:
- Karşılıksız kazanma — bağışlama kabulü gibi, kişiyi yalnız zenginleştiren işlemler
- Kişiye sıkı sıkıya bağlı hakların kullanılması — manevî tazminat isteme, vasiyetname yapma, kişilik hakkına saldırının önlenmesi davası açma gibi
Bu iki istisnanın ortak mantığı, işlemin kişiyi borç altına sokmaması ya da yerine başkasının karar veremeyeceği kadar kişisel olmasıdır.
Dikkat: nişanlanma ve evlenme bu istisnanın dışındadır. İkisi de kişiye sıkı sıkıya bağlı hak niteliğindedir; ne var ki kanun bu iki işlemi ayrıca ele almış ve yasal temsilcinin iradesini devreye sokmuştur. Nişanlanmada rıza bulunmazsa küçük veya kısıtlı bağlanmaz (TMK m. 118/2); evlenmede ise izin doğrudan bir geçerlilik koşuludur ve hem küçük hem kısıtlı bakımından aranır (TMK m. 126, m. 127).
Aradaki nüans da sınavda işlenebilir: nişanlanmada eksik rızanın sonucu bağlayıcı olmama, evlenmede ise iznin aranmasıdır.
Ölçü şudur: TMK m. 16/1 genel kuraldır, m. 118, 126 ve 127 ise özel hükümdür ve genel kuralı bertaraf eder. Sınavda "sınırlı ehliyetsizin yasal temsilcinin rızası olmadan yapabileceği işlem hangisidir" sorusunda nişanlanma ve evlenme yanlış seçeneklerdir; bu, en sık kurulan tuzaklardan biridir. Buna karşılık sınırlı ehliyetsizler haksız fiillerinden sorumludur (TMK m. 16/2); ayırt etme gücü bulunduğu için kusur yeteneği vardır.
Velâyet altındaki çocuğun fiil ehliyeti, vesayet altındaki kişinin ehliyeti gibidir ve çocuk borçlarından kendi malvarlığıyla sorumludur (TMK m. 343). Ayırt etme gücüne sahip çocuk, ana ve babanın rızasıyla aile adına hukukî işlem de yapabilir; bu işlemlerden dolayı borç altına giren ana ve babadır (TMK m. 344).
Yasal temsilcinin rızası her işlem için yeterli değildir. Vesayet altındaki kişi bakımından kanun, bir kısım işlemleri vesayet makamının iznine, bir kısmını ise vesayet makamının izninden sonra ayrıca denetim makamının iznine bağlamıştır. Taşınmaz alım satımı ve rehni, olağan yönetim dışındaki taşınır işlemleri, olağan sınırları aşan yapı işleri ile ödünç verme ve alma birinci gruba girer (TMK m. 462). Evlât edinme ve edinilme, vatandaşlığa giriş ve çıkış, bir işletmenin devralınması veya tasfiyesi, kişisel sorumluluk doğuran ortaklığa girilmesi ve ölünceye kadar bakma sözleşmeleri ise ikinci gruptadır (TMK m. 463).
Kanun bazı işlemleri ise tümüyle yasaklamıştır: vesayet altındaki kişi adına kefil olmak, vakıf kurmak ve önemli bağışlarda bulunmak hiçbir izinle mümkün değildir (TMK m. 449). Bu yasak, izin sisteminden farklıdır; burada verilecek bir izin de işlemi geçerli kılmaz.
4. Tam Ehliyetsizler
Ayırt etme gücü bulunmayan kişilerdir. Ergin olup olmamaları, kısıtlı bulunup bulunmamaları sonucu değiştirmez.
Kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukukî sonuç doğurmaz (TMK m. 15). Yaptığı işlem kesin hükümsüzdür; yasal temsilcinin icazetiyle bile geçerli hâle gelmez. Bu, sınırlı ehliyetsizlerden en keskin ayrıldığı noktadır: orada askıda hükümsüzlük, burada kesin hükümsüzlük vardır.
Tam ehliyetsiz kişi hak ehliyetine sahiptir ve hak kazanabilir; ancak bu kazanımlar yasal temsilcisi aracılığıyla gerçekleşir. Kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları da kullanamaz, çünkü bu hakların kullanılması iradeye dayanır ve onda hukuken geçerli bir irade yoktur.
Tam ehliyetsizin durumunda kanun bir noktada esneklik göstermiştir. Kanunda gösterilen ayrık durumlar saklıdır (TMK m. 15); yani kanunun özel olarak öngördüğü hâllerde ayırt etme gücü bulunmayanın fiili de sonuç doğurabilir. Hakkaniyet gerektirdiğinde tazminata hükmedilmesi bu ayrık durumlara örnektir.
Vesayet altındaki kişinin görüşünün alınması da bu grupta anlam kazanır. Vesayet altındaki kişi görüşlerini oluşturma ve açıklama yeteneğine sahipse, vasi önemli işlerde karar vermeden önce olanak ölçüsünde onun görüşünü almakla yükümlüdür; ancak kişinin işi uygun bulmuş olması vasiyi sorumluluktan kurtarmaz (TMK m. 450). Görüş alma bir katılma hakkıdır, ehliyet değildir.
D. Grupların Karşılaştırma Tablosu
| Grup | Ayırt etme gücü | Ergin / kısıtlı değil | İşlem ehliyeti | Haksız fiil sorumluluğu |
|---|---|---|---|---|
| Tam ehliyetliler | Var | Evet | Sınırsız | Var |
| Sınırlı ehliyetliler | Var | Evet | Belirli işlemlerde rıza veya görüş | Var |
| Sınırlı ehliyetsizler | Var | Hayır | Rıza gerekir; iki istisna serbest | Var |
| Tam ehliyetsizler | Yok | Fark etmez | Yok; işlem kesin hükümsüz | Kural olarak yok |
Tablodan çıkarılacak üç ölçü, soruların çözümünde doğrudan kullanılır:
- Ayırt etme gücü varsa işlem askıda hükümsüzdür ve icazetle geçerli hâle gelebilir; yoksa kesin hükümsüzdür.
- Erginlik ve kısıtlılık yalnız ayırt etme gücü bulunan kişilerde ayrım yaratır.
- Haksız fiil sorumluluğu ayırt etme gücüne bağlıdır; erginlik ve kısıtlılık onu etkilemez.
E. Ehliyetsizliğin Haksız Fiil ve Sebepsiz Zenginleşmeye Etkisi
Fiil ehliyetinin bulunmaması, her alanda aynı sonucu doğurmaz. Ayrım şu ölçüye dayanır: sorumluluk iradeye mi, yoksa malvarlığındaki artışa mı bağlanmıştır?
Haksız fiil sorumluluğunda aranan kusurdur, kusur ise ayırt etme gücünü gerektirir. Bu sebeple ayırt etme gücüne sahip küçük ve kısıtlı haksız fiilinden sorumludur (TMK m. 16/2); ayırt etme gücü bulunmayan ise kural olarak sorumlu değildir. Kanun burada bir esneklik tanımıştır: hakkaniyet gerektiriyorsa ayırt etme gücü bulunmayanın da tazminata mahkûm edilmesi mümkündür.
Sebepsiz zenginleşmede ise durum farklıdır. Burada aranan kusur değil, sebepsiz bir malvarlığı artışıdır. Ayırt etme gücü bulunmayan kişi de sebepsiz zenginleşmeden sorumludur; ancak sorumluluğu elinde kalan zenginleşme ile sınırlıdır. Ehliyetsiz kişinin kesin hükümsüz bir işlemle aldığı şeyi iade yükümlülüğü bu esasa dayanır.
Ayrımın sınav bakımından önemi, iki kavramın aynı olayda birlikte işleyebilmesidir. Sınırlı ehliyetsizin rıza alınmadan yaptığı sözleşme kesin hükümsüz hâle geldiğinde, taraflar aldıklarını sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade eder; küçüğün iade borcu elinde kalanla sınırlıdır. Aynı küçük, sözleşme görüşmeleri sırasında karşı tarafa zarar vermişse bu zarardan haksız fiil hükümlerine göre tam sorumludur.
Üçüncü bir ayrım kusursuz sorumluluk hâllerinde ortaya çıkar. Bina malikinin veya hayvan bulunduranın sorumluluğu gibi hâllerde kusur aranmadığından, malikin ayırt etme gücü bulunup bulunmaması sonucu değiştirmez.
Örnek olay
On altı yaşındaki (K), ayırt etme gücüne sahiptir. Yasal temsilcisine haber vermeden bir bilgisayar satın almış, bedelin bir kısmını ödemiş, kalanı için taksit taahhüdünde bulunmuştur. Aynı dönemde (K), amcasının kendisine yaptığı bağışlamayı kabul etmiş ve bir arkadaşının aracına dikkatsizliği sonucu zarar vermiştir. Yasal temsilci, satış sözleşmesini onaylamayacağını bildirmektedir.
Değerlendirme: Üç işlem, üç ayrı kurala tabidir ve sonuçları farklıdır.
Satış sözleşmesi (K)'yi borç altına sokan bir işlemdir. Ayırt etme gücüne sahip küçük, yasal temsilcisinin rızası olmadıkça kendi işlemiyle borç altına giremez (TMK m. 16/1). İşlem kurulduğu anda askıda hükümsüzdür. Yasal temsilci onay vermeyeceğini bildirdiğine göre askı sona ermiş ve işlem kesin hükümsüz hâle gelmiştir. Satıcı, (K)'den ifa isteyemez; ödenen bedel ise sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri istenir.
Bağışlamanın kabulü bakımından sonuç tersinedir. Bu işlem (K)'yi yalnız zenginleştirir, borç altına sokmaz. Karşılıksız kazanmada yasal temsilcinin rızası aranmadığından (TMK m. 16/1), kabul geçerlidir ve yasal temsilcinin onayına ihtiyaç yoktur. Yasal temsilci bu kazanmayı engelleyemez.
Araca verilen zarar bakımından ise (K) doğrudan sorumludur. Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar haksız fiillerinden sorumludur (TMK m. 16/2); kusur yeteneği ayırt etme gücüne bağlıdır ve (K)'de bu güç vardır. Tazminattan (K), kendi malvarlığıyla sorumlu olur (TMK m. 343/2).
Üç sonucun ortak mantığı şudur: rıza koşulu, küçüğü borç ve sorumluluk riskine karşı korur. Kendisini yalnız zenginleştiren işlemde koruma gerekmediği için rıza aranmaz; başkasına zarar verdiğinde ise koruma, üçüncü kişinin zararı pahasına sürdürülmez.
Dördüncü örnek olay
Ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan ergin (T), yakın arkadaşının doğum gününde ağır biçimde sarhoş olduğu bir sırada, sahibi olduğu aracı çok düşük bir bedelle (U)'ya satmayı kabul etmiş ve sözleşme aynı gece imzalanmıştır. Ertesi gün durumu öğrenen (T), sözleşmenin geçersizliğini ileri sürmektedir. (U) ise (T)'nin ergin, kısıtlanmamış ve tam ehliyetli olduğunu, bu sebeple sözleşmenin geçerli olduğunu savunmaktadır.
Değerlendirme: (U)'nun savunması, ehliyet grubunun sabit bir nitelik olduğu varsayımına dayanmaktadır. Oysa fiil ehliyetinin koşullarından biri olan ayırt etme gücü, kişinin sürekli bir sıfatı değildir; işlem bakımından ve işlem anına göre değerlendirilir.
Kanun, ayırt etme gücünü kaldıran sebepler arasında sarhoşluğu açıkça saymıştır (TMK m. 13). Sarhoşluk geçici bir sebeptir; kişiyi genel olarak ehliyetsiz kılmaz, ancak etkisini sürdürdüğü süre boyunca ayırt etme gücünü ortadan kaldırabilir. Burada aranan, alkol alınmış olması değil, kişinin akla uygun biçimde davranma yeteneğinin fiilen ortadan kalkmış olmasıdır.
İspat yükü (T)'dedir. Ayırt etme gücü asıl olduğuna göre, işlem anında bu gücün bulunmadığını ileri süren taraf iddiasını ispatlar. Geçici sebeplerde ispatın kapsamı da farklıdır: sebebin genel olarak var olduğu değil, işlem anında ayırt etme gücünü kaldıracak yoğunlukta bulunduğu ortaya konmalıdır.
İspat başarılırsa sonuç ağırdır. Ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukukî sonuç doğurmaz (TMK m. 15); sözleşme kesin hükümsüzdür ve (U)'nun iyiniyeti bu sonucu değiştirmez. Taraflar aldıklarını sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade eder.
Olayın diğer yüzü de not edilmelidir. (T) ayırt etme gücünü kendi kusuruyla geçici olarak kaybetmiştir; bu durum işlemi geçerli kılmaz, ancak aynı gece verdiği bir zarar söz konusu olsaydı, kusuruyla kendini bu duruma sokan kişi olarak sorumluluğu doğardı.
Üçüncü örnek olay
On yedi yaşındaki (P), yasal temsilcisinin izniyle evlenmiş ve altı ay sonra eşi ölmüştür. (P) daha sonra kendi adına bir taşınmaz satın almak istemektedir. Aynı dönemde (P)'nin on altı yaşındaki kardeşi (R), mahkemeye başvurarak ergin kılınmasını istemiş; velisi rıza vermekle birlikte mahkeme, (R)'nin işlerini yönetme olgunluğuna sahip olmadığı gerekçesiyle talebi reddetmiştir. Üçüncü olarak, aynı ailede yaşlılığı sebebiyle işlerini yönetemediğini ileri süren (S), kendi kısıtlanmasını istemektedir.
Değerlendirme: Üç talep, erginliğin ve kısıtlamanın üç farklı yönünü ölçmektedir.
(P) bakımından belirleyici kural, evlenmenin kişiyi ergin kılmasıdır (TMK m. 11/2). Evlenme yaşı erginlik yaşından düşük tutulduğu için (TMK m. 124) evlenen kişinin henüz onsekiz yaşını doldurmamış olması olağandır. Kanun bu durumda erginliği evlenme anında doğurur ve bu erginlik kalıcıdır: eşin ölümü, boşanma ya da evliliğin butlanı erginliği ortadan kaldırmaz. (P) bu sebeple tam fiil ehliyetine sahiptir ve taşınmaz alımını yasal temsilcinin rızası olmaksızın kendisi yapabilir.
(R) bakımından ise ergin kılınmanın koşullarına bakılır. Onbeş yaşını dolduran küçük, kendi isteği ve velisinin rızasıyla mahkemece ergin kılınabilir (TMK m. 12). Hükümdeki ifade bir zorunluluk değil, imkân anlatır. Yaş koşulu gerçekleşmiş ve veli rıza vermiş olsa bile mahkeme, küçüğün menfaatini değerlendirerek talebi reddedebilir. (R)'nin talebinin reddi bu sebeple hukuka uygundur; koşulların varlığı mahkemeyi bağlamaz.
(S) bakımından uygulanacak hüküm istek üzerine kısıtlamadır. Yaşlılığı, engelliliği, deneyimsizliği veya ağır hastalığı sebebiyle işlerini gerektiği gibi yönetemediğini ispat eden her ergin kısıtlanmasını isteyebilir (TMK m. 408). Burada iki nokta önemlidir: istek tek başına yetmez, ayrıca işleri yönetememe ispatlanmalıdır; ve karar verilmeden önce kişinin dinlenilmesi zorunludur (TMK m. 409/1).
Üç talebin karşılaştırılması, ehliyetin kazanılması ile sınırlanmasının aynı mantığa dayandığını gösterir: kanun her iki yönde de kişinin korunma ihtiyacını ölçü almakta, biçimsel koşulların gerçekleşmesini tek başına yeterli görmemektedir.
İkinci örnek olay
(L), ağır alkol bağımlılığı sebebiyle kısıtlanmış, ancak kısıtlama kararı henüz ilân edilmemiştir. Bu dönemde (L), durumdan haberi olmayan (M) ile bir taşınır satış sözleşmesi yapmıştır. Bir başka olayda ise ayırt etme gücünü tümüyle kaybetmiş olan (N), yine durumu bilmeyen (O) ile aynı türden bir sözleşme kurmuştur.
Değerlendirme: İki olay yüzeyde benzer, sonuçları ise zıttır.
(L) bakımından belirleyici olan ilân kuralıdır. Kısıtlama kararı kesinleşince ilân olunur ve kısıtlama, iyiniyetli üçüncü kişileri ilândan önce etkilemez (TMK m. 410/2). (M) kısıtlamayı bilmiyor ve bilmesi de beklenemiyorsa iyiniyetlidir; bu durumda kısıtlama ona karşı ileri sürülemez ve sözleşme (M) bakımından korunur.
(N) bakımından ise aynı koruma işlemez. Kanun, ayırt etme gücüne sahip olmamanın sonuçlarına ilişkin hükümleri açıkça saklı tutmuştur (TMK m. 410/3). Ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukukî sonuç doğurmaz (TMK m. 15); bu sonuç, karşı tarafın iyiniyetinden bağımsızdır. (O) durumu bilmiyor olsa bile sözleşme kesin hükümsüz kalır.
Aradaki fark, korunan menfaatin ağırlığından doğar. Kısıtlamada kişinin iradesi hukuken vardır, yalnız korunma amacıyla sınırlanmıştır; bu sebeple işlem güvenliği öne çıkarılabilir. Ayırt etme gücünün yokluğunda ise hukuken geçerli bir irade hiç yoktur ve işlem güvenliği bu eksikliği kapatamaz.
Bu başlıktan çıkmış sorular
Resmî sınavlarda (HMGS, hâkimlik, KPSS, adli/idari yargı) çıkmış sorular. 12 soru eşleşti, ilk 12 gösteriliyor.
Çıkmış soru 1 2024 HMGS (EYLÜL)
Cevabı göster
Çıkmış soru 2 2025 HMGS (NİSAN)
Cevabı göster
Çıkmış soru 3 2005 KPSS
Cevabı göster
Çıkmış soru 4 KPSS / ADLİ YARGI
Cevabı göster
Çıkmış soru 5 KPSS / ADLİ YARGI
Cevabı göster
Çıkmış soru 6 KPSS / ADLİ YARGI
Cevabı göster
Çıkmış soru 7 2005 ADLİ YARGI
Cevabı göster
Çıkmış soru 8 İDARİ YARGI
Cevabı göster
Çıkmış soru 9 2005 KPSS KAMU YÖNETİMİ
Cevabı göster
Çıkmış soru 10 İDARİ YARGI
Cevabı göster
Çıkmış soru 11 ADLİ YARGI
Cevabı göster
Çıkmış soru 12 2008 KPSS
Cevabı göster
Bu başlığın soruları
Bu başlıktan 15 soru. Şıkları okuyup kendi cevabını verdikten sonra cevabı aç.